8 Kare: Hakka ve hakikate borcumuz!

Kemal Kurkut cinayetinin fotoğraflarını çeken ve cinayetin detaylarının ortaya çıkmasında büyük rol oynayan gazeteci Abdurrahman Gök’ü köşesine taşıyan iki haberci, Gök’ün “Fotoğrafları yayınlamak hakikate karşı bir borçtur. Ya yapmayacağız bu mesleği ya da gerçek neyse onu yazacağız” sözlerini anımsatarak “Bir gazeteci olarak yürekten teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız!” dedi.

Hasan Cemal`de t24.com.tr `de ve Özlem Akarsu Çelik gazeteduvar.com.tr `de, Diyarbakır Newrozu’nda polis kurşunuyla öldürülen Kemal Kurkut cinayetinin detaylarının ortaya çıkmasında çektiği fotoğraflarla büyük rol oynayan gazeteci Abruhhaman Gök’ü köşesine taşıdı.

Cemal, “Cinayetin 8 kare fotoğrafını çeken gazeteci…” başlıklı yazısında, dihaber editörü ve muhabiri Gök’ü Kemal Kurkut cinayeti sonrasında köşesine taşıyan bir başka gazeteci Özlem Akarsu Çelik’in yazısıyla kendi sayfasında anlattı.

Akarsu Çelik’in Gazete Duvar’da yer alan “Kemal Kurkut cinayeti ve o sekiz kare…” başlıklı yazısının aynen köşesinde aktaran Cemal, bu yazıda Gök’ün şu anlatımının ayrıca altını çizdi:

‘Fotoğrafları yayınlama, başına iş alırsın’ dediler. Yakınlarım, ‘İsminle yayınlama’ dediler ama orada benim dışımda fotoğraf çeken yoktu. Yayınlanınca benim çektiğim anlaşılacaktı. Her gün evleri basılan, gözaltına alınan, tutuklanan meslektaşlarımı görüyorum. Bunlar benim de başıma gelebilir. Aklıma hepsi geldi ama bu fotoğrafları yayınlamak, hakikate karşı bir borçtur. Ya yapmayacağız bu mesleği ya da gerçek neyse onu yazacağız. Eğer bu mesleği seçmişsek, gerçekleri anlatmaksa derdimiz, vicdanen o çocuğun gözlerini, bağırışını unutamam ben.

Cemal yazısının sonunda ise hem yazısından ötürü Özlem Akarsu Çelik’e hem de çektiği fotoğraflar ile Kemal Kurkut cinayetinin aydınlatılmasını sağlayan gazeteci Abdurrahmen Gök’e teşekkür ederek “İyi ki varsınız!” dedi.

Gazeteduvar.com haber sitesinden Özlem Akarsu Çelik ise haberi şöyle verdi :

 

FOTOĞRAFLARI YAYINLAMAK HAKİKATE KARŞI BİR BORÇTUR’

 

“Newroz gecesi hiç uyuyamadım” diyor Abdurrahman. “Çocuk sanki bana baktı… Refleksle ona doğru koşmuştum. Sanki fotoğraf çektiğimi fark etti. Bir an bana baktı. Sabaha kadar çocuğun o bakışını düşündüm, suratındaki o ifadeyi. Yavaş yavaş renginin solup yere düştüğünü…(sesi titriyor, içini çekiyor) Keşke orada olmasaydım dedim. Keşke bu anı görmeseydim.”

“Fotoğrafları yayınlama, başına iş alırsın dediler. Yakınlarım, isminle yayınlama dediler ama orada benim dışımda fotoğraf çeken yoktu. Yayınlanınca benim çektiğim anlaşılacaktı. Her gün evleri basılan, gözaltına alınan, tutuklanan meslektaşlarımı görüyorum. Bunlar benim de başıma gelebilir. Aklıma hepsi geldi ama bu fotoğrafları yayınlamak, hakikate karşı bir borçtur. Ya yapmayacağız bu mesleği ya da gerçek neyse onu yazacağız. Eğer bu mesleği seçmişsek, gerçekleri anlatmaksa derdimiz, vicdanen o çocuğun gözlerini, bağırışını unutamam ben.”

Merak ettim, acaba Abdurrahman Gök’ü Türkiye basınından arayan olmuş muydu? Hayır tabii ki. Yani bizi saymazsak arayan olmamıştı bu saate kadar. BBC aramıştı, Amerika’nın Sesi aramıştı ama bu coğrafyadan arayan olmamıştı Gazeteduvar’dan başka. Şimdi anladınız mı Kürt medyasının ezeli ve bugünden bakınca maalesef ebedi görünen OHAL’ini? Cinayetin açık kanıtı olan bu fotoğrafları savcılık istedi mi, tanık Abdurrahman Gök’ü çağırıp ifadesini alan oldu mu, diye merak ediyorsanız, hayır tabii ki. Oysa vali “soruşturuyoruz” demişti.

 

CİNAYETİN ADRESİ, KATLEDİLEN KİŞİ VE KATLİAMIN TANIĞI…

 

Cinayetin gerçekleştiği yer: Diyarbakır Evrim Alataş Caddesi’ndeki polis barikatı… Evrim Alataş kim? Gencecik yaşında aramızdan ayrılan bir Kürt kadını. Hastalığına rağmen dur durak bilmeden, son nefesini verene kadar anlatan, yazan, çalışan bir gazeteci-yazar… 12 Nisan 2010’da, Taraf gazetesindeki “Kürtler Vadisi” adlı köşesinde son kaleme aldığı “Min Dît ve sahipsizlik” başlıklı yazısında, kendi deyimiyle ‘Türkiye Kürtlerinin ilk Kürtçe politik filmi’ olan Min Dît’i anlatmıştı Evim Alataş. Bir JİTEM hikâyesiydi filmin konusu ve senaristlerinden biri de Alataş’tı. O coğrafyada doğmak, acılara doğmaktı…

Cinayete kurban giden: Kemal Kurkut… 23 yaşında. İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü öğrencisi. Aslen Adıyamanlı, doğma büyüme Malatya Battalgazili. 4 çocuklu ailenin en küçüğü. İlkokula başlarken kanserden kaybettiği babasının yerini ağabeyleriyle doldurmaya çalıştı. En büyük ağabeyi üniversite öğrencisiyken tutuklandı. Çıktıktan sonra ceza alınca yurt dışına kaçtı. Kardeşinin cenazesine dahi katılamadı. Diğer ağabeyi OHAL KHK’si ile ihraç edilmiş bir öğretmen. Bir süredir psikolojik sorunlar yaşadığı anlatılan Kemal’in kim bilir bilmediğiniz daha ne dertleri vardı. Bir elinde bıçak, diğer elinde su ile polise bağırdığını görenler “polisin üstüne değil tarlaya doğru koştu ama onu vurdular. Niye ayağından değil de sol memesinin altından, kalbinden vurdular onu?” diye soruyorlar.

 

Abdurrahman Gök

 

Cinayetin kanıtı fotoğrafları çeken Abdurrahman Gök: 1980 doğumlu. Batmanlı. Gazeteci olmasının sebeplerinden biri hemşerisi Cengiz Altun. Kapatılan Özgür Gündem’in öncülü Yeni Ülke’nin Batman muhabiri iken, 1992 yılında öldürülen Cengiz Altun… “Sonra Ape Musa’yı öğrendim, katledilen gazetecileri tanımaya başladım” diyen Gök, 1999 yılında, o zamanki adıyla Özgür Bakış’ta okuduğu, köy yakmalarını anlatan bir yazı dizisinden de etkilenerek gazeteci olmayı kafasına koyuyor. Medrese mezunu ve Arapçayı çok iyi bilen Gök’e ailesi “gazetecilik belalı meslektir, vazgeç bu sevdadan, öğretmen ol” diyorlar ama o Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünü kazanıp mezun oluyor. 2004’ten bu yana Azadiya Welat ve DİHA’da çalışan gazeteci, Kürt illerinde gazetecilik yapmayı şöyle anlatıyor:

“Kobane savaşında, ‘Kobane düştü düşecek’ denilen dönemde gazeteci olarak oradaydım. Şengal katliamında Şengal’deydim. Orada haber takip ederken buradaki kadar korkmuyordum çünkü orada başınıza gelecekleri tahmin ettiğiniz için önlem alıyorsunuz. Burada fotoğraf çekiyorsunuz ama onu yayınlayana kadar başınıza her şey gelebilir.”

 

Gazeteci Abdurrahman Gök’ün başına bir iş gelirse sorumlusu Kemal Kurkut cinayetini örtbas etmeye çalışanlardır, bu böyle biline!

 

Tanık anlatımları ve detaylarıyla Kemal Kurkut cinayeti
Nuri Akman – dihaber

DİYARBAKIR – Diyarbakır Newrozu’nda polis kurşunuyla öldürülen Kemal Kurkut’un, kendisine bağıran polislere öfkelendiği, olay yerine yakın bir kasaptan bıçak aldığı ve kendisini bir daha durduran polislerle girdiği tartışmada sinir krizi geçirdiği ortaya çıktı. “Ne var ne, üzerimde ne var?” diye bağıran Kurkut’un, „Canlı bomba“ denilen çantasında da şiir kitapları ve giysileri çıktı.

Diyarbakır Newrozu’nun kutlandığı Newroz Parkı’na gelmek isterken, Evrim Alataş Caddesi üzerinde üzeri yarı çıplak olmasına rağmen “canlı bomba şüphesiyle” polis tarafından vurularak öldürülen İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü öğrencisi Kemal Kurkut’un, öldürülme olayına ilişkin önemli bilgilere ulaşıldı.

Kemal Kurkut, Newroz’a katılmak için geceden Malatya’da otobüse binerek, 07.00 sularında Diyarbakır’da oldu. Ailesine haber vermeden Diyarbakır’a gelen Kemal’in Newroz’dan sonra bir kaç gün burada yaşayan abisi Ferhat Kurkut’un yanında kalmayı düşündüğü öğrenildi. Otogardan Newroz alanına giden Kemal, sadece basın ve protokol görevlilerinin alındığı Evrim Alataş Caddesi üzerindeki 04 Nolu girişe yöneldi. Sabah çok erken olduğu için burada sadece polisler, bir kaç gazeteci ve tek tük insanlar bulunuyordu.
‘BİBER GAZINIZ YOK MU?’

Ne olduysa tam bu noktada, saat 08.04’te yargısız infaz gerçekleşti. Burada alana alınmayı bekleyen gazeteciler, Kurkut’un onlarca polisin arasında üzeri yarı çıplak, elinde bir bıçak ve su petiyle durduğu, polislerin ise bu sırada önce havaya, sonra ise Kurkut’a ateş açmasına tanıklık etti. Çok hızlı gelişen olayda, arka taraftan gelen bir polis amirinin, “Silahlarınızı indirin, biber gazınız yok mu? Gaz sıkın” demesine rağmen, polisler Kurkut’u çoktan vurmuştu. Sendeleyerek bir kaç adım daha atan Kurkut, olduğu yere yığılıp kaldı. Uzun süre yerde can çekişen Kurkut, yaklaşık 20 dakika sonra gelen ambulansa bindirildiğinde artık son nefesini veriyordu.

SAĞ YAKALANABİLİRDİ
Arama noktasının gerisinde polislerin beklediği yere tek başına gelen Kurkut’un “Canlı bomba şüphesi” üzerine vurulduğu iddiası valilik tarafından açıklansa da Kurkut’un vurulmadan önceki fotoğraflarında çantasının üzerinde bulunmadığı ve yarı çıplak halde olduğu net bir şekilde görüldü. İnfazın ardından olay yerindeki gazetecilerin fotoğraf makinelerini kontrol eden polis, makinelerdeki kartlara format çektirdi. Onlarca gazetecinin tanıklık ettiği olayda, polislerin etrafını sardığı Kurkut’u çok rahat biçimde durdurabileceği, biber gazı veya cop ile etkisiz hale getirebileceği imkanı varken, bir kaç metreden, arkadan ateş edilerek öldürülmesi dikkat çeken bir başka ayrıntı.
BIÇAĞI KASAPTAN ALDI

 

Buraya kadar gazetecilerin de tanıklık ettiği olayda, Kurkut’un neden bıçakla ve üzeri çıplak biçimde kontrol noktasına geldiği, akıllarda soru işareti olarak kaldı. Ancak Kurkut’un polislerle arama sırasında tartıştığı, hakaretlere maruz kaldığı ve sinir krizi geçirdiği öğrenildi. Tartışmadan sonra Kurkut’un elindeki bıçağı Newroz alanına yakın bir kasap dükkanından aldığı ortaya çıktı. İsmini vermek istemeyen kasap, olaydan sonra gece yarısı emniyette ifade vermiş. Olay gününü anlatan iş yeri sahibi, sabah 08.00’a doğru dükkanda tek başına olduğu ve sırtı reyona dönük bir şekilde tezgahta et doğradığı sırada içeriye birinin girdiğini, içeri giren gencin “Kolay gelsin” demesiyle arkasını döndüğünü, tam bu esnada da gencin reyon üzerindeki bıçağa alıp kaçmaya çalıştığını anlattı.

Görgü tanığı esnaf, şöyle devam etti: “Çevik bir şekilde arkasını dönüp dükkandan koşarak çıkmak istedi. Ben de reyonun arkasından çantasından tuttum. Koşmaya çalıştığı için elim ani bir şekilde reyonun camına değdi ve kesildi. Bırakmak zorunda kaldım. Ardından dışarı koştum. Kavşaktan giriş kapısına doğru hızla koşuyordu. Gencin koştuğunu gören kavşakta bekleyen polisler bana ‘Ne oldu?’ diye sordu. Ben de gencin bıçağı alıp koştuğunu, kavga etmeye gitmiş olabileceğini belirttim. Bunun üzerine kavşakta duran 2-3 polis de peşinden koştu.“

Kasap, Kurkut’un dükkandan çıktıktan 3-4 dakika sonra öldürüldüğünü duyduğunu ve onu durduramadığı için halen vicdan azabı çektiğini söyledi.

Olaya şahit olan başka bir taksici ise “Kurkut olduğuna eminim” dediği bir gencin, kavşakta bulunan polislerce köşeye çekildiği ve üzerine bağırıldığını söyledi. Taksici, bunun nedenini ise bilmediğini belirtti.

‘POLİS ATLETİNİ ÇIKAR DEYİNCE SİNİR KRİZİ GEÇİRDİ’

Konuya ilişkin görüştüğümüz Kurkut’un Diyarbakır’da yaşayan abisi Ferhat Kurkut, halen olayın şokunda. Esnafların anlatımıyla paralel bilgiler paylaşan Kurkut, giriş kapısı yönüne doğru koşan kardeşinin arkasından 2 ya da 3 polis kovalarken, bunu gören giriş kapısı tarafındaki yaklaşık 50 polisin kardeşine yöneldiğini söyledi. Giriş kapısı tarafında duran polislerin silah doğrultması üzerine kardeşinin durduğunu ve “Üzerimde bir şey yok” dediğini belirten Kurkut, polislerin üzerindeki çanta ve elbiseleri çıkarmasını istemesi üzerine kardeşinin tartışmaya girdiğini, ancak söyleneni de yaptığını anlattı. Kardeşinin üzerinde sadece atletiyle kaldığını, yürüyerek polise yaklaştığını öğrendiklerini anlatan ağabey Kurkut, “Polis kardeşimden atletini de çıkarmasını isteyince, bize olayı anlatanların dediğine göre, ‘Ne var ne, üzerimde ne var?’ diye bağırıyor ve atletini çıkarıp atıyor. Bu esnada da sinir krizi geçirdiği için polise bağırıp, çağırıyor ve koşuyor. Zaten ardından bu olay yaşandı” dedi.

ÇANTADA BOMBA DEĞİL KİTAP VARDI! 

Valilik’ten „‚Çantamda bomba var hepinizi öldüreceğim‘ diyerek elindeki bıçakla alana koştuğu için canlı bomba olma ihtimali değerlendirildiğinden müdahale edilmiştir” şeklinde yapılan açıklamada bahsedilen çanta ile ilgili de önemli bilgilere ulaşıldı. Kurkut’un Malatya’dan gece 03.00’da kalkan Diyarbakır trenine binmek üzere gece saatlerinde sessizce evden ayrıldığını anlatan bir arkadaşı, “Çantasına birkaç elbise ve kitap ile defterini koyduktan sonra trene yetişmek için evden çıkmış” dedi. O gece trenin, sefere yakın bir saatte iptal edildiğini anlatan arkadaşı, özel bir otobüs firmasının tren seferinin iptal olması nedeniyle istasyon önünden yolcuları alarak Diyarbakır’a geldiğini, Korkut’un da bu otobüs ile Diyarbakır’a gelmiş olabileceğini söyledi. İnfazın ardından yolun ortasında duran Kurkut’un çantasını görenler de içinde bir kaç kitap ve giysi bulunduğunu söyledi.

VALİLİK OLMAYAN ‘KİTLENİN ARASINA KOŞUYORDU’ DEDİ

Olaya ilişkin açıklama yapan Diyarbakır Valiliği, “Miting alanına girmeye çalışan sırt çantalı bir şahıs, alanın güvenliğini sağlamakla görevli güvenlik kuvvetlerince aranmak istenmiş ancak şahıs kendini aratmak istememiş, ‘Çantamda bomba var hepinizi öldüreceğim’ diyerek güvenlik güçlerine bıçaklı saldırıda bulunmuş ve etkinliğin yapılacağı yöne doğru koşmaya başlamıştır. Şahıs, güvenlik güçlerinin tüm uyarılarına rağmen elindeki bıçağı atmamış ve alana doğru koşmaya devam etmiştir. Söz konusu şahsın canlı bomba olma ihtimali değerlendirildiğinden ve alanda bulunan katılımcıların can güvenliği göz önünde bulundurulduğundan dolayı, arama noktasında görevli güvenlik güçlerince müdahale edilmiştir” dese de, alanda bomba araması yapıldığı ve etkinliğin başlamasına 3 saat gibi bir süre kaldığı için tek bir yurttaş bulunmuyordu.

VALİLİK BİR DAHA ‘ÇANTA’ DEMEDİ

Valilik, olayın üzerinden geçen bunca zamana rağmen bomba şüphesi yaratan söz konusu çantadan ne çıktığına ilişkin hiçbir açıklama yapmadı. Olay yerinde bulunan gazeteciler de, Kurkut’un hastaneye kaldırılmasının ardından çantayı inceleyen polislerin çanta içerisinden elbise, defter ve şiir kitapları çıkardığını gördüklerini anlattı.

Kaynaklar:

 

http://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2017/03/24/kemal-kurkut-cinayeti-ve-o-sekiz-kare/

http://t24.com.tr/yazarlar/hasan-cemal/cinayetin-8-kare-fotografini-ceken-gazeteci
,16870

 

dihaber.net/TUM-HABERLER/content/view/13937
gazetekarinca.com/2017/03/tanik-anlatimlari-ve-detaylariyla-kemal-kurkut-cinayeti/

Relevante Artikel

Back to top button
Close