Avusturya’da Alevilerin arasında ki gerginlik ?

Avusturya Alevi İslam Kurumu (AAİK) ile Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) arasında derin bir çelişki var gibi görünse de köklü bir Alevi deyimi olan YOL BİR SÜREK BİNBİR düzleminde bakıldığında fark yok kadar azdır.

Kazim Balaban / Viyana

AAİK ile AABF tarafından sürdürülen dini ritüellerine bakalım ve öyle değerlendirelim.

-Cem Erkanı aynıdır.
-Cem’de 12 Hizmet aynıdır,
-Cem ayininde kutsal Postlar aynıdır,
-Cemi idare eden Zakir konumu aynıdır,
-Cem’de okunan Düvazı İmamlar aynıdır,
-Cem’de okunan Gülbank ve Dualar aynıdır,
-Cem’de dağıtılan Lokma ve ikram aynıdır,
-Cem’de Yezid’e okunan Lanet aynıdır.
-Cem ayinine kadın ve erkek birlikte katılır, bu da aynıdır.
-Evliliklerde okunan Nikâh duası aynıdır.
-Çocuk Sünnetinde okunan Dualar aynıdır,
-Allah’ın emri, Peygamberin kavli ile kız isteme usulü aynıdır,
-Cenaze erkanı tümü ile aynıdır,
-Kıble de aynıdır.
-Muharrem Yası aynıdır,
-Hızır’a bakış, Hızır tarihi ve orucu aynıdır,
-Alevilerin kutsal ozanları aynıdır, ve bu ozanları anlama şekli aynıdır,
-Hacı Bektaş Veli’nin tüm Alevilerin Serçeşme’si olduğu aynıdır.
-Arap geleneklerine bakış aynıdır.
-Her iki kurum insanları aynı bölge insanıdır. Bunların kendi memleketlerinde gittikleri ziyaretler aynıdır. Bunların Ocak’ları aynıdır. Pirleri, Musahipleri, Rehberleri, Mürşitleri, Kirveleri aynı usuldedir.
-Her iki taraf Ana dilde ibadet eder ve içerik aynıdır.
-Her iki tarafın 4 Kapı ve 40 Makam tarif ve söylemleri aynıdır.

……

Aynı noktalar yazılsa 50 sayfa eder, ama ayrı noktaları saysanız bir sayfa etmez. Aslında var olan farklardan daha fazlası Aleviler arasında yöresel olarak çok eski zamanlardan bu yana zaten bulunuyordu.

Aleviler buna ‘’Yol bir, Sürek 1001” diyerek içselleştiriyordu.

Dedelerin ritüel farklarına dönük olarak da ‘’Er’i Er’den, Pir’i Pir’den ayıran Kör’dür’’ diyerek hepsine saygı duyuyorlardı.

…….

Ama aralarında büyük bir kırmızı çizgi vardı.

Her Alevinin kendi yol Dedeleri vardı.

Her Alevinin kendi Ocak Dedesi (Pir, Rehber, Mürşit) vardı.

Bir Aleviyi ancak kendi Mürşidi Mirac’a çıkarabilirdi (Görgü Cemi)

Bir Aleviyi ancak kendi Pir’i Cem’de sorgulayabilirdi. Ve Düşkünlük (geçici veya bazen kalıcı dışlama) cezasını ancak Yol Dedeleri verebilirdi.
…..
Avusturya Alevileri arasında Aleviliğin resmi olarak tanınması sonrasında büyük bir gerilim yaşanıyor ve bu artarak devam ediyor.

İlginç olan da şu;

Taraflar birbirlerini Ajanlık, İspiyonculuk, yalancılık, evrak hırsızlığı…. gibi ağır sözlerle itham ediyorlar.

Şu sözü söyleyen Alevi değildir, şu hareketi yapan Alevi değildir diye ağır suçlamalarda bulunuyorlar.

Sonra da ‘’Aleviler kendi aralarında ki sorunları konuşarak gidermelidir’’ diyerek bir birlerinin Alevi olduğunu dolaylı olarak kabul ediyorlar.

‘’Sevgili Canlar’’ diye Alevi terimi olan CAN deyimi ile hitap ediyorlar.

Bu çelişki anlaşılır gibi değil.
…..
Alevi Dede, Talip ve Aydınları, Bektaşi Babaları ile birlikte Hollanda (21/22 Mayıs 2005 Nijmegen), İstanbul (29 /30 Ekim 2005 Karacaahmet Sultan Dergâhı) ve tekrar Hollanda’da (24 / 25 Aralık 2005 Veldhoven) yapılan toplantı Türkiye ve Avrupa’da Alevi tanımında anlaştılar.

Avusturya İslam Alevi Kurumu da (AAİK) henüz resmi olarak tanınmadan (13 Haziran 2009) bu tanımı kabul ederek Avusturya resmi makamlarına sundu ve Alevilik bu tanım altında Avusturya’da kabul edildi.
Her ne kadar AABF tanımı biraz daha değişik olsa da özünde pek bir fark bulunmamaktadır.


Bu tanımda şöyle bir ifade geçiyor.

‘’……Alevilik inancı, hayatın amacını insanın ham ervahlıktan çıkarak insan-ı kâmil olup özüne dönmek olarak tanımlar. Bunun için de ………’’
……

Yani Alevilik inancının AMACI insanı KAMİL İNSAN yapmak.

Amaç, insanının KEMALET’E erdirilmesi ise bu gerilim yöntemi insanı Kemalet’e erdirir mi?

Yıllardır verilen bunca emeğe ve çabaya rağmen ‘’Kemalet’’ konusunda alınan mesafe ne kadar?
….
Aleviler eskiden genelde köylerde yaşarlardı. Ve – istisnalar hariç- şimdiki gibi Cemevi yoktu. Alevilerin o zaman da kendi aralarında sorunları oluyordu. Ama Yol ve Erkân devreye giriyor, kan davaları bile bir daha başlamamak üzere sonlandırılıyordu.

Alevi Cem ve Erkânları insanları irşad yerleri idi.

Kul hakkını teslim etme yerleri idi.

Şimdi ne oldu da Avusturya’da biri AABF, diğeri AAİK tarafından hizmete açılan Cem evleri bu insanların kendi aralarındaki sorunları gideremiyor?

Eksiklik nerede?

Neden barış değil de gerilim dili egemen.

Kim bundan nemalanıyor?

Kim bu gerilimleri körüklüyor ve gerilimden ne umuyor?

….
Yaşlılarımdan duymuştum.

Erzincan civarında bir Alevi köylü bir Ermeni’den öküz satın alır. Parasını sonra ödeyecektir. Ama öküz birkaç ay sonra ölür.

Ermeni parasını istemeye gelince Alevi şöyle der.

‘’Öküzün hasta olduğunu söylemedin. Bana ölecek hasta öküz sattın’’ deyip parasını ödemez.

Ermeni her ne kadar sattığında öküzün hasta olmadığını söylese de dinletemez.

Aradan birkaç ay geçer ve bu Alevi ailenin Dedeleri köye gelerek Cem bağlarlar. Bunu bekleyen Ermeni de Cem’e gider.

İçeri almak istemezler ama ‘’Müşkülüm var’’ deyince Cem’e alınır ve Cem, birlik sağlanmadan (Kapılar mühürlenmeden) başlar.

Dede’nin ‘’Aranızda Müşkülü olan var mı?’’ sorusuna Ermeni ayağa kalkarak müşkülünü anlatır.
Tarafları dinleyen Dede, öküzün sağlıklı satıldığını ve birkaç ay sonra hastalandığına kanaat getirerek talibinden Ermeni vatandaşa borcunu ödemesi kararı verir. Talip de buna uyar ve borcunu öder.
….
Cemlerde zayıf durumda olan fakirlerin ve gayri müslümlerin de hakları adaletle gözetilirdi.

O Cemlerde kimse kendini zayıf ve güçsüz hissetmezdi.

‘’Berlin’de Hakimler var’’ sözünden yüzlerce yıl önce ‘’Cemlerde Dedeler var’’ dı. Ne oldu da Avusturya’da bu Cem evleri kendilerine düşen tarihi misyonu yerine getiremiyorlar.

Sorun her halde Cemevlerinin duvarlarında, inşaatında, çatısında değil.

Sorun bu Cemevi hizmetlerini yürüten Dedelerin ‘’Hakk Muhammed Ali’’ yolu ile ilgilerinin ÖZ değil ŞEKİL yanının öne çıkarılmasıdır.

Burada ÖZ değil ŞEKİL esas alınmaktadır.

Başka bir deyimle Din değil DİNCİLİK öne çıkmaktadır.

Bu Cem evleri KEMALET’e vesile olamıyorlarsa hangi guruba ait olursa olsun, faydası nedir?
…….
Sorunların çözümü hiç de zor değildir.

Hakk Muhammed Ali yolu bu sorunlardan çok daha ağırlarına çare bulmuş, gerektiğinde ‘’Düşkünlük’’ dahil neşteri vurmuş, icap eden adaleti sağlamıştır.

Barış’ın yolu ‘’Demokrasi’’ söyleminin arkasına saklanarak sayı çokluğu ile sağlanmaz.

Sağlansa bile kalıcı olmaz.

Kalıcı olsa bile içi boş, kof bir barış olur.
…..
Barış’ın yolu İnternetlerde ağır hakaretler savurup bir birlerini ajan, düşkün, hain ilan edip sonra peşinden ‘’Aleviler- Canlar’’ diye hitap etmekle hiç olmaz.

Barış, adalet ile olur. Kul hakkı ile sağlanır.

Hakk Muhammed Ali inancı bu gibi sorunları rahatlıkla çözecek tarihi birikime sahiptir.

Bu gibi sorunların ‘’Yol ve Erkân’’ içinde çözülecek adresi mevcuttur.

Erkânlar bunun için vardır.
.
Muhabbetlerimleı

Relevante Artikel

Close