Atatürk isyan bildirisini nasıl yazdı

Kerem Çalışkan’ın yeni kitabı „Mustafa Kemal’in İsyan Muhtırası“ Remzi Kitabevi etiketiyle raflardaki yerini aldı.

Yeni çalışmasıyla Mustafa Kemal’in 20 Eylül 1917’de yazdığı muhtıra gibi bir raporla mevcut siyasi iktidara başkaldırısının ayrıntılarını araştıran Çalışkan aynı zamanda Mustafa Kemal’i liderliğe taşıyan sırrın peşine düşüyor.

Kerem Çalışkan’la yeni kitabı ve gündem üzerine Odatv`de söyleşi şöyle:

Henüz kitabınızı edinmemiş okur için kitabınıza konu olan muhtıranın öyküsünü ve biraz da ayrıntılarını özetlemeniz mümkün mü? 

Kerem Çalışkan (KÇ): Mustafa Kemal Milli mücadelenin liderliğini nasıl üstlenmiştir? I. Dünya Savaşı’nın insanları savuran, paramparça eden o korkunç öğütme makinasında asıl soru bu?…

Kitap Mustafa Kemal’i liderliğe yükselten bu gizemin sırrını açıklıyor…

Bu sır Mustafa Kemal’in 20 Eylül 1917’de yazdığı muhtıra gibi bir raporla mevcut siyasi iktidara başkaldırışı, kafa tutuşudur…

Kitap Mustafa Kemal’in kendisinin Nutuk’ta anlatmadığı, tarihin gölgeli yanında kalmış bu muhtıranın öyküsünü anlatıyor…

Mustafa Kemal o günün sadrazamı (Talat Paşa) ve Harbiye Nazırına (Enver Paşa) rest çekerek ‘Memleketi batırdınız, orduyu çökerttiniz, Almanların sömürgesi yaptınız’ diyerek istifayı basıp, kimseyi dinlemeden çıkıp Halep’ten İstanbul’a geliyor…Bir yıl hiçbir görev kabul etmeyip işsiz geziyor…

Savaşın sonunda, 20 Eylül Muhtırasında dönemin İTC iktidarına karşı çıktığı için, kendisini 19 Mayıs 1919’a taşıyan o göreve gönderiliyor…

Yani 19 Mayıs, 20 Eylül’ün gizli ödülü…

Bu nedenle bu muhtıra Nutuk’tan daha önemli bir belge…

Çünkü Mustafa Kemal’in muhalefetteki duruşu, bakışı ve söylemini yansıtıyor….

Bu nedenle 20 Eylül belgesi tek, eşsiz ve benzersiz….

Konuya bir tarihçi gibi yaklaşmadığınız malum, bir gazeteci olarak böyle bir dönemde böylesi bir tarihsel belgeye neden ilgi duydunuz?

Atatürk’ün yaşamına dair kitaplarda bu belgeden kısaca sözedilir. Biraz geçiştirilir…Mustafa Kemal’e dair araştırmalarım sırasında bu metni, onun yaverlerinden Cevat Abbas ve Şükrü Tezer’in anılarında tam metin olarak buldum…Belgenin tümünü okuyunca resmen ürperdim…Çünkü Mustafa Kemal o belgede adeta ‘Gençliğe Hitabe’yi, yani Nutuk’u söylediği 1927 ‘den tam 10 sene önce 1917’de söylemiş gibiydi…

Aynı gerçekçilik, aynı mert ifade, tarih ve olaylar karşısında aynı kafa tutuş, aynı başkaldırış…Aynı isyan ruhu…

Milli mücadelenin bütün işaretleri o belgede var… Direniş bildirgesi…

Bunun şimdiye kadar neden başlı başına bir kitap olmadığı üzerine çok düşündüm…

Herhalde Mustafa Kemal’i hala yeterince tanıyıp anlamıyoruz…

100 YIL SONRA AYNI AĞIR ŞARTLAR

Muhtıra dolayımıyla „siyasi muhalefet“ vazifesini Mustafa Kemal’in yüklendiğini tespit ediyorsunuz, az sonrasında da Mustafa Kemal’in „Ordu ve toplum çökmüştür“ saptamaları geliyor… Bugünle benzerliğini ve bağını kurabilir miyiz sizce bütün bunların?

20 Eylül 1917 muhtırasını tam 100. yılında Mustafa Kemal’in isyan ruhuna saygıyla yayınladık…

Türkiye’nin tarihsel kaderi midir, nedir? 100 yıl sonra Türkiye neredeyse aynı ağır şartlar, aynı baskı ve aynı isyan ruhu içinde…

Ülke yine parçalanma tehdidinde, ABD-İsrail’in ülkeyi parçalama, sömürge haline getirme planları devrede, referandumla ülke bir Tek Adam diktasına sürüklenmek isteniyor…

AKP-FETÖ kumpasları ile ordusu, polisi yargısı parçalanmış, çökertilmiş bir ülkede şimdi dikta anayasası getiriliyor…

16 Nisan referandumunda ‘HAYIR’ demek, adeta iktidara bir kafa tutuş, bir isyan haline geldi..

Mustafa Kemal’in 20 Eylül Muhtırası da işte bu kafa tutuş ve isyan ruhunu yansıtıyor…

Çünkü 20 Eylül Mustafa Kemal’in kendi deyimi ile ‘kötü gidişata’ isyan ettiği, HAYIR dediği nokta…

Mustafa Kemal 10 yıl kadar sonra bu muhtıra hakkında  ‘Felaket göz göre göre ülkenin üstüne bir sel gibi gelirken susup oturamazdım…’ demiştir…

Bu muhtıra ile sorumluluk almış, risk almış ve kötü gidişe HAYIR deme cesareti göstermiştir… İşte bu HAYIR onu milli mücadele liderliğine taşımıştır…

Kitabınızda geçiyor, geçen hafta da Odatv’de haberi yayımlandı, Mustafa Kemal’e bir darbe tezgahı kuruluyor. Günümüzü andıran hadiselerden bir diğeri de bu, tarih bir şekilde tekerrür ediyor belli ki, bir tekerrür olarak yeni bir kurtarıcı beklentiniz var mı peki?

Mustafa Kemal isyan edip İstanbul’a gelince, Enver’in adamı Topal İsmail Hakkı Paşa onu kandırıp, hükümetin sivil kanadını tasfiye edecek bir darbe içine çekmeye çalışıyor…Neredeyse 15 Temmuz FETÖ darbesi gibi karanlık bir kumpas…Mustafa Kemal bu tezgaha gelmiyor…Darbeyi Talat Paşa’ya bildirerek kumpastan sıyrılıyor…Kumpasa gelse önce Mustafa Kemal’i kullanıp harcayacaklar…Ama Mustafa Kemal de ta Balkan günlerinden gelen eski’komitacı’… İTC’nin her türlü entrikasını iyi bilen bir asker…Yemiyor bu numarayı !…Sıyrılıyor o işten…Belki Türkiye’nin kaderi de değişiyor o bu darbe tezgahına karşı çıkınca…100 yıl sonra pek bilinmeyen bu karanlık darbe kumpasını da anlatıyoruz kitapta…

BUGÜN İZMİR MARŞI SÖYLEYEN HERKES MUSTAFA KEMAL’İN ASKERİDİR!

„Büyük kurtarıcı“ ve „kurucu baba“ ötesinde bir „isyancı asker“ olarak Atatürk portresi var kitabınızda. Askerlik denince bekçilik gibi bir şey anlaşılıyor sanırım günümüzde, böyle bakınca „asi asker“ de bir oksimorona dönüşüyor haliyle… Çalışmanız ışığında „Mustafa Kemal’in askeri“ olmak ne demek, sizden dinleyelim…

Türkiye’de sağ-sol herkesin kafası asker-sivil konusunda biraz karışıktır…Tarihin ışığında bugün ‘Mustafa Kemal’in askeri’ olmak, softalığa diktaya ve her türlü baskı sistemine karşı çıkmak demektir…Çağdaş, uygar, aydınlık kafalı, liyakati, bilimi esas alan bir Türkiye için savaşmak demektir…

Bugün 7’den 70’e heyecanla İzmir Marşı söyleyen herkes Mustafa Kemal’in askeridir…Onun ideallerini ve ülküsünü anlamış demektir…Türkiye’nin kurtuluşu, karanlıklardan çıkışı bu yoldadır…

Söyleşi: Sinan Acıoğlu

Relevante Artikel

Back to top button
Close