Davos zirvesi eski güç ve önemini niye kaybetti ?

"Sadece zenginler ve güçlüler davetlidir!" başlıklı analiz , "Davos zirvesi eski güç ve önemini niye kaybetti ?" sorusunun cevabını Marmara Grubu Vakfı AB ve İnsan Hakları Platformu Başkanı Müjgan Suver´in usta kaleminden Gözlem gazetesinde arıyor. Analizin dikkat çekici kısımları şöyle.

Müjgan Suver

„Sadece zenginler ve güçlüler davetlidir!

Siyaset ve iş dünyasından temsilcilerin bir araya geldiği 53. Dünya Ekonomik Forumu, pazartesi akşamı İsviçre’nin Davos kentinde başladı. Forumun kurucusu Klaus Schwab’a göre, buluşmanın “dünyanın durumunun iyileştirilmesine” katkıda bulunması bekleniyor. Şimdi Avrupa basını, bunun ne kadar gerçek bir hedef olduğunu ve bu hedefe ulaşmak için nelere ihtiyaç duyulduğunu tartışıyor.

Öyle ya, sadece zenginler ve güçlülerin davet edildiği, parası olanın katılabildiği bu buluşmalardan açıkçası toplumun geniş bölümünün de pek büyük bir beklentisi yok. Krizle boğuşan parçalanmış bir dünyanın gözü de artık eskisi gibi Davos Zirvesi’nden çıkacak kararlarda değil. Rusya’nın davet edilmediği, ABD ve Çin’in başkanlık düzeyinde katılmadığı Davos Zirvesi artık ne Liderler Zirvesi ne de Dünya Zirvesi olabilir.

Şimdiden biliyoruz ki, sadece zenginlerin ve güçlülerin katılabildiği Davos’taki Dünya Ekonomik Forumunun katılımcıları, milyarderlere yönelik vergi artışlarını kabul etmeyecekler, çok uluslu şirketlerin kârlarını vergi cennetlerine kaydırmasını önlemeyecekler ve lüksten vazgeçmeyeceklerdir. Bu yüzden de artık gelenekselleşmiş bu Dünya Ekonomik Forumu oturumu orada bulunanlar için düzenlenen bir zenginler partisinden ibaret… Halkların güncel realitesinden uzak bir avuç akademisyen, kanaat önderi ve sivil toplum temsilcisinin, ‘bölünmüş bir dünyada işbirliği’ sloganıyla açık ve demokrat oldukları izlenimini vermeleri, aşırı zenginlerin yalnızca gezegenimiz için daha iyi bir gelecek – sanki umurlarındaymış gibi- davrandıkları algısını değiştirmeyecek.

Siyaset, kültür ve güncel olaylar üzerine yayın yapan haftalık İngiliz gazetesi The Spectator, Dünya Ekonomik Forumu’nu ayrımcılığın zirvesi diye yorumlarken, asıl meselenin serbest ticareti büyütmek olmadığı kanısında:

“Hem ticareti geliştirmek hem de daha yüksek bir yaşam standardına yönelik en iyi koşulları yaratmak için derdi cidden piyasaların serbestleştirilmesi olan herkes, siyaset ve iş dünyasının önde gelen temsilcilerini bir tatil beldesinde bir araya getirmenin hiç de işe yaramayacağını bilir. Etkinliğe katılmaya gücü yeten hükümetler ve uluslararası holdingler arasında imzalanacak anlaşmaların, korumacılığı teşvik etmesi çok daha olası gözüküyor. Bu da zaten belirleyici aktörlerin zirvede kalmasına ve yeni girişimler ile küçük şirketlerin tutunmakta çok daha zorlanmasına neden olacaktır.”

Almanya’da yayınlanan Frankfurter Rundschau ise tüm haklı eleştirilere rağmen buluşmanın büyük önem teşkil ettiğinin altını çiziyor ve “fikir alışverişine tam da kriz zamanında ihtiyaç var” yorumunu yapıyor;

“Çünkü, siyaset ve iş çevrelerinden üst düzey güçlerin fikir alışverişi yoluyla değilse, başka nasıl çözülecek bu krizler? Milyarlarca insanın geleceğini ilgilendiren sorular yanıt bekliyor. Küreselleşme ne getirecek? Kapitalizm neye dönüşecek? Avrupa’nın Rusya’ya karşı güvenliği nasıl sağlanacak? Tüm bu sorular ve daha fazlaları üzerine konuşmak şart, üstelik yalnızca Davos’ta da değil.”

Portekiz’de yayınlanan Publico, zenginlerin de refahın paylaşımı üzerine düşünmek için yeterli gerekçeleri olduğunu hatırlatıyor ve;

“Eşitsizlik, çağımızın en büyük meselesi haline geldi. Sorun her ülkede aynı düzeyde yaşanmasa da küresel bir çözüm gerektiriyor. Dünya Bankası verilerine göre nüfusun yüzde 1’inin servetin yüzde 38’ine sahip olduğu ve yüzde 50’nin yüzde 2’yle yetinmek durumunda olduğu bir modelde, serbest girişim, demokrasi, sermaye birikimi var olamaz. Artan öfke ve siyasi aşırılıkçıların güçlenmesi, bu sürdürülemez zeminden besleniyor. Öfkeyi dindirmek, demokrasiyi ve kapitalizmi kurtarabilmek bakımından hayati önem taşıyor.”

Publico’nun yorumuna katılmamak mümkün değil. Eşitsizlik zamanımızın en büyük sorunu haline dönüştü. Bir ülkede her alanda eşitlik yoksa, adalet, hukuk, demokrasi yoktur!

Bu değerlerin olmadığı ülkelerde ekonomi gelişmiş olsa da asla kalkınmış bir ülke olunamaz.

Atalarımız boşuna “biri yer biri bakar kıyamet bundan kopar.” dememiştir. Ülkemizde son yıllarda ısrarla uygulanan aykırı Finansal politikalar, Türkiye’yi, OECD Raporlarında görüldüğü gibi, eşitsizliğin en yüksek olduğu 4.ülke durumuna düşürmüştür. World inequality Lab tarafından hazırlanan 2022 Dünya Eşitsizlik  Raporuna göre, Fransa’da en az kazanan yüzde 50’lik kesim, en fazla kazanan yüzde 10’luk kesimden 7 kat daha az kazanırken, Türkiye’de 2021’de nüfusun en az kazanan yüzde 50’lik kesimi,en çok  kazanan yüzde 10’luk kesimden  23 kat daha az  kazanmaktadır .

Ülkede elde edilen milli gelirin o ülkede yaşayan insanlara adaletsiz bir şekilde dağılımı söz konusuysa ki ülkemizde öyle, o ülkenin her türlü sosyal ve kültürel çalkantılarla karşılaşması muhtemeldir. Başlangıçta düşük sesle ve arkadaşlar arasında konuşulmaya başlanan bu adaletsizlik, ilerleyen dönemlerde sosyal medyada, uluslararası medyada, meydanlarda yüksek sesle dile getirilmeye başlarsa, sosyal patlamalara kadar varabilecek sonuçları, Allah göstermesin beraberinde getirebilir. ( Kaynak-Gözlem Gazetesi)

Diğer kaynaklar:

http://www.marmaragrubu.org/mujgan-suver-ab-bakanligindaydi-

Relevante Artikel

Schaltfläche "Zurück zum Anfang"
Cookie Consent mit Real Cookie Banner