Emekli Büyükelçi Pulat Tacar „Yaşam Bir Rüyadır-Kedilerin kaleminden okuyun bizi“ üzerine Viyana’da sohbet

Birol Kılıç Viyana'dan yazdı

Dile kolay 61 yıllık evliliklerinde her gün artmış sevgi ve saygıları ile etraflarına adeta güneş gibi ışık saçan Tacar ailesiyle Viyana Cafe Mozart’ta rüya gibi geçen bir buluşma.  Bu sefer „Yaşam Bir Rüyadır. Pulat Tacar Kitabı” adlı kitabı konuşmuyoruz. Konumuz kediler. Doksan bir yaşında Emekli Büyükelçi Pulat Tacar ve değerli eşi Sylvia Tacar ile  birlikte oturup “Kedilerin kaleminden okuyun bizi” adlı dikkat çekici, öğretici ve adeta hayatımıza çeki düzen verecek bir kaynak eser yazmışlar.

Karşımızda gerçek ve örnek bir „citiyon“ var

Elimde okuduğum Sayın Tacar´ın diğer eserleri şunlar: „Kültürel Haklar Dünyadaki Uygulamalar ve Türkiye İçin Bir Model Önerisi“,  „Türkiye’nin paylaşılması hakkında yüz proje“, „Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Doğu Perinçek-İsviçre davası. Bir düşünceyi ifade özgürlüğü sorunu ve adil bellek talebi“ , „Terör ve demokrasi“,  „Yaşam Bir Rüyadır. Pulat Tacar Kitabı”

Aslında yaşadıkları, gördükleri, yazdıklarıyla, yeni kurulan Atatürk Türkiye’sinin yetiştirdiği; bilgi, görgü, derinliği ve erdemli bir insan olmasının yanında, etrafına ışık saçan, yurdunun sorunları hakkında düşünen, kafa yoran, daha iyi olması için eleştiri ve önerilerde bulunan etrafına  adeta ışık saçan aydın bir Türk vatandaşı  “citoyen” ile karşı karşıyayız…

14 Ocak 1960’da tanışma 15 Ocak’ta evlenme teklifi. Peki nerede ?

Bizim büromuza yakın Cafe Mozart’ta buluştuğumuz Pulat Bey’in yanında dile kolay altmış bir yıldır evli olduğu ve her gün sevgisi, saygısı ve aşkı karşılıklı artan Avusturya vatandaşı Viyanalı değerli eşi Sylvia Tacar Hanım var. İkisinin yanında olup da tatlı sert şaka, gülme ve esprilerinden olumlu anlamda etkilenmemek mümkün değil. İnişli çıkışlı hayatın içinde bir nebze olsa da onların güneş gibi ışıldayan sıcak enerjisinin a ltında güneşlenmek insana çok iyi geliyor.

Bundan tam 61 yıl önce Pulat Tacar, Viyana´da Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı diplomatı olarak UNO´nun Atom Enerjisi dairesinde görevliyken, o zaman otuz yaşındaymış, 14 Ocak 1960 tarihinde katıldığı özel bir davette tanıştığı Sylvia Hanım’a bir görüşte yıldırım aşkı ile vurulmasının hikâyesini başka zaman anlatırım. Ama şunu hemen not geçmek isterim; 15 Ocak 1960 tarihinde diğer bir deyişle tanıştıktan bir gün sonra Pulat Tacar, oturduğumuz Cafe Mozart’ta, o zaman yirmi yaşlarında güzel bir Viyanalı genç kız olan Silviya Hanımı kahve içmeye davet ediyor ve güzel sözlerden sonra kısa olarak, “Sizi çok takdir ediyorum. Benimle bundan sonra, hayatı el ele paylaşmaya ne dersiniz? diye soruyor.

Sylvia  Tacar: „Doğru doğru. O anlatıyorsa doğrudur. Ne yapayım?“

Benimle evlenmeyi düşünebilir misiniz?” mealinde bir teklifte bulunduğunu anlatıyor Pulat Bey.  Merak ediyorum ve Sylvia Hanım daha sonra geldiği için ona gülerek soruyorum, „Tanıştıktan bir gün sonra evlenmeye karar vermişsiniz. Doğru mu? Biraz zamana bıraksaydınız daha iyi olmaz mıydı? Aceleniz ne?” Silviya Hanım Pulat Bey’e sarılıp biraz utanarak ve gülerek , „Doğru doğru. O anlatıyorsa doğrudur. Ne yapayım?”

„Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Atatürk Türkiye´sinin yetiştirdiği çok aydın, bilgili, görgülü insanlardı.“

“Peki, Silviya Hanım yıl 1960. Daha dün tanıştığınız bir Türk genci, ertesi gün size yıldırım aşkına tutuldum diyerek elini uzatıyor. „Bundan sonra birlikte olmak ister misiniz?“ diyor. Aileniz ve çevreniz ne dedi? Türklere karşı önyargı yok muydu?” diye yönelttiğim soruma Silviya hanım dikkat çekici bir cevap verdi: “Yoktu. Ne ailemin, ne benim ne de çevremin. Kimse zorluk çıkarmadı çevremden. Tam tersine Pulat´ı herkes sevdi. Bir de bu Türk gençleri, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Atatürk Türkiye´sinin yetiştirdiği çok bilgili, görgülü, çok dil bilen insanlardı. Sadece Pulat değil. Pulat’ın tüm çevresinde olan Türklerin hepsi böyle idi. Ortalama bir Avrupalı veya Avusturyalının çok üstünden entelektüel çalışkan, disiplinli ve çağa ayak uydurmuş örnek gençlerdi.”

„Şu anda Viyana’yı özlüyor musunuz?“ diye sorduğum soruma, Silviya hanım dikkat çekici bir cevap verdi: “Hayır, özlemiyorum. Türkiye´de mutluyum. Kedilerim ve sevgili eşim Pulat ile çok mutluyum. Özlemiyorum…”

Viyana’yı son ziyaretleri



Emekli Büyükelçi Pulat Tacar önceden Viyana asıllı eşi ile her yıl geldikleri ve daha sonra iki yıla düşen Viyana ziyaretlerinin doksan bir yaşında ve seksen yaşından iki insan için kolay olmadığını söyledikten sonra, “Bu ziyaretimiz Viyana´ya son ziyaretimiz. Geldiğimizde başta Opera olmak üzere kültür yerlerini ziyaret ediyorduk. Bu ziyaretimizde eşimin Aşağı Avusturya´da var olan eski evlerini ve mezarları ziyaret edecektik. Eşim duygusallaşıp üzülmeye başladı. Üzülmemek için son anda iptal ettik. Aylardır hâlbuki ki planlamıştık. Toplam 100 km ve 6 saatlik bir ziyaret turu olacaktı. Son ziyaretimiz olduğu için. Olsun gönlümüzde ve aklımızda hep Silviya´nın anne, babası ve yaşadıkları yerlerdeyiz,” dedi.

„Kedilerin kaleminden okuyun bizi“ adlı eser aslında iki kutuplu bir oto-biyografi 

Sayın Tacar çiftininin „Kedilerin kaleminden okuyun bizi“ adlı eserleri yayınevimizin baş köşesinde yerini aldı bile.

Tacar çiftinin yazdıkları “Kedilerin kaleminden okuyun bizi” kitabını okuyup da etkilenmemek elde değil…

Bu eser birlikte yaşamayı denemeye karar veren Pulat Tacar ve Silviya Tacar´ın altmışıncı yılında yazdıkları muhteşem bir eser. Kedilerle haşır nesir olmuş bir çift olarak hem kedilerle birlikte geçirdikleri yılları, onların gözünden kendilerine anne ve babam diye hitap ettirerek naklediyorlar, hem de kendi yaşam hikâyelerini ve serüvenlerini kedi gözünden çıkmışçasına anlatıyorlar. Aslında eser iki kutuplu bir oto-biyografi ve burada Tacar çifti kendi acılarından, yaşamlarında önemli saydıkları bazı temel taşlara, kişilere ve olaylara değinmekle yetiniyorlar ama sonunda resimli kitabın insanın yaşamına adeta nefes verdiğini ve zamanın, değerlerin, güzelliklerin, erdemli insan olmanın önemini anlıyorsunuz…

Umarım yakında diğer eserlerimizi karşılıklı imzalayacağımız sağlıklı ve esenlik dolu günlerde, örnek ve erdemli insan olmayı ilke edinmiş, çevrelerine ışık saçan değerli Pulat Tacar ve  Sylvia Tacar ile yeniden buluşuruz.

Soldan sağa Silviya Tacar, Pulat Tacar ve Birol Kılıç. Yer Cafe Mozart

Tam karşımda oturan emekli Büyükelçi Pulat Tacar´ın doksan bir yaşında olduğunu bilmesem, inanın aynı yaşta hatta daha genç bir dostum ile tatlı, arada sırada da inişli çıkışlı ve hep  bilgi dolu bir ufuk turu yaptığımızı sanırım.

Türkiye´de yaşayan ve Viyana´ya değerli Viyanalı eşi ile geldiğinde görüştüğümüz Pulat Tacar ile her seferinde, karşılıklı yayımladığımız, yazdığımız veya bir tarafından katkıda bulunduğumuz eserleri imzalayarak hediye ediyoruz. İmzalayıp hediye ettiği eserlerinden bir tanesi eşi Sylvia  Hanım ile yazdığı, “Kedilerin kaleminden okuyun bizi.” Diğeri ise, “Türk İmparatorluğu’nun paylaşılması hakkında yüz proje (1281-1913) Çevirisi” . Pulat Tacar hep üretiyor , üretiyor ve üretiyor. Bizler de yıllardır yüz binlerce insan gibi okuyor , okuyor ve bilgi dağarcığımızı genişletiyor ve dünyaya farklı bir ufuktan bakıyoruz.

Son otuz yılda Viyana’da tanıştığım yüzlerce değerli Tük, Avusturyalı ve diğer dünyanın diplomatları arasında rahatlıkla ifade edebilirimki emekli Büyükelçi Pulat Tacar Anadolu erenlerinden humanist bir Yunus Emre ve batının ahlak felsefeciliği kuramının kurucusu Immanuel Kant’ın 21. yüzyılda harmanlanıp ete kemiğe bürünmüş halidir. 2024 yılında 300. yaşına girmesi vesilesi ile Kant ile ilgili bir yayıncı olarak Almanca iki eser yayınladığım  ve üçüncüsünün yolda olması nedeniyle ne dediğimi biliyorum. Merak etmeyin…

Horasan erenlerinden Taptuk Emre’nin öğrencisi koca Yunus Emre ne demiş :

„Zulüm ile abad olanın akıbeti berbad olur…“ ( Yunus)

„Kalem eğri dilli mürekkep siyah yüzlü, kağıt ikiyüzlü. Şimdi kalkıp arzuhalimi yazmaya kimi mahrem kılayım.“ ( Yunus)

„Dünya yalan can kardeşim, dünya yalan! Var mı yalan dünyada bakî kalan. Mal da yalan, mülk de yalan. Var biraz da sen oyalan.“ (Yunus)

Yunus ile başladık Ömer Hayyam‘ i şu aziz sözlerini anlaman olmaz  : „Yaşadın, yaşadın. Bin yıl daha yaşadın diyelim hadi. Sen bana sonunu de bunun sonunu. Şu yıkık dökük saraydan çekip gitmek değil mi? Ha anlı şanlı bir sultan, ha bir dilenci. Bir gün gelir ikiniz de çıkar şu kapıdan“

Değerli Tacar çiftine  sağlıklı, üretken ve  nice dolu dolu mutlu uzun ömürler diler, karanlıklaşan dünyamızda hür vicdan ve akılları ile örnek bir Türk diplomatı olarak etrafanlarına paylaştıkları bilgi, tecrübe ve eserlerinden ötürü içtenlikle gönülden teşekkür ederiz.

Pulat Tacar kimdir?

Türkiye´de Mülkiye’den mezun olduktan sonra, 1955 yılında Dışişleri Bakanlığı’na giren Büyükelçi Pulat Tacar, 1996 yılında Dışişleri Bakanlığı’ndan emekli olana dek çeşitli ülkelerde, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nda, Avrupa Birliği nezdinde, UNESCO’da Türkiye’yi temsil etmiş ve emekli olduktan sonra da UNESCO Türkiye Milli Komisyonu yönetim kurulunda görev yapmış, uluslararası çevrelerde kabul edilmiş seçkin bir Türkiye Cumhuriyeti diplomatıdır. Kendi deyimine göre ,”Diğer bir deyişle son dönemlerde olumsuz çağrışımlarla gündeme getirilen “monşerler” arasındadır.

Büyükelçi Tacar’ın Türkiye’de çok kültürlülük ortamının bileşkesi sayılabilecek istisnai ailesi, benzerine az rastlanır ölçüde disiplin altındaki eğitimi ve başarılı meslek hayatına dair ilginç ve ufuk açıcı anlatımlarının zirve noktalarından biri, Avrupa Toplulukları Nezdindeki Daimi Temsilciliği sırasında gerçekleşen Türkiye’nin Avrupa Topluluğu’na tam üyelik başvurusudur.

En az meslek hayatı kadar renkli bir fikir ve kültür hayatına da sahip olan Pulat Tacar’ın yaşamından süzdüklerini „Yaşam Bir Rüyadır. Pulat Tacar Kitabı” adlı eserinde William Stafford’ın şu dizeleri ile paylaşması anlamlı olduğu kadar ders verici olmasının yanında insanı düşündürüyor da.

“Nehrin donduğu bir zamanda,                                                                                                                                Sor bana yaptığım yanlışları;
Sor bana;                                                                                                                                                            Yaşamım mı, bütün yaptıklarım?

Nehir ne diyorsa.                                                                                                                                                      Ben de onu söylüyorum.”

Relevante Artikel

Schaltfläche "Zurück zum Anfang"