Bilim insanı sarsıcı Corona Virüsu uyarı

"Bu işin şakası yok. Herkesin bu hastalığı kapmış gibi davranarak risk grubundaki bireyleri korumaya çalışması gerekiyor.Yani çözüm, herkesin bir başkasını kendisinden, kendisini de bir başkasından korumaya çalışması."

Boston Üniversitesi Biyoloji bölümünde çalışan, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Emrah Altındiş Avusturya’da yaşayan 300 binden fazla Türkiye göçmeni başta olmak üzere Almanya, İsviçre, Fransa ve diğer AB ülklerinde yaşayan vatandaşlarımızı direk ilgilendiren sarsıcı uyarı ve bilgiler gazeteduvar.com.tr’de İrfan Duvar ile yaptığı çok uzun bir mülakat içinde  orjinalliği ile dikkat çekti. Dikkat çekiçi açıklamalarından bazıları şunlar:

Boston Üniversitesi Biyoloji bölümünde çalışan, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Emrah Altındiş  uyarıyor!


 

-Emrah Altındiş’e göre Türkiye, Güney Kore’nin değil, İtalya’nın yolunda ve şehirlerimize büyük bir tsunami yaklaşıyor! Virüs, tıpkı grip virüsünde olduğu gibi çoğunlukla 65 yaş üzeri bireylerle, bağışıklık sistemi güçlü olmayan hastaları tehdit ediyor. Özellikle bu bireylerin hastalıktan korumamız gerekli olacak. Bir de sağlık çalışanlarını ve onların yakınlarını.Tokalaşma, sarılma, öpüşme, kontamine olmuş alana dokunup (örneğin toplu taşıma aracında ya da süpermarkette) eli buruna ağza sürme, bir hastanın yüzünüzü doğru hapşırıp öksürmesi risk faktörleri. Bunlardan kaçınmalı.Virüs alkole/sabuna dayanıklı değil, dolayısı ile kolonya vb. ile sürekli el temizliği de mümkün. Türkiye’de bazı komplo teorileri dolaşıyormuş. Bunlar saçma sapan iddialar. Bizler sonuçta biyolojik varlıklarız ve daha çok yeni virüs ve bakteri ile karışılacağız. Özellikle doğaya/hayvanlara bu şekilde saldırmaya devam ettiğimiz surece!

– Mültecilerin durumu bu manada oldukça  üzücü. Şu anda karda kışta bir sürü hastalığa karşı korunmaları gerekiyor. Aynı şekilde hapiste tutulan pek çok tutuklunun da çok dikkatle takip edilmeleri gerekiyor.

– İnsanlık pek çok virüsü, bakteriyi atlattı. Coronavirüs ile ilk defa karşılaşıyor olmamız, bağışıklığımızın olmaması önemli bir sorun. İnsanlık bunu da atlatacak, umudumuz tabii en az hasarla atlatmak. Hem topluma, hem de devlete baya bir iş düşüyor.

-Altındiş’e göre korona virüsü açısından avantaj, insanlık için dezavantaj olan şey, öldürücülüğünün sınırlı olması. Zira bu nedenle virüsü kapanların önemli bir kısmı ağır semptomlar geçirmediği için tespit edilemiyor ve bu süreçte risk grubundakilere hastalığı bulaştırmaya devam ediyor. Altındiş’e göre virüse karşı savaşta belirleyici olan, herkesin bu hastalığı kapmış gibi davranarak risk grubundaki bireyleri korumaya çalışması gerekiyor…  Yani çözüm, herkesin bir başkasını kendisinden, kendisini de bir başkasından korumaya çalışması.

-Enfeksiyon yayılımını yavaşlatmak istiyorsanız, yapmanız gereken bir diğer şey de, virüse yakalanmışsınız gibi davranmak. Özellikle yaşlı bireyleri ve kronik hastaları koruyabilmek için bu çok önemli. Bir diğer husus da, eğitim seviyesi ortalaması ortaokul düzeyinde olan bir toplumdan komplike bir virüse dair tedbirlerin mahiyetini anlamalarını beklememek gerekiyor. Gençlerin bir sorumluluğu da, zihinleri özellikle yaşlıları tek tek, gerekirse telefonla arayıp durumun vahametine ve içinde bulundukları ağır risklere dair bilgilendirmek.

POLİTİKACILAR İŞİN CİDDİYETİNİ ANLAYAMADI

Şubat ayı başında korona virüsünün ilk çıktığı Vuhan şehri karantinaya alındığında, oradan gelen görüntüler dehşet vericiydi. Şubat’ın ortalarında İran’da, ardından İtalya’da virüs patlak verdi. Dolayısıyla dünya bu salgının adım adım yayıldığına tanıklık etti. Buna rağmen neden tüm ülkeler önlem almakta gecikti? Devletler neden koordine olmadı?

Bir kere politikacılar işin ciddiyetini anlayamadı ve biliminsanlarına kulak vermedi. İkincisi de, biliminsanlarının da elinde yeterince veri olmadığı için yeterince öngörülü davranamadılar. Tabii burada esas iş Dünya Sağlık Örgütü’ne düşüyordu. DSÖ işin ciddiyetini kavramakta, dünyaya bunun bir pandemi olduğunu ilan etmede daha erken hareket edebilirdi.

DSÖ, korona virüsünü ne zaman küresel salgın ilan etti?

11 Mart’ta! Oysa vak’alar pek çok ülkede yayıldığı, gözlemlendiği anda pandemi ilan edilebilirdi. Şu an İtalya, İspanya ve Fransa’da virüsü kapanların sayısı çok artmış durumda ama yakın zamanda ABD, İngiltere’de ve tabii Türkiye’de yayılma çok artacak gibi görünüyor.

Eğer DSÖ daha erken pandemi ilan etseydi, devletler önlem alabilir miydi?

DSÖ şu anda Avrupa’yı enfeksiyonun merkezi ilan etti. Bir kere Çin’den gelen uçaklar çok geç durduruldu. İtalya’daki vak’aların da Çin’den gelen yolcularla ilişkili olduğu görüldü. Dolayısıyla Çin’le hava trafiği çok erken durdurulsaydı, İtalya ve Avrupa’daki vaziyetin bu boyutlara ulaşması engellenebilirdi. Aynı şey İran için de geçerli. Ulaşım yasakları bu toplumları daha iyi koruyabilirdi. Öte yandan İtalya’da vak’alar 1, 3, 5, 19, 79, 100 diye yükselirken İtalyan toplumu işin vahametini anlayamadı. Bunda da hem devletin hem de İtalyan medyasının sorumluluğu var. Doktoramı İtalya’da yaptığım için oradakilerle de görüşüyorum. Bu işi ciddiye almadıklarını, herhangi bir grip gibi atlatacaklarını düşündüklerini için bir anda günde en az 300 kişinin öldüğü bir noktaya bu şekilde geldiklerini aktarıyorlar. Umarım önümüzdeki günlerde İtalya’da bu sayılar azalacak ama şu anda her gün yaklaşık 400 ölüm haberi geliyor ve geç alınan tüm önlemlere rağmen yakın zamanda bir ani düzelme pek mümkün görünmüyor. Burada mesele önlem alınıp alınmadığı değil, önlemin erken alınıp alınmadığı.

Dünya Sağlık Örgütü’nün korona virüsünü pandemi olarak tanımladığı 11 Mart, aynı zamanda İspanyol gribinin de ilk ortaya çıkışının yıldönümüydü. İlk kez 11 Mart 1918’de ABD’nin New Mexico eyaletinde tespit edilen, ama kamuoyundan saklanan bu grip salgını İspanya basınında açıkça tartışıldığı için “İspanyol gribi” olarak tanımlanıyor. İspanyol gribiyle korona virüsü arasında nasıl bir fark var?

Bir kere virüs tipleri birbirinden tamamen ayrı. İspanyol gribine yol açan H1N1 türü bir influenza virüsü, Covid-19 hastalığına ise bugün konuştuğumuz SARS-CoV-2 korona virüsü yol açıyor. İspanyol gribine baktığımızda, Birinci Dünya Savaşı sonlarına doğru, enfekte etme ve öldürme oranı çok yüksek olan bir grip suşu ABD’den başlayarak yayılmaya başladı. Çin’in bugün ilk başlarda yaptığını o günkü devletler yaptı ve rakamları sansürleyip dünyayla paylaşmadı. Dünya, savaş koşulları içinde olduğu ve savaşın kendisi aslında kamu sağlığını, beslenmeyi, barınmayı mahvettiği için hem tüm dünyada hem de özellikle askerler, İspanyol gribi yüzünden kitlesel biçimde öldü. O dönem, bugünkü tıbbi olanaklar yoktu ve üç yıl içinde yaklaşık 50 milyon insan hayatını kaybetti. Dünya nüfusunun dörtte biri enfekte oldu. Fakat o virüsün özelliği, daha çok genç yetişkinleri öldürebilmesiydi. Korona virüsünün özelliği ise daha çok yaşlı bireyleri öldürmesi, gençleri ve şükürler olsun ki çocukları öldürmemesi. Şimdiye kadarki veriler, örneğin İtalya’da 50 yaş altı ölümlerin çok çok az olduğunu gösteriyor. Fakat gençlerde, kalıcı bir hasar bırakıp bırakmadığını söylemek için daha çok zamana ve araştırmaya ihtiyacımız var.

Fakat virüsün mutasyon geçirmesi tehlikesine de işaret ediliyor…

Biliminsanları iki farklı tip virüsün gezmeye başladığını ifade ediyor. İlk başta çıkan L tipi ve ardından yaygınlaşan M tipi virüs. L tipinin daha öldürücü olduğu için özellikle Vuhan’ı etkilediği, ancak M tipinin daha az öldürücü olduğu için rahat yayılabildiği tahmin ediliyor. Yakın zamanda okuduğum bir makalede 100 farklı izole virüs karşılaştırılmış ve bugün görülmekte olan mutasyonların hastalık etmenlerini artırmadığı gösterilmiş. Virüsü yeterince tanımadığımız için genetik mutasyona uğrama olasılıklarını gelecek perspektifiyle öngörmek zor. Fakat şu anda bile korona virüsünün normal gripten çok daha yüksek öldürme oranı olduğunu görüyoruz. Dünya genelinde yaklaşık korona virüsünün öldürme oranı yüzde 3,5, İtalya’da yaklaşık yüzde 7 olarak görünüyor. Tabii vak’aların çoğu tespit edilemediği için, hepsi toplandığında virüsün yüzde 0,5 ila yüzde 1 arasında bir öldürücülükle kayıtlara geçmesi olası. Fakat önümüzdeki günlerde bu virüs mutasyona uğrar mı, gençler açısından da öldürücü olabilir mi, şimdiden öngörmek gerçekten zor.

Peki bu hastalığa çocuklar genel olarak yakalanmıyor mu, yoksa belirti göstermeden, çok hafif mi atlatıyorlar?

Elimizde İtalya’nın açıkladığı veriler var. Buna göre İtalya’da 30 yaşından küçük ölüm vak’ası yok. 0-10 ve 10-20 yaş arasında enfeksiyonun bir şekilde tespit edildiği çocuk-genç sayısı da, bütün hastaların yüzde 1’i kadar. Bu, oldukça düşük. Çin’de görülen vak’aların sadece yüzde 2,4’ü 19 yaş altı bireylerde ve bunların da sadece yüzde 2,5’inin ağır semptomları olmuş. Çocukların ve gençlerin neden bu virüse karşı bir direnci olduğunu henüz bilmiyoruz. Ama virüsün bağlandığı reseptörle, yahut bağışıklık sistemiyle ilgili olabilir bu. Orta yaşlılarda da, kronik hastalığı olmadığı halde hayatını kaybedenlerin İtalya’daki sayısı, geçen haftaki verilere göre sadece ikiydi. Dolayısıyla bir insanın bağışıklık sistemi güçlüyse, bu virüsü alt edebiliyor. Bu da aslında virüsün en büyük avantajı.

Nasıl yani?

Çünkü virüsü kapanların çoğu, bunun farkına varmıyor ve bu yüzden de risk grubundakilere, yaşlı bireylere ve kronik hastalara rahatlıkla bulaştırabiliyor. Virüs yayılımı açısından muhteşem bir avantaj bu. Oysa örneğin Ebola virüsü hasta ettiği kişilerin yarısını öldürdüğü, öldürücülüğü çok yüksek olduğu için, bir kişiden diğerine geçecek zaman bulamıyordu. Ebola virüsüne yakalananlar bunu çok ağır geçiriyor ve hemen hastaneye başvuruyor, toplumdan izole ediliyordu. Aynı şekilde şu an dolaşmakta olan pandemiye yol açan virüsün kardeşi SARS’a yol açıyordu ve hastaların yüzde 10’u ölüyordu. Diğerleri de ağır semptomlar gösteriyordu. Oysa şu an korona virüsü hastalarının yüzde 80’i ya çok az semptomla veya hiç belirti vermeden hayatına devam ediyor ve bu yüzden de böylesine güçlü bir salgına yol açabiliyor.

Hastalığın temel semptomları neler?

Yüksek ateş, kuru öksürük ve nefes darlığı. Ama şu an ikimiz de virüsü kapmış olabilir ama hiçbir semptom olmadığı için gündelik yaşamımıza, insanlarla görüşmeye devam ediyor olabiliriz. O yüzden bize düşen görev, enfekte olmuşuz gibi davranarak risk grubundakileri korumak. Eğer bu semptomlarınız varsa derhal kendinizi izole edin ve hemen Alo 184’ü arayıp test olmaya çalışın. Özellikle ateş ve nefes darlığı, virüsün temel özelliği ama dediğim gibi, hiç fark etmeden virüsü taşıyor olma olasılığımız çok yüksek. O yüzden virüsü kapmış gibi davranmalı, evde oturmalıyız.

Dolayısıyla her şey bizim elimizde mi?

Hayır, bireyin yapabilecekleri kısıtlı. Burada esas görev devlette! Her gün ailesini geçindirmek için çalışmak zorunda olan bir insan, nasıl evde otursun? Ya da Covid-19 çıkmadan önce asgari ücretle yaşam mücadelesi veren, şimdi salgın günlerinde nasıl iyi beslensin? Önlemlerin çok fazla ayağı var ve devlete, belediyelere çok büyük görev düşüyor.

Her halükarda biz paniğe kapılmadan bireysel sorumluluklarımızı derhal yerine getirmeliyiz. Virüsün çoğu insanda çok hafif geçtiğini dikkate alarak sorumluluk almalı, önümüzdeki 4-6 hafta boyunca enfekte olmuş gibi davranmalıyız. Vurguluyorum, enfekte olmuş gibi davranmalıyız.

16 Mart’ta Türkiye ve dünya için “Korona virüsü bugünden yarına ortadan kalkacak kısa süreli bir sorun değil. Şehirlerimize dev bir tsunami yaklaşıyor” demiştiniz. Neyle karşı karşıyayız?

1918 yılındaki İspanyol gribinden sonra dünya ilk defa bu kadar güçlü bir salgınla karşı karşıya. Virüsün en büyük avantajı öldürücülüğünün sınırlı olması. Virüs etkilediği insanların yaklaşık yüzde 80’inde ağır semptomlara yol açmıyor, hatta kimilerinde hiçbir belirti göstermiyor. Ama bu kişiler, diğer kişileri enfekte etmeye devam ediyor. Vak’aların sadece yüzde 20’si orta, yüzde 5’i ağır semptomlarda geçiriyor. Yüzde 2’si ile yoğun bakıma kaldırılacak kadar ağır geçiriyor. Dolayısıyla o yüzde 80’lik grup, risk grubundakiler açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Risk grubundakiler kimler?

60 yaş üzerindeki tüm bireyler ve kalp, hipertansiyon, diyabet, kanser hastaları, bağışıklık sistemi bir şekilde güçlü olmayan bireyler. Sigara içenlerde, içmeyenlere göre, erkeklerde de kadınlara göre hastalık daha fazla görünüyor. Dalga özellikle bu gruplara çarpıyor. Dünya biraz hazırlıksız yakalandı bu salgına. Çin’deki otoriter rejim ilk etapta bilgiyi paylaşmak isteyen insanları bastırdığı için işin ciddiyeti geç anlaşıldı. Tabii dünya, özellikle orta-üst gelir seviyesindeki insanlar açısından küçük bir köye dönüşmüştü. Dolayısıyla da virüsü Çin’den kapanların bütün dünyaya yayılması veya Çin’den çıkanlardan hastalığı kapanların başka ülkelere seyahati neticesinde böylesi bir tablo ortaya çıktı. Öte yandan Türkiye’de muhtemelen önümüzdeki dört hafta içinde vak’alar, ölüm sayıları çok daha artacak. Ayrıca bugün alınan kısıtlı önlemlerin işe yarayıp yaramadığını da o zaman daha iyi anlayacağız. Ama şu anda hemen, derhal sıkı önlem almak gerekiyor.

PANDEMİ ENDEMİYE DÖNÜŞEBİLİR, SİGARAYI ŞİMDİDEN BIRAKMALI

Peki yaşlılar dışında, kronik hastalığı olanlardan hangilerinin risk grubunda olduklarını net olarak biliyor muyuz?

Elimizdeki veriler çoğunlukla Çin ve İtalya’dan aldığımız bilgiler üzerine kurulu. Şu ana kadar bilinen ise hipertansiyon, akciğer, kalp hastalıkları, diyabet ve kemoterapi gördüğü için bağışıklığı düşmüş olan kanser hastalarının temel risk grubunu oluşturduğu. Keza sigara içen bireylerde, sigara içmeyenlere göre risk çok artıyor. Çünkü virüs öncelikle akciğerleri hedef alıyor.

Virüs her yere dağılmışken, hatta belki bizler kapmışken veya yakın zamanda kapacakken, şu an sigarayı bırakmanın bir faydası olur mu?

Mutlaka olur! Kimse, şu an yaşadığımız enfeksiyonun birkaç hafta içinde ortadan kalkacağını düşünmesin. Epidemiyologlar, yani hastalığın nasıl seyredeceği üzerine çalışan biliminsanları, bu pandeminin bir endemiye dönüşeceğini düşünüyorlar.

Ne demek bu?

Bu, önümüzdeki yıllarda, tıpkı grip olduğumuz gibi, sürekli korona virüsüne yakalanabileceğimize ya da şimdi yakalanmayanların gelecek yıllarda yakalanacağına, virüsün yayılımının süreceğine dair bir tahmin. Dolayısıyla er veya geç çoğumuz bu hastalığı geçireceğimize ve sigara içenlerin bu konuda daha dezavantajlı olduğunu bildiğimize göre, şimdiden bırakmak gerekiyor. Sigara bağımlılarının bu süreçte akciğerlerinin toparlanmasını sağlamasında, virüse hazırlanmasında fayda var.

BİREYİN YAPABİLECEKLERİ KISITLI, ESAS GÖREV DEVLETTE!

Başta yoksullar olmak üzere on milyonlarca insan, yetersiz veya kötü beslendiği, ağır stres altında yaşamlarını sürdürdükleri için zaten bu virüse hazırlıksız yakalandı. Bu noktadan sonra ne yapmalı?

Bağışıklık sistemini güçlendiren temel birkaç şey var: İyi beslenme, günde sekiz saat uyuma, stresten uzak kalma ve egzersiz. Bunun dışında, bence şu anda toplumun yapması gereken en önemli şey, dezenformasyona karşı dikkatli olması. İnsanlar birbirlerine sürekli çeşitli ses kayıtları ve görüntüler yolluyor. Bunlardan kesinlikle vazgeçilmeli. Keza televizyonlarda bir sürü garip şeyler konuşuluyor. Mesela bu virüsün, genleri dolayısıyla Türklere bulaşmayacağına, çorbayla, sarımsakla baş edilebileceğine ilişkin saçma-sapan iddialar, televizyon ekranlarından milyonlarca insana ulaşıyor. Bu izleyicilerin çoğu belki bu saçmalıkları başka kaynaklardan teyit ettiremiyor ve dolayısıyla kafasında bu bir hakikat olarak kalıyor. Doğru kaynaklara bakılması gerekiyor. Doğru kaynaklar da biliminsanları, hekimler ve onların kurumları. Yani Türk Tabipleri Birliği, Sağlık Emekçileri Sendikası veya Sağlık Bakanlığı gibi kurumların, bu kurumlarda çalışan hekimlerin, özellikle de enfeksiyon uzmanlarının ne söylediğine bakmamız gerekiyor. Dolayısıyla öncelikle dezenformasyonun önüne geçilmeli. Enfeksiyon yayılımını yavaşlatmak istiyorsanız, yapmanız gereken bir diğer şey de, virüse yakalanmışsınız gibi davranmak. Özellikle yaşlı bireyleri ve kronik hastaları koruyabilmek için bu çok önemli. Bir diğer husus da, eğitim seviyesi ortalaması ortaokul düzeyinde olan bir toplumdan komplike bir virüse dair tedbirlerin mahiyetini anlamalarını beklememek gerekiyor. Gençlerin bir sorumluluğu da, zihinleri özellikle yaşlıları tek tek, gerekirse telefonla arayıp durumun vahametine ve içinde bulundukları ağır risklere dair bilgilendirmek.

Dolayısıyla her şey bizim elimizde mi?

Hayır, bireyin yapabilecekleri kısıtlı. Burada esas görev devlette! Her gün ailesini geçindirmek için çalışmak zorunda olan bir insan, nasıl evde otursun? Ya da Covid-19 çıkmadan önce asgari ücretle yaşam mücadelesi veren, şimdi salgın günlerinde nasıl iyi beslensin? Önlemlerin çok fazla ayağı var ve devlete, belediyelere çok büyük görev düşüyor

SAĞLIK ÇALIŞANLARINI KORUYAMAZSAK, TSUNAMİ ÇARPTIĞINDA TOPLUMU KİMSE KORUYAMAZ

Başka hangi risk grupları var peki?

Hapishanelere ek olarak askeri kışlalarda gençler küçücük alanlarda, bir arada kalıyorlar. Kronik hastalığı olan askerlerin derhal terhis edilmesi gerekir. Bir de huzurevlerinde özellikle önlem alınması ve oralarda bulunan yaşlı vatandaşların özenle korunması gerekiyor. Başa dönmüş olacağım ama dert değil; Şu anda kentlerimizin üzerine büyük bir tsunami geliyor. Bu tsunami özellikle sağlık çalışanlarımıza, yaşlı yurttaşlarımıza ve kronik hastalığı olan bireylere çarpacak. Eğer biz şu aşamada sağlık çalışanlarını koruyamazsak, tsunami gelip çarptığında bu toplumu kimse koruyamaz. Tabipler Birliği, şu anda sağlıkçılarda çok büyük bir telaş olduğunu, zira koruyucu ekipmanın, maskenin bile olmadığını söylüyor. Bu bir skandal. Bu dalga sağlıkçılara çarparsa, tıpkı İstanbul Çapa Tıp Fakültesi’nde enfekte olan hocamız Prof. Cemil Taşçıoğlu gibi hocalarımız hastalanacak ve topluma yardımcı olamayacak. Ayrıca bir diğer risk de, hastalanan sağlıkçıların fark etmeden diğer hastaları enfekte etmesi. Her gün pek çok sağlık çalışanı, sosyal medyada ne kadar eksiklikleri olduğunu yazıyor. Dolayısıyla devlet, sağlıkçılarımızı korumak zorunda ama maalesef bu konuda da işler pek iyi gitmiyor.

Erdoğan’ın açıkladığı “planlamanın” benzerini hangi ülkeler yaptı, yapıyor?

Bu yapılan planlamayı duyunca acaba Türkiye, açıkça ilan etmeden gizli bir İngiltere modeli mi izliyor diye düşündüm. İngiltere de toplumun enfeksiyonu toplu şekilde geçireceği ve en zayıfların elenmesiyle toplumun bağışıklık kazanacağı, sürü bağışıklığı (herd immunity) planı uygulanıyor. Umarım kapalı kapılar arkasında, ekonomik krizi derinleştirmemek için böyle kararlar alınmamıştır. Her halükarda biz paniğe kapılmadan bireysel sorumluluklarımızı derhal yerine getirmeliyiz. Virüsün çoğu insanda çok hafif geçtiğini dikkate alarak sorumluluk almalı, önümüzdeki 4-6 hafta boyunca enfekte olmuş gibi davranmalıyız. Vurguluyorum, enfekte olmuş gibi davranmalıyız.

ABD’DE 250 BİN İLA 1,7 MİLYON İNSANIN ÖLEBİLECEĞİ TAHMİN EDİLİYOR

Siz Amerika’da yaşıyorsunuz ve orada da önlemler alınmaya başlandı. ABD’nin virüsle imtihanına ilişkin ne tür öngörülerde bulunuluyor?

Epidemiyologların, çok prestijli bir kurum olan Hastalıkları Kontrol Merkezi’nde yaptıkları bir toplantıda farklı modeller üzerinde çalışarak ortaya koydukları senaryo geçtiğimiz günlerde New York Times gazetesi tarafından haberleştirildi. Buna göre önümüzdeki bir-iki yıl içinde Amerika’da 250 bin ila 1,7 milyon arasında insanın korona virüsü nedeniyle ölebileceği tahmin ediliyor. Amerika’ya bu dalga çok daha kötü çarpacak yani.

Sağlık sistemi yüzünden mi?

Sayısız insanın doğru-düzgün bir sigortası bile yok. Ayrıca 500 bin insan evsiz, hiçbir güvenceleri yok, sokaklarda. 3 milyon insan hapishanelerde. 11 milyon göçmen “yasadışı” olarak çalışıyor ve hastaneye gitmeye dahi korkuyorlar. Ayrıca çalışma sistemi çok kötü. Bir saatlik çalışma ücreti Teksas’ta 7, Massachusetts’te 11 dolar. Çoğu insan saatle çalışıyor ve hasta da olsa gidip o saatte işini yapmak isteyecek. Dolayısıyla başkalarını enfekte edecek. Trump yönetimi uzun süre bu işi dalga geçer gibi idare ettiği için dalganın etkisi çok sarsıcı olacak. Sadece sağlıkta değil, tüm dünyada, ekonomide, siyasette çok büyük sonuçları olacak. Bu açıdan çok ilginç bir tarihsel andayız. Bu tarihsel anda biz en azından üzerimize düşen bireysel sorumluluğu yerine getirelim ve tekrar tekrar vurguladığım anlattığım önlemleri alalım.

İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. „Nazê/Bir Göçüş Öyküsü“ ile „Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu“ isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar’da yazıyor.

Relevante Artikel

Back to top button
Close