Avrupa’da kesintisiz esen Orta Doğu çöl fırtınasını Avusturya Dışişleri Bakanı Schallenberg nasıl görüyor?

Avusturya Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg, Avusturya’nın “Foreign Press Association in Vienna” adlı cemiyeti üyelerini Dışişleri Bakanlığı’nda kabul etti.

Birol Kılıç, Haber -Analiz, Viyana, 20.Eylül

Foreign Press Association in Vienna (Verband der Auslandspresse in Wien) , 1945 yılında kurulmuş, yabancı medya temsilcilerinin ve haber ajanslarının üye olduğu Avusturya’nın bir basın cemiyeti. Schallenberg en son Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Umman’ı kapsayan dört günlük ziyaretini giriş konuşmasında anlattıktan sonra başta Suriye, Filistin, AB ve Batı Balkanlar Kosova, Sırbistan, Makedonya, Bosna Hersek ve akıbetinde Macaristan, Ukrayna, Rusya, Çin, Afganistan ve Türkiye üzerinden gelen çeşitli ve farklı soruları cevapladı. Avrupa’da  batınında etkisi ile kimin eli kimin cebinde belli olmayan  İran, Suudi Arabistan, İsrail , Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Türkiye , Libya , Mısır ile yıllardır kesintisiz esen Orta Doğu çöl fırtınasını Avusturya Dışişleri Bakanı Schallenberg nasıl görüyor?

 

Foto (c) Milan Ilic

 9 Eylül tarihine denk gelen Suudi Arabistan ziyareti

Schallenberg dört günlük ziyareti sırasında Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faisal bin Farhan al-Saud ile Almanca dilinde konuştu.

Ana dili ayrıca Almanca olan Suud ailesinin mensubu Dışişleri Bakanı Faisal bin Farhan al-Saud’in annesi Almanya’nın Münich şehrinde doğmuş bir Alman. Schallenberg’in altını çizdiği noktalar ise şunlar:
     “ Dört günlük Saudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman gezimizin yararlı bir ziyaret olduğunu düşünüyorum. Özellikle emniyet ve ekonomik anlamda Avusturya ile iş birliklerinin ne olabileceğini konuştuk. Yemen’de vuku bulan son derece üzücü savaş nedeniyle yaşanan insanlık dramının üzerine Yemen halkına nasıl yardım yapabileceğimizi detayları ile konuştuk. Özellikle bölgede barış ve ekonomiyi nasıl geliştirebileceğimiz ana konularımızdı. Özellikle İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’ın atalar İbrahim anlaşmasının bölge barışı için yararını konuştuk. Filistin ve Suriye’nin bölgede kanayan bir yara olduğunu ve çözülmesi gereken birincil gündem maddesi olduğunu konuştuk. Suriye Başkanı Esad kalıcı olduğunu gösterdi. Onun yerine bir akrabası ve onun vekaleti geçerse acaba diplomatik ilişkiler kurulması açından daha iyi olmaz mı?  Bizler için bölgede tüm ülkelerde İran dahil iyi ilişkiler ve iletişim yollarının açık olması gerekiyor”

Afganistan 

Afganistan’da kalan Avusturyalıların tahliyesiyle ilgili olarak Schallenberg, orada hala „birkaç düzine“ Avusturyalı olduğunu söyledi. Tahliye uçuşları durduktan sonra onları kara yoluyla ülke dışına çıkarmaya çalıştıklarını beyan eden bakan, bu amaçla Dışişleri Bakanlığı’nın Pakistan’ın başkenti İslamabad ve İran’ın başkenti Tahran’da Savunma ve İçişleri Bakanlıkları tarafından takviye edilen kriz ekipleri bulundurduğunu açıkladı. Radikal İslamcı Taliban’ın iktidara gelmesinden bu yana Hindukuş’ta 217 Avusturyalı ülke dışına çıkarılmış.  Taliban iktidara geldikten sonra Kabil’in „güvenli bir liman ve sıcak yatak“ olmasının yanı sıra „uluslararası terörizm ve aşırıcılık ihracatçısı“ olabileceğinden korkan Schallenberg, “Bu nedenle uluslararası toplum, Afganistan’ın güvenlik politikası açısından bir kara delik haline gelmemesi için her şeyi yapmalıdır” ifadelerini kullandı.  

Avrupa Birliği’nin Taliban’la nasıl başa çıktığı sorusuyla ilgili olarak ise Taliban hükümetinin tanınmasının temel koşullarının “temel ve medeni haklara saygı, azınlık haklarına, özellikle kadın haklarına saygı, insani erişim ve kapsayıcı bir hükümet” olduğunu  vurguladı.

 Batı Balkanlar,  AB ve Avusturya için çok önemli

Batı Balkanlar’ın AB’ye gelecekte tam üye olmaları için Avusturya’nın çok çalıştığının ama en önemlisi bu ülkelerde demokratik ve kuvvetler ayrılığının olduğu birer hukuk devletinin oluşmasının Kopenhag Kriterleri açısından önemli olduğunun altını çizen Avusturya Dışişleri Bakanı Schallenberg şunları ifade etti:
   “Bu bölgede AB’nin en büyük rakibi Rusya, Çin ve Türkiye gibi bölgesel güç olan ülkeler ve çıkarlarımız geleneksel batı demokratik düzen açısından her zaman bu ülkeler ile bir değil. Biz başta Kosova ve Sırbistan arasında barış görüşmelerini destekliyoruz. Bosna Hersek’te de aynı sorunlar ile karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz. Hedefimiz bu ülkelere hem ekonomik anlamda hem de birlikte yaşam anlamında istikrar ihraç etmek. Bu bölgede tarihten gelen olaylar nedeniyle duygusal bir siyaset söz konusu. Bunu Avusturya olarak çok iyi anlıyoruz. Ama bu duygusallık daha rasyonel duygulara dönüştürülmeli ve gelecek için bu bölgede barış içinde yaşamak adına tarihten ders çıkararak nasıl bir arada yaşanılacağına odaklanılmalı. Bu coğrafya bir Avrupa coğrafyası ve istikrar çok önemli”

Schallenberg‘ e yönelttiğimiz iki soru

Schallenberg’in kendisine Uluslararası Basın Temsilcileri önünde yönelttiğimiz iki sorudan bir tanesi şu oldu:
“Sayın Dışişleri Bakanı, Avusturya’da bundan bir yıl önce Makedonya asıllı Müslüman bir Arnavut, Suudi Arabistan’ın yıllarca Avrupa ve Balkanlar’a ihraç ve finanse ettiği Selefi Vahabi din anlayışın temsilcisi olarak Viyana’da dört insanı katletti. Suudi Arabistan ve çevresinde konumlanmış Vahabi Selefi inanç sistemi, kırk yıldır tüm Balkanlarda başta Bosna Hersek olmak üzere, Makedonya, Sırbistan, Bulgaristan ve Kosova’da beş yüz yıllık daha ılımlı ve bölgedeki Hristiyan halk ile entegre olmuş Osmanlı zamanından kalma ister Hanefi ister Bektaşi olsun Müslüman inanç sistemine düşman bir şekilde paralel bir yapı oluşturmuş ve hepsi de batı düşmanı ve adeta terör odakları. Aynı yapılanma AB içinde özellikle de Avusturya’da değişik yapılar şeklinde kendini gösteriyor ve 700 binden fazla Müslümanın yaşadığı Avusturya’da özellikle Müslümanların hem imajını İhvancılar ile karalıyor hem de korkutuyor. Sayın Dışişleri Bakanı Schallenbeg, acaba Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı ve yetkililerinden, başta Balkanlar ve Avusturya’da yapılanmış olan bu Vahabi Selefi misyoner Müslümanlar üzerinden maddi-manevi ellerini çekmesini istediniz mi? Bu sorunları kendileri ile konuştunuz mu?”

Schallenberg belli ki gizli kalmasını istediği konuşma içeriklerinin detayına girmeden, ısrarla  sorduğumuz sorumuz karşısında kısa bir cevap verdi: “Bence Selefilik ve Vahabilik tam bir değil. Ama bahsettiğiniz konuları konuştum”

Suriye’de Avusturya aracı olabilir mi?

Schallenberg’in kendisine yönelttiğimiz ikinci soru ise şu oldu:
“Sayın Dışişleri Bakanı, Avusturya gerek İsrail gerekse Balkanlar’a çözüm, barış ve istikrar ihraç ederken tarihten gelen Avusturya Macaristan İmparatorluğu’ndan kalma sorumluluklarına direk ve indirek haklı olarak vurgu yapıyor. Acaba Suriye konusunda altını çizdiğiniz kanayan yaranın çözülmesini Suudi Arabistan ile konuştuğunuza göre tersine Suriye Devlet Başkanı Esad ile direk görüşerek başlatabilir misiniz? Suriye’nin yeniden yapılandırılmasında ister yer altı ister yer üstü çabalayan AB, acaba korumalı sığınmacı statüsünde olan ama bayramlarda Suriye’ye giden çok sayıda Suriye asıllı insanı tekrar vatanlarına kavuşturabilir mi? Avusturya’da 150 bine yakın Suriye vatandaşı var. Türkiye’de de 4 ile 5 milyon Suriye vatandaşı var. Böylece bu insanlık dramına ve açılan binlerce soruna hem de yaşadıkları ülkede çözüm bulunmuş olmaz mı? Avusturya birçok konuda tek başına çıkışları ile dikkat çekiyor. Bu konuda da adım atabilir misiniz?”

Avusturya  Dış İşleri Bakanı Schallenberg bu sorumuza şöyle cevap verdi :
„Suriye’de başından bu yana bilinen ülkeler tarafından bir vekâlet  savaşı var. Burada bizim tek başına hareket etmemiz zor. Suriye ile böyle bir temas için Amerika’ya sormak zorundayız”

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile arasının iyi olduğunu ve her şeyi çok açık konuştuklarını ifade eden Avusturya Dışişleri Bakanı Schallenberg’in şu sözleri dikkat çekti:
    „Sayın Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu son zamanlarda benimle Dışişleri Bakanı olarak hep Avusturya’nın bir iç siyaseti olan, demokratik tartışma ve parlamentolar üzerinden ve her türlü üst mahkemeler ile karar verilen İslam Yasası’nı konuşuyor. O kendi tonunda açık konuşuyor. Ben de çok açık konuşuyorum. Unutmayalım ki Avusturya hâlâ Türkiye’de en fazla yatırım yapan ülke. Akrabalarımın içinde çok sevdiğim dört kişi Türk asıllı. Benim Türkiye ve Türkler ile hiçbir sorunum yok. Bizler ülkelerimizin gerek iç gerekse dış ulusal çıkarlarını savunmak zorundayız”

ANALİZ

Orta Doğu’da ki çöl fırtınası Avrupa’da 

Avusturya Dışişleri Bakanı Schallenberg’in dört günlük gezisinin 9 Eylül 2011 yılından yirmi yıl sonrası olan 9 Eylül 2021 tarihine denk gelmesi ne kadar tesadüf de olsa başta Amerika olmak üzere dünya basınında bu saldırıların arkasında sadece Suudi Arabistan vatandaşı Vahabi Selefi Al Kaida teröristleri yoktu, emri Suudi Arabistan devletinin bizzat verdiği tartışmaları hala gündemde.

Hatta bu konu Amerikan Kongresi’nde konuşuldu ve hala konuşulacak. Suudi Arabistan bu tartışmaları her ne kadar maddi gücü ve lobicileri ile durdursa da Suudi Arabistan’ın bu vahşi yönü hala Amerikan basınında yazdığı gibi Amerikan siyasetinin kalbinin gündeminde.

Bu kimin eli kimin cebinde belli olmayan ülkelerin olduğu çöl fırtınasına Türkiye, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün,” Yurtta barış, dünyada barış” sözüne tutunarak 2001’e kadar tutulmadı. Ama son yirmi yılda kendi ulusal değerlerine ters Türkiye adeta, “Yurtta kindar bir nesil ile Türk vatandaşı olan ama kendi gibi düşünmeyenlere, farklı meşrep ve mezhepten olanlara ve hatta komşu ülkelere agresif ” siyaseti ile bu çöl fırtınasına girdi ve şimdi de çıkmak için çırpınıyor.

Avusturya Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye iktidarı ile arasında soğuk rüzgarlar esiyor, hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avusturya Başbakanlığı’na İsrail ve Hamas arasındaki savaş sırasında İsrail bayrağı çekilmesini „lanetlemesi“ ve ardından hemen Avusturya Dışişleri Bakanı Schallenberg’in , „Ağzınızdaki köpükleri silin. Yine İsrail bayrağını çekeriz“ sert çıkışı iki ülke arasındaki gerilim daha da arttırdı. Avusturya Hamas’ı aynı AB’de olduğu gibi bir terör örgütü olarak görüyor. Ankara ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tam tersi Hamas’ı terör örgütü olarak görmüyor. Bu dış politika, Avusturya’da konu ile alakası olmayan ister Avusturya vatandaşı isterse Türk vatandaşı olan hayatının merkezi Avusturya olan ve bu ülkeye entegre olmuş, çalışan, vergisini bu ülkede ödeyen Türkiye göçmeni insanlara hiçbir yararı olmadığı gibi bir de ayrımcılıklara uğramasına, aşağılanmasına ve düşmanlıklara neden oluyor. Bunu bizler bile hissediyoruz.  Hamas-İsrail arasındaki savaş yüzünden Türkiye’nin Avusturya’da gerilim yaratmasının Avusturya’da yaşayan yüz binlerce insana zararı var ama yararı yok. Burada bir takım Türkiye partilerinin uzantılarının kendileri gibi düşünmeyen Türkiye göçmenlerine açtıkları mobbing terörü ve her türlü düşmanlık çabası. Türkiye göçmenleri arasında fark ettiğimiz herkesin birbirinden korkar hale gelmesi artık hem Avusturya makamları, bürokrasisi ve medyasında devamlı konu oluyor hem de Avusturya’nın iç barışına zarar veriyor.

Öbür taraftan Avusturya iktidarlarının, son bin yıllık tarihleri doğrultusunda kendi ulusal çıkarlarına bakarak hem kendi ülkesindeki iç barışı hem de komşuları ile mutlak barışı sağladığına tanık oluyoruz. Kendi ulusal çıkarlarına dikkat eden Avusturya bu manada Orta Doğu’da bu ülkeler ile görüşürken batının demokratik değerlerinin temsilcisi olarak boyunu aşmadan saygın bir ülke olarak hareket ediyor.

Arap ülkelerinde sorsak Türkiye mi yoksa Avusturya mı?

Arap ülkelerinde başta Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Kuveyt ve Mısır’da hatta Suriye’de şunu görebiliriz; Arap milliyetçileri “ Neo Osmanlıcılık“ dendiğinde ya sesli ya da sessiz tepki veriyorlar. İstemiyorlar. Sempati duymuyorlar.  Aynısı İhvan ve Müslüman Kardeşler dendiğinde de ortaya çıkıyor. İzlenimlerimiz bu doğrultuda.

Bu diktatorya ve monarşi karışımı Arap ülkeleri İhvan’a yani Müslüman Kardeşlere adeta savaş açmış durumda. Hepsinde ulusal milliyetçi Arap kimliği var ve bu kimlik dikkat Osmanlı kimliğine nefret odaklı. Bu bir gerçek. Korkmadan bunu tespit etmek zorundayız. Aynısı Balkanlar’da yaşayan Hristiyan Ortodoks ve Katolik halk için de geçerli. Aynısı AB içindeki ülkeler için de geçerli… Neo Osmanlıcılık ve İhvan (Müslüman Kardeşler) karışımı kaba siyaset hem Arap hem Batı’da nefret ve tiksinti oluşturmuş durumda ve geleceği yok. Aynısı Türkiye için de geçerli. Bunun yanına Türkiye Vahabi Selefileşme yani DEAS, AL Nusra ve türevlerinin oluşturduğu terör odak ve destekleyicilerini koyun. Türkiye bu manada Orta Doğu ve Kuzey Afrika ve AB arasında bu Neo Osmanlıcı ve İhvancı Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefeci düşman hatta Türk düşmanı siyaset arasında inim inim inlemekte.

Bu manada Avusturya, bu saydığımız ülkelerde rasyonel ve kendi ulusal çıkarlarına uygun olarak mesafeli, ekonomik ama öte yandan demokrasi odaklı siyaseti ile daha saygın, hesap edilebilir ve güvenilir bir ülke.
İnşallah Türkiye eski hatalardan ders çıkararak en başta yurt içinde demokratik laik bir hukuk devleti olur ve yurt içinde ve dünyada barış ile esenlik salar. Avusturya bunu başarmış İmparatorluk ardılı demokratik bir cumhuriyet. Türkiye kör topal başarmıştı. Çıta düştü. Yükseltme zamanı… Daha demokratik, laik ve kuvvetler ayrılığının olduğu, „Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasakların“ olmadığı güçlü bir Türkiye herhalde Avusturya’nın da çıkarına olsa gerek ve mutlak arzusudur.  ( yenivatan.at, Birol Kılıç, 19.09.2021)

Alexander Schallenberg kimdir ?

1969 yılında babasının Avusturya Büyük Elçisi olması sebebi ile İsviçre’de doğan Alexander Schallenberg, kalbinin yarısının İşviçreli olduğunu söyledi ama sadece Avusturya vatandaşıyım dedi. 2019’dan beri Avusturya Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Avusturyalı bir diplomat, hukukçu ve bağımsız bir siyasetçi olarak anılsa da son Avusturya Halk Partisi Genel Kongresi’nde Avusturya Başbakanı ve ÖVP siyasetçileri ailesi içinde fotoğraf çektirmesi ile artık ÖVP’li siyasetçi denebilir ve yadırganacak bir durum değil.

Kendisi hakkında önemli kısa bilgiler şunlar

Aexander Schallenberg eski soylu bir aile olan Schallenberg ailesinden gelmektedir ve eski büyükelçi ve Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Wolfgang Schallenberg’in oğludur. Schallenberg 1997 yılında Dışişleri Bakanlığı’na katıldı. 2000-2005 yılları arasında Brüksel’deki Avrupa Birliği Avusturya Daimi Temsilciliği Hukuk Departmanı’na başkanlık etti.

2006 yılında o zamanki Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik’in Basın Sözcüsü oldu ve halefi Michael Spindelegger’in görevi süresi boyunca da bu faaliyetine devam etti. 2013 yılında Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz yönetiminde Schallenberg, Stratejik Dış Politika Planlama Birimi Başkanı olarak atandı. 2016 yılında Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa bölümünün başına geçti.

2017 yılında Avusturya Halk Partisi’nin tavsiyesi üzerine, dış ilişkiler alanındaki koalisyon görüşmelerine katıldı.

AB gündemlerinin Dışişleri Bakanlığı’ndan şansölyeye devredilmesinden sonra Schallenberg, 1 Mart 2018 tarihinden itibaren şansölyenin AB koordinasyon bölümünün yönetimine emanet edildi ve bu rol 2018 yılındaki Avusturya AB Konseyi Başkanlığı’nın hazırlanmasında ve uygulanmasında belirleyici bir rol oynadı.

Alexander Schallenberg , Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen ile yemin töreninde (2019) Şansölye Brigitte Bierlein yönetiminde, 3 Haziran 2019’da Karin Kneissl’in yerine Dışişleri Bakanı olarak atandı.

Bierlein Hükûmeti’ndeki görevinin sonuna kadar AB, sanat, kültür ve medya gündemlerini yönetmekle sorumluydu. II. Kurz Hükûmeti’nin kuruluşundan sonra görevde kalan tek geçiş hükûmeti üyesi oldu ve 7 Ocak 2020’de yeniden dışişleri bakanlığı görevine getirildi.

29 Ocak 2020’den bu yana II. Kurz Hükûmeti’nde dışişleri bakanı olarak görev yapmaktadır. Schallenberg boşanmış olup dört çocuğu vardır.

 

 

 

Relevante Artikel

Schaltfläche "Zurück zum Anfang"