Avusturya koalisyon hükümetinde ABD’nin Venezuela saldırısına farklı tepkiler

ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi Avusturya siyasetinde çatlak yarattı; Babler uluslararası hukuku savunarak hükümet çizgisinden ayrıldı.

Viyana, 05.01.2025-Avusturya’daki siyasi partilerin ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri müdahalesine verdikleri tepkiler, koalisyonun yüzeydeki uyumunu bir anda dağıttı. ÖVP ve NESO beklenen diplomatik temkinle tansiyonun düşürülmesini isterken, SPÖ lideri Andreas Babler frene basmak yerine doğrudan hızlanmayı tercih etti. Babler, X üzerinden yaptığı açıklamada “Bu saldırı, BM Şartı’nın şiddet yasağını ciddi şekilde ihlal ediyor” diyerek Washington’u açıkça hedef aldı ve “Uluslararası hukukun üstünlüğü bayrağını yüksekte tutmalıyız” sözleriyle hükümetin yumuşak tonundan belirgin biçimde ayrıştı.

Filzmaier: “Gerçeklik duygusunu eksilten bir kör nokta var”

Siyaset bilimci Peter Filzmaier, Babler’in çıkışını değerlendirirken alışılmış diplomatik reflekslerin tamamen dışına taşan bir tabloya işaret ediyor. Ona göre SPÖ lideri, ABD’nin müdahalesini uluslararası hukuk açısından haklı gerekçelerle eleştirirken, tutuklanan Nicolás Maduro’nun yıllardır uluslararası kurumlar tarafından belgelenmiş ağır insan hakları ihlallerini neredeyse hiç anmıyor. Bu eksiklik, Filzmaier’e göre yalnızca siyasi bir tercih değil, aynı zamanda gerçeklik duygusunu zayıflatan bir kör nokta.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin raporları, Maduro döneminde yaşanan ihlallerin münferit değil, devlet aygıtına işlemiş sistematik uygulamalar olduğunu ortaya koyuyor: keyfi gözaltılar, güvenlik güçlerinin işkence ve kötü muamelesi, yargısız infaz iddiaları, siyasi muhaliflere yönelik baskı, basın özgürlüğünün boğulması ve protestolara karşı orantısız güç kullanımı. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Venezuela dosyasını açık tutmasının nedeni de tam olarak bu tablo.

Filzmaier’e göre Babler’in bu ağır arka planı neredeyse hiç anmaması, eleştirisinin doğruluğunu değil, tamlığını tartışmalı hale getiriyor. SPÖ liderinin yalnızca ABD’nin eylemine odaklanması, Maduro’nun otoriterliğini gölgede bırakıyor ve bu da siyasi olarak riskli bir görüntü yaratıyor. Üstelik Babler yalnızca parti başkanı değil; hükümetin ikinci adamı. Bu nedenle dış politika konusunda parti tabanının duygularına değil, koalisyonun ortak çizgisine bağlı kalması gerektiğini hatırlatıyor Filzmaier. “Bu durumda hükümeti değil, kendisini SPÖ başkanlığına taşıyan tabanı düşünmesi çok sorunlu olurdu” sözleriyle uyarısını sertleştiriyor.

Uluslararası hukukçular: “ABD’nin saldırısı açık ihlal”

Maduro’nun sicili ne kadar ağır olursa olsun, ABD’nin müdahalesi uluslararası hukuk çevrelerinde geniş bir mutabakatla BM Şartı’nın güç kullanma yasağının açık ihlali olarak değerlendiriliyor. Güvenlik Konseyi yetkilendirmesi yok; meşru müdafaa koşulları yok; insani müdahale doktrini ise bağlayıcı bir norm değil. Avrupa’daki hukuk enstitüleri ve eski BM raportörleri, saldırının “tek taraflı güç kullanımı” olduğunu açıkça belirtiyor. Bu nedenle Babler’in çıkışı, Maduro’nun ağır ihlallerine rağmen, uluslararası hukuk açısından güçlü bir zemine dayanıyor.

Kickl’ın sessizliği: “Ne destekleyebilir ne karşı çıkabilir”

ABD Başkanı Donald Trump’a sempatisini ifade etmekten veya Ukrayna yönetimini eleştirmekten çekinmeyen FPÖ lideri Herbert Kickl, Venezuela konusunda tamamen sessiz kalmayı tercih etti. Filzmaier bu tutumu, “FPÖ doğal olarak sosyalist bir diktatöre sempati gösteremez, ancak ABD’nin askeri müdahalesini de onaylayamaz. Hiçbir şey söylemeyerek bu iki engeli aşıyor” sözleriyle açıklıyor. Bu sessizlik, Filzmaier’e göre FPÖ’nün konuyu Avusturya açısından “ilgisiz” göstermeye yönelik bilinçli bir stratejisi.

Kurz sahneye geri mi dönüyor?

Tartışmaya beklenmedik bir isim de dahil oldu: Resmî bir görevi bulunmayan eski şansölye ve iş insanı Sebastian Kurz. Kurz, X üzerinden yaptığı paylaşımda Maduro’nun görevden alınmasını memnuniyetle karşıladığını belirtti ve Trump’ın motivasyonunu “Venezuela’nın petrol rezervlerine erişim” olarak yorumladı. Trump’ın dış politikasının “ne dengesiz ne de izolasyonist, aksine net bir strateji izlediğini ve kendi ölçütlerine göre oldukça başarılı olduğunu” savundu.

Filzmaier, Kurz’un geçmişte Trump’a yakın bir tutum sergilediğinin bilindiğini hatırlatarak açıklamanın içeriğinin şaşırtıcı olmadığını, ancak uzun süredir güncel siyasi tartışmalara hiç katılmayan eski şansölyenin bu çıkışının dikkat çekici olduğunu vurguluyor. Bu durum, Kurz’un aktif siyasete dönmek istemediği yönündeki iddialarla açıkça çelişiyor. (yenivatan.at)

Relevante Artikel

Back to top button