Akkan Suver Bükreşte: “Yurtta Barış, Dünyada Barış” felsefesinin takipçisiyiz

Romanya, Macaristan, İtalya, Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, İran, Lübnan ve Suriye’nin katılımıyla Sivil toplum düşünce kuruluşları’nın Bükreş’te gerçekleşen “Orta Doğuda Diyalog ve İşbirliği: Jeopolitik ve Jeoekonomik Bakış Açıları”  adlı Uluslararası Konferansına Türkiye’den Marmara Grubu Vakfı katıldı.

 

BÜKREŞ-Flavius Caba-Maria ve Prof. Dr. Liviu Mureșan tarafından MEPEI adına tertiplenen konferansta bir konuşma yapan Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. Akkan Suver, Barış Pınarı Harekatı hakkında sorulan sorulara ayrıca cevap veren bir sunumda bulundu.

“Yurtta Barış, Dünyada Barış”

Marmara Grubu Vakfı Suver’in  “Ben de yıllarını barış çalışmalarına, insanların bir arada saygı ile yaşamalarına adamış bir arkadaşınız olarak, bütün bunları anlattıktan sonra yüksek heyetinize şunu bütün içtenliğimle söylemek isterim ki; Türkiye ve Türk milleti barışseverdir.Türkiye Cumhuriyeti yüzyıla yakındır Kurucusu Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” felsefesinin takipçisidir.” diye bitirdiği konuşmasının tam metni şöyle :

Dr. Akkan Suver’in konuşma metnini aşağıda bulacaksınız.

Bugün burada Ortadoğu’dan söz etmek üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz.

Yüksek izninizle ben bugün ülkemin yaşadıkları ile Ortadoğu kaosunu birlikte ele almak istiyorum.

Ortadoğu’da yaşananları ve haklı veya haksız türlü eleştirileri iyi tanımlayabilmek için onun hangi şartlar içinde oluştuğuna bakmak gerekir. Böylesine bir bakışla dahi, her şeyi görebildiğini, anlayabildiğini iddia etmekte mümkün değildir. Bazen mümkün sayılsa da doğru değildir. Zira insan, ancak görebildiğini görür.

Ben de bugün Ortadoğu’da görebildiğimi, anlayabildiğimi sizlerle paylaşacağım.

Yıllarca Filistin ile İsrail’in bitmez tükenmez savaşına tanık olduk, olmağa da devam ediyoruz.

Sonra İran ile Irak’ın yıllar süren savaşını izledik.

Son kırk yıldır da, terörizm bataklığının pis kokularını teneffüs etmekteyiz.

Bütün bunlar yaşanırken Kuzey Afrika’dan esen Arap Baharı bölgenin önemli aktörü Mısır’ı sarstı. Mısır önce Cumhurbaşkanı’nı devirdi, sonra yerine seçileni önce hapse koydu sonra da ölümüne seyirci kaldı.Şimdi ise istikrarı bulmanın yollarını arıyor.

Irak ise Arap Baharı ile altüst oldu.Başkanı’nı astı. Üniter yapısı bozulan Irak şeklen olmasa da fiilen ikiye ayrıldı.

Derken Suriye karıştı. Ülkeyi yönetenlerin sorumsuzluğu altı milyonu aşan insanın zoraki yer değiştirmesine neden oldu. Bu altı milyon insanın dört milyonu benim ülkeme geldi. Rusya, Şam hükümetinin daveti üzerine buraya yerleşti.

Bütün bunlar; birilerinin demokrasi adına bu ülkelerde sahneye koymak istediği senaryolardı.

Bu senaryoların oluşumunda ise teröristlerden yararlanıldı.Teröristler her ne kadar kendilerine sözde ve sahte ” İslam ” adını yakıştırdılarsa da gerçekte hepsi insanlıktan nasibini alamamış sapık kişilerdi. Acımasız sadisttiler. Katildiler. Bunlara Suriye’nin topraklarında yaşanan rejim boşluğundan istifade ederek buraları ele geçirmeğe çalışan ve ABD ile bazı Avrupa ülkelerinin yanlış anlayışından doğan desteği de eklenince Kürt teröristler Türkiye sınırlarında ve ülkemizin içinde ciddi anlamda terörist eylemler oluştu.

Bu sıkıntıların ve terörist eylemlerin boyutu artınca da, Türkiye kendi güvenliğini sağlamakla karşı karşıya kaldı.

Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik Suriye kaynaklı çok boyutlu terör tehditleri karşısında, 9 Ekim 2019 tarihinde başlatılan Barış Pınarı Harekâtı’nın nihai hedefi, Türkiye sınırlarının güvenliğini sağlamak, bölgedeki teröristleri etkisiz hale getirmek ve bu suretle Suriye halkını teröristlerin zulmünden kurtarmaktır.

Harekât, uluslararası hukuk temelinde, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesinden kaynaklanan meşru müdafaa hakkımız ve BM Güvenlik Konseyi’nin terörizmle mücadeleye ilişkin kararları uyarınca yürütülmektedir.
Harekâtın planlama ve icrasında sadece, AB ve NATO tarafından da terör örgütü kabul edilen PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG unsurları ile DEAŞ terör örgütüne ait bu unsurlara ait barınak, sığınak, mevzi, silah, araç ve gereçler hedef alınmaktadır. Sivillerin ve sivil altyapının zarar görmemesi için gereken her türlü tedbir uygulanmaktadır. Yeni bir insani krize ve kitlesel göç dalgasına yol açılacağı yönünde tedavüle sokulan iddialar, Türkiye’nin terörle mücadele çabasını itibarsızlaştırmak amacıyla üretilmektedir.

Türkiye’nin harekât alanının demografisini değiştirmek gibi bir amacı yoktur. PYD/YPG ve DEAŞ terör örgütü, ihtilafın başından bu yana, Kürtler başta olmak üzere, bölge halkına karşı baskı ve yıldırma politikası uygulamış, yerel halkı zorla evlerinden etmiştir. PYD/YPG’nin ve DEAŞ’ın etnik temizlik başta olmak üzere işlediği insanlığa karşı suçlar, bağımsız uluslararası kuruluşlarca da belgelenmiştir. Türkiye için komşusu Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğinin korunması esastır.

Barış Pınarı Harekâtı’nın Suriye’de siyasi çözüm çabalarına zarar vereceği iddiası gerçeklikten uzaktır. Türkiye, diğer Astana garantörleri ve BM’yle yakın işbirliği yaparak, Anayasa Komitesi’nin kurulabilmesi için azami ve samimi çaba harcayan az sayıdaki ülkeden biridir. Siyasi çözümün üzerinde inşa edilmesi gereken toprak bütünlüğü ve siyasi birlik ilkesine zarar veren ayrılıkçı bir gündem izleyen ve Suriye halkının hiçbir kesiminim meşru temsilcisi sayılamayacak terör örgütleriyle mücadele, bilakis siyasi sürecin ilerletilmesine katkıda bulunacaktır.

Müttefiklerimiz başta olmak üzere uluslararası toplumdan temel beklentimiz, terör örgütlerine karşı verdiğimiz mücadeleye destek olunmasıdır. Türkiye, geçmişte olduğu gibi bundan sonra da her türlü terör örgütüne karşı mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir.

İzin verirseniz Ortadoğu’nun bir başka sıkıntılı köşesinden, Kıbrıs Adası’ndan da biraz söz etmek isterim.
Türkiye, Kıbrıs meselesinde en başından bu yana iyi niyetle çaba göstermiş ve çözüm yönünde güçlü bir irade sergilemiştir. 2004 yılında Annan Planını hangi tarafın reddettiği, 2017 yılında Crans-Montana’da sona eren Kıbrıs Konferansında da hangi tarafın masadan kalktığı herkesçe bilinmektedir.

Rum/Yunan ikilisinin Kıbrıs Türklerini yok sayan, siyasi eşitliklerini kabul etmeyen ve onları azınlık olarak gören zihniyetleri değişmedikçe Kıbrıs meselesi çözümsüz kalmaya devam edecektir. 50 yıldır sürdürülen müzakerelerin başarısız olmasının sebebi de bu zihniyettir.

Öte yandan Türkiye, Akdeniz de dahil olmak üzere tüm denizlerde, tüm tarafların meşru hak ve çıkarlarını gözeten, karşılıklı kabul edilebilir, kalıcı ve hakça bir rejimin uluslararası hukuk çerçevesinde oluşturulması için çaba göstermektedir.

Türkiye, Doğu Akdeniz’de kendi haklarına ve Kıbrıs Türklerinin haklarına kararlılıkla sahip çıkmaya devam edecektir. Türkiye,

Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının hakkaniyete uygun bir şekilde sınırlandırılması için tüm bölge ülkeleri ile, GKRY hariç, görüşmeye hazırdır. GKRY’nin muhatabı ise Kıbrıs Türkleridir. Biz eşit haklara sahip iki halkın barış içinde yaşayacağı bir Kıbrıs arzu ediyoruz ve bu konuda kararlıyız.

Ben de yıllarını barış çalışmalarına, insanların bir arada saygı ile yaşamalarına adamış bir arkadaşınız olarak, bütün bunları anlattıktan sonra yüksek heyetinize şunu bütün içtenliğimle söylemek isterim ki; Türkiye ve Türk milleti barışseverdir.Türkiye Cumhuriyeti yüzyıla yakındır Kurucusu Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” felsefesinin takipçisidir.

 

Relevante Artikel

Back to top button
Close