Budapeşte’de Yahudi Cemaati’nin Oryantel İbadet Evi: Büyük Sinagog

Yahudiliğin Budapeşte’deki varlığı 13. yüzyıla kadar dayanır. Budapeşte, Avrupa’nın en eski ve aynı zamanda da en yeni başkentlerinden.

ŞALOM Gazetesin’de Işıl Amanoel’in kaleminden geniş bir şekilde anlatılan Budapeşte şehrinde bulunan Büyük Sinagog ve şehrin Yahudi geçmişi hakkında şunlar dile getirildi :

Yahudilerin ilk olarak Buda ve Obuda çevresine yerleştikleri biliniyor.

Zaman içinde Yahudiler Peşte’nin dışında küçük bir yerleşke olan Erzebetravos’ta bir Yahudi yerleşimi tesis edeceklerdir. Burası hâlihazırda Yahudi kültürünün en canlı olduğu yerlerden bir tanesidir.

Yazımıza konu teşkil eden Büyük Sinagog da bu sokakta yer alır.

Sinagog, aynı zamanda Yahudi gettosunun da sınırını teşkil ediyordu.

Budapeşte, Avrupa’nın en eski ve aynı zamanda da en yeni başkentlerinden.

Zira Buda, Peşte ve Obuda’nın birleştirilerek Budapeşte’nin kurulması 1873 tarihine dayanır.

Bölgenin en eski merkezi olan ve Tuna Nehri’nin batı kıyısında kurulan Budin, her zaman stratejik yol kavşaklarının kesişme noktasında yer alagelmiştir. Buna karşılık Tuna’nın diğer sahilinde yer alan Peşte, 19. yüzyıla gelinceye kadar büyük oranda kasaba vasfını korumuştur.

Şehrin ilk olarak Romalılar zamanında bir askeri garnizon olarak tesis edildiği biliniyor. Ülkeye adını veren Orta Asya kökenli Macarların bölgeye bazı şefler önderliğinde gelerek yerleşmeleri  5. yüzyılda hızlanır ve 9. yüzyılda en yüksek seviyeye  kadar uzanıyor. Kısa bir süre sonra Hıristiyan inancının Katolik mezhebini kabul eden Macarlar, bu inancın Orta Avrupa’daki kalesi olarak tanındılar. Nitekim Macar coğrafyası, adeta Katolik inancının Balkanlardaki sınır noktasını teşkil eder. Ortaçağın en güçlü krallıklarından biri olan Macarlar, uzun yıllar Osmanlıların Orta Avrupa’daki ilerleyişinin önündeki en büyük engeli teşkil etmişlerdi.

1526’da Kanuni Sultan Süleyman’ın Macar kralı 2. Layoş’u Mohaç Ovası’nda yenmesi ise Macar tarihinin en acı kırılma noktası olarak kabul edilir. Zira bu tarih, o vakte kadar bağımsızlıklarını korumuş ve egemenlik alanını geniş bir coğrafyaya yaymış olan Macar halkının esaret altına giriş tarihidir.

Osmanlıların Karlofça Anlaşması sonrasında büyük oranda Macaristan’dan çekilmesi ile birlikte bölgenin yeni hâkimi Habsburg ailesi önderliğindeki Avusturya olur.

16. yüzyılda Protestanlık Macaristan’da yükselişe geçmiştir. Özellikle Protestan Macarların, Katolik Habsburg ailesine karşı sıklıkla ayaklandıkları bilinir. Bu ayaklanmalar her defasında Avusturya tarafından ezilecektir. Bunun sonrasında 18. yüzyılda Osmanlı Devleti’ne sığınan Kral Rakoçi örneğinde olduğu üzere bazı isyan önderleri Osmanlılardan destek ve himaye göreceklerdir. Bir başka Macar, İbrahim Müteferrika din değiştirip müslüman olduktan önce çevirmen sonra da yayıncı olarak Osmanlı hizmetinde önemli roller oynayacaktır. 19. yüzyılda yani milliyetçilikler çağında da Macarlar, Avusturya’ya karşı şanslarını denerler. Özellikle 1848’de Kossuth liderliğine başlattıkları ayaklanma, devreye Rusların da girmesiyle sert biçimde bastırılır. İsyancılar yine çareyi Osmanlılara sığınmakta bulurlar ve Kütahya çevresine yerleştirilirler. Bugün Budapeşte’yi gezenler hem Rakoçi’nin hem de Kossuth’un heykelleri ile karşılaşırlar. Her ikisi de Macar ulusal hareketinin sembol isimleri olarak kabul edilirler. Bu hareketlilik 1867 Habsburgların ülkenin adını Avusturya-Macaristan olarak değiştirmesine kadar uzanacak süreci tetikledi.

20. yüzyıla gelindiğinde ise Macaristan iki dünya savaşında da büyük yıkım yaşadı.

II. Dünya Savaşı sonrasında Komünist Sovyet idaresinin işgaline maruz kaldı. 1956’deki Macar ayaklanması ise dünyanın sessiz bakışları arasında Sovyet tankları tarafından acımasızca ezildi. 20. yüzyılda ülke, telafisi mümkün olmayan büyük yıkımlara maruz kaldı. Komünist bloğun çökmesi sonrasında iyiden iyiye batı dünyasına eklemlenen Macaristan, 2004 yılında Avrupa Birliği’nin tam üyesi olarak bir parçası haline gelecektir.

 

BUDAPEŞTE’DE YAHUDİ VARLIĞI VE ANTİSEMİTİZMİN YÜKSELİŞİ 

Yahudiliğin Budapeşte’deki varlığı ise 13. yüzyıla kadar çıkarılır. Yahudilerin ilk olarak Buda ve Obuda çevresine yerleştikleri biliniyor. 1251’de Kral 4. Bela, Buda Yahudilerine bir takım dinsel özgürlükler tanıdı. Zaman içinde Yahudiler Peşte’nın dışında küçük bir yerleşke olan Erzebetravos’ta bir Yahudi yerleşimi tesis edeceklerdir. Burası hâlihazırda Yahudi kültürünün en canlı olduğu yerlerden bir tanesidir. Yazımıza konu teşkil eden Büyük Sinagog da bu sokakta yer alır. Sinagog, aynı zamanda Yahudi gettosunun da sınırını teşkil ediyordu.  İlerleyen yıllarda çevre ülkelerde zulüm ve baskı gören Yahudilerin de gelmesi ile Macaristan’daki Yahudi nüfusu hızla artacaktır.

Macar coğrafyasında antisemitizmin yükselişini Avrupa’nın pek çok bölgesinde olduğu gibi I. Dünya Savaşı sonrasında başlatmak mümkün. Bu savaş sonrasında bilindiği üzere Macaristan, Trianon anlaşmasını imzalamış ve ülke topraklarının yüzde 67’si ile nüfusunun yüzde 58’ini kaybetmişti. Bu durum Macar tarihinde Mohaç Savaşı’ndan sonraki en büyük felaket olarak kabul edilir. Ülkenin pek çok zenginlik kaynağı böylelikle Macaristan çevresinde kurulan yeni devletlere paylaştırılmış oluyordu. Bu durum Macar tarihinde anavatanın dışında kalan Macar halklar sorununa sebebiyet verecektir. Hatta denebilir ki ülkede yükselişe geçen ve Macaristan’ı II. Dünya Savaşı’na sürükleyen süreç, büyük ölçüde bu gelişmenin sonucudur.

1929’da Amerika’da başlayan büyük kriz, sıkıntı içindeki Macar ekonomisini de vuracaktır. Artan işsizlik Macar hükümetini bir dizi tedbir almaya sevk eder ki bunların belki de en önemlisi diplomalı işsiz sayısının azalması için üniversitelerdeki kontenjanların düşürülmesidir. Tüm bu süreçte yaşanan ekonomik krizin faturası büyük ölçüde Yahudilere kesilir. Ancak hükümetin Yahudilerle ilgili radikal kararlar alması için 1938’i beklemek gerekir.

Macaristan’da II. Dünya Savaşı öncesinde Yahudi karşıtı ilk yasalar 1938’de çıkmış, 1939’dan itibaren de devam etmişti. Vecdet Erkun’un anılarından öğrendiğimize göre 1939 ve 1941’de çıkan yasalarla Yahudi olan ve olmayanların yapacakları karma evlilikler yasaklanmış ve Yahudilik tanımı da şöyle yapılmıştı: “En aşağı iki büyükanne ve büyükbabanın Yahudi olması, Yahudi olmak için yeterlidir.” Yine Macaristan’da 1939’a gelindiğinde Yahudilerin askerlik yapması yasaklandı ve Yahudi gençler mecburi çalışma programına dâhil edildiler. Bir yıl sonra ise bu program tüm Yahudiler için geçerli kılındı. Pek çok Yahudi kötü çalışma şartları ve aşırı soğuk havanın etkisi ile hayatını kaybetti.

1941’de çıkan bir yasa ile Yahudilere Davud’un Yıldızını taşıma zorunluluğu getirildi. Almanlar ülkeyi işgal etmeden önce yaklaşık 30 bin Yahudi hayatını kaybetmişti bile. Oysa Macaristan, dünyadaki en yoğun Yahudi nüfusuna sahip ülkelerden biri idi. Bazı kaynaklarda yoğunluk bakımından dünyadaki dördüncü ülke olduğu kayıtlıdır. Yahudi nüfusun nerede ise dörtte üçü Budapeşte’de yaşıyordu. Ayrıca ülke genelinde Pecs, Szeged, Györ, Miskolc ve Debrecen’de Yahudi cemaatleri mevcuttu.

1933’de Almanya’da hükümet değişikliği yaşanmış ve Hitler iktidara gelmişti. Dönemin Macar hükümeti, kaybettiği toprakları geri alma ümidi ile gerek Almanya ve gerek İtalya ile iyi geçinme politikası benimser. Bunun meyvelerini de kısa sürede toplar. 1938 yılına gelindiğinde Güney Slovakya ile Güney Karpatlar ve Ukrayna’nın payına düşen Macar bölgeleri yeniden ilhak edilir. 1941’de Naziler Yugoslavya’yı işgal edince durumdan istifade etmek isteyen Macarlar da yoğun bir Macar nüfusun yaşadığı Yugoslav topraklarına girmekte tereddüt etmemişlerdir ki bu durum onları savaşın kucağına itecektir. Sonuç olarak önce 27 Nisan 1941’de önce Sovyetler, sonrasında ise İngiltere ve Amerika Macaristan’a savaş açar. Savaş, Macarlar açısından tam bir yıkım olur. Ocak 1943’de Macarların İkinci Ordusu, Don cephesinde Ruslarca yok edilir. Bu durum Macar toplumun belleğinde büyük bir kırılmaya yol açacaktır.

Gelgelelim Macaristan’da kamuoyunun tümüyle Alman yanlısı olduğunu söylemek zor. Nitekim bir süre sonra bazı idareciler Sovyetler ile barış yolları aramaya başlar. Hatta 1944 sonlarında Debrecen’de Sovyet yanlısı bir Macar hükümeti dahi tesis edilir. Gelişmeler üzerinde Naziler 19 Mart 1944’de Macaristan’ı doğrudan işgal ederler. Böylelikle de Macaristan’da yaşayan yarım milyonu aşkın Yahudi için felaket günleri başlar. Kısa bir süre içinde Almanlar, Macaristan’a bir yüksek komiser atayarak Yahudileri toplama kamplarına sevk etmeye başlarlar. Alman ordusunun Macaristan’a girmesinden sonra yaklaşık yarım milyon Yahudi (ki pek çoğu Auschwitz’e gitmek üzere) ölüm kamplarına yollanacaktır. Yaşanan gelişmeler yarım milyondan fazla Macar Yahudi’sinin vahşi bir şekilde sonuna sebep olacaktır.

DOHANY CADDESİNDE BÜYÜK SİNAGOG

Şehrin Yahudi tarihine baktıktan sonra biraz da Büyük Sinagog hakkında bilgi verelim; Budapeşte’nin sembol yapılarından biri olan sinagog 1854-1859 tarihleri arasında inşa olunmuştu. Tabakgasse ya da Dohany Sokağı Sinagogu olarak da bilinir. Dohany, sinagogun bulunduğu sokağın adıdır. Bu kelime aynı zamanda Macar dilinde ‘tütün’ anlamına gelir. Bu sebeple de Tütün sinagogu anlamında ‘Tabakgasse’ adıyla da tanınır. Dohan kelimesinin Osmanlıcadaki ‘Duhan’ kelimesinden geçmiş olma ihtimali geliyor akla. Zira bu kelime de Osmanlıcada “tütün” anlamına gelmekte.

Yaklaşık 3000 kişilik ibadethanenin mimarı Viyanalı Ludwig Förster’dir. Erkeklere sinagogun zemininde bulunan yaklaşık 1500 koltuk ayrılırken, kadınlar için de geriye kalan ve balkon kısmında bulunan 1500 koltuk ayrılmış. Sinagogda açık bir şekilde Bizans ve Kuzey Afrika mimarisinden esintiler gözlemlenir. Hatta ilk bakışta aklınıza Endülüs mimarisinin izleri hemen düşüverir. Muhtemelen bu durumun gerekçesi Yahudilerin 1492’de İspanya’dan göç etmeleri olsa gerek. Nitekim sinagogda erkeklere ayrılan koltuk sayısı da tam olarak 1492. Mabedin en önemli özelliklerinden biri de büyüklüğüdür. Mabed, Avrupa’nın en büyük sinagogu olarak bilinir. Mimari açıdan da dünyadaki bazı sinagogları etkilemiştir. Mesela New York Merkez Sinagogu nerede ise birebir şekilde bu sinagogun bir benzeridir.

Yapının dışı kırmızı, sarı ve mavi tuğlalardan yapılmıştır. Soğan biçimli kubbeleri akla Rus mimarisini getirir. Bu kulelerin uzunluğu 4,3 metredir. Yapının üç nefi ve Yahudi inancı çerçevesinde kadınlar için ayrı galerileri bulunmaktadır.

Sinagog 1939’da Nazi yanlısı bir Macar grubu tarafından bombalandı. II. Dünya Savaşı sırasında bir ara Alman radyosu tarafından merkez olarak kullanıldı, sonrasında ahıra dönüştürüldü. Yine savaş sırasında gettoda hayatını kaybeden binlerce Yahudi buranın arkasında yer alan mezar alanına gömüldü. Sinagog, komünist dönemde bakımsız kaldı. Yahudi kültürünün en önemli sembol yapılarından biri olan ibadethane için ancak 1991’den itibaren harekete geçilebildi. Toplanan büyük bağışlar neticesinde restore edilen yapı, günümüzde ağustosun son ve eylülün ilk günlerine denk düşen Budapeşte Yahudi Festivali’nin merkezinde yer alıyor. Festival kapsamında çeşitli konserler, sergiler ve gastronomi sahasında bir dizi etkinlikler gerçekleştiriliyor. Sinagog da bu süre içinde farklı dinlerden ilahilere, caz konserlerine ev sahipliği yapıyor. Kısacası, değişim inanılmaz dedirten bir durum söz konusu.

Sinagogun hemen yan tarafında bulunan müze, Yahudi kültürünün iki bininci yıl örnekleri ve Yahudi soykırımı ile ilgili bazı belgeleri içinde barındırır. Yapı, aynı zamanda Theodor Herzl’in doğduğu evin yerinde inşa olunmuştur. Siyonizm ve İsrail’in asıl kurucu babası denilince akla gelen ilk isim olan Herzl, her ne kadar Avusturyalı bir gazeteci olarak bilinse de aslen Macar Yahudi’sidir. Müzenin II. Dünya Savaşı’ndan önce inşa olunarak sinagoga bağlandığı biliniyor. Yine sinagog avlusunda 1991’de açılan ve İmre Varga tarafından yapılan bir ‘Soykırım anıtı’ bulunmaktadır. Anıt, II. Dünya Savaşı sırasında katledilen 500 binden fazla Yahudi’nin anısını yaşatmak amacıyla yapıldı. Bu abideyi aslen Macar asıllı bir Yahudi olan ünlü aktör Tony Curtis’in finanse ettiği biliniyor. Anıt, ağlayan bir söğüt şeklinde tasarlanmış. Ağacın her bir yaprağında ise soykırım kurbanlarından birinin adı yazıyor. Budapeşte zaten tarihi ve tabii güzellikleri ile size çok şey vaat ediyor. Ancak Tuna’ya yakın bir mevkide konumlanan Yahudi Mahallesi kesinlikle sokak aralarında dalınarak kaybolunası bir yer. 2000 yılından itibaren sinagogun bulunduğu mevkide çok sayıda cafe ve restoran açıldı. Yorgunluğunuzu atmak için buralardan daha güzel mekânlar bulmanız zor. Ben Temmuz ayında gerek Buda’yı gerek Peşte’yi ve gerekse de Yahudi mahallesini gezerken çok keyif aldım. Siz ziyaretinizi Ağustos’un son ve Eylül ayının ilk günlerine denk getirebilirseniz şehirdeki Yahudi festivaline katılma şansını da yakalayabilirsiniz. Böylelikle bir zamanlar Avrupa’nın en kalabalık Yahudi nüfusunu ve en baskın Yahudi kültürünü içinde barındıran bu şehrin kültürel nimetlerinden de yararlanma şansını yakalayabilirsiniz. ( Kaynak: ŞALOM/Işıl Amanoel)

Relevante Artikel

Back to top button
Close