CENAZELERE SALDIRMAK İSLAM GELENEĞİ DEĞİLDİR!

Ölülere, cenazelere, ölünün manevi şahsiyetine saygısızlık İslam geleneği değildir. Bu geleneğin İslam gibi görünen boyutu bir ilkel Arap geleneğidir.

Kazım Balaban yazdı, Viyana

Bu geleneğe aslında Emevi ve Paraperest Arapların ortak içtihat geleneği demek daha doğru olur.

Bu gelenek ilkel Arap topluluklarında çok yaygındır. Savaş meydanlarında ölüleri soyup bunu ganimet saymak ve meşru gelir kaynağı görme geleneğini İslam dini bile yeterince yok edememiştir.

İslamı kabul eden Türklere kısmen yansıyan bu gelenek, yukarıda sözünü ettiğimiz gelenektir.

Hind Hz. Hamza`nın çigerini çıkarıp yedi

Ölüye saygısızlık ve kin gütme İslam tarihinde, kocası Ebu Süfyan’ın bilgisi dahilinde Muaviye’nin annesi Hind tarafından sergilenmiştir. Hind, Uhud savaşında (Miladi 627) şehit edilen Hz. Hamza’nın çiğerini çıkarıp parçalamış ve çiğ çiğ yemiş, Hz. Muhammed’in amcası Hz. Hamza’nın kulaklarını keserek kolye gibi boynuna asmıştır.

Aynı savaşta Hz. Muhammed’in safında yer alan askerler de Hz. Muhammed’in ‘’Hiç bir şekilde bulunduğunuz mevziyi terk etmeyiniz’’ buyruğunu dinlemeyerek Ganimet (ölü soyuculuk) hırsı ile mevzilerini terk ederek cephe gerisini boşaltmış ve Uhud savaşının kaderinin değişmesine sebep olmuşlardır.

Peygamber cenazesi 2 iki gün ortada kaldı

İslam dinini benimsemiş olsalar bile Arap geleneklerini terk etmeyip kendi Peygamberlerini dinlememek geleneğinin en vahim örneklerinden biri Hz. Muhammed’in Hakk’a yürüme günü yaşanmış (8 Haziran 632), Peygamberin cenazesi yaz sıcağında iki günden fazla meydanda kalmış, başını Ebu Bekir ve Ömer’in çektiği Araplar durumdan vazife çıkarıp derhal Hilafet, makam hırsına kapılıp, cenazeyi ortada bırakmışlardır. Hz. Ali cenaze ile ilgilenmiş ve Peygamber tüm sağlam kaynaklarının gösterdiği gibi sadece 17 kişinin katıldığı bir topluluk ile cenaze defn edilmiştir.

Hz. Ali, ilkel Arapların ölülere saygı duymayan geleneğini bildiği için Hakk’a yürüyeceği zaman çocukları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e ‘’Beni defn etmeyin, yüzü kapalı bir Arap devesi ile gelip benim tabutumu alıp götürecektir’’ demiş ve aile, Hz. Ali’nin bu vasiyetine bağlı kalarak tabutu yüzü kapalı bu Araba teslim etmiş, Hz. Ali’nin kabrinin nerede olduğu Abbasi Halifesi Harun Reşit (Hilafeti Miladi 789 – 809) zamanında Irak/ Necef’te olduğu ortaya çıkmıştır.

Ölüye saygısızlık o kadar belirgin ilkel Arap geleneğidir ki, Hz. Hasan Hakka yürüdüğü zaman (Miladi 669) kardeşi Hz. Hüseyin ağabeyini dedesi Hz. Muhammed’in kabrinin yanına defn etmek istediğinde Ebu Bekir’in kızı Ayşe, etrafına topladığı kişilerle buna karşı çıkmış, Hz. Hasan’ın cesedi oklarla vurulmuş, cenaze dedesinin yanına değil, Medine’de Baki mezarlığına defn edilmiştir.

Yezid ise ölüye saygısızlığı doruğa çıkarmış, Kerbela Vakasında (Ekim 680) şehit ettiği Hz. Hüseyin’in cesedini yanındakilerle beraber atların ayakları altında çiğnetip parçalatmış, Hz. Hüseyin’in başını mızraklara takarak şehir şehir gezdirip teşhir etmiştir.

Emeviler döneminde bu eski ilkel Arap geleneği tekrar canlanmış, Halife Abdülmelik’in komutanlarından olan Zalim Haccac, Emevilere karşı Halifeliğini ilan eden Abdullah bin Zübeyr (Ebu Bekir’in kızı Esma’nın oğlu) kontrolü altında olan Mekke ve Medine’yi yerle bir etmiş, hem Kâbe’yi, hem neredeyse tüm mezarları yıkarak yerle bir etmiştir.

Bu dönemde Hz. Hüseyin’in kabrinin olduğu Kerbela bölgesinde Fırat nehrinin yatağı değiştirilerek Kerbela şehitliği sular altında bırakılarak yaklaşık 180 sene Fırat nehrinin altında bırakılmıştır.

Kendilerini İslam sayan ama yaptıkları ile İslam öncesi ilkel Arap kavimlerinin zulümlerini sergileyen İŞİD canavarlarının Irak ve Suriye’de yaptıklarını duymayan kalmadı. Nerede kabir, türbe, mezarlık varsa oraları dinamitleyen, oraları yerle bir eden bu anlayışın kökeninde bu ilkel Arap anlayışı yatmaktadır.

Peki Türkler de durum nedir?

Daha doğrusu İslamı benimseyen Türk kavimlerinde durum nedir?
Türklerde zaman zaman bu barbarlıklara benzeyen davranışlar sergilense de bu tamamen ilkel Arap anlayışının Türklere yansımasından ibarettir.

Türklerde, özellikle Alevi ve Bektaşi topluluklarında Hakka yürüyen kişinin bu dünya ile ilgisi kesilmiştir ve varsa bir kusuru bunun hesabını mahşer günü kendi verecektir. Türklerin gerek geleneklerinde ve gerekse İslam anlayışında önemli şahsiyetler için türbeler yapılmıştır. Bunlar ziyaret edilmekte, buralarda çerağlar uyarılmakta (mum yakılmakta) ve saygın biçimde dua edilmektedir. Hatta bazı yerlerde önemli şahsiyetlerin kabirlerini ziyaret günleri festival şeklinde ziyaret edilmekte, orada kabri bulunan kişinin erdemleri anlatılmakta, kurbanlar tığlanmakta (kurbanlar kesilmekte), kazanlar kaynatılmakta, yoksullar giydirilmekte, açlar doyurulmaktadır. Kabir ziyaretleri bir bayram gibi toplumun kaynaşmasına vesile olmaktadır.

Türklerin geleneğinde ölüye veya kabire saygısızlık yapılması ayıplanmaktadır. Bunun için bugün Türkiye’nin hemen her yerinde bulunan köylerde eski mezarlıkların bulunduğu bölgeler korunmakta, buralar ekim alanlarına dahil edilmemektedir. Bu kabirlerin önemli kısmının gayri müslim mezarlıkları olduğunu da unutmamak gerekmektedir.

Türklerin İslam anlayışında düşman dahi olsa ölüsüne saygı duyulur. Mustafa Kemal Atatürk’ün Çanakkale savaşında ölen düşman Anzak askerlerine söylediklerinin dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de kabul görmesi ve saygı duyulması bundandır.

Kabirleri Çanakkale’de bulunan Anzak askerlerinin annelerine ne diyordu Atatürk?

“Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yanyana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır”.

Anzak askerleri için Çanakkale’de şehitlik bile mevcuttur. Bu kabirlerin temiz ve bakımlı olmasına dikkat edilmektedir.

Bu farklar bile Türk geleneği ile ilkel Arap geleneklerinin ne kadar farklı olduğunu göz önüne serer. Türkler içinde kendilerini Türk veya İslam olarak tanımlayan ancak ölüye ve kabire saygı duymayan anlayış ne Türk, ne de İslam anlayışıdır. Bu anlayış İslam öncesi ilkel Arap anlayışıdır.

Bir Yahudi kadının cenazesi kaldırılırken Hz. Muhammed ayağa kalkmış ve Peygamber olmasına rağmen saygıya durmuştur. Bu gelenek özellikle Türk askeri geleneğinde halen devam etmektedir. Bir cenaze geçerken bu cenazenin kim olduğuna bakılmaksızın tüm askerler selama dururlar.

Rahmet mümine, lanet münkire.
Muhabbetlerimle

Relevante Artikel

Back to top button
Close