Warnung: Türkler ırkçı ve Yahudi düşmanı mıdır?-Dikkat ihale tüm Türklerin üzerinde kalacak!

Birol Kılıç yazdı
Viyana/ Analiz

Almanya başta olmak üzere Fransa ve yaşadığımız Avusturya’da “Yahudi Düşmanlığı ve Antisemitizm” ırkçılığının tüm Müslümanların özellikle Türklerin genlerinde varmış gibi lanse eden “haberlerin” artarak çoğalması dikkat çekmektedir.

Avusturya’daki Türk toplumunun, kendi içinde sorunlara sahip olması veya vurdumduymazlık yapısı nedeniyle kimsenin bunu üzerine almaması (bizim dışımızda) Avusturya’daki Türk toplumunun aleyhinde gelişen ve büyüyen bir sorun olarak gerçekliğini korumaktadır.

Bugün 15. Temmuz.2018

Bugün saat 11´de Viyana’da Yahudilerin en fazla yaşadığı ikinci Viyana Lassalle caddesinde Aşağı Avusturya’da doğmuş Türkiye göçmeni Avusturya vatandaşı Burkay S. adlı bir kişinin ilk önce 37 yaşındaki Yahudi asıllı bir kadına  saldırdığı daha sonra kaçtığını açıklayan Viyana Polisi sözcüsü Daniel Fürst Krone başta olmak üzere Österreich ve diğer basın organları şunları ifade etti : ” Bayana saldıran erkek daha sonra kaçarken yine ikinci Viyana’da Yahudilerin taktığı Kibba’yı başında taşıyan 22 yaşındaki bir erkeğe saldırmıştır . Daha sonra yakındaki Schwedenplatz’da aşırı saldırgan davranışları nedeni ile Polis tarafından tutuklanmıştır. Polis tarafından önceki suçları tanınan Berkay S.’nin tutukluluk hali devam etmektedir.

Avusturya Milli İstihbarat Teşkilatı olaya el koyarak davayı büyüteç altına aldığını yazan Avusturya basını ruh halinin bozuk bu Türk asıllı olduğu ifade edilen kişinin insanlara Yahudi asıllı oldukları için saldırdıklarını ve bunların benzerlerinin bundan önce Arap ve Afgan asıllı kişiler tarafından yapıldığını yazması dikkat çekti.

Bu olayın arkasında antisemitik yani Yahudi düşmanlığı olduğu çıkarsa bu tüm Türkiye göçmenleri açısından kötü sonuçları olacaktır.

Berkay S. adlı kişinin dengesiz bir insan olduğu iddia edildi ve polisin başka vukuatlardan dolayı kendisini tanıdığı ifade edilmesi çok önemli.

Saldırıyı şiddetle kınıyoruz

Yahudi asıllı vatandaşlara tüm Türk toplumu adına geçmiş olsun dileklerimizi iletmek isteriz. Bu çirkin saldırıyı şiddetle kınıyoruz.   Bu konuda bugüne kadar Türkiye göçmenleri Avusturya’da Yahudilere karşı saldırılarda hiç denecek azdır. Bundan sonra tüm Türkiye göçmenleri, dernekler , Camii imamları ve Türk basını vatanadaşları bu tür çirkinlikler konusunda uyarmalıdır. Avusturya’da Türkler ve Yahudiler arasında bu güne kadar sorun çıkmamıştır ve buna müsade edilmemelidir. Yoksa bu Yahudi düşmanlığı tüm Türklerin üzerine azrail gibi ihale kalacaktır. Buna müsade edilmemesi ve vatandaşların aydınlatılması gerekmektedir. Yahudiler ve Türkler Avusturya’da uyum bir şekilde yaşamaktadır. Yurtdışındaki sorunları Avusturya içine taşımamak gerekiyor.

Bundan önce ne oldu ? 

Bundan önce özellikle Arap asıllı insanların Yakın Doğu’da yaşanan olaylardan dolayı Arap basını ve sosyal medyalarında leblebi – çekirdek gibi artarak gelişmekte olan bu “düşmanlık”, Avusturya’da yaşayan Arap toplumunu da ister istemez olumsuz yönde etkilemektedir.

Fransa’da çok fazla sayıda olan ve farklı kültürlerden oluşan Arap Cemiyeti’nin toplumun alt tabakasında olması “Yahudi Düşmanlığını” arttırmak için adeta zemin hazırlamaktadır.

“İsrail eşittir Yahudi”, “Yahudi eşittir İsrail” düşüncesi ne kadar doğru?

İsrail devletinin yanlış – doğru tüm siyasetini normal bir ülkenin yaptığı yanlışlar gibi eleştirmek yerine, “İsrail eşittir Yahudi” gibi yanlış bir zeminde oluşan bu toptancı düşüncenin, Kur’an ve İslam’ın kabul etmediği halde çirkin bir ayrımcılıkla ırkçılığa kadar ulaşması, Müslüman kültür dairesi içinde bulunan inançlı – inançsız Türkleri de etkilemektedir.

İsrail’in iç veya dış politikasını, ülkeyi şeytanlaştırmadan, çifte standartlara tabii tutmadan ve ülkeyi yok etme duygularından uzak bir şekilde eleştirmenin “Yahudi Düşmanlığı” olmadığı kabul edilmiştir. Aynı durum Türkiye için de geçerlidir.

Avusturya’nın eski Cumhurbaşkanı Heinz Fischer, görevde olduğu dönemde İsrail’in bazı politikalarını eleştirmiş ve “İsrail devletinin politikalarını eleştirmek, antisemitizm değildir” ifadelerini kullanmıştı. Bu ifadelerden de yola çıkarak İsrail devletini Yahudi toplumuyla, Yahudi toplumunu da İsrail ile eşit tutmak, son derece “yanlış bir düşüncenin” ürünü olmaktan öteye geçmemektedir. İsrail hükümetinin yanlış politikalarına tepki gösteren Yahudi yazar, akademisyen ve STK gibi kişi ve oluşumlar da bunun en gerçekçi delili olarak karşımızda durmaktadır.

Ön yargılar ve olumsuzluklar zemini

Aynı ön yargılar torbası bu kez “Türklerin hepsi Müslüman oldukları için ‘Antisemitist – Yahudi düşmanıdır” damgasını yavaş yavaş Avusturya’da beyinlere kazımaktadır.

Kısacası Türkiye ve Türk düşmanlığı yapanlar veya oldukça ön yargılı bir yapıya sahip kişiler bilerek – bilmeyerek olumsuz hava oluşturma uğraşı içindedirler. Düşüncenin temelinde ayrımcılık ve ırkçılık yapan bazı Avusturyalı siyasiler ve bazı sözde gazeteciler tarafından ön yargılı bir zeminde; “Bu Türkler ve Müslümanlar doğuştan Yahudi düşmanıdır” şeklinde adeta propaganda yapılmaktadır.

Avusturya’daki bazı medya organları tarafından nakış gibi işlenen bu ön yargılar, beraberinde Türk toplumunu hayatın bir çok alanında zor durumda bırakacak olumsuz havayı da meydana getirmektedir. Öyle ki; Türk çocukları okullarda, vatandaşlar iş yerleri yada iş alımları gibi temel yaşam normalarında ciddi sorunlarla karşıya karşıya kalmaktadır.

Türk toplumunu uçuruma sürükleyen bu sessizlik nereye kadar sürecek?

Gerek Avusturya Yahudi Cemiyeti Başkanı gerek Avrupa Yahudi Cemiyeti yetkilileri, ön yargıyla yazılan ve Avusturya basınında yer alan bu haberleri ve devamında oluşan sorunları üzülerek ve korkarak dile getirmektedir. Avusturya basınında yer alan ve çoğunluğunun ön yargılardan oluştuğu haber ve yazılara karşılık, Türkleri az veya çok kişiyle temsil eden STK, kişi, kurum ve kuruluşlardan herhangi bir açıklama gelmemektedir. Türk toplumunu normal yaşam normlarında dahi olumsuz etkileyen bu sorun karşısında, Türk toplumunu temsil iddiasındaki kurum ve kişilerin takındığı “sessizlik” rolü, “kabul” olarak anlaşılmaktadır. Bu durum beraberinde çok yönlü sorunlara davetiye çıkarmakla birlikte, Türk toplumunu her geçen gün uçuruma sürüklemektedir. Peki bu sessizlik nereye kadar sürecek?

İslam, Yahudilik ve antisemitizm

Gerek Kur’an-ı Kerim gerek kadim Türk kültürü, tarihi, gelenek ve görenekleri; ırkçılığı, kavimciliği ve ayrımcılığı hoş karşılamamaktadır.

İslamiyet, kategorik olarak bir Yahudi düşmanlığını onaylamadığı gibi, Yahudilere karşı geliştirilmiş nefret içerin bir dil ve söylemi de onaylamaz. Diğerleri gibi Müslümanların da İsrail’in devlet politikalarını eleştirmeye hakkı vardır. Fakat Müslümanlar, bu eleştirileri geliştirirken kullandığı dil ve üsluba dikkat etmeli, bunu İslam’ın özüne uygun bir şekilde yapmalıdır. İsrail’in eleştirilen devlet politikalarını bir Yahudi yazara, bireye veya oluşumuna mal etmek, İslamiyet ve Müslümanlığın özüne uygun olmadığını unutmamak gerekir.

Antisemitizm, İslam kültürünün bir ürünü değildir. Tarihsel, siyasal ve konjonktürel gelişmelerin ortaya çıkardığı olumlu-olumsuz sonuçları dinin özüne mal etmek mümkün değildir.

“Kendinize , kendi dininize, kendi mezhebinize, kendi meşrebinize ve kendi sevdiklerinize istemediğiz hal, söz ve davranışları başka dinlere, mezheblere, meşreblere ve milletlere yapmayınız” diye bizzat Allah tarafından,“ Senin dinin sana! Benim dinim bana”, “Onların Tanrı’larına saldırmayınız. Yoksa oda sizin Tanrı’nıza saldırır“ gibi kesin ayetler ile özünde insanlara birbirlerine karşı saygılı ve hoş görülü olmayı akılcı bir şekilde öğüt vermiştir.

Her ne kadar bazı Kur’an ayetleri Yahudi düşmanı olarak anlamlandırılmaya çalışılsa da burada aslında bir kavim değil, özünde Kur’an tarafından Hak dini ve Hak kitabı olarak Allah tarafından kabul edilen Yahudilik ve kutsal kitapları Tevrat sahiplenerek defalarca öne çıkarılmış ve atalarının Tevhid – Şirk boyutunda yaptıkları yanlışlar, Müslümanlar tarafından tekrarlanmaması adına örnek olarak verilmiştir.

Kur’an, Yahudi kavmi düşmanlığı yapmamaktadır ve yapmaz! Kur’an-ı Kerim’den Yahudi düşmanlığı çıkarmak Allah‘a iftiradır ve şirktir!

Kaldı ki; Hz. Musa, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. İsa ve Hz. Meryem Yahudi asıllıdır.

Kur’an’da bir kavim toptan değil, bir “karakter” eleştirilmektedir! Aynı şekilde Kur’an-ı Kerim’deki bir çok ayette Bedevi Arap kavminin bir çok çirkin karekteri de Allah tarafından sert şekilde eleştirilmektedir.

Biz buradan bu çirkin karekter özelliklerini tüm Araplar için bir genelleme yapmadığımız gibi Yahudiler için de yanlış anlamlandırmalar yaparak bir millete karşı eleştiri hatta aşağılamak, değersiz göstermek kısacası ırkçılık yapılmasına müsade etmemeliyiz.

Güncel olarak benzer durumları göze alırsak, çok uzağa gitmeye gerek yok! Bugün başta Avusturya ve Almanya’da da Türkler benzer sorunlarla, farklı Bizans oyunlarıyla karşı karşıyadır.

Avusturya’da (Almanya’da aynı şekilde) Türkler üzerine karanlık bir çul gibi örtülmek istenen veya örtülmüş bu durum son derece tehlikeli bir hal almaktadır. Arap toplumu için güncel sorunlara bağlı olarak anlık sayılabilecek sorunlar, Türk toplumu açısından aynı şekilde işlememektedir. Tarihsel bir bütünlük olarak sorunu ele alırsak; Müslüman kültür dairesi içinde yer alan Türkler için geçerli olmayan ve olmaması gereken dini veya genetik bir “Yahudi düşmanı” propagandası karşısında ne yapmalıyız?

Fikir ve öneri olarak;

Avusturya’da yaşayan Türk toplumunu temsil iddiasındaki kişi, STK, kurum ve kuruluşların bu konuda herkesin kabul edip, altına imza atacağı bilgilendirme ve uyarı mahiyetinde bir Türkçe bildirinin hazırlanıp yayınlanması,
Medyada yapılan olumsuz algı operasyonları karşısında toplum olarak sessiz kalınmaması, bütüncül ve gerçekçi bir şekilde yazılı açıklamaların yapılması,
Gerçeklikten uzak olarak Kur’an’da yer aldığı iddiasıyla toplumda yer edinmiş yanlış anlamlandırmaları düzeltme adına çalışmaların yapılması,

Yukarıda maddeler halinde yer alan fikir ve önerilerin kısa sürede faaliyete sokulması, Avusturya’daki Türk toplumu nezdinde tüm Müslümanlar için gerekli görülen esaslardır.

İlgili kaynaklar  :

https://www.krone.at/1742415

http://www.oe24.at/oesterreich/chronik/wien/Wien-Drei-Juden-auf-offener-Strasse-attackiert/341742077

Avusturya İslam Cemaati’nde “Güç Savaşları”

VİYANA (ANALİZ HABER) – Geçtiğimiz aylarda hükümet tarafından açıklanan “cami kapatma” kararlarının ardından gerek toplumdan gerek bünyesindeki isimlerin sert eleştirilerine maruz kalan İbrahim Olgun Başkanlığındaki Avusturya İslam Cemaati (IGGÖ) yeni bir yapılanmaya gitti.

Cami kapatma kararlarının ardından başta yardımcısı Abdi Taşdöğen olmak üzere birçok muhalif ismin eleştirilerine maruz kalan ve “istifaya” davet edilen başkan Olgun, muhalefetin taleplerine daha fazla direnç gösteremedi ve “yetkisini” muhalefetle paylaşma tasarrufuna gitti.

İslam Cemaati bünyesindeki muhalif isimler tarafından, “yalnız başına karar almak” ve “alınan kararları yönetimdeki bazı isimlerden gizlemek” gibi eleştirilere maruz kalan Olgun, Haziran ayı başlarında istifaya davet edilmişti.

Muhalif kanat tarafından yapılan “erken seçim” talebi gölgesinde Haziran ayı sonunda gerçekleştirilen olağanüstü genel kuruldan, İbrahim Olgun ile “devam” kararı çıktı. Ortaya çıkan sonuçlara bağlantılı olarak genel tabloya bakıldığında, alınan “devam” kararının temelinde Başkan Olgun’un “ödün verme” politikasının olduğu görülüyor.

– Güç savaşları sonucu alınan “reform” kararları

Son yıllarda “cemaatler arası güç savaşlarının” yapısal hale geldiği izlenimini veren Avusturya İslam Cemaati’nde, “erken seçim” talebiyle yapılan olağanüstü genel kuruldan çıkan sonuçları “akıl oyunları” ifadesiyle değerlendirebiliriz. Zira, “istifa ve erken seçim” talebini her fırsatta sert şekilde dile getiren muhalif kanadın, olağanüstü genel kuruldan çıkan sonuçları kabul etmesinin yanında desteklemesini, başka türlü izah etmek mümkün gözükmüyor.

Haziran sonunda gerçekleştirilen olağanüstü genel kuruldan “yetki paylaşımı” çıktı. Öyle ki; muhalif kanatta bulunan ve cami kapatma kararlarından en çok etkilenen Arap Dini Topluluğu, İslam Cemaati’nin karar mercii olan “Yüksek Konsey”de kendisine yer buldu. Bunun yanında bazı muhalif temsilciler de Yüksek Konsey’de yer alacak.

– Olgun’un muhalifleri Yüksek Konsey’de

Alınan kararlar arasında en dikkat çekeni ise Avusturya İslam Cemaati başkanının imzasına ek iki imza zorunluluğu. Daha önce resmi bir belgenin ya da alınan bir kararın “geçerliği” için iki imza yeterliyken, bundan sonra üç imza gerekiyor. Buna göre bir belgenin geçerliliği için Başkan İbrahim Olgun, başkan yardımcıları Abdi Taşdöğen ve Esad Memiç’in imzaları yer almak zorunda. Böylelikle başkan dışındaki diğer iki imza sahibi de “resmi temsilci” ünvanını elde etti.

Muhalif kanat, getirilen üç imza zorunluluğuyla beraber, sıkça iddia ettiği ve eleştirdiği “istişaresiz karar alma, karar ve bilgi gizleme” gibi ihtimalleri ortadan kaldırmakla birlikte, karar merciinde söz sahibi oluyor.

15 üyeli Yüksek Konsey de yeniden oluşturuldu ve aralarında Olgun’a muhalifler isimler de konseyde yer alırken, camileri kapatılma kararından etkilenen Arap Dini Topluluğu’nun (Arabische Kultusgemeinde) yanı sıra Çok Kültürlü Din Topluluğu (Multikulturelle Kultusgemeinde) ve İslam Kültür Merkezleri Birliği (Union Islamischer Kulturzentren) de konseyde birer koltuk sahibi oldu.

AB’den Google’a tarihi ceza

BRÜKSEL – AB Komisyonu, Google’a android akıllı telefon üreticilerine illegal sınırlamalar getirdiği gerekçesiyle 4,3 milyar euro (5 milyar dolar) ceza verdi. Google, cephesinden yapılan ilk açıklamada kararın temyize götürüleceği bildirildi.

Avrupa Birliği Komisyonu, Google’a Android mobil işletme sistemini, rakipleri aleyhine hakim durum tesis etmek için kullandığı gerekçesiyle, 4.3 milyar euro (5 milyar dolar) ceza verdi.

Bu ceza Avrupa Birliği Komisyonu’nun kuralları ihlal eden bir şirkete bugüne kadar verilen en büyük para cezası olarak kayıtlara geçti.

Öte yandan Google’a illegal uygulamalarını 90 içinde de sonlandırma emri verdi.

Google talimata 90 içinde uymadığı takdirde Alphabet’in dünya genelindeki günlük ortalama cirosunun yüzde 5’ine yakın yeni bir ceza ile karşı karşıya kalacak.

Avrupa Komisyonu, bir yıl önce de Google’a, rakipleri karşısında kendi alışveriş hizmetlerini tercih ettiği gerekçesiyle 2.4 milyar euro para cezası vermişti.

“Google, kararı temyize götürecek”

Google kanadından yapılan açıklamada karar ile ilgili olarak temyize başvurulacağı açıklandı.

Yapılan açıklamada şöyle denildi: “Android herkes için daha fazla seçenek yarattı, daha az değil. Güçlü bir ekosistem, hızlı inovasyon ve daha düşük fiyatlar yoğun rekabetin ayırt edici özellikleridir. Komisyon’un kararını temyize götüreceğiz.”

“Ruslar, Kuzey Akım 2 ile NATO’yu bölmek istiyor”

NEW YORK – Houston Üniversitesi Enerji Ekonomisti Prof. Dr. Ed Hirs, Rusya’dan Almanya’ya doğalgaz taşıyacak ve 2020’de faaliyete geçmesi planlanan Kuzey Akım 2 Doğalgaz Boru Hattı projesiyle Rusya’nın NATO’yu bölmek istediğini savundu.

Hirs, ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen hafta Brüksel’de düzenlenen NATO zirvesinde Kuzey Akım 2 projesini eleştirmesini ve Almanya’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığının giderek artmasını, AA muhabirine değerlendirdi.

Trump’ın, Rusya ile yürüttüğü doğalgaz ticareti nedeniyle Almanya’yı “Rusya’nın esiri” olmakla suçlamasına değinen Hirs, “Ruslar, Kuzey Akım 2 projesiyle NATO’yu bölmek istiyor. Almanya’nın daha ucuz doğalgaz uğruna NATO ve Batılı ülkelerle olan stratejik ittifakını tehlikeye atması Trump ve ABD açısından endişe verici.” ifadelerini kullandı.

Hirs, Ruslar için doğalgazın stratejik ve ekonomik bir silah olduğuna işaret ederek, Rusya’nın Almanya’ya giden gazı kesip, Alman ekonomisini felce uğratabileceğini söyledi.

Trump’ın Kuzey Akım 2 projesine yönelik eleştirel yaklaşımının ABD Hükümeti ve Kongresinde birçok kişi tarafından paylaşıldığını kaydeden Hirs, ABD Savunma Bakanlığı, Ulusal Güvenlik Teşkilatı, Cumhuriyetçi ve Demokrat Parti’den kongre üyelerinin de Almanya’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığından endişe duyduğunu aktardı.

Hirs, Kuzey Akım 2 projesinin Rusya’ya Almanya karşısında büyük bir koz verdiğinin altını çizerek, “Rusya 2014’te Kırım’ı ilhak etti. Söz konusu durumun yeniden yaşanması veya Rusya’nın bir NATO ülkesine saldırması durumunda Almanya’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığı nedeniyle yanıt veremeyeceğini düşünüyorum. Almanya, NATO yerine öncelikle kendi enerji güvenliğini düşünecektir.” değerlendirmesinde bulundu.

– “Almanlar çok büyük risk alıyor”

Hirs, doğalgaz için yapılan uzun dönemli anlaşmalarda Ruslar için önemli olanın ekonomik kazanç olduğunu savundu.

Rusya’nın petrol, doğalgaz ve ekonomi alanlarında yapılan anlaşmaları geçmişte tek taraflı yürürlükten kaldırdığını ifade eden Hirs, “Almanya’nın enerji arzını çeşitlendirmesi gerekiyor ancak bu konuda stratejik düşünmüyor. Rusya’ya enerji bağımlılığını artıran Almanya çok büyük ekonomik ve stratejik risk alıyor.” dedi.

Hirs, Rusya ile NATO arasındaki olası bir krizde Almanların Rusları savunabileceğine dikkati çekerek, iki ülke arasındaki ekonomik bağların güçlü olduğunu vurguladı.

– “Rusya ile ilişkiler Almanlar için her zaman önemli”

Hollanda’daki enerji danışmanlık firması VEROCY’nin ortağı Cyril Widdershoven da Rusya ile iyi ilişkilerin Almanlar için her zaman önemli olduğunu söyledi.

Widdershoven, Soğuk Savaş döneminde Almanya’nın Sovyetler Birliği’nden gelen doğalgaza bağımlı olduğunu hatırlatarak, “İş dünyasında Alman-Rus ortaklığı çok yüksek seviyelerde. Alman iş adamları lobicilik girişimlerinde oldukça etkili.” ifadesini kullandı.

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Doğu Berlin’de büyüdüğüne, ileri derecede Rusça konuştuğuna ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın ilişkileri olduğuna işaret eden Widdershoven, ikilinin yaklaşık 15 yıldır birbirini tanıdığını ve Putin’in Merkel’den saygıyla bahsettiğini kaydetti.

– “Enerji arz güvenliği Avrupa için sorun”

Widdershoven, Trump’ın Kuzey Akım 2 projesini sadece stratejik güvenlik açısından eleştirmediğini, aynı zamanda ABD’nin Avrupa’ya sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ihracatını artırmak istediğini ifade etti.

Rusya’nın Almanya’ya boru hattıyla sattığı doğalgazın şu anda LNG’ye göre daha ucuz olduğunu vurgulayan Widdershoven, “Almanya’nın LNG piyasasına erişimi henüz yeterli seviyede gelişmedi. ABD’nin LNG ihracatı Avrupa’nın gaz ihtiyacının ancak küçük bir bölümünü karşılayabilir.” dedi.

Widdershoven, Avrupa Birliği’nin (AB) arz çeşitlendirmesini desteklemesine rağmen Rus doğalgazına olan bağımlılığının sürdüğünü vurgulayarak, “Enerji arz güvenliği Avrupa için bir sorun olmaya devam ediyor. Kaynak çeşitlendirmesi ele alındığında, Rusya’nın Avrupa’ya gaz ihracatının düşmesi gerek ancak bu giderek artıyor.” diye konuştu.

– Sadece yüzde 10’u Avrupa’ya ihraç edildi

Avrupa’ya daha çok LNG ihracatı gerçekleştirerek Almanya ve AB’nin Rusya’ya olan doğalgaz bağımlılığını azaltmayı isteyen ABD’nin şu anda sadece bir LNG ihraç tesisi bulunuyor.

AA muhabirinin ABD Federal Enerji Düzenleme Komisyonundan (FERC) derlediği bilgilere göre, ülkede onay alan toplam 9 LNG ihraç terminali projesinin 5’i yapım aşamasında bulunuyor. Farklı 13 proje ise hala FERC’ten onay beklerken, söz konusu projelerin 2019’dan itibaren sırayla faaliyete geçmesi öngörülüyor.

ABD Enerji Enformasyon İdaresi verilerine göre, ABD’nin LNG ihracatı geçen yıl toplam 20 milyar metreküp olurken, bunun sadece 2 milyar metreküpü (yüzde 10’u) Avrupa’ya ihraç edildi.

Rusya’dan Almanya’nın kuzeyine doğalgaz götürecek Kuzey Akım 2 projesiyle yılda ortalama 55 milyar metreküp gaz taşınması öngörülüyor.

Kurz: “AB, Türkiye ile müzakereleri derhal sonlandırmalı”

ATİNA – Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile müzakereleri ‘derhal’ sona erdirmesi gerektiğini söyledi.

Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Yunanistan’ın Kathimerini gazetesine önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye ile dürüst bir ilişki gerçekleştirilmesini yıllardır söyleyen bir isim olduğunu kaydeden Kurz, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile müzakereleri ‘derhal’ sona erdirmesi gerektiğini söyledi.

Kurz, “Türkiye ile müzakereler derhal sonlandırılmalı. Türkiye, son yıllarda Avrupa ve değerlerinden uzaklaşıyor. Aynı zamanda AB ile Türkiye arasında komşuluk temelinde farklı işbirliği seçeneklerinin bulunmasına odaklanmalıyız” dedi.

Sadakatsız millet mührü?

Temmuz 2018 / Başyazı / Yeni Vatan Gazetesi

Türkiye göçmenlerinin moralleri Avusturya’da bozuk.

Yeni Vatan Gazetesi saydam ve açık bir gazete olarak her zamanki gibi uyarı görevini yapmak zorunda.

Yeni Vatan Gazetesi temsilcileri ile konuşan Avusturya veya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ortak sorunlarının başında, son on yılda Türkiye siyasilerinin ve partilerinin yanlış “gurbetçi’’ siyasetinden doğan itibar kaybı geliyor. Akıbetinde de iletişim problemleri…

Bu durumun nedenini, yirmi bin kişinin Türk bayraklarıyla defalarca Viyana sokaklarına inerek Türk siyasilerine ve partilerine sahip çıkma çabaları olarak görenlerin çoğunlukta olması dikkat çekici. Sadece bu değil! Türkiye partilerinin buradaki temsilcisi sıfatı ile hareket eden heyecanlı, cahil ve ağzı laf yapan sosyal medya kalemşörleri, tüm Avusturya medyası temsilcilerinin, siyasetçilerinin ve bürokratlarının adeta midesini bulandırmıştır. Türkiye göçmeni denildiğinde adeta “tiksinmeye” başlamalarına sebep olmuşlardır. Son yıllarda Avusturya mahkemelerinde görülen bine yakın siyasi davanın, Türkiye siyasetinin Avusturya’ya taşınmasının sonucu olarak ortaya çıkan ağır yaralama, hürriyeti engelleme, gasp, evrakta sahtecilik, organize suç örgütü, tehdit, iftira ve hakaret  konuları ile ilgili olması dikkat çekicidir. Kısaca Türkiye seçimlerinin ve Türk siyasetinin Avusturya’ya ihraç edilmesinin faturası, tüm Türkiye göçmenlerine her gün kesilmektedir. Bu rezil insanlar adeta önyargı, düşmanlık, sadakatsizlik ve ayrımcılığa davetiye çıkarmışlardır. Bu sorunlar vardı belki ama bu boyutta değildi. Zira şimdi bir de bunu azdıranlar yani neden olanlar şu anda ortalıkta kahraman veya itfaiye eri ayaklarıyla ‘yangın varmış söndürelim’ edasıyla cirit atıyor.

Türkiye’deki seçimler ile sanki Avusturya Parlamentosu’na milletvekili seçiliyormuşcasına kendi gibi düşünmeyen veya meşrebi, mezhebi farklı insanlara terbiye sınırlarını aşan, küfür ve iftiralar ile saldıranların Avusturya’da açtığı yaralar iyileşmiyor. Çünkü bu kişi, kurum ve kuruluşlar hala etrafta toplum polisi ayaklarında milleti rahatsız ediyor. Bunun farkına varan Avusturya Devleti, bu ahlaksız ve artık Avusturya iç barışı için terör kadar tehlike arz eden bu dernek, federasyon veya camii veya gazeteci kılığındaki kişileri,  kendini korumak adına geçen yıl kurulan Avusturya Milli Güvenlik Kurulu gündemine alıyor. Gerek Avusturya gerek Türk vatandaşları ve tüm partiler, bu Avusturya demokrasisini, serbest düşünce özgürlüğünü ve iç barışı tehdit eden kişi, kurum ve kuruluşlara karşı mücadele konusunda hemfikir. Eskiden bir iki parti karşı çıkardı. Hayır, artık yok. Eskiden ‘bunlar Türk, Müslüman veya yabancı düşmanlığı yapıyor’ diye karşı çıkanlar vardı. Hayır yok. Resmen ve alenen devletin tüm belgelerinde, Türkiye göçmenleri içinden çıkmış  bu bölücü ve Avusturya milletine ve devletine sadakati olmayan kişiler, ülkemizdeki oluşacak kaos ve uyumsuzluk ortamının baş sorumlusu olarak ifade ediliyor. Avusturya, İslam dinine Avrupa ülkelerinde hiçbir ülkenin vermediği hak ve hukuku parlamentosundan geçirerek vermiştir. Mezarlıktan tutun da okullarda din öğretmenleri veya kutsal tatil günlerine kadar Müslüman insanlara birçok hak tanımıştır. Son elli yıl boyunca Türklere karşı her şeye rağmen saygı duymuş olan Avusturyalılara ne oldu? Onları eleştirmeden önce kendimize çeki düzen vermemiz gerekmiyor mu? Avusturya Devleti’nin Türkiye göçmenlerini resmen ve alenen kendi devletine ve milletine sadık olmayan yabancı gruplar olarak görmesinin nedeni nedir?

Bunun ne anlama geldiğini anlayabiliyor musunuz?

Peki bu yangını çıkaran sözde İdris özünde İblisler, niye hala etrafta gazeteci, dernekçi veya Türklerin temsilcisi adıyla dolaşarak arsızca yangının üzerine gidiyorlar? Hem suçlu hem güçlü ve sinir küpü, kendisini kaybetmiş bu cahil, lümpen proleter karışımı insan demeye bin şahitler, Türkleri temsil ediyor. Kendini beğenmiş sözde Atatürkçü veya modern insanlarımız ise ‘benim Türkiye göçmenleri ile işimiz olmaz’ düşüncesiyle suratlarına tükürülmesine “Yarabbi şükür bu cahiller ile uğraşmaktan iyidir” diyerek karışmıyorlar. Atatürk’ün kalksa sopa ile kovalayacağı bu apartman çocuğu, egoist, fırsatçı zibidilerden kimse bir şey beklemesin diyenler haksız mı?

“Niye her tarafta Türkiye göçmeni olarak başımız ağrıyor?” diye sorulduğunda “cevabı işte bunlar” demek gerekmiyor mu?

Kundakçı olarak ateşe verdiler, yetmedi. Şimdi bir de itfaiye eri olarak su kabında ateşin üzerine benzin taşıyan bu içimizdeki düşmanlara  neden “dur” demiyorsunuz?

Avusturya’da yaşayan Türk toplumunun ve Türk Devleti´nin itibarını bu kadar yerle yeksan edenlere yazıklar olsun!

Sadakatsiz millet mührünü, Avusturya Türk toplumunun üzerine, kendi kişisel çıkarları, bencillikleri, cahillikleri ve kokuşmuş çamur kişilikleri ile vuran zalimlere tek bir mesajımız var;

“Allah´ın laneti zalimlerin üzerinde olsun”.

(Araf Suresi 44. Ayet)

 

Dünyanın en büyük ticaret anlaşması imzalandı

TOKYO -Avrupa Birliği ile Japonya bugün dünyanın şimdiye kadarki en büyük serbest ticaret anlaşmasını imzalamak üzere Tokyo’da bir araya geldi.

AB yetkilileri, 650 milyon kişi ile dünya ticaretinin üçte birini oluşturması adına serbest ticaret alanı yaratması için düzenlenen anlaşmayı Tokyo’da imzaladı.

Japonya-AB Ekonomik İşbirliği Anlaşması olarak geçen anlaşmanın içeriğinde, pek çok üründe bulunan gümrük vergilerinin tamamen kaldırılması ve ticarete büyük kolaylık getirmesi hedeflenen bir tüzük yer alıyor.

Uzmanlar, ABD Başkanı Donald Trump’ın “Önce Amerika” politikası ile ticaret yaptığı ülkeler arasındaki anlaşmaları birer birer yeniden düzenlediği bu günlerde AB ile Japonya’nın böyle bir anlaşmayı imzalamasını zamanlama açısından oldukça dikkat çekici ve önemli olarak yorumluyor.

“AB’NİN YAPTIĞI EN BÜYÜK ANLAŞMA”

AB Komisyonu Sözcüsü Margaritis Schinas, geride bıraktığımız Aralık ayında uzlaşılan anlaşma için “Avrupa Birliği’nin şimdiye dek yaptığı en büyük anlaşma” yorumunda bulundu.

Öte yandan, AB Ticaret Komiseri Cecilia Malmstrom ise bu anlaşmanın dünyaya güçlü bir mesaj gönderdiğini ifade etti. Anlaşmaya göre, Suzuki ve Honda gibi devleri içinde bulunduran Japonya otomotiv endüstrisi, AB pazarına girecek. Bunun karşılığında ise AB, Japonya’ya uyguladığı tarım vergisini kaldıracak.

28 ülkesiyle 500 milyonu aşkın bir nüfusu içinde bulunduran Avrupa Birliği, Donald Trump’ın ‘muhafazakar’ ticari anlaşmalarını en az zararla geçiştirebilmek adına yeni iş birlikleri geliştirmeye çalışıyor. (NTV)

Munzur ve Pülümür sahilleri, Bodrum ve Çeşme’yi aratmıyor

TUNCELİ – Tunceli’deki Munzur ve Pülümür nehirleri kıyılarında kurulan plajlar ve tatilcilerin oluşturduğu görüntüler Ege ve Akdeniz sahillerini aratmazken, havanın serin ve suyun soğuk olması nedeniyle bunaltıcı sıcaklardan korunmaya çalışan Avrupa ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen turistlerin ilgi odağı oldu. Özellikle Avrupa’nın birçok ülkesinde yaşayan Tunceliler ile Türkiye’nin batı illerinde yaşayan yüzlerce yerli ve yabancı turist, Ege ile Akdeniz yerine Munzur ve Pülümür nehirlerindeki plajları tercih ediyor. Son yıllarda terörle mücadelede elde edilen başarılarla sağlanan huzur ortamıyla birlikte özellikle haftasonları Munzur ve Pülümür nehirlerinin kenarında kurulan plajlar tatilcileri ağırlıyor. Geçmiş yıllarda güvenlik nedeniyle Ege ve Akdeniz sahiplerinde tatillerini geçiren Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelen Tunceliler, bu yıl Munzur ve Pülümür nehirlerinde tatillerini geçirdiği gözlendi. Tunceli’de terör olaylarının en yoğun yaşandığı Kutuderesi bölgesi ile Kara Haydar plajı, Kemerebel plajı bu yıl tamamen dolmuş durumda. 40 derece sıcaklıkta soğuk Munzur ve Pülümür nehirlerinde vatandaşlar tertemiz sularda serinlemenin keyfini yaşıyor. Yurt dışında yaşayan insanların akınına uğrayan Tunceli plajlarında oluşan görüntüler, deniz sahiplerindeki görüntüleri aratmazken, gelen turistlerin özellikle Almanya, Avusturya, Hollanda ve Fransa’dan geldikleri belirtildi. Bölgeye yurt içinde ise, İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin, Elazığ, Malatya, Diyarbakır ve Erzincan bölgelerinde yoğun bir yerli turist akını yaşandığı gözlendi.

Hollanda’dan kızıyla beraber Tunceli’ye tatile gelen Fadime Aygün, önceki yıllar terör olayları nedeniyle burada tatil yapmayı tercih etmediğini ifade ederek, “Geçmişte Ege sahillerini tercih ediyorduk. Ama son yıllarda atık huzur ortamı ile birlikte Tunceli sahillerini tercih ediyoruz. Burada her şey çok güzel, inanılmaz güzel bir doğa var. Herkesin buraları görmesini istiyoruz. Bu doğa karşısında çok mutlu bir tatil geçiriyoruz” dedi.

‘BATIDA SÖYLENDİĞİ GİBİ TUNCELİ TEHLİKELİ SIKINTILI BİR KENT DEĞİL’

Avusturya’nın başkenti Viyana’dan geldiğini anlatan Derya Göktaş ise, tatilini geçirmek için her yıl Tunceli’ye geldiğini dile getirerek, “Ben Viyana’dan geliyorum. Ailece geldik buraya. Her yıl mutlaka buralara gelirim. Munzur ve Pülümür nehirlerinin buz gibi sularına girmeden tatilimi bitiremem. Çocuklarımla birlikte her yıl tatilimi memleketimde geçirerek, memleketimin ekonomisine katkıda bulunuyorum. Burası doğası manzarası ve plajlarıyla eşsiz güzel bir yer. Batıda söylendiği gibi Tunceli tehlikeli sıkıntılı bir kent değil. Huzurun, rahatın olduğu, insanların sıkıntı yaşamadan rahatça tatil yapabileceği bir kent konumundadır artık” diye konuştu.

Avusturya ve AB Komisyonundan Trump’a tepki

VİYANA  – Avusturya Dijitalleşme ve Ekonomi Bakanı Margarete Schramböck, ABD Başkanı Donald Trump’ın AB’yi ülkesinin “düşmanı” olarak tanımlamasına tepki göstererek, “Biz ABD’nin düşmanı değiliz, biz ABD’nin dostuyuz ve dost olarak muamele görmek istiyoruz. Yaptıklarımıza ilişkin değerlendirmeleri Twitter’dan öğrenmek istemiyoruz.” dedi.

Avusturya’nın başkenti Viyana’da Avrupa Birliği (AB) Konseyi Dönem Başkanlığı kapsamında gayriresmi sanayi ve ticaret bakanları toplantısı yapıldı.

Toplantının ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, Avusturya Dijitalleşme ve Ekonomi Bakanı Schramböck, AB Komisyonu Dijital İç Pazardan sorumlu Başkan Yardımcısı Andrus Ansip ve AB İç Pazar, Sanayi ve Yatırım Komiseri Elzbieta Biennkowska gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Schramböck, ülkesinin dönem başkanlığında dünya pazarında rekabet gücü olan ve sanayi alanında Avrupa’yı daha ileriye taşıyacak sanayi politikaları üzerinde görüş alışverişinde bulunduklarını belirtti.

Avusturya Dijitalleşme ve Ekonomi Bakanı Margarete Schramböck (ortada), AB Komisyonu Dijital İç Pazardan sorumlu Başkan Yardımcısı Andrus Ansip (solda) ve AB İç Pazar, Sanayi ve Yatırım Komiseri Elzbieta Biennkowska (sağda) toplantı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Avusturya’nın AB Dönem başkanlığında “Koruyan Avrupa” sloganını seçtiklerine işaret eden Schramböck, dijitalleşme ile Avrupa’daki refah ve endüstriyel gelişmeyi koruyarak geliştirmek istediklerini bildirdi.

– “Yapay zeka desteklenmeli”

Schramböck, 2018 sonrası sanayinin Avrupa ve Avusturya için “dijitalleşme, yenilik ve beceri” olduğunu dile getirerek, sanayi alanında “yapay zekanın” önemine dikkati çekti.

Yapay zekanın üretimi artırmasının yanı sıra yeni iş imkanları doğurduğunu ifade eden Schramböck, “Avrupa genelinde çalışanların yüzde 37’si dijital alanda yetersiz. Dijital yeterlilik ve yapay zeka alanındaki çalışmaları güçlü bir şekilde desteklememiz gerekiyor.” dedi.

– “Biz ABD’nin dostuyuz”

Bakan Schramböck, ABD Başkanı Trump’ın AB’yi ABD’nin düşmanı olarak tanımlamasına ilişkin soru üzerine, “Biz ABD’nin düşmanı değiliz, biz ABD’nin dostuyuz ve dost olarak muamele görmek istiyoruz. Yaptıklarımıza ilişkin değerlendirmeleri Twitter’dan öğrenmek istemiyoruz.” ifadelerini kullandı.

AB Komisyonu Dijital İç Pazardan sorumlu Başkan Yardımcısı Andrus Ansip de endüstriyel üretimde robot ve yapay zekanın yüzde 25 oranında etkin bir rol oynadığına işaret ederek, Asya ve ABD’ye oranla Avrupa’nın yapay zeka alanında yaptığı yatırımların yetersiz olduğunu söyledi.

Çin ve ABD ile Avrupa’nın rekabet edebilmesi için birlik üyesi ülkelerin iş birliği içinde hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Ansip, “Bu alanın kesinlikle ciddiye alınması gerekiyor. Bu nedenle AB Komisyonu olarak yapay zeka alanında daha fazla yatırım yapılması önerisinde bulunduk.” dedi.

Ansip, Trump’ın “düşman” açıklamasına ilişkin olarak da her zaman liberal ekonomiden yana olduğunu, korumacı ekonominin ülkeleri ileriye taşımadığını söyledi. Ansip, “Bizi diğer ülkelerden ayıran yapay bariyerler oluşturmadan ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi için çalışmalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.

– “Gerçek bir dostu düşman olarak tanımlamak sevimsiz”

AB İç Pazar, Sanayi ve Yatırım Komiseri Elzbieta Biennkowska da AB’nin korumacı bir ekonomik blok olmayacağını, her zaman liberal pazardan yana olduğunu belirterek, “Rüzgar eken fırtına biçer. Bizler rüzgar eken taraf değiliz ancak fırtınaya karşı da reaksiyon göstermemiz gerekiyor. Tamamen gerçek bir dostu düşman olarak tanımlamak gerçekten sevimsiz bir durum, buna karşı sağduyulu bir şekilde hareket edeceğiz.” dedi.

IGGÖ Başkanı Olgun’dan uzlaşı adımı

Avusturya İslam Cemiyeti (IGGÖ) Başkanı İbrahim Olgun, camilerin kapatılmasına gösterilen tepkilerin ardından verdiği ödünle dernek içi muhalifleriyle uzlaşma arayışında.

Kısa adı IGGÖ olan (Islamische Glaubensgemeinschaft in Österreich) Avusturya İslam Cemiyeti Başkanı İbrahim Olgun Avusturya Basın Ajansı’na (APA) yaptığı açıklamada, Arap Dini Topluluğu’nun da artık Yüksek Konsey’de koltuk sahibi olduğunu ve bundan böyle dernek başkan yardımcılarının da Avusturya İslam Cemiyeti’ni (IGGÖ) resmi olarak temsil edebileceğini ifade etti.

Dernek içi saldırılar

Avusturya hükümetinin bazı camileri geçici olarak kapatmasının ardından IGGÖ Başkanı Olgun, Başkan Yardımcısı Abdi Taşdöğen gibi IGGÖ içindeki bazı karşıtlarının saldırılarının hedefi oldu.

Başkan Olgun, mevcut duruma gelinmesinde payı olmakla suçlandı. Bu doğrultuda gelen, Haziran ayı sonunda olağanüstü genel kurul toplantısı gerçekleştirilmesi ve yeni bir seçim yapılması talebi ise reddedildi. Ancak IGGÖ tüzüğünün değerlendirileceği açıklandı.

IGGÖ yapısının “zamanın koşullarına” uyumlu hale getirilmek istendiği ve bu amaçla bir komisyon oluşturulacağı belirtildi. Hâlihazırda değerlendirilmesi yapılan konulardan biri, başkanın yetkileri: Artık başkan yardımcıları da yani Olgun’un muhalifi olan şu anki Başkan Yardımcısı Taşdöğen de Avusturya İslam Cemiyeti’ni (IGGÖ)  resmi olarak temsil edebilecek. Olgun, değişikliğin Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı’na iletildiğini söyledi.

Olgun’un muhalifleri Yüksek Konsey’de

15 üyeli Yüksek Konsey de yeniden oluşturuldu ve Olgun muhalifleri de konseyde yer aldı. Camileri kapatılma kararından etkilenen Arap Dini Topluluğu’nun (Arabische Kultusgemeinde) yanı sıra Çok Kültürlü Din Topluluğu (Multikulturelle Kultusgemeinde) ve İslam Kültür Merkezleri Birliği (Union Islamischer Kulturzentren) de konseyde birer koltuk sahibi oldu.

Buna karşın, İslam Federasyonu (Islamische Föderation), Bosna Dini Topluluğu (Bosnische Kultusgemeinde) ve Olgun’un da üyesi olduğu kısa adı ATİB olan Avusturya Türk İslam Birliği konseydeki yerlerini kaybetti.

Olgun bu değişikliklerle, Avusturya İslam Cemiyeti’nin (IGGÖ) “daha iyi ve çok çeşitli” bir yapıya kavuşacağını ve IGGÖ içindeki atmosferin de iyileşeceğini umuyor.

 

“Allah’ım bizi kandıran ve kandırılanlardan eyleme”

VİYANA – Başkent Viyana’da, Türkiye’nin Viyana Büyükelçiliği tarafından “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü” etkinliği düzenlendi.

– “Allah’ım bizi kandıran ve kandırılanlardan eyleme”

Etkinlikte hoca tarafından Türkçe yapılan duada, “Allah’ım bizi kandıran ve kandıranlardan eyleme” ifadeleri kullandı.

Saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı ve Kur’an-ı Kerim’in okunduğu etkinliğe, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Muhtar Gün ve Türkiye’nin Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Daimi Temsilcisi Büyükelçi Rauf Engin Soysal’ın yanı sıra sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve Türk vatandaşları katıldı.

Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Mehmet Ferden Çarıkçı, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile mücadelenin uzun soluklu olacağını, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesiyle bu mücadelede etkinliğin artacağını söyledi.

Avusturya’nın başkenti Viyana’da, Türkiye’nin Viyana Büyükelçiliği tarafından “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü” etkinliği düzenlendi.

Büyükelçi Çarıkçı, burada yaptığı konuşmada, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik gününü idrak etmek ve iki yıl önce bu uğurda hayatlarını feda eden şehit ve kahraman gazileri anmak üzere toplanıldığını belirterek, “Bu onurlu mücadelede 251 vatan evladımız şehadete ulaşmış, yaklaşık 2200 kişi de gazilik mertebesine erişmiştir.” şeklinde konuştu.

Çarıkçı, hain darbe girişiminin darbenin yaşandığı 15 Temmuz geçesi itibari ile FETÖ terör örgütü tarafından girişildiğinin anlaşıldığını ancak iki yıllık soruşturmalar sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda 15 Temmuz gecesi Akıncılar Üssünde bulunan Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek ve Nurettin Oruç’un askeriye içerisindeki FETÖ unsurlarını yönlendiren sivil ekibin başı olduklarına ve darbe gecesi dâhil FETÖ elebaşı Fetullah Gülen ile irtibat halinde bulunduklarına dair ilave delillere ulaşıldığı bilgisini paylaştı.

– “Yabancı dostlarımız gerçeği görmekte”

Çarıkçı, “Dünya kamuoylarında FETÖ tehlikesine yönelik farkındalığın artması, bu yapının yurtdışındaki unsurlara karşı yabancı ülke makamları tarafından gerekli idari ve adli tedbirlerin alınmasını kolaylaştırmaktadır. Zira FETÖ, Türkiye’de izlemiş olduğu stratejiyi mevcut olduğu tüm ülkelerde de kullanmakta, okullar ekseninde kurduğu ağları ekonomik ve siyasi nüfuzunu arttırmak için kullanmakta, bu doğrultuda yasadışı faaliyetler gerçekleştirmekte beis görmemektedir. Tabiatıyla, FETÖ’nün istihbarat faaliyetleri de Türkiye’de olduğu gibi üçüncü ülkelerde de sürmektedir. Yabancı dostlarımız, bu gerçeği anlamalarıyla birlikte, FETÖ’ye karşı Türkiye ile iş birliğini derinleştirmeye başlamışlardır.” görüşünü paylaştı.

Avusturya’nın başkenti Viyana’da, Türkiye’nin Viyana Büyükelçiliği tarafından “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü” etkinliği düzenlendi. Etkinlikte Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Mehmet Ferden Çarıkçı bir konuşma yaptı.

– “Bu mücadele adalet duygusuyla yapılmaktadır”

Büyük bölümü Türkiye’den kaçmış olan FETÖ’nün tepe yapılanmasının Türk adaletine teslim edilmesinin Türkiye’nin temel hedefi olduğunu vurgulayan Çarıkçı, “Bu mücadele uzun soluklu olacaktır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesiyle etkinliği de şüphesiz artacaktır. Ülkemizde bu mücadelenin devamı için gerekli siyasi irade, milli dayanışma ve birlik mevcuttur. Bu mücadele bir intikam duygusuyla değil, bir adalet duygusuyla yürütülmektedir.” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.

Etkinlik kapsamında davetliler, Anadolu Ajansı (AA) muhabirleri tarafından 15 Temmuz gecesi çekilen fotoğraflardan oluşan sergiyi gezdi.

Burka ile banka soymaya çalıştı

Siyah bir burka, güneş gözlüğü ve eldivenler ile baştan ayağa örtünmüş olarak elinde tekerlekli bir bavulla Viyana-Floridsdorf’taki Am Spitz’de yer alan bir banka şubesine giren soyguncu, ilk bakışta daha çok Arap bir turiste benziyordu. Aniden çekilen silahla gerçek anlaşıldı!  

Polisin aktardığına göre burkalı adam, bankaya girdikten kısa bir süre sonra 54 yaşındaki bir müşteriyi ve iki genç kadın banka çalışanını (17, 26) silahla tehdit etti. Genç kadınlardan birinin ölüm korkusuyla yüksek sesle çığlık atmasının ardından soyguncu, açıkça heyecana kapıldı ve nihayetinde silahını gözlerden uzaklaştırdı.

Silahını kaldıran soyguncu, bu kez tekerlekli bavulundan bir biber gazı çıkardı ve müşterilere ve çalışanlara doğru püskürttü. Yakıcı sıvı, soyguncunun kendisini de etkilemiş olmalı, zira yıldırım hızıyla kaçtı – sıfır ganimetle!  Hemen alarm çalıştırılmış olsa da şüpheli henüz yakalanamadı. Eyalet Polis Departmanı tarafından yürütülen soruşturma, tüm hızıyla devam ediyor.

Peki soruşturmacılar, tamamen örtünmüş olmasına rağmen soyguncunun bir erkek olduğundan nasıl bu kadar emin olabiliyor? Güvenlik kameralarından alınan görüntülerin titizlikle analiz edildiğini ifade eden Polis Sözcüsü Harald Sörös bunu şu sözlerle açıklıyor: “Vücut hareketlerinden.”

Eylül itibarıyla U6 metrosunda kokulu yiyecekler yasak

Kimileri seyahatlerini kebap ya da Leberkäsesemmerl (bir çeşit şarküteri ürünü) eşliğinde gerçekleştirmek isterken diğerleri trendeki bu ağır kokuyu nahoş, daha kaba bir tabirle tiksindirici buluyor. Yolculardan gelen çok sayıda talep doğrultusunda Viyana Belediyesi U6 metrosunda bir deneme sürecine başlıyor: Eylül ayı itibarıyla vagonlarda pizza, kebap ya da nudel (bir çeşit makarna) gibi kokulu yiyeceklerin tüketilmesi yasak olacak.

Eylül’de başlayacak olan yasağa büyük bir bilgilendirme kampanyası eşlik edecek: Krone Gazetesi tarafından aktarılan habere göre araçlardaki afiş ve çıkartmaların yanı sıra istasyon ekranlarında konuya ilişkin görüntüler yayınlanacak ve gerek sektör çalışanları gerekse güvenlik görevlileri tarafından yolcular konuyla ilgili aydınlatılacak. Müsli barlar, bebek mamaları ya da su yudumlamak serbest. Kokulu yiyecekler ise tam anlamıyla tabu. Ama burada da ‘cezadan önce uyarı’ kuralı geçerli olacak.

Çok sayıda yolcunun talebi üzerine söz konusu test sürecinin gerçekleştirilmesine karar verildiğini belirten toplu ulaşım araçlarından sorumlu Viyana Belediyesi Meclis Üyesi Ulli Sima (SPÖ): “Yolcuların taleplerini ciddiye alıyoruz ve dürüst olmak gerekirse; seyahati boyunca ton balıklı pizza kokusu duymaktan kim hoşlanır ki?” dedi.

Sima: “Bu, makul bir istek”

Metroda geçen yolculuk süresinin ortalama yaklaşık on dakika olduğuna vurgu yapan Sima: “Bir kaç dakikayı kokulu yiyecekler olmadan geçirmek dayanılabilir bir şey.” dedi. Ketçap, mayonez ve diğer yiyecek artıklarının vagonlarda kirliliğe de sebep olduğuna dikkat çeken Sima sözlerini şöyle sürdürdü: “Temizlik için harcanan efor çok büyük ve bunun için çok fazla para harcanıyor.”

Vagonlardaki soğutma problemi gibi bu rahatsız edici kokular da birçok kişi için sinir bozucu. Soğutma problemine yönelik atılan adımın ardından gelen yiyecek yasağı, U6 hattını iyileştirmek için alınan ikinci önlem.

Hükümetten anaokullarında değerler dersi atılımı

Çocuk bakımına ilişkin federal hükümet ve eyalet yönetimleri arasındaki ateşli pazarlıklar devam ediyor.  Hükümet, eyaletlere hâlihazırdakinden 30 milyon Euro daha az bütçe ayırmayı planlıyor ki bunun için de başörtüsü yasağını onaylamalarını şart koşuyor. Ayrıca küçük çocuklar için de değerler dersleri olmalı.

Hoşgörü, açıklık, saygılı ilişki, karşılıklı diyalog ve sorumluluk: Bunlar, ileride mecburi olarak anaokullarında öğretilecek olan değerlerden yalnızca birkaçı. Krone Gazetesi tarafından aktarılan habere göre eğitimcilere yönelik 30 sayfalık broşür şeklinde özel olarak oluşturulan bir değerler kılavuzu ile esaslar belirlenecek ve ihlalleri yaptırımlar takip edecek. Ceza Kanunu doğrultusunda düzenlenecek cezaların miktarı 300 Euro’ya kadar çıkabilecek.

Habersiz denetimler

Milli Eğitim Bakanlığı’na göre söz konusu kılavuz, özellikle İslami anaokulları ve                 Avusturya Devleti’ni tanımayarak onu bir firma olarak gören devlet retçileri gibi sorunlu vakalar için olacak. Ayrıca habersiz denetimler de planlanıyor. Eğitim Bakanı Heinz Faßmann, böylelikle “entegrasyon hedeflerine ulaşılmasını garanti altına almak” istiyor.

ÖVP-FPÖ koalisyon hükümetinin bir başka entegrasyon politikası ise bu yıl netleştirilecek. Birkaç gün önce Başbakan Yardımcısı Heinz-Christian Strache, anaokullarındaki çocuklar için başörtüsü yasağı konusunda eyalet yönetimleri ile birlikte “yaz aylarında uygun düzenlemelerin yapılacağının” garantisini verdi.

SPÖ’lü vekil Osman Güneş ÖVP’ye aniden geçince SPÖ niye şaşırıyor?

SPÖ’nün aktardığına göre Salzburg Belediyesi Meclis Üyesi Osman Güneş, yaklaşmakta olan 2019 yerel seçimlerine ait seçim listesinde adının yer almayacağını biliyordu.

SALZBURG-Salzburg’da 2019 yılı başlarında yapılacak olan yerel seçimlerden yaklaşık sekiz ay önce, belediye meclisinde şaşırtıcı bir parti geçişi yaşandı. Geçtiğimiz Cuma günü kısa adı ÖVP olan Avusturya Halk Partisi tarafından yapılan açıklamayla, bugüne kadar kısa adı SPÖ olan Avusturya Sosyal Demokrat Partisi vekili olan Osman Güneş’in artık ÖVP’nin bir parçası olduğu ifade edildi. Kurier Gazetesi tarafından aktarılan habere göre bu değişim, meclisteki çoğunluğa da tesir ediyor.

Zira bu geçişle SPÖ ve “Vatandaş Listesi (Bürgerliste)” için mevcut fiili çoğunluk ortadan kalkmış oldu. Partilerin aldıkları oy oranında vekil çıkarabilmeleri esasına dayanan ve çoğunluğun serbestçe oluşturulduğu ‘nispi temsil sistemi’ ile yönetilen Salzburg’da, 21/40 vekil şeklindeki oy dağılımı ile çoğunluk bugüne kadar genellikle SPÖ-Yeşiller ekseninde idi. Ancak şimdi bu eksendeki vekil sayısı 20’ye düştü ve dağılım 20/40 şeklini aldı.

Osman Güneş ÖVP’ye geçişini şu sözlerle gerekçelendirdi: “SPÖ’de seçmenlerimin menfaatleri adına çalışmam maalesef artık mümkün değildi.” Kendisi için önemli olanın, bir takımın oyuncuları olarak beraberce çözümler bulmak ve yalnız bir savaşçı olarak hareket etmemek olduğunu söyleyen Güneş; Hırvatistan ve Bosna’daki fakir bölgelere açığa çıkmış itfaiye araçlarını bağışlaması nedeniyle ÖVP’li Belediye Başkanı Harald Preuner’e karşı başlatılan SPÖ kampanyasının bardağı taşıran son damla olduğunu ifade etti.

SPÖ Salzburg için sürpriz

Güneş’in Cuma günü açıklanan geçişi, SPÖ Salzburg için sürpriz oldu. İlk tepki Belediye Başkan Yardımcısı Bernhard Auinger’den geldi. Avusturya Basın Ajansı’na (APA) yaptığı açıklamada  Auinger , “Partiye ilişkin memnuniyetsizliğini hiç dile getirmedi.” diyen Auinger, aksine son iki yıldır Güneş’in, kurul, toplantı ve etkinliklere ekseriyetle katılmadığını ve 1 Euro dahi parti katılım payı ödemediğini ifade etti. Auinger, sözlerini şöyle sürdürdü: “Üç haftadır yaklaşan seçimler için hazırlanan seçim listesinde artık yer almayacağını biliyordu.”

Auinger, Güneş’in bu geçişinin insani olarak da anlaşılmaz olduğunu belirtti ve şunları söyledi: “Şu an Güneş, 2014 seçimleri sonrasında adına leke, kendisini karalayan süren bir parti olan ÖVP Salzburgá geçiş yaptı. Biz ise SPÖ Salzburg o zor zamanlarında Osman Güneş her zaman desteklemiş ve arkasında durmuştuk.”

Sigortacılık alanında faaliyet gösteren ve ailesi ile birlikte süpermarket işleten Türk kökenli Osman Güneş, 2014 seçimlerinde aldığı 1.213 tercihli oy ile Salzburg’da doğrudan meclise giriş yapmayı başaran tek aday olmuştu. Osman Güneş seçim sonrasında, sistematik bir şekilde Türk seçmenlerin seçim kartlarını isteyerek kartların doldurulmasına yardımcı olmakla suçlanmış ve seçim kartlarının manipülasyonu şüphesi ile Salzburg savcıları tarafından soruşturma başlatılmıştı.

ANALİZ

SPÖ kendine çeki düzen versin

SPÖ Salzburg’un burada bir öz eleştiri yapması gerekiyor. SPÖ olarak sizler, sigortacılık alanındaki faaliyetleri bağlamında Türk kökenli Avusturya vatandaşları ile kurduğu müşteri ilişkileri nedeni ile olta ile balık tutar gibi seçmen kazanmak için mi Osman Güneş’i aday gösterdiniz? SPÖ olarak sizler, Osman Güneş’in sosyal demokrasi ve sol değerlerden haberi olup olmadığını kontrol ettiniz mi? SPÖ olarak sizler, Osman Güneş’in sosyal demokrasi ve sol değerleri ne kadar içselleştirdiğini araştırdınız mı ya da kendisine sordunuz mu? SPÖ, ‘Türk olsun, yabancı olarak öne çıkarır ve Türk asıllı Avusturya vatandaşlarından oy alırız.’ düşüncesiyle özünde sağcı, ülkücü, muhafazakâr ve sol görüşe mesafeli insanları yıllardır aday olarak gösteriyor. Göstersin. Hayırlı, uğurlu olsun. Ama bu solculuk ve liberallikle alakası olmayan insanların partiden bu kadar kolay kopmasına da şaşırmasın. Türkiye’de sağ partilere gönül veren insanlar, SPÖ içinde kendileri ve çevrelerinin çıkarları için siyaset yapıyorlar. Burada hata onlarda değil, SPÖ’de. Bu insanlar bu konuda SPÖ’den daha dürüstler zira hangi partiye gittiklerini biliyorlar. Lakin SPÖ göz göre göre hata yapılmasına neden oluyor. Münafıklığın âlemi yok. SPÖ, yabancı üyelerinin ve ön plana çıkaracağı kişilerin, her şeyden önce sosyal demokrasi ve sol değerlerle ne kadar ilgili olduğunu araştırsın. SPÖ’lü vekil Osman Güneş, ÖVP’ye aniden geçince SPÖ niye şaşırıyor? Kendine çeki düzen versin.

 

 

Avusturyalı çiftçi traktörle Avrupa turuna çıktı

KASTAMONU – Avusturyalı çiftçi Kurt Kluckner, yaklaşık 3 ay önce traktörle çıktığı Avrupa turu kapsamında Kastamonu’ya geldi.

Avusturya’da çiftçilik yapan 60 yaşındaki Kluckner, nisan ayında Avrupa turuna çıkmaya karar verdi.

Traktörünün çektiği küçük bir karavanla yola çıkan Kluckner, Almanya, Polonya, Litvanya, İzlanda, Rusya, Slovakya, Macaristan, Romanya gibi ülkeleri geçerek Türkiye’ye ulaştı.

Kastamonu’nun Hanönü ilçesinde mola veren Kluckner, yolculuğu boyunca 14 bin 500 kilometre yol katetmeyi planlıyor.

Avusturyalı çiftçi Kurt Kluckner, yaklaşık 3 ay önce traktörle çıktığı Avrupa turu kapsamında Kastamonu’ya geldi. (AA)

Kluckner,  yaptığı açıklamada, Karadeniz sahili boyunca yoluna devam edip Gürcistan’a geçeceğini, oradan gemi ile Bulgaristan’ın Varna şehrine gidip ülkesi Avusturya’ya döneceğini anlattı.

Şimdiye kadar 8 bin 200 kilometre yol katettiğini dile getiren Kluckner, Türk yemeklerinin çok güzel ve lezzetli olduğunu söyledi.

Kluckner, ilçede bir süre dinlendikten sonra turuna devam etmek üzere yola çıktı. (AA)

Avusturya’nın Dönem Başkanlığında AB’yi neler bekliyor?

VİYANA (ANALİZ HABER) – Avusturya, 6 ay sürecek olan AB Konseyi Dönem Başkanlığını 1 Temmuz 2018 tarihi itibariyle resmen devraldı.

Avrupa’nın en geç siyasi lideri olan Sebastian Kurz’un önderliğindeki ÖVP ile Heinz-Christian Strache’nin başkanlığındaki aşırı sağcı FPÖ tarafından kurulan koalisyon hükümetiyle yönetilen Avusturya, 6 ay süresince AB Konsey Dönem Başkanlığını yürütecek.

Medyaya yansıyan haberlerde Başbakan Sebastian Kurz’un bu süreçte daha çok Avrupa ile ilgileneceği, Başbakan yardımcısı HC Strache’nin ise iç siyasete yoğunluk vermesi bekleniyor.

– Yasa dışı göç ve güvenlik konusu

2015 yılında Avrupa’da baş gösteren sığınmacı krizinin ardından Balkan Rotasının göçmenlere kapatılması fikrinin mimarı olan dönemin Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz’un Başbakanlığında AB Konseyi Dönem Başkanlığı görevini üstlenen Avusturya için öncelikli konuların başında AB’nin sınır güvenliği ve yasa dışı göçmen hareketliliği geliyor.

– “Avrupa’yı koru” sloganı

Akdeniz’de sığınmacılara yönelik kontrollerin arttırılmasını öneren Başbakan Kurz, Avrupa’nın “daha çok güvenliğe” ihtiyaç duyduğu düşüncesini destekliyor. Avusturya, bu siyasete bağlantılı olarak dönem başkanlığı için “Avrupa’yı koru” sloganını seçti. Avusturya’ya göre Avrupa’nın daha iyi korunabilmesi için AB dış sınır kontrollerinin daha fazla yoğunlaştırılması gerekiyor.

– Rusya ile ilişkiler ve Ukrayna krizi

Dönem başkanlığı süresince AB dış sınır güvenliği ve yasa dışı göç konularının yanında Rusya ile ilişkileri geliştirmek isteyen Avusturya’nın buna bağlantılı olarak Ukrayna krizine de öncelik vermesi bekleniyor.

Ukrayna krizi nedeniyle gerilen AB – Rusya ilişkileri beraberinde “casus diplomat” krizini ve yaptırım kararlarını getirmiş, birçok AB ülkesi Rus diplomatları sınır dışı kararı alırken, Avusturya bu konuda herhangi bir sınır dışı kararının alınmayacağını belirterek, konuyla alaka bir tasarrufa gitmemişti.

Her fırsatta Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesini savunan Kurz, Haziran ayında Viyana’ya gelen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmenin ardından AB ve Rusya arasında kurulacak yoğun diyalogla ilişkilerin daha iyi bir seviyeye taşınacağına dikkati çekerek, özellikle Doğu Ukrayna’da olumlu gelişmeler kaydetmeyi umut ettiklerini, böylelikle Minsk anlaşmasının şartları yerine geleceğini, doğal olarak Rusya’ya yönelik yaptırımların da kalkacağını kaydetmişti.

– Türkiye karşıtı tutumun devam etmesi bekleniyor

Son yıllarda Türkiye karşıtlığı ile tanınan Başbakan Sebastian Kurz’un, AB Konseyi Dönem Başkanlığı süresince de bu tutumunu devam ettirmesi bekleniyor. Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından antidemokratik bir yapının içine sürüklendiğini savunan ve her geçen gün AB değerlerinden biraz daha uzaklaştığını belirten Kurz, AB-Türkiye arasındaki üyelik müzakerelerinin sonlandırılmasını talep ediyor.

Avusturya’nın AB Konseyi Dönem Başkanlığını “kayıp” olarak değerlendiren Türkiye ise Avusturya’nın dönem başkanlığı süresince Türkiye’nin AB üyeliği için açılması gereken fasıllara ilişkin olumlu adımlar atılmayacağı kanaatini taşıyor.

Wieser: “Sosyal sigorta sistemimizin temelleri muhafaza edilmelidir”

ST. PÖLTEN – Aşağı Avusturya İşçiler Odası ve ÖGB Aşağı Avusturya’nın diyalog forumuna yaklaşık 500 kişi katıldı. Wieser, “Sosyal sigorta sistemimizin temelleri muhafaza edilmelidir” dedi.

Aşağı Avusturya İşçiler Odası ve ÖGB Aşağı Avusturya Başkanı Markus Wieser, “Geleceğin Sosyal Sigortası” adlı diyalog forumunda hükümete yönelik olarak açık sözler sarf etti. Wieser, “Sosyal sigorta sistemimizin temelleri muhafaza edilmelidir. Bunlar Özerk yönetim, zorunlu sigortalılık, dayanışma içinde finansman ve katkı paylarının olmamasıdır. Ve hasbelkader hastaneye düşmüşsek, oraya E-Card’larımızla gitmek istiyoruz, kredi kartlarımızla ödeme yapmak değil” dedi.

St. Pölten Çalışanlar Merkezi’nde 500 katılımcı karşısında konuşan Aşağı Avusturya İşçiler Odası ve ÖGB Aşağı Avusturya Başkanı Markus Wieser, sigortalıların Avusturya sağlık sisteminden yüksek derecede memnun olduklarına işaret ederek hükümetin reform planları ile yönetim özerkliğini zayıflatmayı planlaması, daha yüksek katkı paylarından doğacak fazladan yük ve kaza sigortasının ortadan kaldırılmasıyla ortaya çıkabilecek olumsuzluklar konusunda eleştirilerini dile getirdi. “Sigortalıların, şimdiye kadar olduğu gibi, sigortalarını kendileri belirleme hakkı olmalıdır” diyen Wieser, artan katkı paylarının bilhassa dar gelirli vatandaşları zor duruma sokacağını vurguladı. Wieser ayrıca kesin bir dille Kaza Hastanelerinin özelleştirilmesine karşı olduğunu kaydetti.

GPA-djp’nin Esaslar Bölümü Müdürü Dr. David Mum sunumunda sosyal sigortayla alakalı birden çok araştırma sonucunu irdeledi ve sağlık sistemindeki bir reform için sonuçları ortaya koydu. Özellikle Londra Ekonomi Fakültesi’nin 2017 yılındaki bir araştırmasının komplike Avusturya sisteminin düşük yönetim maliyeti olduğunu ve halk arasında yüksek derecede makbul olduğunu tespit ettiğini vurgulayan Mum, sisteme katılan tüm kurumlar arasındaki işbirliğinin arttırılmasıyla verimliliğin arttırılabileceğini kaydetti. Mum sunumunu, „Sigorta kurumlarının sayısını azaltmak suretiyle ortaya konan rakamsal oyunlar ya da yarım milyar Euro tasarruf için kaza sigortasının ortadan kaldırılması meseleyi çözmez” diyerek tamamladı.

NÖGKK Genel Müdürü Mag. Jan Pazourek ise hükümetin planlarına eleştirel bir bakış açısı sundu. Pazourek’in eleştirilerinin odağında, kamusal sağlık hizmetlerinin bütçesinde kesintiye gidilmesi oldu. “Hükümetin mesajı: Sağlık sisteminde kısıntıya giderek çalışanları ve bütçeyi rahatlatırız” diyen Pazourek, yönetim özerkliğinde yapılan değişikliklerin ise demokratik açıdan endişe verici olduğunu kaydetti. “Maaşlı istihdam edilenlerin öz yönetiminde bunlar artık çoğunluğa sahip olmayacak” diyen Pazourek bu durumu Habsburg Hanedanı zamanındaki referandumlara benzetti ve “Toprak beyinin tebadan daha fazla oy hakkı var” dedi.

Aşağı Avusturya’da hastanelerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olan Stephan Pernkopf, Aşağı Avusturya’ya münhasır bir çözüm arayışında olduklarını vurguladı. Eyalet Senatörü Ulrike Königsberger-Ludwig, Avusturya Sosyal Sigorta Kurumları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mag. Martin Schafftenrat ve Sağlık Uzmanı MMag.a Maria M. Hofmarcher-Holzhacker ile birlikte katıldığı tartışmada, “Aşağı Avusturya’da tahsil ettiğimiz primler ve rezervlerimiz Aşağı Avusturya’da kalacaktır” dedi.

Aşağı Avusturya İşçiler Odası ve ÖGB Aşağı Avusturya’nın diyalog forumuna katılan uzmanlar ve politikacılar. Soldan sağa: Dr. David Mum (GPA-djp-Esaslar Bölümü Müdürü), Markus Wieser (Aşağı Avusturya İşçiler Odası ve ÖGB Aşağı Avusturya Başkanı), Dr. Stephan Pernkopf (Eyalet Başbakan Yardımcısı), MMag. Maria M. Hofmarcher-Holzhacker (Ekonomist ve sağlık sistemi uzmanı), Ulrike Königsberger-Ludwig (Sağlık, Sosyal İşler, Çocuklar ve Gençlik Refahı Eyalet Senatörü), Mag. Jan Pazourek (NÖGKK Genel Müdürü), Gerhard Hutter (NÖGKK Başkanı), Mag. Martin Schaffenrath, MBA, MBA, MPA (Avusturya Sosyal Sigorta Kurumları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı). Fotoğraf: Alexandra Kromus

Aşağı Avusturya İşçiler Odası ve ÖGB Aşağı Avusturya’nın “Geleceğin Sosyal Sigostası” konulu diyalog forumuna yaklaşık 500 kişi katıldı. Fotoğraf: Alexandra Kromus

Viyana’da tank savar mermisiyle uçağa binmek istedi

VİYANA – Avusturya’ya tatil için gelen ABD vatandaşı bir turist, Viyana havalimanında uçağa patlamamış tank savar mermisiyle binmeye çalışırken yakalandı.

Edinilen bilgiye göre Avusturya’daki tatili esnasında Styria bölgesinde yürüyüş yaparken 30-40 cm uzunluğundaki tank savar mermisini bulan ABD’li turist, ifadesinde mermiyi evine “hatıra” olarak götürmek istediğini belirtti.

Öte yandan 60 yaşında olduğu belirtilen turistin tank savar mermisini valizine koymadan önce kaldığı otelde yıkadığı öğrenildi.

30-40 cm uzunluğundaki tank savar mermisiyle uçağa binmek isterken polis engeliyle karşılaşan turiste para cezası kesilirken, ABD’li turistin para cezasını ödedikten sonra ülkesine gittiği belirtildi.

Yaşanan olay nedeniyle havalimanının bir bölümü 15 dakika kapatılırken, merminin bomba imha ekibi tarafından etkisiz hala getirildiği açıklandı.

Viyana Praterstern’de Türklere Afgan terörü

Türkiye göçmeni Arif K.nın (31) Praterstern’in  kalbinde yer alan ‘Hendricks Pub’ adlı barının önünde her hafta büyük kavgalar yaşanıyor, genç kızlar taciz ediliyor. Geçtiğimiz Salı akşamı, Arif K.nın 65 yaşındaki babası İmam K., Afgan göçmenlerden oluşan gruptan bir genç tarafından muşta ile vahşice dövüldü. Bundan birkaç gün önce ise tacize uğrayan iki genç kız Arif K.’nın barına sığınmak zorunda kaldı. Arif K., bulunduğu bölgede daha fazla elektronik gözetim talep ediyor.

Krone Gazetesi tarafından aktarılan habere göre Viyana Praterstern’deki vahşi saldırı, saniyeler içerisinde gerçekleşti: Üç genç, Türkiye göçmeni 65 yaşındaki İmam K.nın oğlu Arif K.’ya ait olan mekanın bahçe çitlerine yaslanmış duruyordu. İmam K., kendilerinden bunu yapmamalarını rica ettiğinde artık çok geçti. Gençlerden biri elindeki muştayla, arkasından yaklaştığı 65 yaşındaki adamın yüzüne vurdu ve burnunu kırdı. Arif K.: “Çığlıklar duydum ve babamın kanlar içinde olduğunu fark ettim. Burnu tamamen dağılmıştı.” dedi. 17 yaşlarında olduğu düşünülen saldırgan kaçmayı başardı.

Polis olay bölgesinde bulunan yaklaşık 17 gençle -muhtemelen hepsi Afgan- görüştü ancak kimse gördüklerini ya da bildiklerini paylaşmak istemedi.

Foto: Privat

“Kazanımlarımın elimden alınmasına izin vermeyeceğim”

27 yıl önce Türkiye’den Avusturya’ya göç eden K. ailesinin 31 yaşındaki ferdi Arif K., “Burada, daha iyi bir yaşam inşa edebilmek için her türlü imkana sahiptim. Okudum ve uyum sağladım. Bunun elimden alınmasına izin vermeyeceğim.” şeklindeki sözlerini şöyle sürdürdü: “Neden sosyal hizmetlerin ve güvenliğin rolünü oynamak zorundayım?” ve ekledi: “Kendi arkadaşlarım bile beni ve barımı ziyaret etmek istemiyor.”

Foto: Krone

Çevredeki genç kızların da, geçtiğimiz Cuma akşamı olduğu gibi, sıklıkla mekanında korunma arayışında olduğunu ifade eden Arif K. son olayı şöyle aktardı:  “Praterstern’de bir diskoya gitmek isteyen iki genç kız, bu tipler tarafından kuşatıldı ve taciz edildi. Kızlara ‘S***’, ‘O***’, ‘Tatlım’ gibi sözlerle sesleniyorlardı.” Güvenliklerini sağlamak için kızları barının bahçesine davet eden Arif K. şöyle devam etti: “Gençlerden biri en az 20 dakika boyunca gözlerini kızlara dikerek girişte bekledi.”

Kati bir güvenlik stratejisi talebinde bulunan ve “Praterstern’in şu anki durumu bu. Süslü kelimelerin ardına gizlenmeye gerek yok, bunu açıkça ifade etmek gerekiyor. Önümüzde üzerine gidilmesi gereken büyük bir problem var ki o da buradaki Afgan gençler.” şeklinde konuşan Arif K.’nın babası, Cuma günü ameliyata alınacak.

AB’den Trump’a Sert Tepki

VİYANA – Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, ABD Başkanı Donald Trump’ı kastederek, ABD’nin müttefiklerine karşı daha saygılı olması gerektiğini zira müttefiklerinin sayısının fazla olmadığını söyledi.

AB ile ABD arasındaki ilişkiler bir süredir gergin seyirde ilerliyordu.

AB heyeti Viyana’da

VİYANA  – Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, “2027’de planlanan Avrupa sınırlarını koruyan FROTEX memurlarının sayısını 10 bine çıkarılmasını 2020’ye çekmek istiyoruz.” dedi.

Juncker, beraberindeki heyetle resmi temaslarda bulunmak üzere geldiği Avusturya’nın başkenti Viyana’da Başbakan Sebastian Kurz ile görüştü.

Görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Kurz, komisyon heyeti ve Başkan Juncker ile ülkesinin 6 ay sürecek AB Dönem Başkanlığı sürecine ilişkin yararlı bir çalışma toplantısı yaptıklarını anlattı.

Kurz, başkanlık süresince ele alınacak sığınmacı sorunu ve AB dış sınırlarının korunması başta olmak üzere, finansal alandaki çalışmalar ve dijitalleşme gibi konuların görüşüldüğünü aktardı.

Juncker ise AB komisyonu ve Avusturya’nın yakın bir iş birliği içinde olması gerektiğini belirterek, aksi takdirde işlerin ters yöne gideceğini söyledi.

Avusturya’nın AB yanlısı bir program izlediğini kaydeden Juncker, bu ülkenin dönem başkanlığı için belirlediği “Koruyan Avrupa” sloganının Avrupa’nın temel prensipleriyle uyuştuğunu ifade etti.

Juncker, Komisyonun, AB dış sınırlarının korunmasına ilişkin önerisini eylül ayında yapacağını kaydederek, “2027’de planlanan Avrupa sınırlarını koruyan FROTEX memurlarının sayısını 10 bine çıkartılmasını 2020’e çekmek istiyoruz.” görüşünü paylaştı.

TKG’den AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin modernizasyonu talebi

Avusturya Türk Kültür Cemiyeti (TKG), Avusturya Basın Ajansı APA OTS üzerinden yaptığı basın açıklamasında “Avusturya Cumhuriyeti’ne ve değerli Avusturya hükümetine, başarılı bir Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı diliyoruz.” dedi.

Viyana- Kısa adı TKG olan Avusturya Türk Kültür Cemiyeti adlı sivil toplum düşünce kuruluşu, AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’ın, Avrupa Birliği Konseyi Dönem Başkanı ve Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz’u Viyana’daki ziyaretine istinaden yaptığı APA OTS açıklamasında; AB’nin, komşu ülkelere ve AB üyeliğine aday ülkelere “istikrar”  mı yoksa çıkarlar doğrultusunda  “istikrarsızlık” mı ihraç ettiğini ortaya koyan bir meseleye değinmek istediğini ifade etti.

Avusturya Türk Kültür Cemiyeti (TKG) Başkanı Birol Kılıç, Juncker ve Kurz’a şu sözlerle seslendi:

“1.1.1996 tarihinde yürürlüğe giren AB-Türkiye Gümrük Birliği Anlaşması, bugün 2018 yılında, AB ve Avusturyalı girişimciler için Türk girişimciler için olduğu gibi “yamyamca” bir ilişkiye dönüşmüştür. Bu sert ifade için özür dilerim ama ‘karşılıklı birbirine zarar veren yamyamca ve koloniyal’ bir ilişki sürecine neden müsaade ediliyor? AB-Türkiye Gümrük Birliği Anlaşması modernizasyonunun, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği ile bir ilgisi yoktur. Bu nedenle bu mesele, AB Komisyonu ve AB Konsey Başkanlığınca ayrı olarak ele alınmalıdır. Avusturya ve AB ekonomisinin refahı ve barışa katkı için.”

Avusturya Türk Kültür Cemiyeti (TKG) tarafından yayınlanan açıklamadan satır başları şu şekilde:

Avusturya Ticaret Odası (WKÖ), Avusturyalı şirketlerin Türkiye’de konumlanan şubeleri arasında yürütülen bir anket çalışması çerçevesinde Türkiye’ye ilişkin bir indeks yayınladı. Avusturya Ticaret Odası’nın yurt dışı ofisi Advantage Austria tarafından yürütülen ve yayınlanan anket çalışmasına göre AB-Türkiye Gümrük Birliği’ne yönelik bir açılımın şirketlere bir fayda sağlayıp sağlamayacağı (örneğin tarife dışı ticari engellerin azaltılması, hizmetlerin ve zirai ürünlerin sözleşmeye dâhil edilmesi) sorusuna katılımcı Avusturya şirketlerinin yüzde 76’sı “evet” yanıtını verdi.

AB ile Türkiye arasındaki ticaret genel olarak sınırlı, çünkü AB’nin serbest ticaret anlaşmalarındaki çok sayıdaki değişiklikte Türkiye yeterince dikkate alınmamıştır.

AB’nin şu anda 40 ülke ile “AB Serbest Ticaret Anlaşması” vardır ve bu anlaşma 40 ülkenin, AB’ye üye ülkelerin ve de ileride üye olacak ülkelerin çıkarları garanti altına alınacak şekilde yapılmıştır. Bir anlaşmazlık çıktığında, AB Serbest Ticaret Anlaşmasının modernizasyonu ile devam edilmektedir. Burada köle-efendi ya da bir müstemleke (koloni) ilişkisi yoktur.

“AB Serbest Ticaret Anlaşması” ve Türkiye ile yapılan “Gümrük Birliği Anlaşması” bir değildir.  Gümrük Birliği Anlaşması, sadece AB’ye tam üye olacak ülkeler ile yapılır ve tam üyelik başladığında diğer tüm hak ve hukuklar ile geçerli olmaya başlar. Üye ülkelerin Brüksel’de AB komiserleri, müdürleri ve kendi çıkarlarını koruyan temsilcileri vardır. Türkiye’nin ise AB merkezi Brüksel’de bir gözlemcisi dahi yoktur. Türkiye ise AB’ye tam üye adayıdır ve 1.1.1996’dan bu yana “garabet” bir şekle dönüşen AB-Türkiye Gümrük Birliği Anlaşması’nı yapmıştır. AB’nin tam üye olacak ülkeler arasında tek bir ülke ile imzalamış olduğu bu Gümrük Birliği Anlaşması, Türkiye’nin gümrüklerinden geçen mallara ilişkin Türkiye’ye sorulmadan tek başına Brüksel’den karar verilmesini sağlayan ve milli ekonomiye zarar veren bir hilkat garibesine(!) dönüşmüştür. Bu “AB Gümrük Birliği” garabetinin Avrupa Birliği’ni arsızca koloniyal (müstemleke) bir pozisyona sokmasından sonra önlem alınmadığı gibi “modernleştirilmesine izin vermiyoruz” denilmektedir. “Türkiye’yi baskı altında tutacağız ve belki bir şeyler koparırız” mantığına artık son verilmesini rica ediyoruz. AB, Türkiye ile yapılan Gümrük Birliği Anlaşmasından, “Serbest Ticaret Anlaşması” yapmadığı ülkeler üzerinden menşei (Ursprungszeugnis) belli olmayan ürünler nedeniyle zarar görmeye başlamıştır. Avusturya Türk Kültür Cemiyeti olarak burada AB’den, tam üye ülkelerin ulusal çıkarları ve Türkiye Cumhuriyeti’ne “istikrarsızlık” ihracatına son vermek için, AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin modernleştirmesini talep ediyoruz.

Dikkat: Yasal boşluklar var

AB ve Türkiye arasında ortak bir ticaret politikası yok ancak modernleştirilmesi gereken, aksi takdirde asimetrik ve antidemokratik tarifelerin mevzu bahis olduğu ortak bir gümrük birliği var. Bundan her iki taraf da muzdarip. Türkiye ile olan Gümrük Birliği’nin modernleştirilmemesi nedeniyle koruyucu tedbirler yeterince iyi kontrol edilemiyor. Sonuç olarak mallar, muhtemelen yasa dışı ithal ediliyor ve yasa dışı iş ilişkileri kuruluyor. Yani kontrol edilemez “yasal bir boşluk” (Grauzone) ortaya çıkıyor. Bu da AB ekonomisinin ve elbette Avusturya’nın çıkarlarına ters düşüyor.

Avusturya, AB Dönem Başkanlığı ile birlikte bu problemi mercek altına alabilir ve hükümetin kati bir şekilde reddettiği tam üyelikten bağımsız olarak AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin modernizasyonunu üstlenebilir. Bu daha inandırıcı, dürüst ve güvenilir ilişkilerin inşasına kapı aralar. Bu durum ayrıca Avusturyalı ve AB’li girişimcilerin ve iş dünyasının yararı içindir.

Bu nedenle gerek AB gerekse Türk girişimcilerin Gümrük Birliği’ndeki çıkarları bağlamında AB’nin Türkiye ile eşit seviyeye taşınması (Türkiye’de kim iktidarda olursa olsun) çok daha mantıklıdır. Esas itibariyle böylece, otomatik olarak öngörülemeyen sorunları da beraberinde getiren istikrasızlık da meydana gelmez.

Diğer taraftan AB, AB-Türkiye Gümrük Birliği üzerinden bu modernleşme gerçekleşmediği takdirde Türkiye’ye kayıtsızca istikrasızlık ihraç etmeye devam edecektir. Bu adil değildir. Konu barış olduğunda bunun AB değerleri ile de hiçbir ilgisi yoktur. Bunun sonucu istikrarsız Türkiye’den AB’ye ve özellikle de Avusturya’ya aynı şekilde istikrarsızlık ithal edilmesidir. Bunu istemiyoruz. Bu konuda dostça uyarmak zorundayız.

 

 

“Yozgat yenilikçi vizyon ile yeniden doğuyor”

HABER ANALİZ BİROL KILIÇ/VİYANA

Yozgat sınırları dışında dünyada en fazla Yozgat asıllı vatandaşın yaşadığı şehir Viyana ve Avusturya’nın geneli. Viyana ve Avusturya, Yozgat için çok önemli. Aslında Avusturya için Yozgat daha önemli olması gerekiyor. Öyle mi? Değil. Ama bu yenilikçi vizyoner yönetimin gerçek üretim ve yatırıma yönelik projeleri  ile olma ihtimali yüksek. Son yıllarda yaptığı yatırım girişimleriyle adından sıkça söz ettiren Yozgat ili özellikle tarım ve hayvancılık ve sanayi alanında atağa geçti. İşte bu son vizyoner gelişmeler  ve “yeniden doğuş” dün akşam Viyana’da büyük bir Yozgat delegasyonu  ile Avusturya Yozgat Federasyonu Viyana merkezinde anlatıldı.

Yozgat Valisi Kemal Yurtnaç‘ın oldukça önem verdiği  ve desteklediği tarım ve hayvancılık alanında yapılan girişimler sonucu Türkiye’nin en modern tesislerinin sahip olduğu illerin başında gelmeye başlayan Yozgat adeta yeniden doğuyor. Yozgat Federasyonu Derneği fahri başkanı Feyzullah Andak’ın davetlisi olarak başkent Viyana’ya gelen Yozgat Vali Yardımcısı Adem Yılmaz, Yozgat Organize Sanayi Odası Başkanı Erdoğan Öztürk, Yozgat Tarım ve Hayvancılık Yatırım Ajansı Başkanı Selim Türker ve Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Timur Yıldız, düzenlenen ” Yozgat Yatırımcıları bekliyor” başlıklı programda geniş bilgiler verdi. Toplantıya Avusturya Ticaret Birliği Başkanı Yavuz Kuşcu, Viyana Ticaret Ataşesi Ayşe Şule Özdoğan ve değişik dernek temsilcileri, yatırımcı ve vatandaşlar katıldı.

Yozgat Federasyonu Derneği fahri başkanı Feyzullah Andak, “Yozgat yenilikçi vizyon ile yeniden doğuyor. Ciddi tüm yatırımcıları Avusturya vatandaşı bir Yozgat asıllı bir Türk olarak bu güzel ilimize yatırıma davet ediyorum. Biz iki ülkemiz olan Türkiye ve Avusturya’yı ayrım yapmadan seviyoruz ve aralarında güzel insani, kültürel ve ticari köprülerin kurulmasını istiyoruz.  Misafirlerimize hoşgeldiniz  diyor ve teşekkür ediyorum. Bizi kırmayıp şeref verdiler.  Kendileri en güzel şekilde Yozgat’da vuku bulan bu yenilikçi vizyon ile yeniden doğuşu ve açılan kapılar bizlere şimdi anlatacaktır. ” dedi.

Konuşmasına “Yozgat Valisi Kemal Yurtnaç’ın selam ve sevgilerini getiriyoruz. Kendisi çok gelmek istedi ama mümkün olmadı” sözleriyle başlayan Yozgat Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Timur Yıldız, yurtdışında yaşayan Türklerin ülkesine yatırım projesinin şu anda Yozgat’ta uygulandığına dikkat çekerek, özellikle hayvancılık alanında Avusturya’dan Simental cinsi ineklerin başta olmak üzere çeşitli hayvan türlerinden yoğun alımın olduğunu söyledi.

Yozgat Organize Sanayi Bölgesi Müdürü Erdoğan Öztürk, ise Yozgat ili içerisinde 3 adet organize sanayi bölgesi olduğunu vurguladığı konuşmasında, “ Buradaki yatırımlara yüzde yüz devlet desteği bulunuyor. Şu anda Yozgat 5. derecede teşvik bölgesi. Yatırım yapmak isteyenlere kapılarımız açık. Bu fırsatlar bir daha ele geçmez” ifadelerine yer verdi.

 

Toplantıya katılan birçok vatandaş özellikle tarım ve hayvancılık konusunda Yozgat ili sınırları içinde soruları ile dikkat çekerken iki vatandaşın gündem dışı Silah ruhsatı ile ilgili sorusuna Yozgat Vali yardımcısı Adem Yılmaz dostca ve sabırla cevap verdiği görüldü.

“Yozgat’a yatırıma davet ediyoruz”

Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Yozgat İl Koordinatörü Selim Türker konuşmasında, “Baştan Yozgatlılar olmak üzere Avusturya’da yaşayan vatandaşlarımızı Yozgat’ta tarım ve hayvancılık alanınında yatırım yapmaya davet ediyoruz” sözleriyle gurbetçilere yatırım çağrısında bulunurken, Türkiye devletinin AB yardım fonlarına kadar bu konuda destek verdiğini kaydetti.

Yeterki iyi niyetle gelip, sevdiğiniz alanlarda yatırım yapın, bizim kapılarımız sonuna kadar açık” diyen Türker, birçok bölgeden insanların gelerek Yozgat’ta yatırım yaptığına ve ileri düzey modern hayvancılık çiftliklerini açıldığına dikkat çekerek, “Bugün Samsun bile Yozgat’tan süt alıyor. Süt deyip geçmeyin. Süt veren inekler kendini maliyetini kurtararak yavru veriyor. Bu yavrular da hem süt hem de et ihtiyacını karşılıyor. Bizim şu an desteklemekte olduğumuz modern tesisler Avusturya’da yok. Önemli olan iyi niyet, çalışmak ve fikir. Sizleri bekliyoruz” şeklinde konuştu.

Cep telefonundan il koordinatörlüğünce desteklenen modern mezbahanede yetişmiş Avusturya Simental cinsi inekleri gösteren Türker şu ifadeleri kullandı; “Bu gördüğünüz Avusturya menşeli Simental cinsi inekler Yozgat’ta doğmuş ve büyümüş ineklerdir. Desteklediğimiz işletmeci bunları Kars’a sattı. Biliyorsunuz, Kars bir zamanlar hayvancılıkta bir numaraydı. Şu anda ise işe sıfırdan başlayan Yozgat, iyi niyetli işletmeciler ve verilen destekler sonucu tarım ve hayvancılık alanında Türkiye’de bir numara olmaya doğru gidiyor

Yılmaz: “Valiliğimizin kapısı sizlere açıktır”

Yozgat Vali Yardımcısı Adem Yılmaz ise “Yozgat Valiliği olarak kapımız herkese açıktır. Hepinizi çay, kahve içmeye davet ediyorum. Sorunlarınız var ise bunun için beş personel bilgisayar başında sizleri bekliyor. İstek ve dilekçenizi vermeniz durumunda 10 gün içerisinde size geri dönüş yapılıyor. Bizim görevimiz vatandaşa hizmettir, başımızın üzerinde yeriniz var” ifadelerini kullandı.

İsteklerinin Avusturya – Türkiye ve özellikle Yozgat – Avusturya arasında ticari, kültürel, sosyal ve insanı dostluk köprülerinin atılması olduğunu belirten Yılmaz, “Siyaset bizi ilgilendirmiyor. Vatandaşa hizmet ve dostluk köprüleri bizi ilgilendiriyor. Herkesi Yozgat’a davet ediyorum. Gelin bir çayımızı için. Herkesi sevgi ve saygıyla selamlıyorum” şeklinde konuştu.

Öte yanda Vali Yardımcısı Yılmaz, programı gerçekleştiren Yozgat Federasyonu Başkanı Feyzullah Andak’a Yozgat üretimi özel taşlardan oluşan bir tespih hediye ederek, “Sayın Feyzullah Andak’a Avusturya – Türkiye arasında köprü kurma girişimlerinden ve vatandaşlarımıza yatırım amaçlı düzenlenen toplantıdan dolayı teşekkür ediyorum. Bu vesileyle tüm vatandaşlarımıza sayın Yozgat Valimiz Kemal Yurtnaç’ın selam ve sevgilerini iletirim” dedi.

Vali Yardımcısı Yılmaz, ayrıca toplantıya katılarak, farklı alanlarda ek bilgiler veren Viyana Ticaret Ataşesi Ayşe Şule Özdoğan’a teşekkür ederek, Yozgat iline ait bir hediye verdi.

 

Kaynaklar ve iletişim:

Yozgat Valiliği: http://www.yozgat.gov.tr/

Yozgat Organize Sanayi Bölgesi: http://yozgatosb.net/

Yatırım Destek Ofisi: http://www.oran.org.tr/

 

Ruhani-Kurz ortak basın toplantısı

VİYANA  – İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, İran’ın dünyadaki Yahudilerle iyi ilişkileri olduğunu belirterek, “Bölgedeki insanlara yaptırım uygulayan, Gazze’yi kuşatan ve Suriye’de DEAŞ’e yardım eden İsrail, bölgede çok yıkıcı bir rol oynuyor.” dedi.

Cumhurbaşkanı Ruhani, resmi temaslarda bulunmak üzere geldiği Avusturya’nın başkenti Viyana’da Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz ile görüştü.

Görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Ruhani, görüşmede ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel konuların ve nükleer anlaşmanın konuşulduğunu dile getirdi.

Suriye’deki gelişmelere de değinen Ruhani, Türkiye, İran ve Rusya’nın katılımıyla sürdürülen Astana görüşmelerinin DEAŞ terör örgütüne yönelik yürütülen mücadelede önemli başarı sağladığını ancak örgütün ABD ve İsrail tarafından desteklendiğini savundu.

Ruhani, Avrupa’da bazı ülkelerin Yahudilere yönelik hassasiyetlerinin olduğuna işaret ederek, “Bizim dünyadaki Museviler ile iyi ve yakın ilişkilerimiz var ama işgalci siyonistler, bölgedeki insanlara yaptırım uygulayan, Gazze’yi kuşatan ve Suriye’de DEAŞ’e yardım eden İsrail, bölgede çok yıkıcı bir rol oynuyor.” değerlendirmesinde bulundu.

– “İsrail’in varlığının sorgulanması kabul edilemez”

Kurz da Avusturya ve İran arasında diplomatik ilişkilerin yaklaşık 160 yıllık geçmişinin olduğunu kaydederek, iki ülke arasındaki münasebetlerin her zaman iyi olduğunu söyledi.

ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından yeni bir uzlaşı sağlanması için görüşmelerin Viyana’da gerçekleştirileceğini anımsatan Kurz, tarafların olumlu bir sonuca ulaşacaklarına inancını dile getirdi.

Kurz, antisemitizm ile mücadele ve İsrail’in desteklenmesinin kendileri için önemli olduğunu belirterek, “İsrail’in varlığının sorgulanması ya da yok edilmesi yönündeki ifadeler bizim için kabul edilemez.” diye konuştu.

Yahudi soykırımının hafife alınmasının kendileri için kabul edilemez olduğunu ifade eden Kurz, İsrail’in güvenliğinin Avusturya için tartışma konusu olmadığını bildirdi. (AA)

Doğu Berlin’in bir köşesini kendisine ayıran Yozgatlı Osman Dede’nin öyküsü

BERLİN – Berlin’de yaşayan Yozgatlı göçmen Osman Kalın, 1982’de duvarın doğusunda kendisine bir bahçe kurdu ve onu elinden almak isteyen tüm yetkililere direndi. Bu yıl hayatını kaybeden Kalın’ın arsası artık ailesine emanet.

Torunu Funda Kalın, “Henüz 17 yaşındayken sanat dersinde öğretmenim ünlü tarihi binaları gösterip, hikâyelerini anlatıyordu. Dedemin ağaç evi de bunlardan biriydi” diyor:

“Sınıftaki çocuklar biraz komik ve şekilsiz göründüğü için ağaç evle dalga geçmişti ve çok utanmıştım. Bir arkadaşım evi yapanın benim dedem olduğunu söyleyecekken, bir bakışımla onu susturmuştum.”

16 yıl sonra Funda Kalın için dedesinin bu mirası aksine gurur kaynağı.

Funda Kalın dedesinin ağaç evi önünde / © BBC Türkçe

Arsa, Doğu ve Batı Berlin’in sınırında bulunuyor.

Bahçe günümüzde ağaçların istilasına uğramış, yıkık dökük ev, grafitl,ilerle bezenmiş durumda; etrafı da yüksek katlı modern ofis ve binalarla çevrili.

1961-1989 yılları arasında ise, bahçenin bir köşesi boyunca uzanan Berlin Duvarı, bu toprakları ikiye ayırıyordu. Hatta bahçe fikri, duvarın inşası başlayınca ortaya çıktı.

Duvar 1961’de, 12 Ağustos’u 13’üne bağlayan gece inşa edildi. Beton direkler yerleştirildi, dikenli teller çekildi ve tuğlalar yükselmeye başladı. Silahlı Alman askerleri de köpeklerle beraber duvarın doğusunda devriye gezmeye başladı.

Ancak inşaat işçileri işin kolayına kaçtı. Aslında Doğu ve Batı Berlin arasındaki sınır dik açıyla Bethaniendamm adlı kavisli sokaktan geçiyordu ama işçiler duvarı dümdüz devam ettirdi.

Hal böyle olunca, duvarın batısında Doğu Berlin’e ait üçgen bir arsa kaldı. Arsadan geçen tel örgüler de kısa sürede mayınlarla çevrili, km’lerce kalınlıkta güçlü bir beton duvara dönüştü. Buraya daha sonra “Ölüm Şeridi” adı verilecekti.

Berlin halkı Kreuzberg/Mitte sınırında inşası yeni başlayan duvara bakıyor (Ağustos 1961) / GETTY IMAGES

Buradaki 350 m2’lik arsaya kimse el süremiyordu: Batı Almanya hükümetine ait olmadığı gibi, Doğu Almanya hükümeti de buraya el koyamıyordu.

Boş arsa kısa süre sonra komşu mahalle Kreuzberg’in sakinlerinin dikkatini çekince, bölgeye çöpler ve eski mobilya parçaları yığılmaya başladı. Bazıları burada arabalarını yıkıyordu.

Yozgatlı inşaat işçisi Osman Kalın bundan 20 yıl sonra 1982’de mahalleye taşınana kadar, arsa koca bir çöp yığınından ibaretti. Kalın o sırada yeni emekli olmuş, vakit geçirecek bir şeyler arıyordu.

Evinin penceresinden atık alana dönen arsayı görünce, kolları sıvadı.

Osman dede eşeği üzerinde / © BBC

Önce tek başına çöpleri temizlemeye girişti, sonra bahçeye dönüştürdüğü arsaya sebzeler ekti.

Torunu Funda Kalın, dedesinin Almanya’ya göç ettiğinde memleketi Yozgat’ta koca bir ev ve tarla bıraktığını söylüyor:

“Dedem kır yaşamından geliyordu. Memleketinde oradan oraya eşekler üzerinde giderken, burada bir apartmana hapsolmuştu. Dışarı çıkmak, hareket etmek istiyordu.”

Osman Kalın yeni projesi için gece gündüz demeden çalıştı. Eşi Fadik Kalın da, unutup yemeden içmeden kesilmesin diye düzenli olarak buraya yürüyüp kocasına yemek götürdü.

Osman ve Fadik Kalın / © BBC

Osman Kalın, buraya kayısı ve elma ağaçları dikti, aynı zamanda bol bol soğan sarımsak ekti.

Bu arada Doğu Almanya sınırında duvar silahlandırılmıştı. Köpekli askerlerin devriye gezdiği duyuluyor, Batı Berlin’e tepeden bakan gözetleme kuleleri dikkatle etrafı izliyordu.

Kalın bahçeyi kazmaya başladıktan 2 hafta sonra Doğu Almanya sınır güçleri onu ziyarete geldi, ne yaptığını sordu. Tünel kazmadığından emin olmak istiyorlardı. Sadece bahçeyle ilgilendiğini görünce, duvardan 3 metre uzaklıkta kaldığı takdirde arsayı kullanmasına izin verdiler.

Ancak ziyaretten kısa süre sonra bu defa Batı Berlin polisi Kalın’ın kapısına dayandı ve yaşlı adamdan bu toprak alandan çıkmasını istedi.

Osman Kalın ise, “Bana burayı Allah bahşetti. Sizden korkmuyorum. Bahçemi almak için önce cesedimi çiğnemeniz lazım” diye bağırdı polislere.

Doğu Almanya tarafındaki güçler, bu atışmayı gözleme kulesinden izliyordu. Osman Kalın’ın Batı Berlinli yetkililer için nasıl bir baş belası olduğunu anladıklarında, bu fırsatı kaçırmadılar. Karşı tarafı iyice sinirlendirmek için Kalın’ın arsanın tamamını özgürce kullanmasını sağladılar.

Temmuz 1986’da Bethaniendamm’da bir çift balkonundan duvarı izliyor.

Bahçe aynı zamanda ölüm şeridinin en dar kısımlarından biriyle kesişiyordu. Birçok kişinin tünel kazıp kaçmaya çalıştığını gördü, iki kişi de gözleri önünde vuruldu.

Doğu Almanya’daki askerler ise Osman Kalın’ın varlığına alışmıştı. Askerler sabahları gözetleme kulelerine çıkmadan önce Kalın’a el sallıyorlar, o da yetiştirdiği soğanlardan askerlere veriyordu.

Noellerde Kalın’a kart yazdıkları, hatta bir şişe kırmızı şarap hediye ettikleri de oldu.

Ancak Osman Kalın dini bütün bir Müslümandı ve alkol almıyordu. Torunu Funda, “Dedemin haberi yoktu ama gelen şarabı babam içiyordu” diyor.

Osman Kalın evinin önünde

O dönem güvenlik görevlilerinden üniversite öğrencilerine ve hatta anarşist punk gençlere birçok insan Kalın’a saygı duyuyordu.

“Dedem herkese karşı arkadaş canlısıydı, duvarın tepesine oturmuş bir asker olmanız ya da Batı Berlin polisi olmanız bunu değiştirmezdi. Biraz sarımsak, çay ya da baklava mı istediniz? Sizi bahçesine davet ederdi. Bazı üniversite öğrencileri gelip ödevlerini burada yapardı.

“Dedemi bahçesi için hükümetlerle savaşan, cool ve düzen karşıtı bir adam olarak bellemişlerdi, gelip onunla otururlardı. Dedem de onların kendisini ve bahçesini koruduğunu düşünür, onlara ‘Askerlerim’ derdi. İnanılmazdı. Bazıları ona ‘Leo’ (Aslan) diye sesleniyordu çünkü çok güçlü ve savaşçı ruhluydu.”

Funda Kalın

1983’te Kalın, önce arsayı devralıp bir baraka kurdu, sonra da bahçesinin ortasına iki katlı bir ağaç ev yaptı. Elektriği, suyu, yatak odası, çalışması odası, her şeyi vardı.

Burası daha sonra “Duvardaki Ağaç Ev” (das Baumhaus an der Mauer) adını aldı.

Funda çocukluğunda yazları dedesinin bahçesinde mangal yaptıklarını hatırlıyor:

“Ellerinden tuz karabiber gibi sarımsak ve soğan eksik olmazdı. Soğanlar masaya gelene kadar yemeğe başlamazdı. Yemin ederim bu kadar uzun yaşayabildiyse, sebebi soğandır. Mahallede Türk yemeklerinde soğan ve sarımsağı o kadar çok kullanıyorduk ki, kadınlar gelip ondan tazesini isterlerdi. Önce bahçeyi biraz genişletti dedem, sonra da sokak pazarında bu soğanları satmaya başladı. Hatırlıyorum bebek taşır gibi her hafta bohçasında soğanlarını taşırdı.”

Osman Kalın en başta sebzeleri için gerekli suyu evden, iki eline aldığı koca bidonlarla taşıyordu. Daha sonra yakınlardaki bir kilisenin eski bir kuyusu olduğunu keşfedip buradan su çekmeye başladı.

Osman Kalın, kilisenin kuyusundan su çekerken

Ancak sonradan anlaşıldı ki bu, eski bir kuyu değildi. Batı Berlin’in acil durum içme suyu rezervlerinden (Landesbrunnen) biriydi. Buradan su alması yasa dışı olduğu için sonunda yakalandı ve 600 Euro para cezasına çarptırıldı.

Kalın’ın Almancası pek de iyi olmadığı için oğlu Mehmet işe el koydu. Funda, babasının elleriyle yetkililere yazdığı, Almancası bozuk şu mektubu buldu:

Merhaba, Çok üzgünüm çünkü babama hırsız olduğunu söylediniz. Çok öfkeliyim ve üzgünüm babama böyle dediniz diye, o hayatında hiçbir şey çalmadı. Sebzeleri için biraz su almanın sorun olmayacağını düşündü. Size ödeyecek para yok, çok teşekkürler. Mehmet Kalın.

İnanması zor ama mektup işe yaradı.

Alman yetkililerin bu mektubu okuyup cezadan vazgeçtiğine inanamamıştım. Babama mektubu resmi bir dille ve mükemmel bir Almanca’yla yazması için yardımcı olabilirdim, daktilo da edebilirdim ama büyük ihtimalle o zaman cezadan vazgeçmezlerdi” diyor Funda.

Mehmet ve Funda evde

1989’da Berlin Duvarı yıkıldı. Berlin yeniden tek bir şehir, Almanya da tek bir ülke oldu. Osman Kalın’ın bahçesi artık Kreuzberg’de değil Mitte tarafında kalmıştı.

Osman Kalın, Kreuzberg’de hükümetlere kafa tutan, istediğini yapan ve başına da hiçbir şey gelmeyen bir mahalle kahramanıyken, Mitte’de ise onu kimse tanımıyordu.

Mitte Belediyesi Kalın’dan arsayı terk etmesini istedi ama Kreuzberg sakinleri duyar duymaz destek için sokaklara döküldü. Yakınlardaki St Thomas Kilisesi’nin papazı da yetkililere mektuplar yazarak Osman Kalın’a destek verdi.

Papaz, bahçenin aslında kilise toprağı olduğunu gösteren 1780’li yıllara ait bir haritayı belge olarak sundu. Harita çok eski olduğu için mahkemede işe yaramazdı ama kamuoyu baskısı olunca, belediye de sınırı resmi olarak yeniden çizdi ve bahçeyi Mitte’den Kreuzberg tarafına, yani ait olduğu yere taşıdı.

Kalın Nisan ayında, 96 yaşında hayatını kaybetti.

Son 10 yılda hafızası giderek zayıfladığı için giderek huysuz ve öfkeli bir adam oldu ama iyi günlerinde bahçesinde rahatlamayı da ihmal etmedi.

Oğlu Mehmet ve torunu Funda defalarca gelen tekliflere rağmen burayı satmayı reddetti ve alıcılara bahçenin kendilerine ait olmadığını söyledi. Öte yandan ileride buranın değeri artarsa müteahhitleri uzak tutmak giderek zorlaşabilir.

Kalın, savaşçı ruhu sayesinde kendisine tarihten küçük bir köşe ayırdı. Ama bu defa doğaya yenik düştü.

Funda bize ortadaki “Tanrı ağacını” (Götterbaum) gösteriyor, “Nasıl da ön tarafından büyüdüğünü görüyor musunuz?” diye soruyor.

Bu tür ağaç o kadar hızlı büyüyor ve çevresini öyle bir işgal ediyor ki, “cehennem ağcı” lakabını hak ediyor.

Funda ise sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Dedem, ‘Bu ağaca ihtiyacım yok, çok yer kaplıyor’ derdi ama çok büyüktü ve dalları her yerden uzamış, her şeyi kaplamıştı. Köklerini kesip atmaya çalıştı ve yıllarca bu ağaçla savaştı dedem.

“Ağaç aynı dedem gibi inatçıydı. Sonunda dedem de ‘Tamam, bu burada kalacak demek ki’ dedi. Evin içinden dışarıya doğru büyüdü, duvarları yıktı ve ağaç-evin bir parçası oldu. Aynı dedemin buranın bir parçası olduğu gibi…”

(BBC)

Japon futbolculardan iz bırakan davranış

VİYANA – İkinci turda Belçika’ya dramatik bir şekilde elenen Japonya’da oyuncular soyunma odasını temizledi. Japon futbolcular ayrıca Ruslara bir de teşekkür notu bıraktı.

Belçika’ya önde götürdükleri maçı son saniye golü ile mağlup olan ve Dünya Kupası’na veda eden Japonya sosyal medyada oldukça yankı bulan bir harekete imza attı. Japon futbolcular, stadyumda kullandıkları soyunma odasını maç bitiminden sonra temizledi.Ayrıca soyunma odasının ortasındaki masa üzerine Kiril alfabesinde bırakılan, Спасиьа (Spasiba) “Teşekkürler” notu da bu turnuvaya iz bırakanlarlar arasına girdi.

Japon oyuncuların soyunma odasındaki durumu ile ilgili konuşan takımın teknik direktörü Akira Nishino, “yıkılmış” durumdaki futbolcularına “duş almalarını söylediğini” aktardı. Nishino, yenilen son gol sonrası kendisini suçladığını ve maçın sonlarındaki taktiğini sorguladığını da söyledi. Son 20 dakikasına 2-0 önde girdikleri maç sonunda peş peşe gelen gollerle elenen Japonya’da oyuncular ve taraftarlar büyük bir üzüntü yaşadı.

Taraftarlarda stadyumu temizlemişti

Japon taraftarlar takımlarının 2-1 kazandığı Kolombiya maçından sonra da stat temizliği yapmış ve sosyal medyada büyük takdir toplamıştı.

Avusturya ve Almanya arasında sığınmacı gerginliği

VİYANA – Avusturya hükümeti, Almanya’da hükümetin sığınmacılar için “transit merkezleri” kurulması yönündeki kararının ardından ülkenin İtalya, Slovenya ve Macaristan ile olan güney sınırlarını korumak için önlemler alacağını duyurdu.

Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Başbakan Yardımcısı Heinz Christan Strache ve İçişleri Bakanı Herbert Kickl, Almanya’da iktidar ortakları arasında sığınmacı politikalarına yönelik yaşanan gerginlik ve sonrasında varılan uzlaşıyı, düzenlenen basın toplantısında değerlendirdi.

Başbakan Kurz, burada yaptığı açıklamada, Alman mevkidaşı Angela Merkel ve İçişleri Bakanı Horst Seehofer ile telefonla görüştüğünü ancak Almanya’nın uzlaşılan göç politikalarına ilişkin nasıl bir tutum sergileyeceğinin belirsiz olduğunu söyledi.

Kurz, Alman İçişleri Bakanı Seehofer ile perşembe günü Viyana’da görüşeceklerini belirterek, “Biz her türlü senaryoya göre hazırlık yapıyoruz ancak Avusturya’ya yük olacak hiçbir anlaşmayı kabul etmeyeceğiz.” dedi.

İçişleri Bakanı Kickl de Almanya’nın sığınmacı akınını durdurmak için nasıl bir yol izleyeceğini açıklaması gerektiğini vurgulayarak, “Avusturya’ya zarar verilmesine müsaade etmeyeceğiz. Ülkenin güney sınırlarını korumak için önlemler alacağız.” diye konuştu.

-Transit merkezleri

Almanya, Avusturya sınırında yeni bir politika izleyecek. Buna göre, başka ülkelerde kayıtlı mülteci adaylarının Almanya’ya girişlerinin engellenmesi hedefleniyor.

Kurulacak transit merkezlerdeki mülteci adayları ise kayıtlı oldukları ülkelere gönderilecek. Geri göndermelerde diğer ülkelerle anlaşmalar göz önünde bulundurulacak. Üçüncü ülkelerle herhangi bir anlaşma bulunmuyorsa mülteci adayları sınır dışı edilebilecek.

İtalya’dan Avusturya’ya “Brenner geçişi” uyarısı

ROMA  – İtalya Dışişleri Bakanı Enzo Moavero Milanesi, Avusturya’nın “İtalya, Slovenya ve Macaristan ile olan güney sınırlarını korumak için önlemler alacağı” şeklindeki açıklamalarına ilişkin, “Avusturya’nın Brenner’i kapatmaya karar vermesi, bu (işbirlikçi) ruha aykırı olur. Her kim böyle bir eylemde bulunursa sorumluluğu da üstlenmek durumunda kalır.” dedi.

İtalyan ANSA ajansının haberine göre, Letonya’ya ziyarette bulunan İtalya Dışişleri Bakanı Enzo Moavero Milanesi, Avusturya’nın “güney sınırlarını korumak için önlemler alacağı” şeklindeki açıklamalarına ilişkin değerlendirmede bulundu.

Avusturya’nın İtalya-Avusturya sınırındaki Brenner geçiş noktasını kapatmaya karar vermesi halinde, “sorumluluğu da üstlenmesi” gerektiğini belirten Milanesi, Avrupa Konseyi’nin göç konusunun bir Avrupa meselesi olduğunu ve ortak çaba gerektirdiğinin altını çizdiğini hatırlattı.

Bu noktada iş birliği safhasına geçilmesi gerektiğine işaret eden Milanesi, “Ama Avusturya’nın Brenner’i kapatmaya karar vermesi, bu (işbirlikçi) ruha aykırı olur. Her kim böyle bir eylemde bulunursa sorumluluğu da üstlenmek durumunda kalır.” ifadesini kullandı.

– Avusturya’nın “güney sınırlarını koruma” açıklaması

Almanya’da hükümetin sığınmacılar için “transit merkezleri” kurulması yönündeki kararının ardından Avusturya hükümeti de güney sınırlarını (İtalya, Slovenya ve Macaristan) korumak için önlemler alacağını duyurmuştu.

Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Almanya Başbakanı ve Hristiyan Demokrat Parti (CDU) Genel Başkanı Angela Merkel ile koalisyon ortağı Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) arasında sığınmacılar konusunda sağlanan uzlaşıya ilişkin, “Biz her türlü senaryoya göre hazırlık yapıyoruz ancak Avusturya’ya yük olacak hiçbir anlaşmayı kabul etmeyeceğiz.” demişti.

Avusturya İçişleri Bakanı Herbert Kickl de Almanya’nın sığınmacı akınını durdurmak için nasıl bir yol izleyeceğinin açıklanması gerektiğini belirterek, “Avusturya’ya zarar verilmesine müsaade etmeyeceğiz. Ülkenin güney sınırlarını korumak için önlemler alçağız.” şeklinde konuşmuştu.

– Transit merkezleri

Almanya-Avusturya sınırında yeni bir poltika izlenecek. Buna göre, başka ülkelerde kayıtlı mülteci adaylarının Almanya’ya girişlerinin engellenmesi hedefleniyor.

Kurulacak transit merkezlerdeki mülteci adayları ise kayıtlı oldukları ülkelere gönderilecek. Geri göndermelerde diğer ülkelerle anlaşmalar göz önünde bulundurulacak. Üçüncü ülkelerle herhangi bir anlaşma bulunmuyorsa mülteci adayları sınır dışı edilebilecek.

Ölüm yıldönümünde Türk sinemasının komedi ustası: Kemal Sunal

İSTANBUL – Türk sinemasının komedi ustası Kemal Sunal, vefatının 18. yılında çeşitli etkinliklerle anılıyor.

Ünlü tiyatro ve sinema oyuncusu Sunal, 11 Kasım 1944’te İstanbul’da dünyaya geldi. Mimar Sinan İlkokulu ve Vefa Lisesi mezunu olan sanatçı, liseyi 11 yılda tamamladı.

Marmara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nde başladığı eğitimini 12 Eylül 1980’deki darbeyle yarım bıraktı. Üniversite dönemi ve sonrasında fabrikada çalışan sanatçı, tiyatro ve sinema dünyasına adım atmadan önce elektrikçi çıraklığı da yaptı.

Küçük yaşlarından itibaren tiyatrocu olmayı hedefleyen Sunal, aynı zamanda okulda müsamereler düzenleyerek rol aldı. Aynı dönemlerde oynadığı bir oyun ile Akşam gazetesinin düzenlediği liseler arası tiyatro yarışmasında “En İyi Karakter Oyuncusu” ödülünü aldı.

– Oyunculuk yaşamına Kenterler Tiyatrosu’nda adım attı

Vefa Lisesi’ndeki felsefe hocası Belkıs Balkır aracılığıyla ünlü tiyatrocu Müşfik Kenter’le tanışan sanatçı, profesyonel oyunculuk yaşamına Kenter Tiyatrosu’nda adım attı.

Sunal, daha sonra Pendik Tiyatrosu’nda, Ulvi Uraz Tiyatrosu’nda, Ayfer Feray Tiyatrosu’nda ve son olarak da Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nda görev alarak, burada oynadığı “Dün Bugün” adlı oyunla ünlü yönetmen Ertem Eğilmez’in dikkatini çekti ve beyaz perdeyle tanıştı.

Eğilmez tarafından 1973 yapımı “Tatlı Dillim” adlı sinema filminin oyuncu kadrosuna alınan ünlü oyuncu, bu filmde Münir Özkul, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Tarık Akan, Halit Akçatepe ve Filiz Akın’la birlikte rol aldı.

Ünlü sanatçı, Gül Sunal ile 1974 yılında evlenip Ali ve Ezo ismini verdikleri bir erkek ve bir kız çocuk sahibi olurken, vatani görevini 1981’de yaptı.

Kendine özgü tavırları ve güler yüzlü karakteriyle dikkati çeken Kemal Sunal, Rıfat Ilgaz’ın “Hababam Sınıfı” eserinin sinema uyarlamasında canlandırdığı “İnek Şaban” tiplemesi başta olmak üzere, birçok filmde özgün fiziği ve hayat verdiği tiplerin halka olan yakınlığı nedeniyle kısa zamanda Türkiye’nin en sevilen oyuncularından biri oldu.

– Hayatı boyunca toplam 82 filmde rol aldı

Sanatçı, “İnek Şaban” karakterinin yoğun ilgi görmesi üzerine birçok filmde, “iyi, saf adam” tiplemesi çizdiği “Şaban” karakterini canlandırdı.

1990’lı yıllardan itibaren filmleri kesintisiz olarak televizyon kanallarında yayınlanmaya başlayan sanatçının rol aldığı “Süt Kardeşler”, “Sakar Şakir”, “Tosun Paşa”, “Salako”, “Köyden İndim Şehire”, “Çöpçüler Kralı” gibi filmler Türk sinemasının en çok izlenen filmleri arasında yer aldı.

Bugüne kadar birçok ödüle değer görülen ve ayrıca peş peşe çevirdiği filmlerle ticari açıdan da büyük başarı kazanan Kemal Sunal, 1976 yapımı ”Kapıcılar Kralı” filmi ile 1977 Antalya Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu Ödülü”nü aldı.

Sanatçı ayrıca, 1989’da “Düttürü Dünya” filmindeki rolüyle Ankara Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü alırken, 1998’de de Antalya Film Festivali’nde “Yaşam Boyu Onur Ödülü”ne layık görüldü.

Daha sonra yarım bıraktığı üniversiteyi, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü’nden mezun olarak 1995 yılında bitirdi ve yüksek lisans yapmaya başladı.

Yüksek Lisans tezini ise komedyen kimliği ile Kemal Sunal’ın ve filmlerinin incelenmesi olarak hazırlayan ünlü sanatçının bu tezi, 2005 yılında ailesi tarafından “TV ve Sinemada Kemal Sunal Güldürüsü” başlıklı kitap haline getirilerek yayılandı.

Hayatı boyunca toplam 82 filmde rol alan ünlü sanatçı, 83’üncü filmi “Balalayka”nın çekimlerine başlamak için Trabzon’a gitmek üzere bindiği uçakta, kalkıştan hemen önce geçirdiği kalp krizi nedeni ile 3 Temmuz 2000’de 56 yaşındayken hayatını kaybetti ve İstanbul’daki Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Rol aldığı filmlerin bazıları şöyle:

“Canım Kardeşim”, “Oh Olsun”, “Mavi Boncuk”, “Salak Milyoner”, “Hanzo”, “Hababam Sınıfı Serisi”, “Şaban Serisi”, “Meraklı Köfteci”, “İbo ile Güllüşah”, “Sakar Şakir”, “Yüz Numaralı Adam”, “Bekçiler Kralı”, “Zübük”, “Sahte Kabadayı”, “Avanak Abdi”, “Korkusuz Korkak”, “Şark Bülbülü”, “Devlet Kuşu”, “Gol Kralı”, “Üç Kağıtçı”, “Doktor Civanım”, “Yedi Bela Hüsnü”, “Postacı”, “Varyemez”, “Propaganda”

Burka yasağı, turizme yenik düştü

VİYANA – Avusturya’da kamusal alanda yüzün tanınmayacak şekilde örtünmesini yasaklayan ve halk arasında ‘burka yasağı’ olarak da bilinen uygulama, turizme yenildi.

Kurier’de yer alan habere göre, özellikle Müslüman Arap turistlerin yoğun ilgi gösterdiği Zell am See bölgesinde yasak ‘kimse tarafından ciddiye’ alınmıyor. Yasağın yürürlüğe girmesinin ardından turizm bölgesindeki esnafın müşteri kaybı yaşayacağına ilişkin kaygılarının olduğuna işaret edilen haberde, tatil sezonunun başında olunmasına rağmen rezervasyonların bir önceki yılla aynı seviyede olduğu bilgisi paylaşıldı.

‘KİMSE CİDDİYE ALMIYOR’
Gazeteye konuşan Zell am See’de esnaf Astrid Hochstaffl, “Yasağı burada kimse ciddiye almıyor. Bencede doğru olan bu” diye konuştu. Hochstaffl, uzun yıllar Mısır’da yüzme hocalığı yaptığını anımsatarak, “Ben de onların ülkesinde bikini giydim, kimse bana olumsuz bir şey söylemedi. Bizim ülkemizde kendi kültürlerine göre giyinebilmeliler” diye konuştu.

‘ALMANYA ÜZERİNDEN GELİYORLAR’
Polis Sözcüsü Kurt Möschl de şu ana kadar olumsuz bir gelişmenin yaşanmadığını belirterek, konuya ilişkin herhangi bir yasal işlemin yapılmadığını söyledi. Möschl, turistlerin bölgeye Almanya üzerinden karayoluyla geldiğini, dolayısıyla havalimanlarındaki yasağa ilişkin bilgilendirmeden habersiz olduklarını ifade etti.

60 KİŞİYE İŞLEM YAPILDI
Avusturya’da ekim ayında yürürlüğe giren kamusal alanda yüzün tanınmayacak şekilde örtünmesini yasaklayan yasa ülkede başta Müslümanlar olmak üzere bir çok kesimin tepkisine neden olmuştu.

İçişleri Bakanlığı mart ayının sonu itibariyle yasağa ilişkin yaklaşık 60 cezai işlem yapıldığı bilgisini paylaşmış, cezaların çoğunlukla soğuk hava koşulları ya da sağlık nedenleriyle yüzünü örten kişilere yönelik olduğu ortaya çıkmıştı.

Almanya’da krizinin eşiğinden dönüldü

BERLİN – Almanya’da korkulan olmadı ve hükümet ortakları arasında krize dönüşmek üzere olan sığınmacılar konusunda anlaşmaya varıldı. Başbakan Merkel ile 4 saatlik kritik bir görüşme gerçekleştiren İçişleri Bakanı Seehofer, istifasını geri çektiğini duyurdu. Merkel de “Bu iyi bir uzlaşma” yorumunu yaptı.

Almanya’da nefesleri kesen hükümet krizi şimdilik aşıldı. Berlin’de bir araya gelen Başbakan Angela Merkel ve İçişleri Bakanı Horst Seehofer, mülteci politikaları konusunda uzlaşma sağladı. Aynı zamanda koalisyonun küçük ortağı Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) partisinin lideri olan Seehofer, önceki gün anlaşmazlıkla ilgili olarak görevlerinden istifa edeceğini açıklamıştı. Bu da koalisyonun ve hükümetin kaderini büyük bir belirsizliğe sürüklemişti.

4 SAATLİK GÖRÜŞME

Seehofer, yaklaşık dört saat süren görüşmeden sonra kameralar karşısına geçerek, “Net bir şekilde anlaştık ve İçişleri Bakanı olarak görevime devam edeceğim” dedi. Seehofer, Merkel ile kaçak göçü önleme konusunda anlaştıklarını da belirterek, “Almanya ile Avusturya arasında yasadışı göçün nasıl önleneceği konusunda açık bir anlaşmaya vardık” diye konuştu. Anlaşmanın sağlam bir mutabakat üzerinde gerçekleştiğini vurgulayan Seehofer, bu anlaşmanın kendisinin İçişleri Bakanı olarak çalışmayı sürdürmeye izin verdiğini vurguladı.

ULUSAL ÖNLEMLER

Görüşmenin ardından CDU genel merkezinde konuşan Merkel, “Sert müzakereler ve zor günlerden sonra iyi bir uzlaşma olduğuna inanıyorum” dedi. Merkel, geçen hafta yapılan AB Liderler Zirvesi’nde alınan “ikincil sığınmacı hareketler” konusuyla ilgilenilmesi gerektiği kararını anımsattı. Aksi takdirde AB’deki serbest dolaşımın tehlikeye gireceğini vurgulayan Merkel, bundan dolayı ulusal önlemler alınmasının önemine de vurgu yaptı.

TRANSİT MERKEZLERİ

Varılan anlaşmaya göre, Almanya sınırlarında sığınmacılar için ‘transit merkezleri’ kurulacak. Uzlaşmanın detaylarını paylaşan CDU Genel Sekreteri Annegret Kramp-Karrenbauer, gelecekte uygulanacak yeni bir sınır yönetimiyle başka bir AB ülkesinde iltica süreci devam eden sığınmacıların özellikle Almanya-Avusturya sınırında geri çevrilmesinin öngörüldüğü bilgisini verdi. Bunun için sığınmacıların ‘transit merkezlerine’ alınacağını duyuran Kramp-Karrenbauer, burada hangi ülkenin sorumlu olduğunun hızla tespit edileceğini ve sığınmacıların anlaşmalar yapıldıysa bu ülkelere geri gönderileceğini ifade etti. Kramp-Karrenbauer, böyle bir anlaşmanın yapılmadığı ülkelerden gelen sığınmacıların ise doğrudan Almanya-Avusturya sınırında geri çevrileceğini belirterek, bunun Avusturya ile yapılacak bir anlaşmanın temelinde uygulanacağını anlattı.

BUGÜNE NASIL GELİNDİ

Almanya Başbakanı Angela Merkel, 2015 yılında mültecilere kapıları açarak ülkeye zarar vermekle itham ediliyor. Eylül 2017’de yapılan seçimlerde Merkel’in CDU ile Bavyeralı küçük ortağı CSU’nun ittifakı seçimleri ilk sırada tamamlamıştı. CDU/CSU ile Sosyal Demokratlar yeniden büyük koalisyon hükümeti kurmuş, Merkel dördüncü kez başbakan olmuştu. Ancak eylül ayındaki seçimlerde göç karşıtı AfD’nin üçüncü parti çıkması Almanya’nın daha sağa kaymasına yol açmıştı. (Hürriyet)

Avusturya, dünyanın “en güvenli” üçüncü ülkesi

VİYANA – Bu yılki Global Peace Index raporunda Avusturya dünyanın “en güvenli” üçüncü ülkesi oldu. Listenin zirvesinde ise 11. kez İzlanda yer aldı.

Institute for Economics & Peace” (Ekonomi ve Barış Enstitüsü) tarafından bu yıl on ikinci kez, yer yüzündeki 163 devlet ve bölge değerlendirilerek sonuçlar “Dünya Barış Endeksi” (“Global Peace Index”) ismi altında insanların nerelerde en güvenli şekilde yaşayabildiğini derledi.

Bu yılki listede Avusturya, Portekiz’i geçmeyi başararak üçüncü sıraya yükseldi. Arka arkaya on birinci kez İzlanda birinci sırayı kaptırmayarak bölge olarak Avrupa Birliği yine en güvenli bölge olmayı sürdürdü. Ancak siyasi istikrarsızlık, terörizm ve güvenlik algısı geçen yıllara oranla sonucun biraz daha kötü çıkmasına neden oldu.

Diğer yandan en az güvenli ülkeler arasında Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri yer aldı. Bu bölgede yer alan hiçbir ülke listenin ilk 40 sırasında yer alamadı. Ancak en az güvenli on ülke arasından dördü bu bölgeden oldu.

13 ülke “çok yüksek derecede güvenli” sınıfında yer alırken, 64 ülke “yüksek derecede güvenli” olarak sınıflandırıldı. 16 ülke ise “çok düşük derecede güvenli” olarak değerlendirildi. Rusya, Türkiye ve Ukrayna ile üç Avrupa ülkesi bu en düşük kategoride yer aldı. Bu yılki Global Peace Index’e göre dünyanın en az güvenli yeri Suriye. Onun önünde sırasıyla Afganistan, Güney Sudan, Irak ve Somali yer aldı.

En güvenli ilk 10
1. Izlanda
2. Yeni Zelanda
3. Avusturya
4. Portekiz
5. Danimarka
6. Kanada
7. Çekya
8. Singapur
9. Japonya
10. Irlanda

En güvensiz ilk 10
1. Suriye
2. Afganistan
3. Güney Sudan
4. Irak
5. Somali
6. Yemen
7. Libya
8. Kongo
9. Orta Afrika Cumhuriyeti
10. Rusya

Dünya Barış Endeksi, Çatışma Araştırmacıları ve Sidney Üniversitesi’nin bir enstitüsü tarafından birlikte hazırlanıyor. Burada, 23 kantitatif ve kalitatif kriter göz önünde bulundurularak bir ülkenin güvenlik ve barış düzeyi değerlendiriliyor.

Avusturya İslam Cemaatinden hükümete tepki

VİYANA  – Avusturya İslam Cemaati (İGGÖ) Şura Başkanı Ümit Vural, aşırı sağcı hükümetin cami kapatma ve imamları sınır dışı etme kararına tepki göstererek, “Avusturya İslam Cemaati, hükümetin gelecekte düşünmeden yaptığı eylem ve şovlarla Müslümanları damgalamasına kararlılıkla karşı çıkılacaktır” ifadesini kullandı.

İGGÖ’den yapılan yazılı açıklamada, önceki gün toplanan şura konseyinin, Avusturya İslam Cemaatinin değişen şartlar karşısında kapsamlı bir reform sürecine girdiği belirtildi.

Açıklamada, İGGÖ Başkanı İbrahim Olgun’un, “İGGÖ ve organları toplantıdan güçlenerek ve uyum içerisinde çıkmıştır” görüşü yer aldı.

Şura Konsey Başkanı Ümit Vural da hükümetin camilerin kapatılması ve imamların sınır dışı edilmesine yönelik girişiminin kendilerini derinden sarstığına dikkati çekerek, “Avusturya İslam Cemaati, hükümetin gelecekte düşünmeden yaptığı eylem ve şovlarla Müslümanları damgalamasına kararlılıkla karşı çıkılacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Avusturya’da hükümet, geçen ay biri Türklere ait 7 caminin kapatılması ve çok sayıda imamın sınır dışı edilmesi yönünde karar almıştı.

Türklere ait cami, 13 Haziran’da eksiklerin giderilmesinin ardından yeniden ibadete açılmıştı. İmamlara ilişkin süreç ise devam ediyor. (AA)

8 yaşında liseyi bitirdi, şimdi üniversiteye hazırlanıyor

Belçika’da yüksek IQ’su olan çocuk, toplam bir buçuk yıllık eğitimle lise eğitimini tamamlayarak 8 yaşında üniversiteye girmeye hak kazandı.

Belçikalı bir baba ile Hollandalı bir annenin çocuğu olan Laurent Simons lise eğitimini tamamladı. Ailesine göre çocuğun IQ’su 145 olarak ölçüldü.

DAHİ KABUL EDİLİYOR

140’ın üzerindeki IQ’lu kişiler dahi ya da dahiye yakın olarak kabul ediliyor.

Belçika radyosu RTBF’ye konuşan 8 yaşındaki Lauren, “çok geniş olduğu, istatistik barındırdığı, geometri ve cebir içerdiği için” en sevdiği dersin matematik olduğunu söyledi.

ÜNİVERSİTEYE BAŞLAYACAK

Laurent Simons yalnızca iki aylık bir yaz tatilinin ardından üniversiteye başlayacak.

Simons’un babası oğlunun daha küçükken diğer çocuklarla oynamakta zorlandığını ve oyuncaklara da özel bir ilgi duymadığını anlatarak, “Gelecekte bir marangoz olmaya karar verirse de bizim için problem değil. Mutlu olsun yeter.” dedi.

Küçük ‘dahi’ cerrah veya astronot olmayı düşündüğünü ama sonra bilgisayarlara ilgi duymaya başladığını da söyledi.

Çipras: “AB derin bir şekilde bölündü”

ATİNA  – Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, Avrupa Birliğindeki (AB) sığınmacı krizine değinerek, “AB iki anlayış arasında derin şekilde bölünmüş durumda; aşırı muhafazakar, şovenist ve göçmen karşıtı bir anlayış ile demokratik insani bir anlayış.” dedi.

Zorlu bir zirve süreci geçirdiklerini vurgulayan Çipras, “Hepimiz aynı değer ve prensiplere sahipmiş gibi görünmüyor.” ifadesini kullandı.

Çipras, AB’nin insan haklarına saygı, dayanışma ve hümanizm gibi kurucu değerlerin tüm 28 ülke tarafından paylaşılmadığını vurgulayarak, “AB iki anlayış arasında derin şekilde bölünmüş durumda; aşırı muhafazakar, şovenist ve göçmen karşıtı bir anlayış ile demokratik insani bir anlayış.” diye konuştu.

– “Almanya ve İspanya ile anlaşmaya vardık”

Avrupa’ya göçmen akınını koordineli ve toplu bir şekilde yönetmeyi amaçladıklarına işaret eden Çipras, “Almanya ve İspanya ile çerçeve prensipler üzerine bir anlaşmaya vardık. Aile birleştirmeyi amaçlayan ikincil akımları asgariye indirmeyi hedefliyor.” açıklamasını yaptı.

Çipras, anlaşmanın Yunanistan üzerinde ek bir sığınmacı yükü oluşturmadığını savunarak, “Balkan rotasının kapalı olması ve kuzey sınırımızda iki FRONTEX operasyonu devam ettiği için söz konusu akım aylık 100-150 kişi. Almanya ise Yunanistan tarafından sunulan ancak dondurulmuş bin 900 aileyi birleştirme talebini ele alacak.” şeklinde konuştu.

Türkiye ile yakın çalışmaya devam edeceklerine dikkati çeken Çipras, Türkiye-AB mutabakatının yanı sıra dondurulan ikili geri kabul anlaşmasının da uygulanması gerektiği çağrısında bulundu.

Çipras ayrıca, göçmen mutabakatı kapsamında sığınmacıların tutulduğu Ege adalarında yeni sığınmacı kampı inşa edilmeyeceğini ve bu adalarda KDV artışını gerçekleştirmeyeceklerini söyledi.

AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ile konuyu görüştüğünü belirten Çipras, söz konusu durumdan etkilenen adaların yükünü hafifletmeyi amaçladıklarını ifade etti.

AB, 3 milyar avronun çoğunu bütçesinden verecek

BRÜKSEL  – Avrupa Birliği (AB), Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar için taahhüt ettiği 3 milyar avroluk mali desteğin 2 milyar avrosunu birlik bütçesinden, 1 milyar avrosunu da üye ülkelerden temin edecek.

AB Konseyi, üye ülkelerin Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar için taahhüt edilen ikinci 3 milyar avroluk mali desteğin fonlanma detaylarında uzlaştığını açıkladı.

Buna göre, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar için kurulan fona, AB bütçesinden 2 milyar avro, üye ülkelerden de 1 milyar avro sağlanacak.

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıları desteklemek için taahhüt edilen 3 milyar avroluk kaynak, şimdiye kadar İtalya tarafından bloke ediliyordu.

İtalya’nın da ikna edilmesiyle Brüksel’de gerçekleştirilen AB Liderler Zirvesi Sonuç Bildirgesi’nde, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar için ikinci 3 milyar avroluk mali desteğin serbest bırakılması kararı yer aldı.

AB, 29 Kasım 2015’te düzenlenen Türkiye-AB Zirvesi’nde, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar için 2017 sonuna kadar 3 milyar avroluk fon sağlamayı taahhüt etmişti.

18 Mart’taki zirvede ise söz konusu bütçenin bitmesi durumunda 2018 sonuna kadar 3 milyar avroluk ek fonun hayata geçirilmesi kararlaştırılmıştı. Fonların, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıların sağlık, eğitim, altyapı, gıda ve diğer ihtiyaçları için geliştirilecek projelere harcanması karara bağlanmıştı.

Dünyada en fazla sayıda sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye, uzun süredir AB’nin Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılara yönelik mali yardımını yeterince hızlı aktarmadığını ve yapılan sığınmacı mutabakatında AB tarafının yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirtiyor. (AA)

Avusturya’da kazanan Verstappen

VİYANA – Formula 1 Dünya Şampiyonası’nın 9. yarışı Avusturya Grand Prix’sinde, Red Bull-TAG Heuer takımının Hollandalı pilotu Max Verstappen birinci oldu.

Formula 1’de sezonun dokuzuncu mücadelesi, Avusturya’nın Spielberg kentindeki 4,318 kilometrelik Red Bull Pisti’nde, 71 tur üzerinden yapıldı.

Yarışa “pole” pozisyonunda başlayan Mercedes sürücüsü Valtteri Bottas, startta 4’üncülüğe kadar geriledi. Devamında 2’nciliğe yükselen Bottas, 14. turda yaşadığı hidrolik sorunu yüzünden yarış dışı kaldı.

Olayın ardından başlatılan sanal güvenlik aracı uygulamasını fırsat bilen Red Bull ve Ferrari pilotları “pit stop” yaparken, lider Lewis Hamilton (Mercedes) pistte kaldı.

26. turda Hamilton’ın da “pit stop”unu gerçekleştirmesiyle liderlik, Red Bull’dan Max Verstappen’e geçti. Hollandalı sürücüyü, takım arkadaşı Daniel Ricciardo, Kimi Raikkonen (Ferrari), Lewis Hamilton ve Sebastian Vettel (Ferrari) izledi.

Raikkonen’in 38. turda geçtiği Ricciardo, lastiklerindeki aşınma sebebiyle “pit stop” yapmak zorunda kaldı. Bu sırada Vettel de Hamilton’u geçerek 3. sıraya yerleşti.

Ricciardo 55, Hamilton da 64. turda otomobillerinde meydana gelen arızalar nedeniyle mücadeleyi tamamlayamadı.

Kalan turlarda yerini korumayı başaran Verstappen, bu sezon ilk, kariyerinin 4. birinciliğine ulaştı. Verstappen’in 1.5 saniye arkasındaki Raikkonen 2’nci, liderden 3.1 saniye sonra bitişe gelen Vettel ise 3. oldu.

Bu sonuçla puanını 146’ya çıkaran Vettel, şampiyona liderliğine yükseldi. Alman sürücüyü, 145 puanla Hamilton ve 101 puanla Raikkonen takip etti.

Sezonun 10. yarışı Büyük Britanya Grand Prix’si, 8 Temmuz’da yapılacak.

– İlk 10

Avusturya Grand Prix’sini ilk 10 sırada bitiren pilotlar şunlar:
1. Max Verstappen (Red Bull-TAG Heuer)
2. Kimi Raikkonen (Ferrari)
3. Sebastian Vettel (Ferrari)
4. Romain Grosjean (Haas-Ferrari)
5. Kevin Magnussen (Haas-Ferrari)
6. Esteban Ocon (Force India-Mercedes)
7. Sergio Perez (Force India-Mercedes)
8. Fernando Alonso (McLaren-Renault)
9. Charles Leclerc (Alfa Romeo Sauber)
10. Marcus Ericsson (Alfa Romeo Sauber)

– Pilotlar klasmanı
1. Sebastian Vettel (Almanya): 146 puan
2. Lewis Hamilton (Büyük Britanya): 145
3. Kimi Raikkonen (Finlandiya): 101
4. Daniel Ricciardo (Avustralya): 96
5. Max Verstappen (Hollanda): 93

– Takımlar klasmanı
1. Ferrari: 247 puan
2. Mercedes: 237
3. Red Bull: 189
4. Renault: 62
5. Haas: 49

Macaristan’dan “Almanya ile mutabakat” iddiasına yalanlama

BUDAPEŞTE  – Macaristan Başbakanı Viktor Orban, ülkesinin, Almanya ile sığınmacı krizi konusunda mutabakata vardığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Başbakanlık Basın Ofisi Genel Sekreteri Bertalan Havasi, Macar Haber Ajansına (MTI) yaptığı açıklamada, Başbakan Orban’ın, Almanya’nın ülkesiyle sığınmacı krizi konusunda anlaştığına ilişkin haberleri yalanladığını ve iki ülke arasında herhangi bir mutabakatın söz konusu olmadığını ifade ettiğini belirtti.

Havasi, Macaristan’ın sığınmacı krizi konusundaki duruşunun 2015 yılından beri değişmediğine dikkati çekerek, ”Hiçbir sığınmacının, Yunanistan ya da diğer AB üyesi ülkelerin topraklarından geçmeden Macaristan’a ulaşması imkansız. Bu yüzden hiç kimse ilk olarak Macaristan’dan AB’ye girmiş olamaz.” görüşünü paylaştı.

Almanya Başbakanı ve Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı Angela Merkel’in, 29 Haziran’da sona eren Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesi’nin ardından koalisyon ortakları Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) ve Sosyal Demokrat Partinin (SPD) temsilcilerine gönderdiği, sığınmacı ve iltica konularında varılan mutabakata ilişkin bilgilendirme mektubunda, Almanya’ya girmeye çalışan sığınmacıların ilk kayıt altına alındıkları ülkelere hızlıca geri gönderilmeleri konusunda aralarında Macaristan’ın da bulunduğu 14 AB ülkesinden onay aldığını ifade ettiği belirtilmişti.

Bu ülkeler arasında Merkel’in sığınmacı politikasını eleştiren Macaristan, Polonya ve Çekya’nın da yer aldığı ancak İtalya ve Avusturya’nın listede bulunmadığı bildirilmişti.

Vatandaşlığa zam

Hükümet, yabancılar tarafından yapılması gereken ödemeler konusundaki programını sürdürüyor. 1 Temmuz itibarıyla Avusturya vatandaşlığı almanın maliyeti 976,80 Euro’dan 1115,30 Euro’ya yükseliyor. Pasaport, sürücü ehliyeti ve diğer tüm bürokratik işlemlere ilişkin ücretler aynı kalıyor.

Avusturyalı olmak isteyenlerin artık daha fazla ödeme yapması gerekiyor. Krone Gazetesi tarafından aktarılan habere göre Maliye Bakanı Hartwig Löger şöyle konuştu: “Avusturya vatandaşlığı çok değerlidir. Bu nedenle başvuru için gereken minimum ikamet şartı, hükümet tarafından altı yıldan on yıla çıkarılmıştır. Şimdi ise başvuru ve vatandaşlık için ödenmesi gereken ücretler, mevcut enflasyon düzeyine göre yeniden ayarlanıyor.”

Diğer ücretler aynı kalıyor

Diğer tüm ücretler, örneğin sürücü belgesi ücreti, yedinci kez aynı kalıyor. 1 Temmuz’dan itibaren işsizlik sigortası primlerinin düşürülmesine ilişkin düzenleme de yürürlüğe girecek. Bu bağlamda Löger, Avusturyalıları yıllık 40 milyon Euro’luk bir maliyetten tasarruf ettirecek büyük bir vergi indiriminden ve genel bir ücret freninden söz ediyor.

Viyana’da “12 saat” protestosu

VİYANA – Avusturya’nın başkenti Viyana’da 100 binin üzerinde vatandaş, aşırı sağcı hükümetin, işçilerin günlük çalışma süresini 8 saatten 12 saate çıkartma kararı başta olmak üzere yabancı karşıtı ve kutuplaştırıcı politikalarını protesto etti.

Ana muhalefetteki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPÖ) yanı sıra çeşitli sendika ve sivil toplum kuruluşlarının düzenlediği protesto gösterisi için vatandaşlar, başkentin önemli tren garlarından Westbahnhof’da buluştu.

Tren garından Kahramanlar meydanına yürüyen göstericiler, “12 saate hayır”, “Nazilerin yönetimine müsaade etme” yazılı pankartlar açtı.

Çeşitli sendika ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, kurulan sahnede göstericilere seslendi.

Avusturya Sendikalar Birliği Başkanı Wolfgang Katzian, hükümetin sendikalarla görüşmeden tek taraflı karar aldığını belirterek, sendikaların, ülke demokrasisinin temel direklerinden biri olduğunu söyledi. Katzian, ayrıca çalışma saatlerinin işçiler açısından çok önemli bir konu olduğunun altını çizdi.

Katzian, hükümet kendileriyle görüşmeyi kabul etmediği için bu gösteriyi düzenlediklerini ifade ederek, “Hükümetin günlük 12 saat çalışma kararına elimizdeki bütün imkanlarla karşı çıkmayı sürdüreceğiz.” dedi.

– Köstinger: “Hedefimiz hükümeti devirmek”

Postane Sendikası Başkanı Helmut Köstinger, hükümetin söz konusu politikalarını eleştirerek, “Bizim ortak bir hedefimiz var. Bu adaletsiz ve sosyal yapıyı bozan yönetimi devirmek.” şeklinde konuştu.

– Sümbültepe: “İşçi sınıfı, dün olduğu gibi bugün de mücadele edecek”

Gösteriye katılan Türk kökenli Şemsettin Sümbültepe, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1990’lı yıllardan bu yana aşırı sağcı söylemin ülkede etkin olmaya başladığını kaydetti. Sümbültepe, yönetimdeki ırkçı ve faşist hükümetin, işçilerin günde 12 saat çalışmalarına yönelik yaptırımlarının işçi sınıfının tepkisine neden olduğunu belirtti.

Şu anki yönetimin uygulamalarının, 20. yüzyılın başlarında sermaye sahiplerinin, çalışanlarına yönelik tutumuna benzeten Sümbültepe, işçi sınıfının dün olduğu gibi bugün de bu girişimlere karşı mücadele yürüteceğini söyledi.

Öğretmen Kemal Soylu da ırkçı hükümetin aldığı karara tepki göstermek için gösteriye katıldığını vurgulayarak, hükümetin bu yanlış karardan dönmesi çağrısında bulundu.

Polisin geniş güvenlik önlemeleri aldığı gösterinin ülkede 2003’de itibaren yapılan en büyük eylem olduğu vurgulanıyor. (AA)

Avusturya’nın AB Dönem Başkanlığı Başladı

VİYANA – Avrupa Birliği (AB) Konseyi Dönem Başkanlığını Bulgaristan’dan devralan Avusturya, görev süresince yasa dışı göçle mücadele, AB dış sınırlarının korunması ve Avrupa’da güvenliğin arttırılması gibi konulara ağırlık verecek.

AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov ve Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz’un katılımıyla gerçekleştirilen devir teslim töreninin ardından Avusturya’nın 6 ay sürecek dönem başkanlığı resmen başladı.

Avrupa’da 2015’te baş gösteren sığınmacı krizinin hemen ardından Balkan rotasının göçmenlere kapatılması düşüncesinin mimarı, dönemin Dışişleri Bakanı Kurz’un Başbakanlığında dönem başkanlığını yürütecek Avusturya için öncelikli konuların başında yasa dışı göçmen haraketliliği geliyor.

Önceki yıllara oranla 2018’de Avrupa’ya gelen göçmen sayısında gözle görülür düşüş yaşanmasına rağmen, Avusturya, AB dış sınırlarında yapılan kontrollerin daha da arttırılmasını istiyor.

Akdeniz de sığınmacılara yönelik kontrollerin de arttırılmasını öneren Başbakan Kurz, AB Sınır Güvenliği Ajansı “FRONTEX”in yanı sıra Libya sahil güvenliği ile daha güçlü iş birliği yapılarak, bu rota üzerinden Avrupa’ya gelmeye çalışan göçmenlerin durdurulması gerektiğini savunuyor.

Kurz, “Akdeniz de kurtarılmanın Orta Avrupa’ya giriş izni anlamına gelmemesi” gerektiğini belirterek, AB dışında sığınmacı merkezleri kurulması fikrine, birlik üyesi ülkeler arasında en yakın liderler arasında yer alıyor.

Avrupa’nın “daha çok güvenliğe” ihtiyaç duyduğu düşüncesinin destekleyen Avusturya, dönem başkanlığı için “Avrupa’yı koru” sloganını seçti.

Bu nedenle Avusturya’ya göre, Avrupa’nın korunması için AB dış sınırlarında kontrollerin daha fazla yoğunlaştırılması gerekiyor.

– Türkiye’nin üyeliğine karşı

Avusturya’yı dönem başkanlığı süresince İngiltere’nin AB’den ayrılmasının (Brexit) yanı sıra Rusya-AB ilişkileri ve ABD’deki son gelişmeler gibi zor konular bekliyor.

AB içinde diyalog köprüleri kuracağını iddia eden Avusturya, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkıyor.

Bu ülkenin dönem başkanlığını “kayıp” olarak değerlendiren Türkiye, Avusturya’nın dönem başkanlığı süresince Türkiye’nin AB üyeliği için açılması gereken fasıllara ilişkin olumlu adımlar atılmayacağı kanaatini taşıyor.

Sağ popülist Avusturya Halk Parisi (ÖVP) ve aşırı sağcı Özgürlük Partisi (FPÖ) koalisyon hükümetiyle yönetilen ülkede, dönem başkanlığı süresince Başbakan Kurz’un AB ile ilgili konulara yoğunlaşacağı, Başbakan Yardımcısı ve aşırı sağcı FPÖ Genel Başkanı Heinz-Christan Strache’nin ise ülkenin iç sorunlarıyla ilgileneceği tahmin ediliyor. (AA)

Yazar kasa zorunluluğu: İhlaller arttı, denetimler sıkılaştırıldı

Yazar kasa zorunluluğuna ilişkin ihlaller çoğaldı. Firmaların müşterilerine kasa fişi verip vermediklerine yönelik denetimler de artırıldı.

2017 mali yılında yazar kasa yükümlülüğüne ilişkin 1284 ihlal kaydedildi ve 302 kez ceza kesildi. Çoğu ihlal vakası, firmalara 500 Euro’ya mal olurken yedi kez 2500 Euro ve üzeri tutarlarda ceza yazıldı.

2018 yılı için devletin kasasına daha fazla para gireceği kesin. Zira daha Nisan ayında ihlallerin sayısı 1324’e ulaştı. Dört aylık toplam ceza, 2017 yılının tamamından daha yüksek oldu!

Maliye Bakanlığı’na göre bunun nedeni, yasal düzenlemeye uymadıkları düşünülen işletmelerin daha sıkı bir şekilde kontrol ediliyor olması. Öte yandan gastronomi sektöründe faaliyet gösteren işletmeler;  bir küçük bira ya da bir kahve için ödenen küçük tutarlar için, müşterilerin ödemelerini hemen yapıp kasa fişini beklemeden restorandan ayrılmaları sebebiyle kasa fişi zorunluluğunun kaldırılmasını talep ediyor.

Mayıs 2016’dan beri şirketler, nakit satışlarda müşterilerine kasa fişi vermek zorundalar. Düzenlemenin ilk yılında bu konuda 38 ceza kesildi.

BVT Başkanı: “Avusturyalı Türkler, Erdoğan’ın muhbirleri tarafından ispiyonlanıyor”

Anayasayı Koruma ve Terörle Mücadele Dairesi (BVT) Başkanı Peter Gridling, Türk Devleti’nin Avusturya’daki Türk kökenli insanları gözetlediğini ve entegrasyonu engellediğini söyledi. Öte yandan İslamcılar en büyük tehlike olmayı sürdürüyor ve terör şüphelilerinin sayısı da önemli ölçüde arttı.

Kurier Gazetesi tarafından aktarılan habere göre; hiçbir Avusturyalı güvenlik yetkilisi, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun kollarına karşı böyle bir açıklıkta uyarıda bulunmamıştı:

İçişleri Bakanlığı’nın 2017 yılı Anayasayı Koruma Raporu’nun sunumu kapsamında konuşan Peter Gridling: “Avusturya’daki Türk kökenli insanlar, ispiyonla karşı karşıya.  Derneklerden, siyasi rakiplerin isimlerinin ifşa edilmesi istendi.” dedi. Perşembe günü yaptığı konuşmada Gridling; Türk Devleti’nin sadece buradaki Türk toplumunu ve yapısını etkilemeye çalışmakla kalmadığını, aynı zamanda Türk kökenli insanların “istihbarat yöntemleri kullanılarak ispiyonlandığını” ve Türkiye’ye yapacakları seyahatlerde misilleme tehdidi altında olduklarını ifade etti.

Anayasayı Koruma Raporu’nda; “Türk nüfuzu altındaki dernekler böylelikle entegrasyonun engellenmesine katkı sağlıyor ve paralel toplumların oluşmasını teşvik ediyor.” deniliyor. “Türk devlet kuruluşlarının bu nüfuzu, Avusturyalı karar mercilerine yönelik cezai yaptırımlara konu olabilecek tehditlere kadar gidiyor.” şeklinde sözlerini sürdüren Gridling,  Ulusal Banka’ya, Viyana Havaalanı’na, parlamento ve bakanlıklara saldıran Türk bilgisayar korsanlarını da bu kuruluşların arasında sayıyor.

Gerçek şu ki: En büyük terör tehdidi İslamcılardan gelmeye devam ediyor.

Kurier Gazetesi’nin aktardığına göre uluslararası işbirliği bağlamında 48 şüpheli İslamcı tutuklandı.

Gridling: “Son üç yılda yaptığımız kadar çok terör soruşturması hiç yapmamıştık. 32 tutuklu var.” dedi ve ekledi: “Son zamanlarda Avrupa’da hiçbir saldırı yaşanmamış olsa da tehlikenin geçtiğini söylemek için de hiçbir neden yok.”

Geçtiğimiz yıl 313 Avusturyalı cihatçıdan 94’ü geri döndü, 55’i öldü.

IŞİD’in Suriye ve Irak’taki yenilgisinden sonra savaşçılar, geldikleri ülkelere dönmek yerine başka bölgelere göç etmeyi tercih etti. Avrupa Polis Teşkilatı Europol’un da yakın zamanda belirttiği üzere, son aylarda Suriye ya da Irak’a gitmek isteyen şüpheli de tespit edilmedi.

“Avusturya’daki İslamcı ortamı küçültmek istiyoruz.” şeklinde konuşan BVT Başkanı, “Bunun için sivil toplumla dayanışmaya ihtiyacımız var.” dedi.

Sol tehlike, sağ tehlikeden önce geliyor

Almanya Anayasayı Koruma Raporu ile karşılaştırıldığında Avusturya raporunun genel olarak zayıf kaldığı görülüyor. Kickl’ın yönetimi altında, tehdit bağlamında radikal solcular radikal sağcılardan önde geliyor. Her iki grup da daha az suç eylemi gerçekleştirdi. Ancak sağcı radikallere karşı yapılan ihbarlar, solcu radikallere kıyasla beş kat daha fazla oldu.

Anayasayı Koruma yıllık raporunda radikal sağ “kimlikler” ve sözde “imparatorluk vatandaşları” (Reichsbürger) da ele alınıyor.

Rapordan bazı rakamlar

211 radikal sol suç eylemi, 307 ihbarla sonuçlandı. Yani 2016’ya kıyasla üçte bir oranında azaldı. Vakaların aydınlatılması oranı düşüktü: Yüzde 14,2. 1063 radikal sağ suç eylemi, 1576 ihbarla sonuçlandı. Yani 2016’ya kıyasla yüzde 19 oranında bir düşüş söz konusu oldu. Vakaların aydınlatılması oranı: Yüzde 58,1. Holokost inkârını yasaklayan ‘Verbotsgesetz’ kapsamındaki dava sayısı ise 884’ten 798’e düştü.

 

Avusturya’ya yasadışı giriş yapanlar direk tutuklanacak

VİYANA – Hali hazırda oldukça sıkı olan Yabancılar Yasası, FPÖ’lü İçişleri Bakanı Herbert Kickl’in talebi doğrultusunda Ulusal Meclis’te daha da sıkılaştırıldı.

İkamet yasağına rağmen Avusturya’ya yasadışı yollardan giriş yapan yabancı ülke vatandaşları buna göre hemen tutuklanabilecek. Mevcut düzenlemede söz konusu kişiler ancak 5000 ila 15.000 Euro tutarındaki idari cezayı ödeyememeleri durumunda tutuklanıyorlardı.

Yeni düzenleme ile gelecekte doğrudan 6 haftaya kadar hapis cezası uygulanabilecek. Oe24.at kanalına demeç veren Kickl, “Bir ikamet yasağını basitçe görmezden gelebileceğini düşünenler artık daha sıkı cezaları hesaba katmak zorunda kalacaktır” dedi.

Ülkeye yasadışı yollarla giriş yapanların sayısı azalıyor
Her ne kadar Avusturya’ya yasadışı yollardan girişlerin sayısında azalma görülse de bu yıl  ülkeye yasadışı yollardan girmiş olanların sayısının 9300’den fazla olduğu kaydedildi. Bunlardan yaklaşık 1500’ü ülkeye insan kaçakçıları tarafından sokuldu.

Son sığınmacının 2 yıl önce geldiği Spielfeld’de “gövde gösterisi”

VİYANA – Son sığınmacının 6 Mart 2016 giriş yaptığı Spielfeld’de 500 güvenlik kuvvetinin katıldığı “sınır güvenliği tatbikatı” gerçekleştirildi.

Her ikisi de FPÖ’den olan İçişleri Bakanı Herbert Kickl ve Savunma Bakanı Mario Kunasek, 80 gazeteci ve aralarında başka ülkelerin polislerinin de bulunduğu 100 şeref konuğu önünde yeni sınır muhafaza birliği “Puma”nın yeteneklerini sergilendi. Tatbikata “ProBorders” adı verildi. Ancak seçilen ismin oldukça manidar olması dikkatlerden kaçmadı. Nitekim aşırı sağcı grupların “pro borders” terimini slogan olarak kullandığı biliniyor. Aşırı sağcı Kimlikçiler Hareketi başkanı Martin Sellner’in bu konuda “Gösterilerimizdeki sloganlarımız artık tatbikatların ismi haline geliyor” diye övünmesi de dikkat çeken bir diğer ayrıntı.

2015’teki gibi değil
500 polis (öğrenciler dahil) ve 220 asker, ülkede ilk kez kurulan sınır yönetimi kapsamında hükümetin gelmesi muhtemel yasadışı sığınmacılara nasıl tepki vermeyi düşündüğünü sergiledi. Kickl, “ProBorders” adı verilen tatbikat için, “Amacımız hazırlıklı olmak ve savunmamızın çalışır durumda olduğunu göstermek” dedi.

“Bu, dünyaya açık bir mesaj vermek üzere düşünülmüş bir sınır tatbikatı” diyen Kickl, “Kimse, dileyen herkesin sınırı geçmesine izin verileceği bir sistem bulacağını beklemesin. 2015’teki gibi bir durum asla tekrarlanmamalı. Bugün verilen mesaj budur” diye ekledi.

Ekim 2015’ten itibaren her gün 8000’e kadar sığınmacı Spielfeld’e ulaşmaktaydı. ÖVP Eyalet Başkanı Hermann Schützenhöfer, “Dizlerim titriyordu” diyerek o günler de yaşadıklarını aktarırken, “Bu işin nasıl devam edeceğini bilmiyorduk” dedi. Yetkililer bu kadar insanla nasıl başa çıkacağını bilmiyordu. Binlerce kişi harekete geçiyordu ve polis geçişlerine izin veriyordu. Buna tepki olarak yeşil sınır boyunca sınır telleri çekildi ve 20 Ocak 2016’da yürürlüğe konan “Sınır Yönetimi” devreye sokuldu.

Savunma Bakanı Mario Kunasek de Bakan Kickl ile tatbikatı yerinde izleyerek, olası bir sığınmacı akını durumunda sığınmacıların kayıt altına alınacağını, yasa dışı yollarla ülkeye girmek isteyenlerin Slovenya’ya iade edileceğini açıklamıştı.

Son sığınmacı 6 Mart 2016’da giriş yapmıştı
Yaşanan olaylardan 3 yıl sonra Kickl durumu “dramatik ve neredeyse travmatik” olarak değerlendiriyor ve “Sınırlarını koruyamayan bir devlet tüm inandırıcılığını yitirir” diyor. Ancak güncel olarak “Sınır Yönetimi” boş duruyor. Nitekim Spielfeld’e son sığınmacı 6 Mart 2016 tarihinde geldi. Bu durum hatırlatıldığında Kickl, “Bunun bir önemi yok” diye karşılık veriyor ve “2015’teki gibi olayların tekrarlanmayacağının bir garantisi yok” diye ekliyor.

Tirol’de ise ÖVP Eyalet Başkanı Günter Platter biraz daha çekingen bir tutum ortaya koyuyor. “Şu an için sınır kontrolleri yapmayı gerektirecek bir durum yok” diyen Platter, Brenner Geçidi meselesinin hassas bir konu olduğunun altını çizdi.

Tatbikata sert eleştiriler
Saat 8.30’da başlayıp 8.50’de sona eren tatbikattan sonra, gerçekten kötü planlanmış bir medya stratejisi neticesinde bakanlardan demeç almak isteyen gazeteciler onları adeta kuşattı. Ancak dijital iletişimde de büyük sıkıntılar olduğu görüldü. Nitekim Twitter’da polis Spielfeld adlı yerleşim yerinin konumu yerine aynı adı taşıyan Berlin’deki bir firmayı işaretledi. Firma bu duruma büyük tepki gösterdi. Muhalefet ise tatbikatın tamamına tepkiliydi. SPÖ, bir “Sahne oyunu ve dikkatleri dağıtmadan” bahsederken NEOS ise kent içinde “Slovenyalı AB vatandaşlarımızdan özür diliyoruz” yazılı bir ilan aracı gezdirdi.

Slovenya: “Oldukça kışkırtıcı”
Slovenya Başbakanı Miro Cerar, Avusturya’nın üç gün önce Slovenya sınır kapısı Spielfeld’de yaptığı ‘sınırlar için’ adı verilen sınır güvenliği tatbikatına tepki gösterdi.

Slovenya’dan Avusturya’ya yok denecek kadar az sığınmacının girmesi nedeniyle sınır koruma tatbikatını ‘oldukça kışkırtıcı’ olarak eleştiren Carer, “AB ve NATO üyesi Slovenya sınırlarını yeterince koruyabilmektedir” ifadesini kullandı.

(yenivatan.at)

Hollanda Rotterdam şehrinden seçim yasağı

Rotterdam’da Türkiye’deki seçim sonrası AB dışındaki ülkelerden seçmenlere oy verme yasağı

Amsterdam-Hollanda’da Türkiye kökenli göçmenlerin en fazla olduğu ülkenin en büyük ikinci kenti Rotterdam’da, Avrupa Birliği (AB) dışındaki ülkelerden seçmenlerin oy kullanmaları yasaklandı.

Yasak kararının alınmasında, Türkiye kökenli bazı seçmenlerin Pazar gecesi konvoylar, klakson ve havai fişekler eşliğinde yaptığı kutlamaların yarattığı huzursuzluğun etkili olduğu belirtildi.

Pazar günü Türkiye’de yapılan seçimlerin sonuçlarının açıklanmasının ardından Rotterdam ve çevresinde yaşayan AKP destekçileri, konvoylar eşliğinde kutlama yaptı.

Türkiye kökenli seçmenlerin kutlaması sırasında yasak olmasına rağmen klakson çalınması, havai fişek atılması ve trafik kaosu yaşanması nedeniyle 70 kişiye ceza kesildi.

Başbakan Mark Rutte’nin de mensubu olduğu hükümetin büyük ortağı Liberal Sağ Parti (VVD), Türkiye’de yaşanan gelişmelerin Rotterdam’da hayatı olumsuz etkilemesinin kabul edilemeyeceğini açıkladı.

VVD Rotterdam Meclis Grup Başkanı Vincent Karremans, “Pazar gecesi Türkiye kökenli seçmenlerin yarattığı kaosu” ele almak üzere bir tartışma talebinde bulundu.

Karremans, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi ve seçim propagandaları gibi Türkiye’deki olayların, Rotterdam’da huzursuzluk yarattığını savundu.

Hollandalı politikacı, “Artık bizim için bitti. Yabancı seçimler sadece huzursuzluğa neden oluyor. Bu konuda yeterince olumsuz tecrübeye sahibiz” diye konuştu.

AKP Rotterdam: Biz bu konuda açıklama yapmıyoruz

Rotterdam’da 21 Mart’taki yerel seçimlerin ardından 3 ay sonra kurulan geniş tabanlı koalisyonda yer alan VVD’nin önerisiyle, koalisyon protokolüne “sıkıntıya yol açacak seçimlerin yasaklanması” içeren bir madde kondu.

Koalisyon protokolüne eklenen madeye göre, Rotterdam’da gerginliğe yol açan AB dışındaki ülkelerin seçim yapmasına, ulusal hükümetle de istişare edilerek izin verilmeyecek.

Türkiye kökenli seçmenler, Hollanda’da Rotterdam, Amsterdam ve Deventer’deki konsolosluklar tarafından belirlenen noktalarda oy kullanıyor. Türkiye’nin Rotterdam Başkonsolosluğu, son iki seçimde oy verme işlemi için Lahey’deki bir kongre merkezini belirlemişti.

Hollanda’daki Türkiye kökenli sivil toplum kuruluşları, Rotterdam Belediye Meclisi’nin Türkiye kökenli seçmenlere oy kullanma yasağı konusunda henüz sessiz.

AKP Rotterdam Bölgesi Seçim Koordinasyon Merkezi Başkanı Mustafa Aslan ise BBC Türkçe’ye “Biz bu konuda açıklama yapmıyoruz” dedi.

Konunun henüz çok yeni olduğunu ve içeriği konusunda yeterli bilgileri bulunmadığını belirten bazı göçmen örgütleri ise Türkiye ile Hollanda arasında yaşanan diplomatik krizin, ülkedeki Türkiye kökenlileri olumsuz etkilediğine işaret ediyor.

Hollanda’daki Türklerin “adeta mercek altına alınmış durumda olduğunu” söyleyen göçmen örgütlerine göre, Rotterdam’daki yasak kararının sadece AB dışındaki ülkeleri kapsaması ciddi bir ayrımcılık. (BBC)

Araplardan İsrail’e “Türkiye” uyarısı

Haaretz’in haberine göre, Filistin yönetimi de bağışlar toplayıp Kudüs için harcamayı amaçlayan İslami organizasyonlarla ya da ziyaret etmek için turlarla şehre akın eden Türklerin yoğunluğundan rahatsız.

Ürdün, Suudi Arabistan ve Filistin yönetimleri, Doğu Kudüs’te Türkiye’nin etkisini “ürkütücü” bulduklarını ileri sürerek İsrail’i uyardı.

Ürdün, Suudi Arabistan ve Filistin’in üst düzey yetkilileri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kudüs meselesini sahiplenme girişimi” doğrultusunda, Kudüs’teki Arap mahallelerinde Türkiye etkisinin gitgide arttığının altını çizdi.

İSRAİL’DEN YANIT

İsrail’in etkili yayın organlarından Haaretz’in haberine göre, İsrailli kaynakların da cevaben, Türk hükümetinin Kudüs’e yayılma çabalarının farkında olduğu ve Ankara’nın hareketlerinin bir yılı aşkın bir süredir sıkı bir biçimde gözlendiğini belirttikleri öğrenildi.

Ürdünlü yetkililer, İsrail’in Kudüs’teki bu Türk etkisine karşı “uyuduğunu” düşünüyor.

FİLİSTİN YÖNETİMİ RAHATSIZ

Haaretz’in haberine göre, Filistin yönetimi de bağışlar toplayıp Kudüs için harcamayı amaçlayan İslami organizasyonlarla ya da ziyaret etmek için turlarla şehre akın eden Türklerin yoğunluğundan rahatsız.

İsrailli askeri yetkililer, bu durumun 2017 yılında zirveye ulaştığını, şehrin dört bir yanında, kolayca fark edilebilir, binlerce kişilik bir Türk varlığının oluştuğunu açıkladı.

TÜRKLER GAYRİMENKUL ALMAYA ÇALIŞIYOR

İsmini gizli tutan bir İsrailli emniyet görevlisi, Türklerin şehirden gayrimenkul almaya çalışarak siyasi varlıklarını güçlendirmek istediklerini iddia etti.

Ürdün’ün kaygıları, peygamber soyundan geldiğine inanılan Haşimi ailesinin, İslam’ın en kutsal şehirlerinden biri olan Kudüs üzerindeki ağırlığının azalacağı yönünde.

Filistin, kendi meselesini başka hiçbir ülkenin siyasi propaganda amacıyla tekeline almasını istemiyor.

Suudi Arabistan ise, Erdoğan’ın kendisini İsrail’e ve Trump’a karşı duran yegane lider olarak yansıtmasından hoşnut değil.

 

UNESCO: “Viyana kara listede olmaya devam ediyor”

VİYANA – UNESCO Komitesi yıllık toplantısında, bir kez daha Viyana‘nın “tehlikede olan dünya mirasları” listesinde olduğunu bildirdi.

UNESCO, geçtiğimiz yıl Viyana’yı tarihi dokusuna aykırı şekilde inşa edilen yüksek binalar nedeniyle “tehlikede olan dünya mirasları” arasına alındığını açıklamıştı.

Siyasi sorumlular şimdilik derin bir nefes alabilir. Nitekim Bahreyn’de gerçekleştirilen 42. UNESCO Komitesi toplantısında, “Viyana’nın tarihi kenti”ne daha önce verilmiş olan dünya mirası unvanı şimdilik iptal edilmedi. Ancak komiteye göre yeterli önlem alınmadığı için Viyana kara listede olmaya da devam edecek.

Diğer yandan UNESCO ülkenin yeni girişimini memnuniyetle karşıladı. Son olarak ÖVP’li yeni Kültür Bakanı Gernot Blümel kamuoyuna üç aşamalı bir paket tanıtmıştı. Bunun üzerine bahar aylarında uzmanlar bir atölye çalışması kapsamında buluşmuşlardı. Şimdi de bir “Miras Tesir Değerlendirme” çalışması yapılacak. Bunun için gerekli hazırlıklar devam ediyor. Çalışmanın sonuçlarının sonbaharda açıklanması bekleniyor. Bu sonuçlar üçüncü aşama olan “Danışmanlık Misyonu” için temel teşkil edecek.

Şimdi neler olacak?
Avusturya Nisan 2019 ortasına kadar yapılan ve yapılması planlanan“düzeltmeler” konusunda Paris’e rapor sunmak zorunda.Dünya Mirası Komitesi, Bu raporu esas alarak  Haziran 2019’da atılacak adımlar konusunda bir karar verecek.

Ardından gerçekleşecek bir sonraki toplantıda komitenin önünde yine üç seçenek bulunacak:
– Gelişmeler yeterli düzeyde değilse Viyana kara listede kalmaya devam edecek.
– UNESCO alınan tedbirlerden memnun kalır ve dünta mirasının artık tehlikede olmadığına kanaat getirirse Viyana kara listeden çıkarılacak ve tekrar normal bir Dünya Mirası olacak.
– Ancak alınan tedbirler yetersiz olur ve UNESCO bir düzelme de görmezse Viyana dünya mirası unvanını kaybedecek!

(yenivatan.at)

Maliye Bakanlığı uyardı: Bu e-postayı hemen silin!

VİYANA – Maliye Bakanlığı piyasada dolaşan dolandırıcılık mesajları konusunda halkı uyardı. Dolandırıcıların bu yolla insanların banka bilgilerine ulaşmaya çalıştığı kaydedildi.

İnternette dolaşan bir e-posta, Avusturya’daki kullanıcılara vergi iadesi vadederek onları sahte bir Maliye web sayfasına yönlendiriyor. Burada mağdurlardan, sözde vergi iadesinin ödenebilmesi için, banka bilgilerini girmeleri isteniyor.

Ancak gerek ileti gerekse de sayfa sahte ve insanların banka bilgilerine ulaşmayı amaçlıyor. İnternetteki bu ve benzeri dolandırıcılık yöntemlerine “Phishing” adı veriliyor.

Vergi dairesi vatandaşlara asla e-posta ile ulaşmaz
Federal Maliye Bakanlığı (BMF) Salı günü yayınladığı bir basın bildirisi ile bir kez daha bu tarz dolandırıcılık girişimlerine karşı vatandaşları uyardı. Yapılan açıklamada, “Maliye Bakanlığı’nın bilgileri daima resmi yazılarla posta kanalıyla ya da FinanzOnline posta kutusuna tebliğ edilir” dendi.

Bunun yanında Maliye Bakanlığı vatandaşlardan, şifre, kredi kartı bilgileri ve hesap bilgileri gibi kişisel verilerini asla internet üzerinden vermemelerini istedi.

“Hemen silin!”
Yapılan basın açıklamasında ÖVP’li Maliye Bakanı Hartwig Löger, Maliye Bakanlığı uzmanlarının söz konusu Phishing saldırısının aydınlatılması konusunda büyük çaba sarfettiğini kaydetti.

Bu veya benzeri e-postalar alınması durumunda iletide yer alan talimatlara uyulmaması ve e-postanın derhal silinmesi tavsiye edildi.

AB ve Türkiye arasında “Gümrük Birliği” gerilimi

Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesinden iki gün sonra AB ülkeleri resmen, Türkiye ile Gümrük Birliği’nin genişletilmesi görüşmelerini başlatmamaya karar verdi. Salı akşamı Lüksemburg’da gerçekleşen bakanlar zirvesinin ardından yapılan açıklamada Türkiye’nin son süreçte Avrupa Birliği’nden daha çok uzaklaştığı kaydedildi.

Açıklamada bilhassa hukuk devleti, temel hak ve hürriyetler ve fikir özgürlüğü konusunda süregelen gerilemenin endişe verici olduğunun ve gazetecilere, üniversite personeline, insan hakları temsilcilerine, muhalefet liderlerine ve sosyal medya kullanıcılarına karşı yapılan muamelenin kabul edilmez olduğunun altı çizildi.

Erdoğan Pazar günkü seçimi resmi olmayan sonuçlara göre %52,59 ile kazanmıştı. Aynı gün gerçekleşen TBMM seçimlerinde de Erdoğan’ın AK Partisi ile aşırı milliyetçi MHP’den oluşan ittifak meclisteki en büyük kuvvet olmuştu. Uluslararası gözlemciler, seçimlerde adayların eşit şartlara sahip olmaması büyük eleştiri konusu oldu.

Avusturya’nın üyelik görüşmelerinin resmen sonlandırılmasına yönelik talebi mevcut duruma rağmen çoğunluğun desteğini alamadı. Salı akşamı yapılan açıklamada bu yüzden sadece kökten değişimlerle ilerleme kaydedilebileceği bir kez daha vurgulandı. Pazarlıkların fiilen durma noktasına geldiği kaydedildi.

Türkiye’nin aday ülke olarak tutulmaya devam edilmesinin altında göç sorununun yattığı öne sürülüyor. Bu statünün elinden alınması birçok ülke açısından Türkiye ile imzalanan sığınmacılar anlaşmasının tehlikeye girmesi anlamına gelebilir. Türkiye, 2015’e nazaran Avrupa’ya belirgin düzeyde daha az göçmen gelmesinin baş nedenlerinden biri olarak sayılıyor.

Anlaşma, Avrupa Birliği’nin Türkiye üzerinden Yunan Adaları’na gelen göçmenleri geri göndermesine imkan tanıyor. Bunun karşılığında AB, Türkiye’den bir kısım korumaya muhtaç Suriyeli sığınmacıyı alıyor ve Türkiye’de kalan sığınmacılar için yardımları finanse ediyor. Türkiye şu ana kadar yaklaşık 3,6 milyon sığınmacı kabul etti.

Alman şansölye Angela Merkel geçen yıl, mevcut şartlar altında Türkiye ile Gümrük Birliği’nin genişletilmesi için pazarlık talimatı vermeyeceğini açıklamıştı. Ancak şu ana kadar AB’ne üye devletlerin bu konuda ortak resmi bir tutumu bulunmamaktaydı.

Türkiye Avrupa Birliği’nin üyelik süreci ile ilgili olarak kullandığı ifadeleri sert bir dille eleştirdi. AB üyesi ülkelerin, Türkiye’nin Avrupa’dan uzaklaştığı yönündeki iddialarının “yalan ve çelişkili” olduğu kaydedilen Çarşamba günkü Dışişleri Bakanlığı açıklamasında bunların bir kez daha “Türkiye’ye karşı önyargılı ve adaletsiz bir tutumu” yansıttığı belirtildi. Açıklamada, AB’nin Türkiye’ye “adil ve dürüst” muamele etmediğinin altı çizildi.

Rekor: Türkiye, iç savaştaki Suriye’den patates aldı

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, kilogramının fiyatı 6 liranın üzerine çıkan patatesin Suriye’den ithal edilmesine izin verdiklerini açıkladı.

ANKARA-Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, kilogramının fiyatı 6 liranın üzerine çıkan patatesin Suriye’den ithal edilmesine izin verdiklerini açıkladı. Zeybekci, Türkiye’nin ihtiyacının yüzde 1’ini geçmemek kaydıyla Suriye’de Türkiye’nin kontrol altına aldığı bölgeden ithalatın serbest bırakıldığını, bu kapsamda TL bazında 4 bin ton patates ithal edildiğini söyledi.

BusinessHT’nin haberine göre, Bakanlıkta düzenlediği basın toplantısında soruları yanıtlayan Zeybekci, “Hangi alanda olursa olsun spekülasyonlara izin vermeyeceğiz” derken, getirilen patatesin pazarda satışa sunulduğunu ve fiyatların 2 lira seviyesine gerilediğini söyledi.

Zeybekci, kurdaki dalgalanma ve faizler konusunda da “Önümüzdeki süreçte TL’nin değeriyle spekülatif bir şekilde oynanması, aradaki dalga boyları kadar yüksek spekülatif karlar ve rantlar elde edilmesi dönemi artık bitecektir. Kur da faiz oranları da makro ekonomik sonuçlara uyum sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.

“GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN GÜNCELLENMEMESİ DÜNYANIN SONU DEĞİL”

Türkiye ile Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) ülkeleri arasında güncellenen serbest ticaret anlaşmasına ilişkin de konuşan Zeybekci şunları söyledi:

“Yeni imzaladığımız anlaşma en modern serbest ticaret anlaşmalarından birisi. Bu anlaşmanın bir önemi de Gümrük Birliği’nden daha liberal bir anlaşma olmasıdır. Gümrük birliği güncelleme süreci bir fırsat sunuyorz. Biz resmi müzakerelere başlamaya hazırız ancak gümrük birliği güncellenmezse dünyanın sonu değil.” 

Avusturya’daki tren kazasında 27 yaralı

VİYANA – Avusturya’nın Aşağı Avusturya eyaleti sınırlarındaki Sankt Pölten şehrine bağlı Völlerndorf kasabası yakınlarında meydana gelen tren kazasında 27 kişi yaralandı.

Aşağı Avusturya eyaleti itfaiye sözcüsü Franz Resperger, basına yaptığı açıklamada, kazanın iki vagonun raydan çıkarak devrilmesi sonucu yaşandığını belirtti.

Resperger, yaklaşık 80 yolcunun bulunduğu trende 3’ü ağır 27 kişinin yaralandığını kaydederek, yaralıların çevredeki hastanelere sevk edildiğini ifade etti.

Kazanın nedeni henüz tespit edilmedi. Aşağı Avusturya eyalet savcılığı olayla ilgili soruşturma başlattı.

Kurz’tan ‘Macron’ Açıklaması

VİYANA – Makedonya Başbakanı Zoran Zaev, Cumhurbaşkanı Gyorge İvanov’un Yunanistan-Makedonya arasındaki isim sorunu anlaşmasına ilişkin kararnameyi imzalamaması hakkında, “Kararname Mecliste tekrar oylanacak ve oylamanın sonucunu cumhurbaşkanı imzalamak durumunda kalacak. Çünkü yasalar böyle olması gerektiğini belirtiyor.” dedi.

Avusturya’nın başkenti Viyana’da Makedonya Başbakanı Zaev, Avusturya’nın başkenti Viyana’da Başbakan Sebastian Kurz ile görüştü.

Başbakan Kurz, görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında, Makedonya ve Yunanistan arasındaki isim sorununun çözüme kavuşmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Kurz, Balkanlarda istikrarın önemine işaret ederek, Makedonya’yı Avrupa Birliği (AB) üyeliği yolunda desteklediklerini söyledi.

Yunanistan ve Makedonya arasında isim sorununun çözülmesinin AB üyeliği yolundaki Makedonya’nın desteklenmesi için önemli bir işaret olduğunu vurgulayan Kurz, “AB’nin hızlı bir şekilde üyelik için müzakerelerin başlaması yönünde karar almasını bekliyoruz. Bu işaretle (isim sorununun çözülmesi) Makedonya bunu hak etmiştir.” diye konuştu.

Kurz, AB’nin, Avrupa yanlısı ülkelere birliğe katılmaları yönünde perspektif sunması gerektiğinin altını çizerek, Avusturya’nın AB Konseyi Dönem Başkanlığında, bu ülkenin birlik üyeliği yolundaki çabalarını destekleyeceklerini ifade etti.

” Fransa’nın Makedonya’yı desteklemesi gerektiğini düşünüyorum”

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, Makedonya’nın AB üyeliği sürecine ilişkin tutumuna da değinen Kurz, “Umarım Cumhurbaşkanı Macron Avrupa yanlısı bir karar verir, Fransa’nın Makedonya’yı desteklemesi gerektiğini düşünüyorum. Burada AB üyeliğinden ziyade üyelik için müzakerelerin başlatılması söz konusu. Kim Avrupa yanlısı ise coğrafi olarak Avrupa’da bulunan, bizim değerlerimizi paylaşan ve AB içinde yer almak isteyen ülkelere bir şans vermesi gerekiyor.” yorumunda bulundu.

Kurz, Fransa’nın olumlu bir karar alacağını umut ettiğini ifade ederek, özellikle Makedonya’nın üyelik müzakerelerinin bloke edilmesi yönünde bir kararın bu ülkede isim sorununa ilişkin yapılacak referandum öncesinde olumsuz bir etki yapacağını söyledi.

Makedonya Başbakanı Zoran Zaev de ülkesinde AB üyeliği müzakerelerinin başlaması için Avusturya’nın verdiği destek için teşekkür etti.

Zaev, iki gün sonra AB dönem başkanlığını üstlenecek Avusturya’nın kendilerine verdiği desteğin önemine işaret ederek, “Umarım, birlik üyesi ülkeler AB Komisyonunun tavsiyelerini göz önünde bulundurarak, müzakerelerin başlaması yönünde destekte bulunurlar.” diye konuştu.

AB üyesi ülkelerden müzakerelerin başlaması yönünde alacakları kararın kendilerini memnun edeceğini dile getiren Zaev, ülkesinin NATO ve AB üyeliğinin bölgede istikrara katkı sağlayacağı gibi ekonomik açıdan da olumlu sonuçlar doğuracağını anlattı.

Yunanistan-Makedonya arasındaki isim sorunu anlaşması

Zaev, Makedonya Cumhurbaşkanı Gyorge İvanov’un Yunanistan-Makedonya arasındaki isim sorunu anlaşmasına ilişkin kararnameyi imzalamamasına ilişkin de konuştu.

Cumhurbaşkanının kararnameyi imzalamayarak Meclise gönderdiğini anımsatan Zaev, şöyle dedi:

“Bu şu anlama geliyor, kararname Mecliste tekrar oylanacak ve oylamanın sonucunu cumhurbaşkanı imzalamak durumunda kalacak. Çünkü yasalar böyle olması gerektiğini belirtiyor. Bu noktada yapılacak referandum halkın bu konuda ne düşündüğünü gösterecek. Umarım halkın büyük bir çoğunluğu, Makedon halkının yüzde 75-80’i AB’li bir gelecek ve ülkenin AB ve NATO’ya entegre olması yönünde karar verecektir.”

Zaev, kararnamenin Mecliste bir önceki oylayamaya oranla daha çok destek alacağını belirterek, AB üyesi ülkelerin Makedonya-Yunanistan arasında varılan anlaşma ve ülkesinin AB üyeliği sürecine destek olmaları çağrısında bulundu.

Alevi köyüne seçim yüzünden AKP Belediyesi adeta yol yok dedi

Ordu’nun Korgan ilçesinin AKP’li Belediye Başkanı Tuncay Kiraz, ilçedeki mahallelere beton yol yapılmasına dair bir sıralama listesi hazırladı. Sıralama, 24 Haziran seçimlerinde Erdoğan’a verilen oy oranı yüksek olan mahalleden düşük olanına doğru yapıldı.

Ordu’nun Korgan ilçesinin mahallelerine beton yol yapılması için AKP’li Belediye bir “hizmet” sıralaması yaptı. AKP’li Belediye Başkanı Tuncay Kiraz, hazırladığı listeyi Facebook hesabından “Değerli hemşerilerim, mahallelerimizin beton yol yapılma sıralaması bu listeye göre yapılacaktır. Bilginize” notuyla paylaştı.

Buna göre yol yapımına, 24 Haziran seçimlerinde AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a en çok oy veren mahalleden başlanacak ve düşük oy veren mahallelere göre devam edilecek.

ALEVİ MAHALLESİ SONA KALDI

BirGün gazetesinden Uğur Koç’un haberine göre; 24 Haziran seçimlerinde Korgan ilçesi genelinde Erdoğan’a verilen oy oranı yüzde 82.8 olarak gerçekleşti.

Listede Erdoğan’a yüzde 97.3 oranına oy veren Terzi Mahallesi en üstte yer alırken ilçedeki tek Alevi mahallesi ise Erdoğan’a verdiği yüzde 16.54 oy oranıyla en sonda yer aldı.

Avusturya’da 700 aşırı sağ suç eylemi

VİYANA – Avusturya’nın istihbarat teşkilatı Anayasayı Koruma ve Terörle Mücadele Teşkilatı (BVT) Başkanı Peter Gridling’in kamuoyuyla paylaştığı rapora göre geçtiğimiz yıl 1000’den fazla aşırı sağ eğilimli ya da ırkçı suç işlendi.

SPÖ’nün sunduğu bir soru önergesine verilen yanıttan bunların üçte ikisinin (yaklaşık 700) aşırı sağcı eylem olduğunu ortaya koyuyor. 200’den fazla suçta da ırkçı ve yabancı düşmanı motifler öne çıktı. İşlenen suçların büyük çoğunluğu Nasyonal Sosyalizm’in yasaklanmasına dair yasanın ihlali şeklinde ortaya çıkıyor.

Gerileme
Bu sayılar 2016 yılına oranla işlenen suç sayısında bir gerileme olduğu anlamına geliyor. Bundan bir sene önce aşırı sağcı suç sayısı 1300 seviyesindeydi. Raporda ayrıca aşırı sol suçlarda da gerileme kaydedildiği belirtiliyor.

En büyük tehdit
BVT, raporunda en büyük tehditin ise radikal İslamcılık ve terörizm olduğunu belirtti.

Yeni NEOS Genel Başkanı, merkez görüşün sesi olmak istiyor

23 Haziran 2018 itibarıyla Avusturya’nın liberal çizgideki partisi NEOS’un başına geçen Beate Meinl-Reisinger: “Biz, sonraki adımları beraberce ve kararlılıkla atan -sağa ya da sola değil cesurca ileriye giden bir nesiliz.”

Aldığı yüzde 94,8’lik oy oranı ile kısa adı NEOS olan Avusturya’nın liberal çizgideki partisi ‘Yeni Avusturya ve Liberal Forumu’nun yeni genel başkanı seçilen Beate Meinl-Reisinger, “sürekli büyüyen ama sesi duyulmayan merkez görüşün” sesi olmak istiyor. Kutuplaşma ile değil, çözümlerle ilgilenen bir merkez. Yozlaşmış ve aciz siyasi sisteme karşı bir tepki olarak 2012 yılında kurulan NEOS’un Viyanalı yeni lideri, bu sistemin son yıllarda önemli ölçüde değiştiğine dikkat çekti ve şunları söyledi: “Avrupa, iklim değişikliği, eğitim. Kutuplaşmanın sürekli büyüdüğü üç temel konu. Uçlarda çözüm bulamayız. Aşırı uçlar, iyi ve sürdürülebilir bir değişim getirmiyor. Merkez siyaset, karmaşık sorunlar için basit çözümlerin olmadığının farkında. Korkutan değil, güven veren bir merkez. Gözlerini sorunlara yummayan ve kışkırtıcı sağ ya da hayalci sol olarak etiketlenmek istemeyen bir merkez.”

“Liberaller olarak bireysel özgürlüğü savunma yükümlülüğümüz var”

Meinl-Reisinger, halk hareketinin liberal değerleri tarafından destekleniyor ve bu bağlamda yeni NEOS liderinin misyonu da net olarak ortaya çıkıyor: “Liberaller olarak her zaman bireysel özgürlüğü savunma yükümlülüğümüz var. Bilhassa hukukun üstünlüğünü koruma ve erki sınırlama talebi söz konusu olduğunda.” Wiener Stadthalle’de 400’den fazla parti üyesine yaptığı konuşmada Meinl-Reisinger, mevcut ÖVP-FPÖ koalisyon hükümeti için şunları söyledi: “Şu an ÖVP-FPÖ koalisyonu, kendi parti politikalarını dayatıyor ve sistemi yeniden şekillendiriyor. Buna karşı çıkmalıyız, zira her türlü güç tekelciliği, her tülü imtiyaz, özgürlüğü ve rekabeti kısıtlar.”

“Siyasi İslam’a haç ile değil, aydınlık demokrasimizle karşı duralım”

Özgür ve açık toplumumuzun kazanımlarını sorgulayan her şeyin üzerine mutlak ve emin bir şekilde sürgü çekilmesi gerektiğini belirten Meinl-Reisinger, “Değerlerimizi ve özgür ve açık toplumsal düzenimizi sorgulayan siyasi İslam’a, kapıların bir milimetre dahi açılmasına izin vermemeliyiz.” dedi ve ekledi: “Bu aynı zamanda şu anlama geliyor; radikal hilale haçla değil, aydınlık ve seküler demokrasimizle karşı duracağım.”

NEOS – Merkez için merkezden bir hareket

NEOS Genel Başkanı Beate Meinl-Reisinger’e göre Avusturya artık partilerin ülkesi değil özgür yurttaşların ülkesi olmalı. NEOS ile birlikte, “Avusturyalılar ile ihtiyaçları, endişeleri, amaçları, dilekleri ve hayalleri hakkında konuşmak için sokaklara çıkmak” istediğini ifade eden Meinl-Reisinger, şöyle konuştu: “Bu diyaloğu, değerlerimiz ve inandığımız şeylerle sürdüreceğiz. Kararlı ve aktif olarak göğüsleyerek. Mutlak güven ve değişim istenciyle. Saygı ve kozmopolitlik ile. NEOS’un, iktidar kuşağında bir nöbet değişimi olduğunu ifade eden Viyanalı Genel Başkan, “Bu neslin, yaşımızla bir alakası yok.  Diğerleri ‘ne yapacağım?’ diye sorarken biz şunu söylüyoruz; Bu değerler bana rehberlik ediyor. Biz harekete geçen nesiliz! Sonraki adımları beraberce ve kararlılıkla atan, sağa ya da sola değil, cesurca ileriye giden” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

 

Avusturya’dan internet devlerine vergi hamlesi

VİYANA – Federal Hükümet, “dijital kurumlar vergisi” uygulamasının başlatılması ile ilgili olarak ilk fikirlerini ortaya koyuyor. Google, Facebook ya da Amazon gibi şirketler böylece vergiye tabi tutulacak. Burada amacın, yerli medya kuruluşları ile rekabet eşitliğini sağlamak olduğu kaydedildi.

AB nezdinde gerekli düzenlemenin yapılamaması durumunda Avusturya tek taraflı olarak vergilendirme yoluna gidebilecek.

Birden çok medya organına dağıtılan bir hükümet belgesine göre ABD kökenli bazı şirketlerin Avrupa ve Avusturya’da milyarlarca Euro ciro yaparken kazançlarını diğer şirketler gibi vergilendirmemeleri bir sorun olarak görülüyor. Şirketlerin genel merkezinin Avusturya’da olmaması meselesini hükümet, vergilendirmeyi şirketin genel merkezini değil, kullanıcının bulunduğu yeri esas alan bir vergilendirme sistemiyle çözmek istiyor. Bu durumda Facebook Avusturya’da çevrimiçi reklam sattığı anda Avusturya’ya vergi ödemek durumunda kalacak.

Yerli dijital şirketleri mağdur etmemek adına verginin sadece yurt içinde ve dışında yıllık cirosu yüzlerce milyon Euro olan şirketler için geçerli olması gündemde. Bu kapsamda malların değil dijital hizmetlerin vergilendirilmesi söz konusu.

“Avusturya sınırları kapatırsa, biz de kapatacağız”

PRAG  – Çekya Başbakanı Andrej Babis, sığınmacı krizi nedeniyle Almanya ve Avusturya’nın sınırlarını kapatması durumunda ülkesinin de aynı yolu izleyeceğini söyledi.

Başbakan Babis, katıldığı Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısı öncesi gazetecilere yaptığı açıklamada, konunun, Almanya Başbakanı ve Hristiyan Demokrat Birlik Partisinin (CDU) Genel Başkanı Angela Merkel ile Almanya İçişleri Bakanı ve Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Başkanı Horst Seehofer arasındaki sığınmacı ve iltica politikası konusunda görüş ayrılığı dolayısıyla gündeme geldiğini belirtti.

Babis, 21 Haziran’da Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlenen Vişegrad Grubu Ülkeleri (V4) + Avusturya Zirvesi’nde Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz’un, Almanya’nın sığınmacıları sınırından geri yollamaya başlaması durumunda ülkesinin de aynı adımı atacağını söylediğini kaydetti.

Avusturya ve Almanya’nın sığınmacı krizi dolayısıyla sınırlarında kontrollere başlaması durumunda Çekya’nın da benzer adımlar atacağına dikkati çeken Babis, ”Eğer Berlin ve Viyana sınırlarını kapatırsa Prag da onları izleyecek.” dedi.

Mültecilere Avrupa Birliği (AB) dışında toplama kampları yapılması gerektiğini savunan Babis, AB’nin güneydeki üyelerinin üzerinde her geçen gün sığınmacı baskısının arttığını söyledi. (AA)

Nüfus, neredeyse sadece göçle artıyor

Göç, Avrupa’daki nüfus artışının artık temel faktörü. Avusturya Bilimler Akademisi (ÖAW) ve Viyana Wittgenstein Merkezi tarafından yapılan bir araştırma, Avusturya’nın bir istisna olmadığı sonucunu ortaya koydu: Toplam %15 oranındaki mevcut nüfus artışının %13’ü göç kaynaklı. Benzer bir tablo diğer Batı Avrupa ülkelerinde de görülüyor. Buna karşın Doğu Avrupa’da nüfus dramatik bir şekilde azalıyor.

Bilim insanları, Avrupa Ekonomik Veri Föyü’nün yeni baskısı için 1990 ve 2017 yılları arasındaki Avrupa nüfus gelişimini analiz etti. Krone Gazetesi tarafından aktarılan habere göre burada iki faktör rol oynuyor: Bir tarafta doğum ve ölümlerden kaynaklanan doğal nüfus gelişimi yer alırken diğer tarafta da içe ve dışa göç faktörü bulunuyor.

Avusturya orta sıralarda, Almanya ise daha geride

Avusturya, yüzde 15’lik nüfus artışıyla Batı Avrupa ülkeleri arasında orta sıralarda yer alıyor. Beklenilenin aksine Almanya, Avusturya’yı geriden takip ediyor: Almanya; bir yandan Batı Avrupa ülkeleri arasında doğal nüfus düşüşünün (eksi yüzde dört) net olarak kaydedildiği tek ülke, öte yandan göçe bağlı nüfus artışının diğer Batı Avrupa ülkelerine göre daha az (artı yüzde dokuz) olduğu ülke. Genel olarak bu durumun nüfus gelişimine yansıması ise yalnızca artı yüzde 4.

Listenin en tepesinde, yüzde 36’lık nüfus artış oranı (esas olarak doğal nüfus artışıyla) ile İrlanda bulunuyor. Liste sonunda yer alan Bosna Hersek ise esas olarak dışa göçten kaynaklı yüzde 22’lik bir düşüşle dikkat çekiyor.

Nüfus artışının en yüksek olduğu diğer ülkeler ise sırasıyla şöyle: İsviçre artı yüzde 26 (esas olarak göç kaynaklı), Norveç artı yüzde 24 (doğal nüfus artışı ve göç oranları başa baş), İspanya artı yüzde 20 (göç nedenli), Fransa artı yüzde 18 (kısmen daha fazla olan doğal nüfus artışı ile) ve İsveç artı yüzde 17 (ağırlıklı olarak göç kaynaklı).

Doğu Avrupalılar, diğer ülkelere göç ediyor

Batı Avrupa ülkelerindeki gelişimin aksine Bulgaristan, Letonya, Litvanya, Moldova, Bosna Hersek ve Kosova, 1990 yılından bu yana yüzde 20’nin üzerinde nüfus kaybı yaşayan ülkeler.  Nüfus artışı kaydedilen Doğu Avrupa ülkeleri ise yalnızca Slovakya (artı yüzde üç), Slovenya (artı yüzde üç) ve Çekya (artı yüzde iki).

Doğu Avrupa’daki nüfus kaybının temel sebebi, hemen hemen her ülkede dışa göç. Göç alımı pozitif olan ülkeler yalnızca Rusya (yüzde dokuz), Macaristan (yüzde dört), Çekya (yüzde üç), Sırbistan (yüzde üç) ve Slovenya (yüzde iki). Ancak Rusya, Macaristan ve Sırbistan’da doğal nüfus kaybı nedeniyle, genel olarak nüfus gelişiminin negatif değerlerde olduğu görülüyor.

“Artış ve azalışın ardındaki itici güç” olarak göç

Çalışmanın sonuçlarını “Göç, Avrupa nüfusundaki artışın ve azalışın arkasındaki itici güç haline geldi.” sözleriyle özetleyen Avusturya Bilimler Akademisi’nden (ÖAW) Demograf Tomas Sobotka, yakın geçmişte doğurganlık oranı bağlamında Doğu Avrupa ile Batı Avrupa ülkeleri arasında önemli bir fark bulunmadığını ama burada kıtayı ikiye bölen esas faktörün göç hareketleri olduğunu belirtti.

Viyana’da insanlar ve hayvanlar için ortak mezarlık

Her geçen gün daha fazla insan, ölümden sonra da evcil hayvanları ile bir arada olmak istiyor. Bu nedenle Viyana şimdi, ilk ortak ebedi istirahatgâhını açtı.

Viyana- Viyana Mezarlıklar Müdürü Renate Niklas Perşembe günü yaptığı açıklamada, sadece 2017 yılında Simmering’de bulunan hayvan mezarlığına yaklaşık 130 defin yapıldığını söyledi. Der Standard Gazetesi tarafından aktarılan habere göre; 2011 yılında Viyana’nın yaklaşık 2500 m2’lik ilk büyük hayvan mezarlığının açılışından bu yana hayvan kabirleri, hayvan dostlarını kaybedenler tarafından örnek olacak şekilde muhafaza ediliyor ve kabir bakımları sevgiyle üstleniliyor.

“Bazı insanlar, kaybettikleri hayvan dostlarını günde iki kez ziyaret etmeye geliyor.” diyen mezarlıklardan sorumlu Eyalet Bakanı Ulli Sima (SPÖ), birçok evcil hayvan sahibinin de, ebedi istirahatgâhlarını dört ayaklı hayvan dostlarıyla paylaşmak istediklerine dikkat çekti. İşte bu, Perşembe gününden beri Viyana’da artık mümkün. Viyana Merkez Mezarlığı (Zentralfriedhof) karşısında yer alan Simmering Krematoryumu’ndaki mezarlıkta, insanlar ve hayvanlar için Viyana’nın ilk ortak mezarlık alanı hizmete açıldı.

Küllerin saklandığı ayrı bir bölüm

Avusturya’da üç milyonun üzerinde evcil hayvan bulunuyor, her dört kişiden birinin bir kedisi var ve sadece Viyana’da her iki haneden birinde dört ayaklı bir dost barınıyor. Eyalet Bakanı Ulli Sima ortak mezarlığın açılışında, “Bazı insanlar, hayvanlarla insanlarla olduğundan daha yoğun bir ilişkiye sahipler.” dedi.

Viyana yönetimi, ölümden sonra da evcil hayvanlarıyla bir arada olmaya devam etmek isteyen hayvan sahiplerinin bu ihtiyacına,  “yenilikçi” bir şekilde karşılık vermek istedi. Elbette “kimsenin rahatsız olmayacağı” bir şekilde. İşte bu nedenle bu yeni tesis, yalnızca karma mezarlar için ve optik olarak sınırları çizilmiş ayrı bir alanda yer alıyor. Mezarlığın diğer bölümlerinde, evcil hayvanların defnine izin verilmiyor. Ortak mezarlık, yakılan ölülerin küllerinin saklandığı bir bölüm olarak hizmet veriyor.

İnsan ya da hayvan fark etmeksizin sekiz çömleklik yer

Yaşlı ağaçlarla çevrili dar yolların, ana girişten de görülen mezarlık alanın en arka kısmındaki çimenlik alan boyunca kıvrılarak ulaştığı ortak mezarlıkta, bir kediye ve bir köpeğe sokulmuş bir insan yüzünün tasvir edildiği beyaz bir heykel ve taştan bir oturma grubu da bulunuyor. “Hizmetlerimizi sürekli geliştiriyoruz. Mezarlıklarımız artık rekreasyon alanları olarak da kullanılıyor.” diyen Mezarlıklar Müdürü Renate Niklas, yeni alanın, insanları “dinlenmeye” de davet ettiğini belirtti.

Küllerin saklandığı bir kabrin kullanım hakkına, on yıl için 490 Euro karşılığında sahip olunabilir. Bir kabir alanının büyüklüğü, yaklaşık bir metre kare. Bu yeterli bir büyüklük: Her bir mezara, insan ya da hayvan sayısı fark etmeksizin küllerin saklandığı sekiz çömlek gömülebilir.

100 kg’a kadar mümkün

Küller için ayrılan mezarlara “belirgin bir eğilim” olduğunu belirten Niklas, Viyana’daki kremasyon (ölülerin yakılması) oranının yüzde 30’un üzerinde olduğunu ve eğilimin arttığını ifade etti.

Elbette ki ebedi istirahatgâha yolculuk için ayrı işlemlerin uygulanması gerekiyor. Bu yüzden hazırlık aşamasında, insanlar ve hayvanlar kati bir şekilde ayrılıyor. Viyana Hayvan Krematoryumu, yaşamını yitirmiş hayvanların yakılması ve küllerinin muhafazası için hizmete hazır. Ancak burada krematoryum donanımının dikkate alınması gerektiğinin altını çizen Niklas, hayvan sevgisinin ölümden sonraki sınırları sorusunu, “ağırlığı yaklaşık 100 kg’a kadar olan hayvanlar için mümkün” diyerek yanıtladı. Daha ağır ya da çok büyük hayvanlar, Simmering Krematoryumunda yakılamaz.  “Bir at için bu zor” iken bir muhabbet kuşu kolayca mezara alınabilir.

 

Kurz: “Türkiye’nin iş birliğine evet, AB üyeliğine hayır”

VİYANA – Krone TV’de Katia Wagner’in moderatörlüğünde düzenlenen, Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Tuğgeneral Dr. Walter Feichtinger, Dışişleri Bakanlığı Entegrasyon Bölümü Başkanı Susanne Raab ve  bir Think Tank olan Avusturya Türk Kültür Cemiyeti (TKG) Başkanı Birol Kılıç’ın katıldığı programda güncel konular tartışıldı.Canlı yayınlanan program Krone.at, Krone.tv ve ATV adlı TV´de aynı anda izlendi.

Kurz: “Türkiye’ye artık milyon avrolar verilmeyecek”

Avusturya Başbakanı Kurz, programda Türkiye ve Erdoğan’a yönelik “Bizim kesinlikle istemediğimiz şey Türkiye’nin AB üyeliğidir. Tam üyeliği durdurmalıyız. Bu konuda ilerlemeler sağlıyoruz. Türkiye ile  işbirliğine evet, üyeliğe hayır. AB’den Türkiye’ye ödenen tam üyelik  yardımı olarak ilave milyonlarca avronun Türkiye’ye akıtılmasını da istemiyoruz. Erdoğan on binlerce insanı demokratik olmayan metodlar ile tutuklattı, bu olamaz. Türkiye siyasetini gelip Avusturya’da yaşayan Türkiye göçmenlerini etkilemesini ve iç siyasetimize etki yapmasını istemiyoruz. Dinin suistimal edilerek insanların yaşadıkları Avusturya toplumu ve kanunlarına yabancılaştırılmasını doğru bulmuyoruz. Yıllarca yanlış yapıldı. Biz İslam”a karşı değiliz. Dinin İslam dinin siyasallaştırılmasına ve suistimaline ve paralel toplumun oluşturulmasına karşıyız. ” şeklinde konuştu.

Cami kapatma kararlarına ilişkin Türkiye tarafından yapılan eleştirilere yönelik, “Ankara’nın ve Erdoğan’ın tehditleri çizgimizi değiştirmeye yol açmayacaktır” diyen Kurz, camilerin  kanunlar ve hukuk devleti normları içinde suistimal edilmemesi için sıkı bir şekilde denetlendiğini ve başta yurtdışından finanse edilmelerinin ve siyasi İslam’ın önüne geçileceğini kaydetti.

Kılıç: “  Avusturya’da camiler kapatılmamıştır. Dinin suistimal edildiği derneklere karşı kanuni bir duruş var”

Türk Kültür Cemiyeti Başkanı Birol Kılıç ise AB Türkiye ilişkileri ve cami kapatma kararlarına ilişkin değerlendirmesinde farklı bir yorumda bulunarak “ Türkiye’nin tam üyeliğini durdurmak tam üye ülkenin evet demesi ile olabiliyor. Bir ülke hayır dese tam üyelik müzakereleri durdurulamıyor. Niye devamlı bu tam üyelik konusu iç politikada Türkiye eşittir Avusturya’da yaşayan insanların devamlı karıştırılmasına müsade edecek bir dil ile konuşuluyor. Türkiye’nin AB ilişkisi en başta AB’nin yararınadır. İyi ilişkiler istiyorsanız Türkiye – AB arasındaki Gümrük Birliğini modernize edin. Ekonomik iliskiler daha gelişsin. Türkiye üzerinde hukuk devleti ve AB normları üzerinde baskı yapmak var iken niye Türkiye dışlanıyor. Türkiye’siz bir AB cücedir. Türkiye stratejik ve AB’nin emniyeti için altın değerinde bir ülkedir. Göçmen anlaşmasını Türkiye tarafı sözünde durarak tutmuştur. Acaba AB sözünü tutmuş mudur? Diplomasinin kralı olan Avusturya bundan sonra hem çıkarları hem AB çıkarları için en azından Türkiye’yi ne iç politikada nede dış politikada negatif anlamda kullanmamalı. Sert ama dostça isteklerini diplomasi almalıdır. Düşmanca dile son verilmesi iç barış için önemlidir.  Dış  Politika ile iç siyaset  hele hele Avusturya’da elli yıldır yaşayan ve her alana yayılmış Avusturya vatandaşı ve Türk vatandaşı Türkiye göçmenlerini şeytanlaştıracak siyaset bizi üzüyor. Bu siyaset Avusturya iç barışına zarar veriyor.  Tüm Türkiye göçmenleri eşittir Erdoğan değildir.  Renkli ve çeşitli olan Türkiye göçmenleri içinde sizi de seçen insanlar var ama başka partileri de. Türk kelimesini ağza alınırken dikkatli olunmasını rica ediyorum. Bizim için yaşadığımız ve vatandaşı olduğumuz ülkenin iç barışı, anayasası ve değerleri çok önemli. Buna ama en başta Avusturya siyasetinin bizlere örnek olarak şekilde sadık kalmasını diliyoruz. Biz zaten bu farklı düşünen ve farklı insanları şeytanlaştırma ve ayrıştırma dilini ve demokratik olmayan durumları Türkiye’den biliyoruz. Güçlü demokratik bir hukuk devleti Türkiye, hepimizin dileği. “

Camiiler konusunda Kılıç, “Avusturya’da camiler kapatılmamıştır; Avusturya’da inancımızın siyasi amaçlarla suiistimal edildiği bazı kurumlar aceleci olarak son mahkeme kararları beklemeden kapatılmıştır. En başta bizim ayağa kalkıp bunların ibadethane değil, dinin suiistimal edildiği ve özünde siyasi faaliyetler yürütülen parti lokalleri gibi çalışan yerler olduğunu söylemek Müslüman olarak bizim vazifemiz” dedi.

Konuşmasında “Bu noktada İslam inanç cemaatindeki tüm Müslümanları sapla samanı birbirinden ayırmaya çağırıyorum. Nitekim bize Avusturya Develti kanunlar ile mezarlık, dini günler ve din öğretmenlerini okullarda maaşları başta olmak üzere hiç bir AB ülkesinde olmayan bu kadar haklar tanınırken, inancımızın kötüye kullanıldığını gördüğümüzde ilk olarak bizim ayağa kalkıp ‘Hayır, böyle olmaz!’ dememiz gerekmez mi” diyen ve olaya dini açıdan bakıldığında İslam dininde “Mescid-i Dırar” kavramının bulunduğuna dikkat çeken Kılıç, bu kavramın “zararlı ibadethaneler, zaralı mescidler” anlamına geldiğinin altını çizdi.

Tevbe Suresi 107. ayette böyle mescitlerin (Mescid-i Dırar) ad verilerek tahrip edilmesi dahi emredildiğini aktaran Kılıç, “Hz. Muhammed (sav)  işte bu Tevbe Süresi 107. ayeti kendisine nazil olduğu 630 yılında Medine yakınlarında Küba Mescid’ine yakın bir yerde kurulan bir mescidi kötüye kullanıldığı için tahrip ettirmiştir, yıktırmış ve hatta yaktırmıştır.  Demek oluyor ki anayasaya sadık yurtsever Müslümanlar olarak, bu mescitlerin ibadethane olmadığını söylemek durumundadır.  Kaldiki bu dernek lokallari hakkında kısa adı IGGÖ olan Avusturya İslami Cemiyeti üzerinden gelen şikayetlere bakıldığında resmi dairelerin ya da memurların kendi başlarına hareket etmediğini görürüz.  Avusturya Başbakanlığı Kültür ve Din İşleri Başkanlığına şikayet İGGÖ’den gelmiştir ve yetkililer bunların gereğini yapmışlardır. Yazışmalara baktığımızda bu açık bir şekilde görülüyor. Burada metot ve zaman konusunda eleştiri getirilebilir ama kanunlara göre hareket edilmiştir. Camii , mescid veya dini ibadethanelerin  dini suistimal edilerek Avusturya toplumu ve kanunlara ters hareket edilmesine karşı hareket edildiğini gözlemliyoruz.” ifadelerini kullandı.

Top-Gäste im krone.tv-Studio bei Moderatorin Katia Wagner (v. l.): Susanne Raab, Juristin und Sektionschefin im Integrationsressort des Außenministeriums; Birol Kilic, Chef des Türkischen Kulturvereins; Bundeskanzler Sebastian Kurz (ÖVP); Brigadier Walter Feichtinger, Leiter der Landesverteidigungsakademie / Bild: Zwefo/Krone.at

Feichinger: “Türkiye ile ilişkiler rahatlatılmalı”

Ulusal Savunma Akademisi’nin önde gelen uzmanlarından olan Tuğgeneral Dr. Walter Feichtinger ise “sözlerin silahsızlandırılması” konusunda siyasetçilere uyarıda bulundu. Türkiye’nin jeostratejik önemine ve Avusturya ordusu ile TSK arasında NATO kapsamında Bosna ve Kosova gibi yerlerde halihazırda sergilenmekte olan işbirliğine vurgu yapan Feichtinger, “Türkiye ile ilişkilerin rahatlatılmasına yönelik olarak çalışmalıyız” derken, Türkiye’nin gelecekte yaşanacak sıkıntılar da göz önünde bulundurularak, tek başına kalan Rusya’ya doğru itilmemesi gerektiğinin altını çizdi.

Entegrasyonda “Büyük Eksiklikler”

Programın bir diğer konuğu olan Dışişleri Bakanlığı Entegrasyon Bölümü Başkanı Susanne Raab ise “Avusturya’da 270.000 Türk kökenli insan yaşıyor. Ve gerçekten de bu büyük grup entegrasyon alanında büyük eksiklikler gösteriyor” açıklamasında bulundu.

Vişegrad Grubu’ndan AB’ye “mini zirve” tepkisi

BUDAPEŞTE  – Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Polonya, Çekya, Slovakya ve Macaristan’ın oluşturduğu Vişegrad Grubu ülkelerinin (V4), sığınmacı konusunda hemfikir olduğunu belirterek, pazar günü sığınmacı konusunu görüşmek amacıyla yapılacak “mini zirve”ye katılmayacaklarını açıkladı.

Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de, Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki, Çekya Başbakanı Andrej Babis, Slovakya Başbakanı Peter Pellegrini, Macaristan Başbakanı Viktor Orban ve Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz’un katılımıyla V4 + Avusturya zirvesi düzenlendi.

Zirve sonrası düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Başbakan Orban, AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker’in, 28-29 Haziran’da Brüksel’de üye ülkelerin liderlerini bir araya getirecek zirve öncesinde pazar günü sığınmacı konusunu görüşmek için “mini zirve” düzenleyeceğini açıklamasına tepki gösterdi.

Orban, zirve düzenlemenin AB Komisyonu’nun değil, AB Konseyi’nin görevi olduğunu belirtti.

Sığınmacı konusunda Vişegrad Grubu ülkelerin duruşunun net olduğunu belirten Orban, V4 liderlerinin söz konusu “mini zirve”ye katılmayacağını, 28-29 Haziran’da Brüksel’de düzenlenecek olan AB zirvesinde duruşlarını açıklayacaklarını söyledi.

Juncker dün yaptığı açıklamada, “Gelecek hafta düzenlenecek AB Liderler Zirvesi öncesinde pazar günü Brüksel’de göç ve sığınmacı konusuna çözüm bulmak isteyen liderlerle gayriresmi bir çalışma toplantısı düzenliyorum.” ifadelerini kullanmıştı. (AA)

160.000 €’dan başlayan fiyatlarla müstakil ev hayalinizi gerçekleştirin

Avusturya’da 45.000’den fazla aile bir ELK evinde yaşıyor ve bu yıl yaklaşık 1000 yeni ELK evi daha inşa ediliyor. Her geçen gün daha fazla Türk kökenli aile, bahçeli bir ev sahibi olma hayalini gerçeğe dönüş- türüyor.  ELK Genel Müdürü Ewald Zadrazil ile sorularımıza şöyle cevap verdi . Türkçe dilinde geniş bilgi almak isteyenlerin Arman bey ile  0664 919 14 11 numarasından irtibata geçebilirler.

Avusturya, bir prefabrik evler ülkesi mi?

Zadrazil: Evet, kesinlikle! Avusturya’da yeni inşa edilmiş her üç müstakil evden biri prefabrik. Örneğin Almanya’da, sadece her beş evden biri prefabrik. ELK ise üçte birden fazla pazar payıyla açık ara lider. Bir ELK prefabrik evinin en büyük avantajı, sabit fiyata -sonradan ek maliyetler oluşmaz ve aynı zamanda kısa ve sabit inşaat süresine sahip olmasıdır. ELK, sipariş netleştikten sonraki yedi ay içerisinde evi teslim eder!

Bahçeli ev hayalini kimler gerçeğe dönüştü- rüyor?

Zadrazil: Bir tarafta, çocuk sahibi olmak ve yeşillikler içinde aileleri ve arkadaşlarıyla hoş vakit geçirmek ve birlikte barbekü yapmak isteyen genç aileler var. Burada ikinci ve üçüncü kuşaktan giderek daha fazla Türk ailenin de ev satın aldığını görüyoruz. Öte yanda, çocukları yuvadan uçmuş ve artık emeklilik öncesi yeni bir eve geçmek isteyenler var.

Ev sahibi olma hayalini gerçekleştirmenin fiyatı ne kadardan başlıyor?

Zadrazil: Müşterilerle yapılan görüşmelerde genellikle bir konu öne çıkıyor: Arsalar giderek azalıyor ve dolayısıyla mevcut parseller için fiyatlar yükseliyor. Bu nedenle birçok genç aile, genellikle küçük ya da üzerinde yapı- lanmanın zor olduğu arsaları karşılayabiliyor. Bu yüzden biz de bu gelişmeye yönelik bir girişimde bulunduk. Mart ayı sonu itibarıyla başlattığımız kampanya ile Pure Living modelini anahtar teslim olarak kısa bir süre için 159.900 €’dan başlayan sabit fiyatlarla sunuyoruz! Şu anki düşük kredi faizleri karşısında birçok genç aile, konut kredisi taksitleri ile kira bedellerini kıyaslamaya başlıyor. Sonuçta, ekseriyetle ev sahibi olmak daha ucuza geliyor.

Yeni Vatan Gazetesi: Kampanyalı ELK evinin büyüklüğü nedir?

Zadrazil: Kampanyalı ELK evi, farklı gelişim aşamalarında – kendin yap aşamasından anahtar teslime kadar- ve üç farklı boyutta sunulmaktadır: 96 m2 (iki yatak odalı, Amerikan mutfaklı salon ve giysi odası), 116 m2 (üç yatak odalı) ya da 133 m2 (dört yatak odalı). ELK Pure Living, ilk başta küçük görünen ama yakından incelendiğinde ustaca düzenlenmiş odaları ile küçük bir temelde büyük bir yaşam alanı sunuyor: Yarım döner merdiven ve sürgülü kapılar ek alanlar yaratıyor. Tüm kampanyalı evler, geniş aileler için dublex olarak da tercih edilebilir. Ayrıca ELK BAU ile, ELK evleri ile birlikte arsa de sunuyoruz.

Öğretmenler Sendikası’ndan “Almanca teşvik sınıfları” eleştirisi

VİYANA – Sonbahardan itibaren faaliyete geçmesi planlanan Almanca destek/teşvik sınıfları hakkındaki eleştiriler bitmek bilmiyor. Kamuoyundaki ateşi bir nebze söndürmek amacıyla hükümet kolları sıvadı. Şansölye Sebastian Kurz, Şansölye Yardımcısı Heinz-Christian Strache ve Eğitim Bakanı Heinz Faßmann, hafta başında Wr. Neustadt Belediye Başkanı Klaus Schneeberger ile birlikte Otto Glöckel Spor İlkokulu’nu ziyaret etti. Okul Almanca destek modeline 2016 yılında geçmiş ve alınan sonuçlar gelecek vadettiğinden Eğitim Bakanı Heinz Faßmann tarafından tüm federasyona örnek gösterilmiş ve model yurt çapında uygulamaya sokulmuştu. Hükümet böylece eyaletlerden, bazı okullardan ve Öğretmenler Sendikası’ndan gelen sürekli eleştirilere karşı tepki vermeyi amaçlıyor.

Viyana ve Innsbruck gibi kentler söz konusu uygulamanın en azından bir yıl ertelenmesini talep ediyor. Öğretmen ve okul müdürlerinden oluşan “Dil Eğitimi Tedbirlerinin Okullarca Özerk Şekilde Uygulanması Platformu / Eğitim Eylem Birliği” ise okul müdürlüklerinde, taleplerinin desteklenmesi ve gerekirse sendikal protesto eylemlerinin gerçekleştirilmesi amacıyla sendikayı harekete geçirmek amacıyla imza toplamaya başladı.

“Aceleye getirildi”
Öğretmenler sendikası sözcüsü ve aynı zamanda Yukarı Avusturya’da zorunlu eğitim öğretmeni olan Paul Kimberger geçtiğimiz Çarşamba günü Faßmann ile görüştü. “Her şeyden önce Almanca konusunda daha çok desteğe ihtiyacımız var ve bu nedenle her girişimi destekliyoruz” şeklinde söze başlayan Kimberger, iyi niyet iyinin zıddıdır deyişine uygun olarak, “Almanca destek sınıflarının uygulamaya sokulması aceleye getiriliyor. Birçok eksiklik olduğu için biraz daha zamana yayılması gerekir” diyerek öngördüğü sorunları dile getirdi.

Mevcut Almanca destek uygulamalarının değerlendirmelerini durdurarak var olan mevcut iyi modeller üzerine bina etmenin kapısının kapatıldığından yakınan Kimberger, bilim dünyasının eleştirilerinin dikkate alınmadığını, kime destek verileceğine yönelik uygun teşhis araçlarının bulunmadığını, 25 çocuğa kadar mevcudu ile sınıfların fazla büyük olduğunu ve birçok okulda yer sıkıntısının çözülmediğini kaydetti.

Eğitim bakanının, hangi sorunların ortaya çıkacağı konusunda okul-okul değerlendirme yapılacağı konusunda güvence vermesini memnuniyetle karşıladığını söyleyen Kimberger, yine de başka bir sorun olduğunun altını çiziyor. Nitekim yaklaşık 30.000 öğrenci için yaklaşık 1000 sınıf kurulması gündemde. Oysa Kimberg’e göre ülke çapında sadece iptidai bir Almanca konuşan 2., 3. ve 4. nesil göçmen kökenli öğrenci sayısı 100.000’den fazla bulunuyor ve bunların yeterince desteklenmemesi büyük bir sorun teşkil ediyor.

AB vatandaşlarının yüzde 5’i evinden çalışıyor

BRÜKSEL – Avrupa Birliği (AB) vatandaşlarının yüzde 5’i, işlerini evden yürüttü.

Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) 2017 verilerine göre, AB vatandaşlarının yüzde 5’i iş yerine gitmek yerine evinde çalıştı.

Söz konusu dönemde, AB üyesi 28 ülke arasında evinde çalışanların oranının en yüksek olduğu ülke Hollanda olarak kayıtlara geçti. Hollanda’da vatandaşların yüzde 13,7’si işlerini evinden sürdürdü. Hollanda’yı yüzde 12,7 ile Lüksemburg, yüzde 12,3 ile Finlandiya ve yüzde 9,5 ile Avusturya izledi.

Söz konusu oranın en düşük olduğu ülke ise Bulgaristan olarak belirlendi. Bulgaristan’da vatandaşların sadece yüzde 0,3’ü evinden çalıştı. Bulgaristan’ı yüzde 0,4 ile Romanya, yüzde 1,2 ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) izledi.

AB’nin en büyük ekonomisine sahip Almanya’da vatandaşların yüzde 4,8’i, Fransa’da yüzde 6,8’i, İngiltere’de yüzde 4’ü, İtalya’da yüzde 3,5’i ve İspanya’da yüzde 4,3’ü evinden çalıştı.

AB ülkelerinde evden çalışma oranı kadınlarda ortalama yüzde 5,3 olurken, erkeklerde yüzde 4,7 seviyesinde gerçekleşti.

Avusturya Eğitim Sisteminde Ayrımcılık Yüzde 268 Arttı

VİYANA – Avusturya’da iki yıldır eğitim sisteminde, din, cinsiyet, kültür, etnik köken ve benzeri nedenlerle ayırımcılığa maruz kalan öğrenci ve eğitmenlere ilişkin çalışmalar yürüten IDB Derneği, düzenlediği basın toplantısı ile 96 sayfadan oluşan 2017 Avusturya Eğitim Sisteminde Ayrımcılık Raporu’nu kamuoyuyla paylaştı.

Derneğin çalışma prensipleri başta olmak üzere uzman görüşleri, mağdurların anlatıları ve yaşanan hukuki süreçlere ilişkin örneklerin yer aldığı raporda, geçen yıl ayrımcılık nedeniyle 173 vakanın kayıt altına alındığı, bu sayının 2016’da 47 olduğu belirtilerek, dolayısıyla bu vakalarda yüzde 268 gibi ciddi bir artışın yaşandığına işaret edildi.

Avusturya eğitim sisteminde ayrımcılığa en çok yüzde 81 ile ilk, orta ve lise öğrencilerinin maruz kaldığı vurgulanan raporda, ayrımcılığın en çok yüzde 30 ile lise ve ortaokulda yaşandığı, bu oranın ilkokulda yüzde 19, anaokulunda yüzde 5 ve diğer kurumlarda yüzde 19 olduğu bildirildi.

İslam karşıtlığı ilk sırada

Raporda, çeşitli ayrımcılık nedenlerine de değinilerek, İslam karşıtlığının yüzde 50 ile ilk sırada yer aldığı bildirildi.

Bunu sırasıyla yüzde 40 ile etnik köken, yüzde 6 ile fiziksel engelli olunması, yüzde 1,1 ile antisemitizm takip etti.

Raporda, dini tercihi görünür kişilere ayrımcılığın yüzde 42 seviyesinde olduğu belirtildi.

Kadınların yüzde 52 ile en çok ayrımcılığa maruz kalan kesim olduğu kaydedilen raporda, buna karşı ayrımcılık yapan faillerin ise yüzde 53’ünü erkeklerin oluşturduğu ifade edildi.

Raporda, ayrımcılığa maruz kalan kişilerin yaşadığı kötü tecrübeleri çoğunlukla paylaşmak istemediğinin altı çizilerek, ülkenin başkenti Viyana’nın 46, Aşağı Avusturya eyaletinin ise yüzde 35 ile en çok ayrımcılığın yaşandığı bölgeler olduğuna dikkat çekildi.

“Ayrımcılık şiddetin farklı bir formu”

Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan IDB Derneği Başkanı Dr. Sonia Zaafrani, eğitim sisteminde eşit muamele ve eğitim şansının herkes için yasal hak olduğunu belirterek, “Devlet tarafından tayin edilen eğitmenlerin öğrencilerine karşı tarafsız olması gerekirken, bu rapor birçok eğitmenin din ve dünya görüşü nedeniyle taraflı tutum sergileyerek ayrımcılık yaptığını ortaya koyuyor.” dedi.

Irkçılık, İslam karşıtlığı, antisemitizm ve cinsiyetçilik gibi birçok ayrımcılığın okul sıralarında öğretilen ve öğrenilen hususlar olduğunu dile getiren Zaafrani, “Öğrencilerin öğretmenleri tarafından sıklıkla ayrımcılığa maruz bırakılması şiddetin farkı bir formudur. Okullar esasında söz konusu olumsuz yaklaşımlardan gençleri arındırmak için vardır. Eğitim sisteminin temel işleyişi şans eşitliği ve eşit muameleye dayanmalıdır.” görüşünü paylaştı.

Dernek yöneticilerinden Jenny Simanowitz, ayrımcılık nedeni olarak İslamofobinin ilk sırada yer aldığını vurgulayarak, başörtülü olduğu için ayrımcılığa maruz kalan Avusturyalı bir annenin yaşadıklarını aktardı. Simanowitz, İslam dinini tercih eden Avusturyalı annenin kızının, okul müdürü tarafından ilkokula alınmak istenmediğini söyledi.

Başörtüsü takan bir lise öğrencisinin hakarete maruz kaldığını aktaran Simanowitz, aynı şekilde başka bir Müslüman öğrencinin oruç tuttuğu için öğretmeni tarafından arkadaşlarının yanında alay konusu yapıldığına dikkati çekti.

Dernek sözcülerinden Marlies Parchment de etnik kökeni nedeniyle ayrımcılıkla yüzleşmek zorunda kalan bazı öğrencilerin olumsuz tecrübelerine değinerek, teneffüs esnasında kendi aralarında Türkçe konuşan çocuklara öğretmenin hakaret ettiğini belirtti.

Afganistan asıllı bir öğrencinin öğretmeni tarafından hakarete maruz kaldığını anlatan Parchment, öğretmenin öğrenciyi geldiği ülke ve kökeni nedeniyle aşağıladığını ifade etti.

Ayrımcılıkla mücadele önerileri

Raporda ayrıca, eğitim sisteminde yaşanan ayrımcılıkla mücadele için 10 maddeden oluşan yol haritasına yer verildi.

Buna göre ayrımcılığa maruz kalan kişilerin başvurabileceği eğitim kurumu ve yöneticilerinden bağımsız merkezlerin oluşturulması gerektiği, böylelikle okulda farklı sorunlarla karşılaşma korkusuyla yaşadığı kötü tecrübeyi aktaramayan öğrencilere kolaylık sağlanacağı vurgulandı.

Her okulda ayrımcılık karşıtı pedegoglar görevlendirmesi önerilerek, ayrımcılık, ırkçılık, İslam karşıtlığı ve antisemitizm gibi konular hakkında öğrencileri bilgilendirecek çalışmaların yapılması tavsiye edildi.

Okullarda farklı din ve etnik kökenden öğretmen ve yönetici sayısı arttırılarak eğitmen kademesinde çeşitliliğe gidilmesinin önemine işaret edildi.

Kardinal Schönborn: İslam, tarihindeki en derin krizi yaşıyor

Avusturya’daki bazı camilerin kapatılması üzerine Kardinal Schönborn: “Dini topluluklar, dini özgürlüklerini kötüye kullanmamalı.” dedi.

Avusturya Kardinali Christoph Schönborn, Österreich Gazetesi’ne verdiği röportajda, Avusturya’da kapatılan camiler ve İslam tartışmalarına ilişkin görüşlerini aktardı. 18 Haziran Pazartesi günü saat 21.00’de, oe24.TV’de “FELLNER! LIVE” programında tamamı izlenebilecek olan röportajda Kardinal, çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Kardinal Christoph Schönborn: “İslam’ın, tarihindeki en derin krizlerden birini yaşadığını düşünüyorum. Bunun pek çok sebebi var ki bunu art niyetle ya da küçümseyerek söylemiyorum, aksine Hristiyan tarihi ile bazı benzerlikler olduğunu görüyorum. Bir radikalleşme var ve bu kesinlikle İslam’ın kendi içindeki gerilimin bir belirtisi.” dedi.

Viyanalı Kardinal, hükümetin Avusturya’daki bazı camileri kapatma ve bazı imamları sınır dışı etme kararını nasıl değerlendirdiği sorusuna şöyle yanıt verdi: “Din özgürlüğünün, Avusturya’daki hükmü önemli.  Fakat bu aynı zamanda, devletin denetleme yükümlülüğünün olduğu ve dini toplulukların, dini özgürlüklerini kötüye kullanmamaları gerektiği anlamına da geliyor. Yasalara uymak zorundalar, uymadıkları takdirde hükümet müdahale edebilir.”

Schönborn, kısa adı ÖVP olan Avusturya Halk Partisi’nin okullarda Ramazan orucunu yasaklama girişimi hakkında da yorumda bulundu: “Bir Hristiyan olarak bazı insanların burada oruç kurallarına sıkı sıkıya bağlı olmamalarını mantıklı buluyorum. Eğer derslerin normal seyri imkânsızlaşırsa, işte o zaman bunun sorumlusunun oruç olup olmadığını sorgulamak için bir dayanağımız olur.”

Avusturya Kardinali, hükümetin göçmen politikalarında daha sert bir yol benimsemesi hakkında ise şunları söyledi: “Öncelikle burada 2015’den gelen bir durum var ve bir düzenlemenin gerekli olduğu açık. Öte yandan iltica, kutsal bir haktır ve mülteci kelimesi, bir hakaret olmamalıdır. Avusturya’nın, uluslararası platformda politik çizgisinin çirkin olarak kabul edildiği bir ülke olmasından endişe duyarım. Avusturya, hiçbir zaman bu olmadı.”

Hükümetin rotası için ise Schönborn: “Tehlikeli olan şey, daha ziyade dildir. Hükümetin burada ihtiyatlı olmasını rica ediyorum. Kelimelerin şiddetlenmesi, şiddetin eyleme yönelmesindeki ilk adımdır. Bu konuda dikkatli olmak zorundayız.” dedi.

 

Avusturya’dan Almanya’ya “Casusluk” İddiası

VİYANA – Avusturya Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen, Alman Federal İstihbarat Servisinin (BND) ülkesinde 1999-2006 yılları arasında çeşitli kurum ve şahıslara yönelik casusluk yaptığına ilişkin iddiaların aydınlatılması gerektiğini vurgulayarak, “Dost devletler arasında casusluk, olağandışı, arzu edilmeyen ve aynı zamanda kabul edilemez.” dedi.

Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen, Alman Federal İstihbarat Servisinin Avusturya’da casusluk faaliyeti yürüttüğüne ilişkin basında yer alan haberlere ilişkin, Başbakan Sebastian Kurz ile düzenlediği basın toplantısında, iddiaların aydınlatılması için Alman hükümetine çağrıda bulundu.

Van der Bellen, Avrupa Birliği (AB) içinde dost ülkelerin birbirleri hakkında casusluk yapmasının ilişkileri zayıflatmasının yanı sıra karşılıklı güveni azaltacağını kaydetti.

“Dost devletler arasında casusluk, olağandışı, arzu edilmeyen ve aynı zamanda kabul edilemez” ifadesini kullanan Van der Bellen, Alman hükümetinin bazı soruları büyük bir şeffaflık içinde yanıtlaması gerektiğini vurguladı.

Van der Bellen, bu ülkeye ait istihbaratın 1999-2006 yılları arasında 2 bin kurum ve şahsa ait telefon, elektronik posta gibi çeşitli iletişim unsurlarını izlediğine ilişkin iddiaların doğu olup olmadığının, eğer gerçekse yapılan casusluğun kapsamı ile devam edip etmediğinin açıklanması gerektiğini söyledi.

Başbakan Sebastian Kurz da Almanya’ya yönelik casusluk iddialarının ilk defa gündeme gelmediğini, 2014 yılında benzer bir durumun yaşandığını ancak Almanya’nın iş birliği yapmadığı için konunun aydınlatılamadığını anımsattı.

Kurz, dost ülkeler arasında casusluk yapılmaması gerektiğini belirterek, Almanya’nın konunun tamamen açıklığa kavuşturulması için iş birliği yapması gerektiğinin önemine işaret etti.

Ülkenin önde gelen gazetelerinden Der Standard’da yer alan bir habere göre BDN, 1999 ile 2006 arasında toplam 2 bin telefon, faks ve mobil bağlantı ile elektronik posta adresini izledi.

Haberde Alman istihbaratının, bakanlıklar başta olmak üzere, uluslararası firmalar kimi İslami kuruluşlar ile silah tüccarlarını takip ettiği aktarılıyor.

Aralarında ABD, İran, İsrail ve Kuzey Kore gibi ülkelerin de bulunduğu 75 büyükelçiliğin telekomünikasyon bağlantılarının BND tarafından dinlendiğinin altı çizilirken, benzer iddiaların 2015’te Alman Der Spiegel dergisinde de çıktığı hatırlatıldı.

‘Camilerin kapatılması, İsrail’e bir mesajdı izlenimi oluştu’

VİYANA – Efgani Dönmez, camilerin kapatılması konusundaki zamanlamaya dikkat çekerek, bunların Kurz’un İsrail ziyaretinin hemen öncesinde gerçekleştiğini vurguladı.
ÖVP’li milletvekili Efgani Dönmez, camilerin kapatılması ile beklenmeyen açıklamanın zamanlamasının bilinçli seçildiğini kaydetti. Biber dergisine demeç veren Dönmez, söz konusu basın toplantısını geçtiğimiz Cuma günü gerçekleşmekle Şansölye Sebastian Kurz’un İsrail gezisi öncesi radikal İslamcılık’a karşı bir mesaj verilmek istendiğinin altını çizdi.

Türkiye’deki genel seçimlerin hemen arifesinde camilerin bu şekilde kapatılmasının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a güç kazandırdığı şeklindeki eleştirilerle ilgili olaraksa Dönmez, “Olayı zamansal bağlamı içinde değerlendirmek lazım. Bu basın toplantısının yapıldığının ertesi günü İsrail’e gidildi ve oraya bir mesaj verilerek gidilmek istendi. Dendi ki: Bakın! Aynı zamanda Yahudi düşmanı faaliyetler yürüten İslamcılara karşı bir şeyler yapıyoruz. İşte zamanlamanın ve beklenmemesinin açıklaması budur. İzlenim bu oldu” dedi.

Blümel’den farklı açıklama
ÖVP’li milletvekilinin bu iddialarını daha da ilginç kılan diğer bir husus, ÖVP’li Diyanet Bakanı Gernot Blümel’in, Cuma günü yapılan açıklamanın zamanlamasında siyasi nedenler olmadığını söylemesi. Türkiye’deki genel seçimler açısından manidar bir zaman seçilip seçilmediği konusundaki soruya Blümel, meselenin daha çok iç hukukla ilgili bir mesele olduğunu öne sürmüştü.

ZiB2 kanalına demeç veren bakan, “Avusturya’nın yasalarını uygulamak söz konusu olduğunda gözlerimizi Türkiye’ye dikecek değiliz. Umarım bizden yasalarımızın gereklerini yerine getirmek konusunda faaliyete geçmeyi, Sayın Erdoğan’ın eline bir seçim sonucu alana kadar ertelememizi beklemiyorsunuzdur” dedi.

Blümel’in bir sözcüsü, Dönmez’in Cuma günkü açıklamalarına yönelik soruları yanıtsız bıraktı.

Dönmez 19 Haziran 2016 tarihinde ORF Report programında sözlerinin yanlış anlamlandırıldığını ifade ederek şunları söyledi : ” Bu izlenim Türkiye göçmenleri arasından bana bildiren izlenimlerdir. Ben sadece dikkat bu izlenim Türkiye göçmenleri ve müslüman kesim üzerinde oluşmuştur demek istedim” de

Başbakan Kurz ise kendisine  Kron.tv’da  20 Haziran tarihinde  Dönmez’in bu açıklaması ile bir soru üzerine,” Ben Efgani Dönmez’e çok değer veriyorum. Ama bu konuda yanılıyor. Böyle bir amacımız yoktu.” dedi.

Avusturya’daki facianın davasında ceza yağdı: 25 yıl hapis

KECSKEMET – Avusturya’da yol kenarına terk edilmiş bir kamyon kasasında 71 göçmenin havasızlıktan boğularak yaşamını yitirmesiyle ilgili görülen davada sanıklara ceza yağdı. Mahkeme 4 sanığa 25 yıl hapis veririken, savcılık ömür boyu hapis talebiyle temyize gideceğini duyurdu.

Macaristan’ın Kecskemet kentinde görülen, 11’i Bulgaristan, 2’si Afganistan ve 1’i Bulgaristan-Lübnan çifte vatandaşlığına sahip 14 sanığın yargılandığı davada hakim, tüm sanıkları suçlu bularak hapis cezasına mahkum etti. 4 kişi 25 yıla mahkum edilirken, 7 sanığa ise 3 ila 12 yıl arasında ceza verildi. 2015 yılında 71 göçmenin hayatını kaybettiği olayla ilgili soruşturmayı yürüten savcının ise mahkemenin bu kararına itiraz edeceği ve sanıkların müebbet cezası alması için kararı temyize götüreceği kaydedildi.

Mahkeme insan kaçakçılığı ve cinayet suçlamasıyla yargılanan bir Afgan 3 Bulgar asıllı sanığın göçmenleri kamyon kasasında havasızlıktan bilerek öldürdüklerine hükmetti. Olayın Macaristan sınırları içerisinde yaşanması ve kamyonun Macaristan’da kiralanması nedeniyle dava bu ülkede görülmeye başlanmıştı.

Euronews’te yer alan habere göre göçmen başına 3 bin 500 Euro aldığı tespit edilen sanıkların olaydan bir gün sonra yeni bir kaçakçılık seyahati planladıkları öğrenildi.

Avusturya’nın Macaristan sınırında bulunan Neusiedl bölgesinde otobanda yol kenarına park etmiş bir kamyon kasasında Suriye, Irak ve Afganistan asıllı 71 göçmen ölü bulunmuştu.

Avrupa’daki göçmen krizinin odağındaki ülkelerin başında gelen Macaristan’da olay sonrası güvenlik önlemleri artırıldı. Ülkeden geçiş yapan kamyon, tır gibi nakliye araçları, göçmen geçişlerine aracılık etmeleri ihtimallerine karşı sıkı aramalardan geçiriliyor.

Kurz: “AB dış sınırlarını korumak istiyoruz”

BERLİN – Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, AB ülkelerinin dış sınırlarını daha iyi korumak istediklerini, bunun için sınırların korunması amacıyla oluşturulan Frontex adlı organizasyonu daha da güçlendireceklerini söyledi.

Başbakan Kurz, başkent Berlin’de Almanya İçişleri, Bayındırlık ve Yurt Bakanı Horst Seehofer ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, 1 Temmuz’da AB ülkelerinin dönem başkanlığını üstleneceklerini hatırlatarak, “AB dönem başkanlığımızda dış sınırların korunmasını geliştirmek istiyoruz.” dedi.

AB ülkelerinin dış sınırlarının yasa dışı göçe ve terörizme karşı korunması amacıyla Alman ve İtalyan hükümetleri ile birlikte daha sıkı iş birliği yapacaklarını ifade eden Kurz, İtalya sahillerine sığınmacıları taşıyan insan tacirlerine karşı da mücadele edeceklerini belirtti. Kurz, bu konuda Ürdün ile de anlaşma sağladıklarını ve bu ülkeye bu bağlamda yardımcı olacaklarını söyledi.

Sığınmacıların Arnavutluk üzerinden yeni bir rota izlediklerini aktaran Kurz, bu konuda da Arnavutluk hükümetini destekleyeceklerini sözlerine ekledi.

Bakan Seehofer de AB dış sınırlarının korunması konusunda Avusturya’nın planlarını tümüyle desteklediklerini belirterek, bunların başarılı olması durumunda Almanya ve Avusturya sınırının korunmasına gerek kalmayacağını ifade etti.

Seehofer, bugün Başabakanlıkta düzenlenen 10. Uyum Zirvesi’ne katılımını neden iptal ettiğinin sorulması üzerine, kararını Almanya Başbakanı Angela Merkel’in uzun bir zaman öncesinden bildiğini belirtti.

Seehofer, “Benim ‘yurt’ stratejimi, bu yıl, 29 Mayıs tarihli bir makalede, Nasyonal Sosyalistler’in yurt anlayışıyla irtibatlandıran bir katılımcının yer aldığı uyum zirvesine katılamam. Siyasi yaşamım boyunca kararlı bir şekilde radikal sağa ve sola karşı olmuşumdur. ve bence bu, adil olmayan bir değerlendirme.” dedi.

Seehofer’in eleştirdiği Türk asıllı Alman gazeteci ve “Yeni Alman Organizasyonları” oluşumunun sözcüsü Ferda Ataman, söz konusu makalesinde, bazı politikacıların Almanya’da gittikçe artan “yabancı korkusunu” gidermek amacıyla “yurt” (Heimat) kelimesini sıkça kullanmaya başladıklarını ve bu sözcüğün Nasyonal Sosyalist döneminde de ırkçılıkla bağlantılı olarak kullanıldığını ifade etti. Ataman, “Yurt Bakanlığı oluşturulması, her şeyden önce potansiyel sağcı seçmenlere yönelik sembolik bir siyaset.” görüşüne yer verdi.

Almanya’da hükümette çatlak

BERLİN – Almanya’da Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı ve Başbakan Angela Merkel ile Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Başkanı ve İçişleri Bakanı Horst Seehofer arasında sığınmacı ve iltica konularının çözümüne ilişkin yaşanan görüş ayrılığı koalisyonda krize neden oldu.

Seehofer’in başka bir Avrupa Birliği (AB) ülkesinde önceden kayıt altına alınan, Almanya’da daha önce iltica talebi reddedilen veya belgeleri olmayan sığınmacıların ülke sınırlarından geri çevrilmelerini öngören planına karşı çıkan Merkel, bu konuyu tek taraflı değil AB ülkeleriyle çözmek istiyor.

Merkel, iki gün önce Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında, “Yasa dışı göç konusuna Avrupa’da birlikte cevap vermemiz gerekiyor. Bu çok önemli. Ben bu konunun Avrupa’ya ağır zarar verecek potansiyele sahip olduğuna inanıyorum.” ifadesini kullanarak konunun önemine işaret etmişti.

Konuya çözüm bulmak amacıyla dün gece Merkel ve Seehofer’in Başbakanlık binasında görüştüğü bildirildi.

Alman basınındaki haberlerde, Merkel’in ihtilafı sonlandırmak için sığınmacılardan en fazla etkilenen İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerle AB kapsamında anlaşmalar imzalanabileceği yönünde bir öneri sunduğu iddia edildi.

Seehofer’in ve CSU’nun önemli isimlerinden Bavyera Eyaleti Başbakanı Markus Söder’in Merkel’in bu teklifini reddettiği kaydedildi.

Öte yandan Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partilerinin bu konuyu kendi milletvekilleri düzeyinde görüşmek istemesinden dolayı bugün Federal Mecliste devam eden oturuma 3,5 saat ara verildi.

Mecliste ortak bir grubu bulunan iki partinin ayrı ayrı toplantı yaptığı belirtildi.

Alman Haber Ajansı DPA’nın haberinde, Seehofer’in CSU milletvekillerine, anlaşma sağlanmaması durumunda tek başına hareket edeceğini ifade ettiği savunuldu.

CDU millettekileriyle bir araya gelen Merkel ise kendi pozisyona destek verilmesini talep ettiği kaydedildi.

Bazı CDU milletvekillerinin Merkel’in tutumuna destek vermediği ileri sürüldü.

İki partinin milletvekillerinin bugün ortak bir toplantı yapması bekleniyor.

CDU ve CSU’nun ihtilafını uzaktan izlemeyi tercih eden hükümetin diğer ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) Genel Başkanı Andrea Nahles de göç ve mülteci konusunda koalisyon sözleşmesinde geniş kapsamlı uzlaşmanın bulunduğuna işaret etti.

“CDU/CSU’nun kendi içindeki kavgayı mümkün olduğu kadar yakın bir süre içinde sonlandırmasını istiyoruz.” diyen Nahles, SPD’nin Seehofer’in sığınmacıların Almanya sınırlarından geri çevrilmeleri önerisine karşı çıktıklarını söyledi.

Alman basınında CDU ve CSU arasında yaşanan bu krizin koalisyonun geleceğini önemli bir şekilde etkileyeceği ifade ediliyor. (AA)

AMS’ten doktoralı tarihçiye, hasat işçiliği önerisi

Hırvatların salatalık hasadındaki yokluğu hissediliyor. Doktor Siegfried Pichl, çileden çıktı: AMS, onlarca yıllık mesleki deneyiminden sonra doktoralı tarihçiye, hasat işçiliği önerdi.  

İki yıl önce Dr. Pichl, Linz Belediye Başkan Yardımcılığı bürosundaki işini kaybetti ve o zamandan beri yoğun bir iş arayışı içinde. “Heute” gazetesine konuşan 50 yaşındaki tarihçi, “Yüzlerce başvuru ve birçok iş görüşmesi yaptım.” dedi.

Yasalar gereği tarihçi akademisyen Avusturya İş Kurumu’na (AMS) başvurdu ve kendisine birçok iş önerisinde bulunuldu.  Ancak son iki öneri, kendisinin ifadesiyle alay edercesineydi: “Biri, bir et işleme firmasında yarı zamanlı bir iş, diğeri ise hasat işçiliği.”

Tarihçi Pichl’i özellikle üzen şey; iş ilanındaki, salatalık hasadına dair ekstra eğitim verileceği ifadesi. Şu an 850 Euro’luk mağduriyet yardımı (Notstandshilfe) ile geçinen tarihçi şöyle konuştu: “İş bulabilmek için bir şeylerden fedakârlık etmem gerektiğinin farkındaydım. Ancak böyle uygunsuz tekliflerle eziyet edilmesi, berbat bir şey. Oysa ki bir büroda, kâtip ya da sekreter olarak memnuniyetle çalışırdım.”

Heute’nin talebi üzerine açıklama yapan AMS, uzun süredir işsiz olan ve mağduriyet yardımından faydalanan işsizlerin artık iş güvenliği kapsamında olmadıklarını belirtti: “Akademisyen olsun ya da olmasın – iş arayan kişiye her türlü yardımcı işçi pozisyonu önerilebilir ki konuyla ilgili nihai yargı kararı da mevcut.”

Avusturya, Hırvat hasat işçilerinden mahrum kalıyor

Kısa bir süre önce, Avusturya’nın, Almanya’da çalışmak istemeleri nedeniyle bu yıl Hırvat hasat işçilerinden mahrum kalacağı öğrenildi. Zira Hırvatistan’da yayınlanan “Slobodna Dalmacija” gazetesine göre Almanya’da ücretler daha yüksek – saat başına 3 Euro daha fazla.

Sadece yerel salatalık hasadı değil elma, kuşkonmaz ve çilek hasadı da Hırvat işgücü yoksunluğundan etkilenecek. Kalifiye insanların AMS tarafından hasat işçisi olarak istihdam edilmeye çalışılmasının nedeni bu olabilir mi?

Lahodynsky: “AB Türkiye ile Gümrük Birliği’nin daha iyi bir versiyonunu, ivedilikle müzakere etmeli”

VİYANA – Avusturya, AB’ye tam üye olduktan sonra üçüncü defa Avrupa Birliği (AB) Konsey Dönem Başkanlığını görevini devralıyor. Avusturya, 1 Temmuz 2018 tarihinde başlayacak olan Avrupa Birliği (AB) Konsey Dönem Başkanlığını  31 Aralık tarihine kadar üstlenecek.  Yeni Vatan Gazetesi ,  Birol Kılıç’ın Avrupa Birliği’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Johannes Hahn ile Türkiye ile ilgili mülakatını yayınladıktan sonra AB konusunda sadece Avusturya’da değil AB için en kıdemli  gazetecilerden olan Otmar Lahodynsky ile görüştü.

Avusturya’nın ciddi  ve önemli haftalık haber dergisi ‘profil’in Avrupa redaktörü olan Otmar Lahodynsky, Avrupa Birliği’nin içinden ya da dışından, Türkiye de dahil olmak üzere 20 ülkede şubesi bulunan kısa adı AEJ olan  “Avrupalı Gazeteciler Birliği”nin  başkanı. Ödüllü kitap yazarlığının yanında acar bir gazeteci olarak tanınan Lahodynsky Avusturya’nın önemli günlük gazetelerinden Kurier, Die Presse’de yıllarca önemli görevlerde bulundu.  Viyana’ya Sırbistan’dan gelen önemli gazetecilerine  bir Türk restaurantta “Türk Sırp dostluğu Viyana’da başlar”  başlıklı bir yemekli toplantı ile davet veren Kılıç ayrıca Otmar Lahodynsky’yi Avrupa Gazeteciler Birliği Başkanı olarak konuşmacı olarak davet etmişti. Bu toplantıdan sonra yapılan görüşmede verilen cevaplar dikkat çekici.

Yeni Vatan Gazetesi: Türkiye, AB için ne kadar önemli?

Otmar Lahodynsky: AB için Türkiye; ekonomik, siyasi ve askeri olarak ve de enerji politikalarında önemli bir ortak olmaya devam ediyor. Türkiye tarihsel anlamda Avrupa’nın bir parçası ve Brüksel’den defalarca, sonrasında tutulmayan sözler aldı. Bu da birçok kırgınlığa sebep oldu ve hatta belki de bir çok Türk’ün bugün AB’yi artık bir ortak olarak görmemesine sebebiyet verdi. Türkiye, bir NATO üyesi olarak da AB ve ABD için büyük önem taşıyor. Bununla, Erdoğan’ın Putin’le olan yakın ilişkisini ve Rus malı askeri teçhizat satın almasını uyumsuz buluyorum. Aynı şekilde Yunan askerlerinin ve pilotlarının Türkiye’de mütemadiyen tutuklanması da uyumsuz.

Türkiye, Avusturya ve Balkanlar için ne kadar önemli?

Lahodynsky: Türkiye, Avusturya için de önemli bir ortak. En başta, Avusturya’da yaklaşık 300.000 Türk yaşıyor, çoğu çok uzun yıllardır burada ve Avusturya vatandaşı. Birçok Avusturyalı, konuksever bir tatil rotası olarak Türkiye’yi tercih ediyor. Türkiye, Balkan ülkeleri için de özellikle ekonomik olarak önemli bir ortak. Arnavutluk’ta, Türkiye’nin yardımı ile ülkenin turistik olarak henüz keşfedilmemiş güney bölgesinde ikinci uluslararası havalimanı inşa edilecek. Türkiye, Bosna Hersek’te de ekonomik açıdan önemli bir rol oynuyor. 500 yıllık Osmanlı egemenliği, Batı Balkanlar’da da izlerini bıraktı.

Avusturya, üçüncü kez AB Dönem Başkanlığını devralıyor. Avrupalı Gazeteciler Birliği Başkanı olarak Avrupa ve Türkiye arasındaki ilişkileri nasıl görüyorsunuz?

Otmar Lahodynsky: Avrupa ile Türkiye arasındaki ilişkiler, son yıllarda önemli ölçüde bozuldu. Katılım müzakereleri donduruldu. Sebepleri de açık: Türkiye, özellikle Temmuz 2016’da gerçekleşen başarısız darbe girişiminden sonra, Avrupa’nın temel değerlerinden git gide uzaklaştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan,  ülkeyi giderek daha da otoriter bir şekilde yönetmeye başladı ve iktidardaki pozisyonunu, OHAL (Olağanüstü Hal) kapsamında yürürlüğe konulan tartışmalı yasa değişiklikleri ile daha da güçlendirdi. Çok sayıda muhalif ve yaklaşık 150 gazeteci şu an hapiste ve bazıları hala iddianamelerini bekliyor. Türkiye’deki yargı sistemi de artık düzgün çalışmıyor. Bir örnek: Bu yılın başında İstanbul’daki bir ceza mahkemesi, sanık bir gazetecinin uzun bir tutukluluk döneminden sonra serbest bırakılması yönündeki Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi kararını yerine getirmedi. Bu, bir hukuk devletinde kabul edilemez.

Üzgünüm, biraz uzun olacak bir soru için ama karışık ve hiç anlatılmamış ama AB karşısında Türkiye’nin aleyhine gelişen Gümrük Birliği ilgili bir sorum olacak: Ama elbette sizin bu kadar uzun cevap vermeniz gerekmiyor. Avusturyalı politikacı ve bürokratlar yaptığım birçok konuşmadan, Türkiye için AB üyelik müzakerelerinin dondurulduğu ve/veya durdurulduğu ve böyle ilelebet devam etsin sonucu çıkıyor. Ama burada bir detay unutuluyor. Türkiye AB ile Avusturya tam üye değil iken 1.1.1996 yılından bu yana, diğer hiçbir AB üyesi ya da aday ülke için söz konusu olmamış, eşi benzeri görülmemiş tuhaf bir Gümrük Birliği anlaşması içine girmiş durumdu. Hatta bu Gümrük Birliğini imzalayan o dönemin DYP Çiller Hükümeti birçok tepkiye rağmen bu imzayı attıktan sonra Türkiye 2000 yılında AB’ye tam üye olacak diye garip ifadelerde bulunmuş. Bildiğimiz Türkiye,  kendi TBMM parlamentosunda Gümrük Birliği’ni onaylamadı yani ratifize etmedi. Buna karşın AB parlamentosu, yalnızca onaylamakla kalmadı, bunu Brüksel’de şampanya ile kutladığını biliyoruz. Türkiye’nin 1.1.1996 itibarıyla Gümrük Birliği anlaşması ile birlikte AB’nin resmi olmayan zincirle bağlı ikinci sınıf bir üye ülkesi haline geldiği yönünde görüşler var. O zamandan beri Türkiye, her yıl AB’ye karşı giderek artan bir şekilde ticaret açığı veriyor ve üçüncü ülkelerle yapılan gümrük birliği anlaşmalarını geriden takip etmek zorunda. Şöyle ki; Türkiye’nin kendi gümrüklerini koruyabilmesi için bu üçüncü ülkelerle yeni bir gümrük birliği anlaşması yapması gerekiyor. Ayrıca Türkiye’nin, kendi gümrükleri ve sınırları doğrudan ve negatif olarak etkileniyor olsa da üçüncü ülkelerle yapılan bu gümrük birliği anlaşmalarıyla ilgili olarak Brüksel’de bir gözlemcisi de yok. Şimdi soru şu: AB’nin, istikrarsız bir ilişkinin temelini oluşturuyor olsa da, Türkiye ile olan Gümrük Birliği’nin modernizasyonu konusunu, Avrupa Birliği Konseyi’nde beklettiği ve bir baskı aracı olarak kullandığı doğru mu? Avrupa Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakerelerinden Sorumlu AB Komiseri Johannes Hahn, Yabancı Basın Birliği ile yaptığı bir görüşmede, Gümrük Birliği’nin modernizasyonunu veto etmediğini, aksine bu projeye (2014’ten beri) ehemmiyet verdiğini ifade etti ve kararın Avrupa Konseyi’nde olduğunu vurguladı. AB ve Türkiye arasındaki Gümrük Birliği anlaşmasının modernizasyonunu nasıl görüyorsunuz?

Lahodynsky:  AB, Türkiye ile 1996’da imzalanan Gümrük Birliği anlaşmasının yenilenmesi hususunu şimdiye kadar olduğundan çok daha ciddiye almalı. Görünen o ki bugüne kadar bu anlaşmadan AB şirketleri, Türk şirketlerine göre açık ara daha fazla faydalandı. Yani AB Türkiye ile Gümrük Birliği’nin daha iyi bir versiyonunu, ivedilikle müzakere etmeli. Özellikle Türk şirketlerinin AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı ticaret anlaşmalarından aldığı zararların onarılması gerek. AB’nin, diğer konuları ve hatta AB üyeliğini bu anlaşma ile bir tutmaması gerekir.

AB’nin başkenti Brüksel’de ve Viyana’da, Türkiye’ye ilişkin atmosfer nasıl? Önümüzdeki seçimlerden sonra Türkiye’den olumlu gelişmelerin kaydedilmeye başlanacağı bekleniyor.  Öngörünüz nedir?

Lahodynsky: Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB siyasileri arasında şu anda garip bir huzur bozucu (rahatsız edici) olarak görülüyor. Lakin Türkiye’den çok sayıda mültecinin AB’ye bırakılacağı korkusu da şu ana kadar kırılamadı.  Cumhurbaşkanı Erdoğan ise AB’ye üyelik hedefine bağlı ancak mütemadiyen AB politikacılarına hakaret ediyor ve AB’deki yurttaşlarını “Osmanlı tokadı” atmaya çağırıyor. Bu nedenle de AKP’li politikacıların pek çok AB ülkesinde meydanlara çıkmasının yasaklanmasına şaşırmamalı. Şimdilik, ilişkilerin Türkiye’deki seçimler sonrasında daha iyi olacağını öngörmüyorum. Bunun için Erdoğan’ın tehditlerine son vermesi, demokrasi ve hukukun üstünlüğü değerlerine geri dönmesi, siyasi tutukluları ve gazetecileri serbest bırakması, kuvvetler ayrılığına ve basın özgürlüğüne saygı duyması gerekiyor.

Türkiye ziyaretleriniz ya da Türkiye’den gelen ziyaretçilerinizle ilgili deneyimleriniz neler? Türkiye’yi analiz etmek ve anlamak isterken sapla samanın birbirinden ayrılması gerekmez mi?

Lahodynsky: Geçtiğimiz yıl farklı özgür medya organizasyonları ile Türkiye’ye yaptığım bir seyahatte, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın giderek otokratikleşmesini eleştiren, Avrupa’dan yana olan birçok kişiyle karşılaştım. Bu kişiler, din ve devlet işlerinin birbirine karıştırılmasına karşı, kentsel tabakadan modern insanlar. Bu insanları unutmamamız ve yalnız bırakmamamız gerekiyor.

Brüksel’deki ve Viyana’daki politikacıları rahatsız eden nedir? Aralarında bir fark var mı?

 Lahodynsky: Brüksel’deki politikacılar, özellikle Türkiye ve AB arasındaki mülteci anlaşması nedeniyle Türkiye’ye karşı, Viyana’daki hükümet siyasetçilerinden çok daha ihtiyatlı davranıyorlar. Başbakan Sebastian Kurz ve FPÖ’lü politikacılar, Türkiye’nin durumuna ilişkin eleştirilerinde daha az çekingenler.

Ankara hükümeti, özellikle PKK ve FETÖ terör örgütleri ile ilgili olarak AB tarafından yüzüstü bırakıldığını hissediyor. AB burada hata yaptı mı? Ankara  hükümeti sizin kendi görüşünüze, algılamanıza ve buradan okumanıza göre nerede hata yaptı?

Lahodynsky: Ankara’daki hükümet, PKK ve Gülen Hareketi’ne karşı verdiği mücadelede, AB’nin desteğini bekliyordu. Ancak  bu arada veya bundan kısa bir süre önce Anadolu’daki Kürt nüfusuna yönelik acımasız yaklaşımlar, çoğu AB başkentinde Ankara hükümetine karşı direnişi tetikledi. Fetö cemaatine gelindiğinde ise: Erdoğan’ın AKP’si, Fetö ile uzun süre yakın ilişki içindeydi. Bu ilişkinin bir tenkitçisi, bu konuda eleştirel haberler yapmış ve bir kitap yazmış olan Cumhuriyet Gazetesi yazarı Ahmet Şık gibi, sırf bu yüzden hapis yatmıştı. Bu nedenle Türk hükümeti içi aniden ortaya çıkan Gülen Hareketi tehdidi, birçok Avrupalı politikacı için pek de tehdit edici bulunmadı. Ancak darbe girişiminden sonra, uzun bir süre tek bir AB politikacısının dahi Türkiye’ye seyahat etmek istememesi büyük bir hata oldu. Ortaklara böyle davranılmaz.  Öbür tarafdan Türk hükümeti, çok uzun süre Avusturya’daki Türk vatandaşlarının yaşamına karıştı. Başbakan Kurz, Avusturya’da istihdam edilen imamların yurt dışından finanse edilmesini haklı olarak durdurdu. Türk ATIB dernekleri, Ankara’dan gelen talimatları sorgusuz sualsiz kabul etti. Öyle ki Avusturya’da gerçekleştirilemez olan bir etkinlik gerçekleştirildi ve okul çağındaki çocuklar, eşi benzeri camii ibadethanesi içinde görülmemiş bir şekilde askeri bir kutlamanın içine çekildi.

Türkiye, neden Avusturya’da sürekli gündemde? Avusturya’da Türklerin ve/veya Türkiye’nin konu olmadığı bir seçim hayal edebiliyor musunuz? AKP hükümeti, 2002 yılından beri Avusturya-Türkiye ilişkilerini daha da kötüleştiren ne hatalar yaptı ki? Avusturya’da nelerden kaçınılması gerekir ?

Lahodynsky: Türkiye, Avusturyalı politikacılar için seçmenleri kendilerine çekmek maksadıyla gündeme geliyor. Özellikle ÖVP ve FPÖ bunu biliyor. Ancak eski Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik’in eski Başbakan Wolfgang Schüssel adına katılım müzakerelerinin başlamasını hemen hemen engellemesi gereksizdi. Avusturya daha önce Türkiye ile özellikle girişimcilerin fayda sağlayacağı yakın temaslarda bulunmuştu. Ben söylemlerdeki keskinliğin azaltılmasından yanayım. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Avrupa Bakanı Çelik, Avusturyalı politikacılara yönelik sözlü şiddetlerini daha fazla sürdürmemeli. Diğer taraftan Kurz ve ekibinin de Ankara hükümetini hedef alan saldırılarını açıkça azaltması gerekiyor. İki ülkeye de layık ve on yıllarca var olmuş yakın ve iyi ilişkilerin göz önünde tutulduğu normal diyaloglara geri dönülmeli.

Teşekkür ederiz.

 

İlgili diğer haber ve mülakatlar :

“Sayın Hahn  AB, Türkiye’ye “istikrarsızlık” mı ihraç ediyor?”
https://www.yenivatan.at/ab-tuerkiyeye-istikrarsizlik-mi-ihrac-ediyor/

 

 

 

 

HAYIRLI BAYRAMLAR

Ramazan Bayramı’nızı içtenlikle kutlarız.

Değerli Yeni Vatan Gazetesi okuyucuları, 2018 yılının Haziran ayı, gerek Avusturya’da yaşayan Türkler için gerekse Türkiye için büyük değişimlere gebe.

Avusturya’da son dönemlerde, neden-sonuç ilişkisini de dikkate alarak baktığımızda, Türk ve Müslümanlara yönelik düşmalığın arttığını gözlemlemekteyiz. Burada bizlerin görevi, ateşin üzerine benzinle gitmemek olmalı. Sakin olalım. Gerek Avusturya’dan gerekse Türkiye’den sap ile samanı  birbirine karıştıran politikacıların ve onların ‘ruh hastası’ temsilcilerinin tek hedefi var, milleti birbirine düşürmek!

Bunu bu sertlikle ifade etmemizin nedeni ortada: Bıçak kemiğe dayandı! Karar vermeliyiz! Hem kendimiz hem bizden farklı düşünenler için en başta da Türkler olarak kendi aramızda barış, huzur, refah, eşitlik istiyor muyuz?

Kendinden farklı düşünen ve/veya farklı mezhep ve meşrepte olan insanlara küfür ve tehdit savurma, fitne-fesat bulaştırma huyundan vazgeçecek miyiz?

İçimizdeki ahlaksız insanları, lider, gazeteci ve/veya kanaat önderi olarak kabul edip belamızı aramaya devam mı edeceğiz?

Zurnanın son deliği, erdem sahibi olmaktan çok uzak, para ve mevki için Türk toplumunun adını kirletmekte beis görmeyen insanlar (Facebook delikanlıları) Avusturya’da cirit atıyor, sizler de alkışlıyor veya ‘ne olacak ki?’ diyorsunuz. İşte olan oldu. Avusturya’da paramparça olduk. İçimizdeki sözde din adamları, sözde gazeteciler, sözde siyasetçiler, Türk toplumunun başını Avusturya’da büyük belalara soktu. Hepsi de Peygamber İdris rolünde. Sözde İdris, özünde iblisler!

Şimdi ya buna DUR diyeceksiniz yani içinizdeki ‘akbaba ve leş kargalarını’ temizleyeceksiniz ya da bu ülkede mutsuzluk ekmeye ve çekmeye devam edeceksiniz.

Unutmayın, bizler kurban değiliz. Yıllar boyunca Yeni Vatan Gazetesi, din istismarcılarını, ahlaksız insanları yazmaktan ve  sizleri bunlara karşı uyarmaktan bir an olsun geri durmadı. 19 yıl, dile kolay.

Unutmayın, ilk yapmamız gereken, ‘biz nerede hata yaptık?’ sorusunu açık yüreklilikle tartışmaktır. Bu soruyu kendimize sormaktaki  zayıflığımız ve bencilliğimiz yüzünden bu hallere geldik. Artık aklımızı başımıza alalım. Hal, tavır ve sözlerimize ve kiminle oturup kalktığımıza en azından bundan sonra dikkat edelim.

Hayırlı bayramlar…

Avusturya’da sosyal sigorta reformu neler içeriyor?

VİYANA – Avusturya’da sosyal sigorta reformunun içeriği açıklandı. Reform paketini için “Bu, Avusturya tarihinin en büyük reform projesidir” ifadesini kullanan Başbakan Sebastian Kurz, yıllardır sosyal sigorta kurumlarının tartışıldığını ve hükümetin artık bu sıkıntılı meseleye vadettiği gibi el attığını söyledi. Bilişim, tedarik ve eyaletler ötesi planlama bölümlerinin birleştirilmesiyle de bir milyar avro tasarruf edileceğini kaydeden Kurz, bunun bütün yurttaşların yararına olduğunu söyledi.

“Sistemde tasarruf “

Reforma ilişkin açıklamasında “insanlarda değil, sistemde tasarruf” edileceğini belirten Kurz, aslında yapılanın bir sağlık reformu değil, idare ve yapı reformu olduğunun altını çizdi. Mevcut sistemi “Şişirilmiş bir sistem” diye yorumlayan Kurz, reformun kaybedenlerinin bu sistemden nemalananların olacağını kaydetti.

Reformun bazı ana başlıkları ise şöyle sıralanıyor:

– Halihazırda 21 olan sandık sayısı 4’e düşürülecek
– Dokuz bölge sandığı birleştirilerek “Avusturya Sağlık Sandığı”(ÖGK) adını alacak.
– Bu çatı teşkilatı, dokuz eyalet teşkilatından faydalanmaya devam edecek.
– Bu sağlık sandığı gelecekte eyalet sandıklarının mali meselelerini de kontrol edecek ve personel konusunda yetkili olacak
– Çiftçiler ile işletmecilerin sigortaları tek sandıkta birleştirilecek
– Demiryolları çalışanları memurlar sandığına bağlanacak
– Emeklilik sandığı mevcut yapısını koruyacak

Öte yandan Genel Kaza Sigortası Kurumu’na (AUVA) ne olacağı konusu belirsizliğini sürdürüyor. AUVA için nihai kararın yıl sonunda verilmesi bekleniliyor.

Daha az bürokrasi

Hükümet yeni reformla birlikte yönetici kadrolarında %80 indirim sağlamayı ve 2000 olan sayıyı 400’e düşürmeyi amaçlıyor. Bunun yanında çalışanların da üçte biri gelecek 10 yıl içinde emekliye ayrılacak.

Başbakan yardımcısı ve FPÖ Genel Başkanı Heinz-Christian Strache reformun “iki sınıflı sağlık hizmetlerinin sonu” anlamına geldiğini savundu. Strache, “aynı primleri ödeyenlerin farklı kapsamda hizmet alması kabul edilemez” dedi. Strache ayrıca, sosyal sigortalar kurumlarının özerkliğine dokunulmayacağının altını çizdi.

“Sosyal politikada kilometre taşı “

FPÖ’lü Sosyal İşler Bakanı Beate Klein-Hartinger de reformu “sosyal politikada bir kilometre taşı” olarak değerlendirdi. Bakan, reform kapsamında sigortaya bağlı hekim sayısının arttırılacağını ve hizmet saatlerinin uzatılacağını söyledi.

Değişikliklerle birlikte kırsal kesimlerde hizmet veren hekimlerin teşviklerle, eyaletlerde hizmet vermeye özendirileceği kaydedilirken ayrıca çift sigortalılık durumunun ortadan kalktığı da belirtildi.

Hastalar için 5 soruda yeni sosyal sigorta sistemi
Sağlık ekonomisti Ernest Pichlbauer sosyal sigorta reformunun hastalara yansımasını 5 soru 5 cevap ile açıkladı;

1. Yeni bir sağlık sandığına mı geçeceğim?
– Evet. 2019 yılında sandıkların birleştirilmesiyle herkes yeni bir sandıkta sigortalı olacak. Ancak geçiş otomatik olacak. Yeni olarak çift sigortalanma ortadan kalkacak, sigortalılar gelecekte nerede sigortalanmak istediklerini seçebilecekler.

2. Gelecekte daha yüksek primler mi ödemek zorunda kalacağım?
-Hayır. Primlerde bir değişiklik olmayacak. Her şey olduğu gibi kalacak. Prim oranı %7,65 olmaya devam edecek.

3. Hizmetlerde bir değişiklik olacak mı?
– Evet! Ama çok cüzi miktarda. Dokuz bölgesel sandığın hizmetleri tek tip olacak şekilde birleştirilecek. Ayrıca sözleşmeler de tüm ülkede sadece bir kez karara bağlanacak. Ancak çalışanlar, serbest meslek sahipleri ve memurların hizmet yelpazeleri farklı olmaya devam edecek.

4. Hekime gittiğimde benim için ne gibi farklar olacak?
– Hekiminiz size daha çok zaman ayıracak. Uzman Pichlbauer uzun vadede daha yüksek hekim ücretleri ve daha yüksek hekim sayılarına ulaşılacağından ve böylece bir hekimin bir saatte muayene etmesi gereken hasta sayısında düşme olacağından yola çıkıyor.

5. Tasarruf potansiyeli gerçekten o kadar yüksek mi?
– Evet. Pichlbauer’e göre reform düzgün uygulanırsa bir milyar Euro’dan da fazla tasarruf etmek mümkün.

‘Yahudileri Olmayan Şehir’

Zamanın bir romanına dayanan ve dijital olarak restore edilen film, ‘Yahudileri Olmayan Şehir’, Yahudileri Almanya’da 2. Sınıf insan olarak tanımlayan Nurenberg yasalarının kabulünden 15 yıl önce adeta olacakları siyah beyaz karelerde yansıtıyor. Daha İsrail kurulmamış ama hayalleri kuruluyor. Avrupa’da  başta Almanya, Avusturya ve milyonlarca Yahudi yaşıyor.

Filmin Viyana’dan ayrılış sahnesinde Yahudi bir adam sokak ortasında dövülüyor, Yahudi bir koca Yahudi olmayan eşinden çocuklarından zorla koparılıyor ve trenlerle şehirden gönderiliyor. Şehrin başka bir yerinde ellerinde Tevrat parşömenleri ile Yahudi hahamlar  karanlık bir sokaktan geçerek zorla şehri terk ederken, onlarca Yahudi başka bir sahnede sırtlarında sadece gömlekleri ile trenlerle bindiriliyor.

Bu görüntüleri bugün seyreden bir izleyici gördüklerini, 2. Dünya Savaşı sırasında geçen Yahudi soykırımını anlatan bir belgeselin sahnelerine benzetebilir. Ancak görüntüler 1924 yılı yapımı bir filme ‘Yahudileri Olmayan Şehir’e ait.

Filmin senaryosu Avusturyalı yazar ve gazeteci Hugo Bettauer’in 1922’de yazdığı  aynı isimli romana dayanıyor.   Bettauer’in satırları yakın zamanda olacakları inanılmaz bir şekilde tahmin etmiş. Ancak Holokost’un çapı ve korkunçluğunu düşündüğümüzde yazarın tahmini kısmı bir başlangıç olarak kalıyor.

Film aslında, iki dünya savaşı arası dönemde Avusturya’da ortaya çıkan faşizmi yererken,  her sorunun, ülkenin fakir düşmesinin ardında hep Yahudilerin aranması ile alay eden bir duruş sergiliyordu.

Uzun yıllardır kayıp olan ve kopyalarının nerede olduğu bilinmeyen  film için uzmanlar umudunu kesmişken, 2016 yılında bir koleksiyoncu filmin bir kopyasını Paris’te bir bit pazarında buldu. Yaklaşık iki yıl süren dijital-analog  çalışma ve 202 bin Avroluk bir harcamadan sonra film restore edildi.  Avusturya Ulusal Arşivi tarafından restore edilen filmin masraflarının yüzde kırkını ise halktan toplanan yardımlar finanse etti.

Film  bu yıl  Avusturya’nın Naziler tarafından haksız ilhakının 80. yılında ve 2019’da Avusturya Cumhuriyeti’nin 100, kuruluş yılında Viyana’da ve tüm büyük Avrupa şehirlerinde gösterilecek.

Polonya ve Macaristan’da Yahudi düşmanlığı azaldı
Müslüman düşmanlığı artışda

Avrupa antisemitizminin yakın tarihteki en trajik olaylarının cereyan ettiği Polonya ve Macaristan’da antisemitizm bir önceki yıla göre azalış trendinde.

Polonya ve Macaristan’da Yahudi düşmanlığı azaldı

2017 yılında Polonya ve Macaristan’da antisemit olaylar büyük düşüş gösterdi. Macaristan’da Yahudi gözlem kuruluşu TEV,  2017 yıllık raporunda, yüzde 23 düşüş kaydettiğini belirtti. Bugün Macaristan’da 100 bin Yahudi yaşıyor.

Polonya’da ise bir önceki yıla göre antisemitizm 2017’de yüzde 30 düştü. 20 bin Yahudi’nin yaşadığı ülkede, ulusal davalara bakan Savcı Agata Gałuszka-Górska antisemit suçların tüm suçlar içindeki yerinin yüzde  altı olduğunu belirtti.

Polonya ve Macaristan,  Ortadoğu’dan binlerce mülteci Avrupa’ya aktığında çok sert bir politika izlemiş, AB normlarını hiçe sayarak kapılarını mültecilere kapamıştı.  Bir kısım gruplara göre,  azalmanın sebebi ile mültecilerin olmaması arasında bir bağlantı varken, bazı siyasiler aynı fikirde değil.

Polonya’da hükümet muhaliflerinden Rafal Pankowski antisemitizmin azalmasını istatistiklerin yöntemlerinin değişmesine bağlıyor. Bir Daha Asla adlı sosyal kuruluşun kurucularından da  olan Pankowski, “Evet Yahudilere karşı fiziksel saldırılar azaldı ancak, toplumun bir kesiminden gelen antisemit söylem değişmedi. İstatistikler fiziksel olmayan olayları saymıyor, çoğu zaman bu tip olaylar yargıya gitmiyor. Ayrıca Polonya’da da büyük bir Yahudi nüfusu zaten yok ki” diyor.

 

Ortam geriliyor: Dikkatli olalım

VİYANA – Avusturya’da hükümetin cami kapatma kararlarının yankıları sürerken, Türkiye’den tepkiler gelmeye devam ediyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz için “Daha çok gençsin, daha senin çok şey tecrübe etmen lazım” dedi.

Konuşmasında, “Avusturya’da bir caminin kapatılması oradaki Müslümanların, din adamlarının Avusturya’dan atılması yurt dışı edilmesi yeniden bir haçlı hilal mücadelesinin başlatır” ifadelerini kullanan Erdoğan, Kurz’a “bunun sorumlusu da sen olursun” uyarısında bulundu.

Erdoğan son olarak Kurz’a yönelik, “Şunu unutma! Senin bu çıraklığın, bu tavırların senin başına çok işler getirebilir” şeklinde konuştu.

En yaşanılabilir şehir olan Viyana’nın temel sorunu “yüksek kiralar”

VİYANA – Uluslararası araştırma şirketi Mercer tarafından yapılan, şehirlerin sahip oldukları sosyo-ekonomik şartlar, sağlık, eğitim, suç, politik istikrar ve barınma gibi farklı kriterlerin göz önüne alınarak belirlenen “en yaşanılabilir şehirler” sıralamasında üst üste dokuzuncu kez birinciliği elde etme başarısı gösteren Viyana’da yerleşik hayat süren halk, yüksek ev kiralarından şikayetçi.

Turistler için ulaşım, kültürel yapı, müzik ve sanat alanında oldukça önemli bir konumda bulunan Viyana’da yüksek ev kiraları yerli halkın en şikayetçi olduğu konuların başında geliyor. Halkın şikayetçi olduğu bir diğer konu ise belediye evleri için uzun süren “bekleme” sırası.

Her iki evden birinin kirası 1.000 avro
2018 yılında yapılan bir araştırmaya göre Viyana’da ev kiraları 2016 yılına nazaran ortalama yüzde 6 oranında artış gösterdi. Geçtiğimiz günlerde Viyana Belediye’si tarafından açıklanan verilere göre ise Viyana’daki her iki evden birinin kirasının 1.000 avro olduğu belirlenirken, bu bedelin altında kalan kiraların ise ortalama olarak 800 avro olduğu aktarıldı.

Belediyeye ait 8.611 daire boş
Kiraların diğer özel dairelere göre daha ucuz olması sebebiyle başvuru sonrası belediye tarafından verilen dairelerin uzun bekleme süreleri halk ortamında eleştirilen bir diğer konu iken, Viyana Belediyesi’ne ait 8.611 dairenin boş olması ÖVP tarafından gündeme getirilerek eleştirildi.

Wiener Wohnen tarafından yapılan açıklamaya göre Mart 2018 tarihi itibariyle 8.611 dairenin boş olduğu bildirildi, ÖVP’li meclis üyesi Markus Wölbitsch’e göre ise boş duran dairelerin sayısı 20 bine yakın.

Wiener Wohnen ofisi ise bu eleştirilere “boş duran daireler değil, hazır olmayan daireler” şeklinde yanıt verirken, maddi duruma denk bir ev bulmanın zor olduğu ve belediye evleri için bekleme süresinin uzun olması nedeniyle sıkça eleştirildiği bir dönemde, yaklaşık 9 bin dairenin aylar hatta yıllarca boş durması, düşündürücü olmasıyla birlikte eleştiri konusu olmaya devam ediyor.

Tusk: ABD kendi kurduğu düzene meydan okuyor

Kanada’daki G7 Zirvesi’ne katılan AB Konseyi Başkanı Tusk’tan ABD Başkanı Trump’a eleştiri geldi. Tusk, ABD tarafından kurulmuş olan mevcut uluslararası düzenin yine ABD tarafından tehdit edilir hale geldiğini söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin uluslararası politikada aldığı kararlar kendi müttefiklerinden bile tepki çekiyor. Kanada’nın Quebec kentinde düzenlenen G7 Zirvesi’nde konuşan AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, Washington’ı eleştirdi. Tusk, “ABD Başkanı Trump ile G7 grubunun geriye kalanının ticaret, iklim değişimi ve İran nükleer anlaşması konularında anlaşamadıkları ortada” açıklamasını yaptı.

Tusk, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uluslararası düzene dayalı kurallara olağan şüpheliler tarafından değil bu düzenin baş mimarı ve garantörü, ABD tarafından meydan okunuyor. ABD’li dostlarımızı ve Trump’ı bu düzeni baltalamanın anlamı olmadığına ikna etmeye çalışmayı bırakmayacağız çünkü bu, liberal demokrasinin ve temel özgürlüklerin olmadığı yeni, Batı sonrası bir düzenin arayışı içinde olanların eline oynamaktan başka bir şey değil” dedi.

Öte yandan Trump’ın Rusya’nın G8’e grubuna geri alınmasını istemesine de Almanya, Fransa ve İngiltere itiraz etti. İngiltere Başbakanı Theresa May, Rusya’nın yasadışı faaliyetlerinden ötürü gruptan çıkarıldığını hatırlattı.

Almanya’da feci kaza: 5 Türk ağır yaralı

Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’ne bağlı Altena kentinde, bir kadın sürücünün cami çıkışındaki vatandaşlara çarpması sonucu 5 Türk vatandaşı ağır yaralandı.
Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’ne bağlı Altena kentinde cami çıkışında yarı açık bir kamyonet, kaldırımda yürüyen 5 Türk vatandaşının üzerine daldı.

Kazada aralarında Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’ne (DİTİB) bağlı din görevlilerinin de bulunduğu 5 kişi yaralandı. Helikopter ile hastaneye kaldırılan Türklerin tedavisi devam ediyor.

Polis, kazanın nasıl olduğu konusunda net bilgi vermezken, kazanın bir terör saldırısı olup olmadığı araştırılıyor.

AA’ya konuşan Olgun, hükümeti yalanladı

VİYANA – Avusturya’da “cami kapatma” kararlarının yankıları sürerken, hükümet tarafından düzenlenen basın toplantısında alınan kararla biri Türklere ait 7 cami radikal düşünceler ve milliyetçi görüşleri yaydığı gerekçesiyle faaliyetlerine son verilirken, özellikle Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Avusturya Türk İslam Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Birliği (ATİB) bünyesindeki görevli imamların yurt dışından finanse edildikleri gerekçesiyle oturum izinlerinin iptal edileceği açıklandı.

Blümel: İslam Cemaati ile işbirliği yaptık

Kültür Dairesi ve Avrupa Birliği Bakanı Gernot Blümel, konuya ilişkin yaptığı açıklamada söz konusu kapatma kararlarının bizzat  Avusturya İslam Cemaati (IGGÖ) tarafından kendilerine yapılan şikayetler doğrultusunda alındığını açıklamıştı.

İslam Cemaati Başkanı Olgun’dan yalanlama

Öte yandan Anadolu Ajansına konuşan Avusturya İslam Cemaati Başkanı İbrahim Olgun, “hükümetin camilerin kapatılmasına ilişkin alınan kararlarda İGGÖ ile birlikte hareket edildiğine yönelik açıklamalarının gerçek dışı olduğunu belirterek, kendilerinin hükümetin aldığı kararlardan haberdar olmadıklarını” aktardı.

– “Camileri kapatmak sorunları çözmez”

Olgun, “Biz camilerin, ibadethanelerin kapatılmasına karşıyız. Eğer bir sorun varsa bu çeşitli düzenlemeler ile iyileştirme yoluna gidilmelidir. Cami kapatmak sorunu çözmeyecektir.” şeklinde konuştu.

Kapatılan camilerin cemaatlerinin de göz önünde tutulması gerektiğinin altını çizen Olgun, farklı dinlere ait kurum ve kuruluşlarda toplumsal kurallara aykırı, çok ciddi sorunlar yaşanmasına rağmen hiçbir dine ait ibadethanenin kapatılmadığını, suçlu olan şahıslar varsa onların adalete hesap verdiğini anlattı.

– “Camileri kapatma gerekçeleri mesnetsiz”

Avusturya Arap Din Cemaati Sözcüsü Muhammed Al Hotani de merkezlerine bağlı 6 caminin kapatılma kararını basından öğrendiğini belirterek, geçen ay Avusturya Din İşleri Dairesinden, kurumlarının yeni İslam yasasının kimi kurallarını yerine getirmediği ve bazı imamların Avusturya’ya karşı olumlu düşünceleri olmadığı yönünde suçlamaların yer aldığı bir yazı aldıklarını anlattı.

Hotani, suçlamaların tamamen temelsiz olduğunu, merkezlerine yönelik iddiaların basında yer alan haberlerden oluştuğunu ifade etti.

Merkezlerine bağlı 10’un üstünde camide görev yapan imamlarının DEAŞ gibi terör oluşumları karşıtı vaaz verdiklerini dile getiren Hotani, Din İşleri Dairesinden bünyelerindeki imamlarla görüşmeler yapmalarını talep ettiklerini, böylelikle imamların nasıl bir dünya görüşüne sahip olduklarının anlaşılacağını ancak bu taleplerine herhangi bir geri dönüşün olmadığını söyledi.

– “Müslümanlar eşit muamele görmüyor”

Kurumlarına yönelik hukuki sürecin sürdüğünü aktaran Hotani, Başbakan Sebastian Kurz ve beraberindeki Bakanların merkezlerine bağlı 6 caminin kapatılacağı yönündeki açıklamalarının hukuki açıdan sorunlu olduğunun altını çizerek, “Biz mahkemeden henüz yazılı hiçbir belge almadık, merkezimize bağlı 6 caminin kapatılacağını basından öğrendik. Hangi 6 cami olduğuna ilişkin de bize bilgi verilmedi.” diye konuştu.

Hotani, hükümetin Müslümanlara yönelik popülist söylemler ve tamamen mesnetsiz gerekçelerle baskı kurmaya çalıştığını belirterek, “Avusturya’da Müslümanlar diğer dini cemaatlerle eşit muamele görmüyor. Biz ise her cemaat ve vatandaş gibi eşit koşullar altında ve adil bir şekilde yaşamımızı sürdürmek, kurumlarımızı işletmek istiyoruz.” diye konuştu.

Kardinal Schönborn: Medyanın dürüstlüğe ve bağımsızlığa ihtiyacı var

Viyana Başpiskoposluğunun geleneksel yaz resepsiyonunda konuşan Kardinal Schönborn, Avusturya Radyo ve Televizyon Kurumu ORF’in politik ve ekonomik bağımsızlığını koruması ve ana medya aracı olarak kalmaya devam etmesi gerektiğini söyledi.

Avusturya Kardinali Christoph Schönborn’a göre hakikat arayışı, medyanın önemli bir görevi. 6 Haziran 2018 Çarşamba günü medya, iş dünyası ve kültür çevrelerinden 350 temsilcinin bir araya geldiği Viyana Başpiskoposluğunun geleneksel yaz resepsiyonunda konuşan Kardinal Schönborn, “Hakikat içinde yaşamanın”, Tanrı’nın “bolluk içinde yaşamak” vaadinin bir parçası olduğunu ve bu nedenle gazeteciliğin, “sahte haber” olgusunun karşıtı olması gerektiğini söyledi.

Gerçekler saptırılmamalı

Kardinal Schönborn, Papa Francis’in İncil’de anlatılan ilk günahta bahsi geçen “yılanın yalanı” imasına atıfla gerçeklerin küçük de olsa saptırılmasının büyük bir felaketle sonuçlanabileceği konusunda uyardı. Viyanalı Başpiskopos, Papa’dan alıntıladığı sözlerinde; başlangıçta “ümit verici ancak doğru olmayan argümanlarla usulca insanın kalbine yerleşen gizli bir baştan çıkarma” olduğunu belirtti. Dezenformasyonun hiçbir zaman zararsız olmadığını ifade eden Kardinal, İsa’nın da şeytandan “yalanların efendisi” olarak söz etmiş olduğunu hatırlattı.

ORF medya araştırması

Hükümetin 7 Haziran Perşembe günü başlayan iki günlük medya araştırmasına ilişkin olarak Kardinal, meselenin “ülkemizdeki medyanın geleceği ve özellikle de ORF” ile ilgili olduğunu söyledi. Kardinal, herhangi bir yönlendirmeden kaçındı ancak bağımsız devlet yayıncılığının öneminin altını çizdi ve şunları söyledi: “Ülkede, siyasi olarak koşullanmamış bir medya teşvikinin ve politik ve ekonomik olarak bağımsız, kamusal ve yol gösterici bir radyo televizyon yayının olması önemlidir.”

İsa Peygamber, hala Avrupa’ya mı ait?

Viyanalı Başpiskopos, Almanca konuşulan ülkelerdeki Hristiyan değerlerine ilişkin güncel tartışmalara da değindi. Kardinale göre “İsa Peygamber, hala Avrupa’ya mı ait?” sorusu ve İsa Mesih’in hayatlarımızdaki rolü meselesi, “soyut dini değerlere sığınmaktan” daha önemli. Schönborn, İsa’nın “Ve siz, benim kim olduğumu düşünüyorsunuz?” sözüne atıfta bulunarak “Nihayetinde konu, insanların İsa’ya kişisel olarak nasıl yaklaştığı ile ilgili olmalı.” dedi.

Son olarak Kardinal, Katolik Kilisesi’nin varoluş tehdidi altındaki tüm yaşam türlerine yönelik desteğini ivmelendirdiği  “Yaşam Haftası”na değindi. “Yaşam, küçük ve zayıf olduğu yerde görkemlidir.” şeklinde konuşan Schönborn, “önemsiz, çirkin, küle dönmüş ve umutsuz” olarak adlandırılan sosyal vakalara karşı yaklaşımın, bir toplumun insanlığını belirleyici ölçütü olduğunu söyledi.

Kardinal, toplumda çok az takdir gören gruba mensup çıraklara da dikkat çekti ve piskoposluk resepsiyonundan hemen önce gerçekleştirdiği ÖBB eğitim atölyeleri ziyaretine ilişkin deneyimlerini aktardı. Çıraklara bakış açısı kazandırmanın ve “bolluk içinde yaşamayı” mümkün kılmanın önemli olduğuna vurgu yapan Schönborn, Viyana Başpiskoposluğunun mülteciler de dahil olmak üzere iş arayan gençlere rehberler aracılığı ile destek ve refakat sağlayan Katolik hareketi “Hands on” (el uzat) projesinin bugüne kadarki pozitif tecrübelerine de değindi. Schönborn’dan sözü devralan iki akıl hocası Michael Freitag ve Jakob Wieser de iş arayan gençlerle ilgili kendi deneyimlerini paylaştı.

Kaynak: https://www.erzdioezese-wien.at/site/home/nachrichten/article/66156.html

Kneissl ve Çavuşoğlu telefonda görüştü

ANKARA  – Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Avusturya Dışişleri Bakanı Karin Kneissl ile telefonla görüştü.

Diplomatik kaynaklar, Bakan Çavuşoğlu’nun Avusturyalı mevkidaşı Kneissl ile Avusturya’nın 7 camiyi kapatma kararına ilişkin bugün telefonla görüştüğünü bildirdi.

Çavuşoğlu’nun Kneissl’a, Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz’un, Türkiye tarafından Avusturya’ya gönderilen ve Avusturya-Türk İslam Birliğine (ATİB) bağlı görev yapan din görevlilerine oturum izni verilmeyeceği ve Türk toplumuna ait bir cami dahil 7 caminin kapatılacağı yönündeki açıklamasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdiği belirtildi.

Avusturya hükümeti, ülkede biri Türklere ait 7 caminin faaliyetlerinin durdurulmasına ve yurt dışından finanse edilen çok sayıda imamın sınır dışı edilmesine karar vermişti. Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı ATİB’de görevli 2 imamın oturumları iptal edilirken, çok sayıda imama yönelik sınır dışı süreci başlatılmıştı. (AA)

Arnavutluk rotası lafları “yersiz”

Yerel gözlem – Başbakan Kurz’un Arnavutluk rotası hakkındaki ifadelerine ilişkin Tiran’da, uzmanlar arasında ekseriyetle şaşkınlık hüküm sürüyor.

Kurier Gazetesi tarafından aktarılan habere göre Arnavutluk Maliye Bakanı Arben Ahmetaij, yeni göçmen akını konusuna bariz bir şaşkınlıkla tepki verdi. Hafta başında Tiran’da, Avusturyalı gazetecilere konuşan Ahmetaij, “Sıfır” dedi ve ekledi: “Buradaki tek yabancılar; turistler, hükümet ve STK temsilcileri ve 25.000 İtalyan.” Arnavutluk Sosyalist Partili Başbakan Edi Rama daha sonra, partili meslektaşı Bakan Ahmetaij’ın ifadesini açarak, bu yıl 2400 göçmenin Yunanistan’dan Arnavutluk’a geldiğini ve İçişleri Bakanlığı’na göre 1000 Suriyelinin siyasi sığınma başvurusunda bulunduğunu beyan etti.

Kurz, Tiran’a yardım etmek istiyor

Tiran’ın genç ve dinamik Belediye Başkanı Erion Veliaj’ın saptaması ise “Rakamlar, gülünç” şeklinde oldu. 38 yaşındaki Belediye Başkanı Veliaj bunun bir nedenini de, ulaşım altyapısı ve dağlık coğrafyası sebebiyle bir Adriyatik ülkesinin geçiş ülkesi olmaya uygun olmaması olarak açıkladı. Başbakan da “az sayıda” göçmenden söz etse de artışın 2017’ye kıyasla “rahatsız edici” olduğunu söyledi. Viyana merkezli Tuna Bölgesi ve Orta Avrupa Enstitüsü (IDM) tarafından düzenlenen seyahat nedeniyle Arnavutluk’ta bulunan Avusturyalı gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan Rama, çitlerin değil uluslararası işbirliğinin gerekli olduğunu ifade etti.

Kısa adı ÖVP olan Avusturya Halk Partili Başbakan Sebastian Kurz’un Brüksel’de teklif ettiği yardım da tam olarak buydu. Kurz’un “Bizim tarafımızdan polis ve uygun ekipmanla birlikte destek verilmesi hususunda Arnavutluk Hükümeti ile anlaştık.” şeklindeki sözlerini,  kısa adı FPÖ olan Avusturya Özgürlük Partili Başbakan Yardımcısı Heinz-Christian Strache şöyle destekledi: “Mahalli sorumluluğumuz var.”

Arnavutluk rotasıyla ilgili tüm bu tartışmaları “aptalca” bulan Balkanlar konusunda ehil eski ÖVP Lideri Erhard Busek, “Bu, cehaletle karakterize edilir, hiçbir önemi yok, buralarda etrafta dolaşan herhangi bir mülteci görmüyorum, bu tamamen yersiz.” dedi. Sanki Viyana’daki sorumluların haritaya bakarak “mültecilerin nereden gelebileceğini” düşünmüş gibi göründüklerini ifade eden Busek, gerçekte meselenin iç politika motivasyonuna dayandığını belirtti.

 

Türk koca, kardeşi ve babasıyla birlikte karısının aşığını hastanelik etti

Polis, bir operasyon için Yukarı Avusturya’daki Wels Kliniği’ne intikal etti: 32 yaşındaki Türk koca, erkek kardeşi ve babasıyla birlikte, karısının aşığını beyzbol sopası ve çelik bir çubukla vahşice döverek hastanelik etti. 52 yaşındaki aşığın, polis korumasına alınması gerekti.

Yukarı Avusturya’nın Bad Schallerbach kasabasından 32 yaşındaki bir adam, 5 Haziran 2018 günü, saat 19.30’a doğru, 31 yaşındaki karısını kıskançlık kavgası sırasında ölümle tehdit etti. Akabinde kadın, bir ilişkisi olduğunu kocasına itiraf etti. 32 yaşındaki koca, karısını eve kilitledi ve karısının aşığı ile bir buluşma ayarlamak için karısının cep telefonunu kullandı. Karısını gözetim altında tutması için de annesini çağırdı.

Beyzbol sopası ile yaraladılar

32 yaşındaki koca daha sonra, 28 yaşındaki erkek kardeşi ve 58 yaşındaki babası ile birlikte Schlüßlberg olarak kararlaştırılan buluşma noktasına gitti. Grieskirchen’li 52 yaşındaki âşık saat 20.30’a doğru Schlüßlberg’e vardığında, üç adam kendi otomobillerini, kaçmasına engel olmak için 52 yaşındaki adamın arabasının önüne sürdü. Üç zanlı araçlarından indi, 52 yaşındaki adamın arabasının her iki kapısını da açarak beyzbol sopası ve çelik bir çubukla kurbana vurmaya başladı. Birkaç vuruşun ardından 28 yaşındaki zanlı silahını çekti ve kurbana doğrulttu.

Yaralı adam hastaneye kaldırıldı

Hastaneye kaldırılan yaralı adamın kendisini ziyaret etmek isteyen bir akrabası, 6 Haziran 2018 günü Wels Kliniği önünde saldırgan kardeşlerle karşılaştı ve kurban bir kez daha ölümle tehdit edildi. Bu nedenle 52 yaşındaki adam, polis korumasına alındı. Faillerin akrabaları ve tanıdıkları mütemadiyen hastaneye girmeye çalıştı ancak tüm girişimler, görevlilerin olağanüstü işbirliği sayesinde engellendi.

 

 

Avusturya’da 7 cami için kapatma kararı

VİYANA  – Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, “Siyasal İslam’la mücadele kapsamında” ülkede faaliyette bulunan 7 caminin kapatılması ve yurt dışından finanse edilen çok sayıda imamın sınır dışı edilmesi yönünde karar aldıklarını duyurdu.

Başbakan Kurz, aşırı sağcı parti lideri ve Başbakan Yardımcısı Heinz-Christian Strache, Avrupa Birliği (AB) Bakanı Gernot Blümel ve İçişleri Bakanı Herbert Kickl ile düzenlediği basın toplantısında, “Siyasal İslam ile mücadele kapsamında“ alınan kararları açıkladı.

Başbakan Kurz, Kültür Dairesi ve İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülen kimi cami ve derneklere yönelik soruşturmanın sonuçlandığını, bu kapsamda 7 caminin faaliyetlerinin yasaklandığını, aynı zamanda çok sayıda imamın yurt dışından finanse edildikleri gerekçesiyle sınır dışı edileceğini söyledi.

Kültür Dairesinin bağlı olduğu AB Bakanı Blümel ise faaliyetleri sonlandırılma kararı alınan camilerden 6’sının selefi dünya görüşüne sahip Arap Kültür Derneğine ait olduğunu, bu camilerde aşırıcı düşüncelerin yayıldığını ileri sürerek, kapatma kararı aldıklarını kaydetti.

Blümel ayrıca Türklere ait bir caminin Türk milliyetçiliğini yaydığı, caminin ülkede Müslümanları resmen temsil eden Avusturya İslam Cemaatinden izinsiz olarak faaliyet göstermesi nedeniyle kapatıldığını savundu.

İçişleri Bakanı Herber Kickl de 2015’te çıkartılan “İslam Yasası”nın Avusturya’da görev yapan imamların yurt dışından maaş almalarını yasakladığını, yurt dışından imamlara yönelik finansmanın yasa dışı olduğunu, bu durumun göçmen yasasıyla uyuşmadığını belirterek, yurt dışından maaş alan imamların oturum izinlerinin iptal edileceğini, oturum vizesini uzatmak için başvuruda bulunmuş kişilerin başvurularının reddedileceğini söyledi.

Kickl, Avusturya Türk İslam Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Birliği (ATİB) bünyesinde görev yapan yaklaşık 60 imamın yurt dışından finanse edildikleri gerekçesiyle oturum izinlerinin iptal edilmesi için sürecin başlatıldığını aktardı.

Oturum izinlerini uzatma başvurusunda bulunmuş 11 imamın 2’sinin vizelerinin iptal edildiğini belirten Kickl, geri kalan 9 imama ilişkin sürecin sürdüğünü söyledi. (AA)

160.000 €’dan başlayan fiyatlarla müstakil ev hayalinizi gerçekleştirin

Avusturya’da 45.000’den fazla aile bir ELK evinde yaşıyor ve bu yıl yaklaşık 1000 yeni ELK evi daha inşa ediliyor. Her geçen gün daha fazla Türk kökenli aile, bahçeli bir ev sahibi olma hayalini gerçeğe dönüştürüyor. Yeni Vatan Gazetesi, ELK Genel Müdürü Ewald Zadrazil ile konuştu.

Yeni Vatan Gazetesi: Avusturya, bir prefabrik evler ülkesi mi?

Zadrazil: Evet, kesinlikle! Avusturya’da yeni inşa edilmiş her üç müstakil evden biri prefabrik. Örneğin Almanya’da, sadece her beş evden biri prefabrik. ELK ise üçte birden fazla pazar payıyla açık ara lider. Bir ELK prefabrik evinin en büyük avantajı, sabit fiyata -sonradan ek maliyetler oluşmaz- ve aynı zamanda kısa ve sabit inşaat süresine sahip olmasıdır.  ELK, sipariş netleştikten sonraki yedi ay içerisinde evi teslim eder!

Yeni Vatan Gazetesi: Bahçeli ev hayalini kimler gerçeğe dönüştürüyor?

Zadrazil: Bir tarafta, çocuk sahibi olmak ve yeşillikler içinde aileleri ve arkadaşlarıyla hoş vakit geçirmek ve birlikte barbekü yapmak isteyen genç aileler var. Burada ikinci ve üçüncü kuşaktan giderek daha fazla Türk ailenin de ev satın aldığını görüyoruz. Öte yanda, çocukları yuvadan uçmuş ve artık emeklilik öncesi yeni bir eve geçmek isteyenler var.

Yeni Vatan Gazetesi: Ev sahibi olma hayalini gerçekleştirmenin fiyatı ne kadardan başlıyor?

Zadrazil: Müşterilerle yapılan görüşmelerde genellikle bir konu öne çıkıyor: Arsalar giderek azalıyor ve dolayısıyla mevcut parseller için fiyatlar yükseliyor. Bu nedenle birçok genç aile, genellikle küçük ya da üzerinde yapılanmanın zor olduğu arsaları karşılayabiliyor. Bu yüzden biz de bu gelişmeye yönelik bir girişimde bulunduk. Mart ayı sonu itibarıyla başlattığımız kampanya ile Pure Living modelini anahtar teslim olarak kısa bir süre için 159.900 €’dan başlayan sabit fiyatlarla sunuyoruz! Şu anki düşük kredi faizleri karşısında birçok genç aile, konut kredisi taksitleri ile kira bedellerini kıyaslamaya başlıyor. Sonuçta, ekseriyetle ev sahibi olmak daha ucuza geliyor.

Yeni Vatan Gazetesi: Kampanyalı ELK evinin büyüklüğü nedir?

Zadrazil: Kampanyalı ELK evi, farklı gelişim aşamalarında – kendin yap aşamasından anahtar teslime kadar- ve üç farklı boyutta sunulmaktadır: 96 m2 (iki yatak odalı, Amerikan mutfaklı salon ve giysi odası), 116 m2 (üç yatak odalı) ya da 133 m2 (dört yatak odalı). ELK Pure Living, ilk başta küçük görünen ama yakından incelendiğinde ustaca düzenlenmiş odaları ile küçük bir temelde büyük bir yaşam alanı sunuyor: Yarım döner merdiven ve sürgülü kapılar ek alanlar yaratıyor. Tüm kampanyalı evler, geniş aileler için dublex olarak da tercih edilebilir. Ayrıca ELK BAU ile, ELK evleri ile birlikte arsa de sunuyoruz.

ELK, prefabrik ev pazarında lider

Bugün Avusturya’da 45.000’den fazla aile bir ELK evinde yaşıyor. 2017 yılında 900’den fazla aile ELK evinde karar kıldı. Bu, ELK’in (yaklaşık 1200 çalışan) yerli prefabrik ev pazarının açık ara lideri olduğu anlamına geliyor. Yüksek kalite, uygun fiyatlar, geniş bir yelpazede sunulan farklı evler, modellerde ve teknolojideki yenilikler, bu başarının temelini oluşturuyor. Bugün ELK, yaklaşık 7 aylık teslimat süresi ile -siparişten montaja kadar-  sektörde yeni standartlar ortaya koyuyor.

Üretim süreçlerini ve teslimat sürelerini daha iyi hale getirmek için ELK, yalnızca Schrems (Waldviertel) ve Plana (Cz) üretim tesisleri için beş milyon Euro olmak üzere 2020 yılına kadar yaklaşık 15 milyon Euro yatırım yapıyor. Ayrıca bu yıl, Blauen Lagune’ye ek olarak Graz’da da yeni bir model ev merkezi açıldı.

 

 

Viyana’da Kurz-Putin Görüşmesi

VİYANA – Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupa’da yaşanan sığınmacı sorununa ilişkin “Avrupa, Suriye ve komşu ülkelerden sığınmacı akınının azalmasını istiyorsa, insanların evlerine geri dönmeleri ve kendi ülkelerinde normal bir yaşam sürmelerini sağlamak için çaba sarf etmesi gerekiyor.” dedi.

Putin, resmi temaslarda bulunmak üzere geldiği Avusturya’nın başkenti Viyana’da, Başbakan Sebastian Kurz bir araya geldi. Basına kapalı gerçekleştirilen iki görüşmenin ardından, iki ülke bakanlıkları arasında çeşitli konularda anlaşmalar imzalandı.

İmza töreninin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Putin, Avusturya’nın misafirperverliğine teşekkür ederek, bu yıl iki defa bir araya geldiği Başbakan Kurz ile yaptıkları görüşmenin çok yapıcı ve olumlu atmosferde geçtiğini söyledi.

Yaklaşık 50 yıl önce başlayan gaz ticaretinin iki ülkeyi birleştiren önemli bir unsur olduğuna işaret eden Putin, “Sanırım şöyle dersek mübalağa etmiş olmayız. Rusya ve Avusturya bütün Avrupa için güvenli enerjinin sağlanması için çaba sarf ediyor.” diye konuştu.

Putin, ticari ilişiler ve ileriye dönük planlanan yatırımların yanısıra uluslararası konularında gündeme geldiğini belirterek, Doğu Ukrayna sorununa ilişkin Rusya’nın tutumunu Başbakan Kurz’a anlattığını, bu bölgede barışın sağlanabilmesi için tarafların Minsk anlaşmasının gereklerini yerine getirmesi gerektiğini hatırlattı.

Suriye’de yaşanan iç savaşı da ele aldıklarını anlatan Putin, Avusturya’nın Suriyeli sığınmacılara yönelik yaptığı yardımların önemine işaret ederek, “Avrupa, Suriye ve komşu ülkelerden sığınmacı akınının azalmasını istiyorsa, insanların evlerine geri dönmeleri ve kendi ülkelerinde normal bir yaşam sürmelerini sağlamak için çaba sarf etmesi gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

– İki ülke ticari kapasitesi 50 milyar avronun üzerinde

Başbakan Sebastian Kurz da iki ülke arasındaki köklü ilişkilerin olumlu çizgide sürdüğünü belirterek, son yıllarda yaşanan gerginliklere rağmen ikili ilişkilerin ciddi anlamda olumsuz yönde etkilenmediğini ifade etti.

Avusturya ve Rusya arasındaki ticari kapasitenin 50 milyar avronun üzerine çıktığını kaydeden Kurz, ülkesinin Rusya’ya yaptığı direkt yatırımın 7 milyar avro seviyesinde olduğunun altını çizdi.

Kurz, iki ülke bakanlıkları arasında tarım ve turizm gibi alanlarda anlaşmalar imzalandığını, Rusya ve Avusturya arasındaki gaz ticaretinin 50’inci yıl dönümünde bu alandaki iş birliğinin derinleştirilmesi için de anlaşmalar yapıldığını söyledi.

İkili ilişkilerin dışında uluslararası konularında ele alındığını söyleyen Kurz, “Rusya gibi güçlü bir ülkenin çatışmaların yaşandığı Suriye ve Doğu Ukrayna gibi bölgelerde yalnız önemli bir rol oynamıyor, aynı zamanda Rusya, bu bölgelere karşı sorumlulukları var. Rusya’nın çatışmaların yaşandığı bölgelerdeki insanların yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve barışın sağlanması için çaba sarf edeceğini umuyoruz.” görüşünü paylaştı.

Kurz, AB ve Rusya arasında kurulacak yoğun diyalogla ilişkilerin daha iyi bir seviyeye taşınacağına dikkati çekerek, özellikle Doğu Ukrayna’da olumlu gelişmeler kaydetmeyi umut ettiklerini, böylelikle Minsk anlaşmasının şartları yerine geleceğini, doğal olarak Rusya’ya yönelik yaptırımların da kalkacağını kaydetti. (AA)

Belçika otobanında misket oynayan Türkler rezil etti

Belçika’da arkadaşlarının düğünü için arabalarıyla konvoy yapan 18 Türk, Avrupa’nın en işlek otobanı E17’de, trafiği kitledikleri, emniyet şeridini kapattıkları, yolda durarak dans ettikleri, araçların camlarından sarktıkları ve araçlarıyla yolda daireler çizdikleri iddiasıyla davalık oldu. Dendermonde’da, 24 Mayıs’ta görülen davada savcılık, davalıların 5 yıl trafikten men edilmesini, trafiği kapatan 6 araca el konulmasını ve kişi başı 2 bin Euro ceza verilmesini talep etti. Mahkemede bir davalının, “Bu bizde bir düğün geleneğidir” sözlerine karşı Yargıç Peter D’Hondt, “Bunu evinizde yapabilirsiniz. Yolu tıkarken hastaneye yetişmeye çalışan birinin vaktini çalmış olabileceğinizi düşündünüz mü? E17, Avrupa’nın en kalabalık otobanlardan biri. Sizin dans edebileceğiniz bir yer değil. Aynı zamanda, diğer sürücülerin sinirlenmesine yol açıyorsunuz ve davranışınız agresifliğe ve sonucunda ırkçılığın artmasına yol açıyor” yanıtını verdi.

‘YİNE OLSA OYNARIZ’

Konvoy mağdurlarından damadın arkadaşı A.D. (23) ise Habertürk’e konuştu: “Akşam gelini almak için 30 araba yola çıktık, 18 araba durduruldu. Konvoy yaptık, deli dolu hareketler yaptık inkâr etmiyoruz. Otobanda arabaları durdurduk, damadı havaya attık, misket oynadık, halay çektik. Trafik durmuşken 2-3 polis arabası geldi. Kimliklere bakıp, ‘Bir şey olmayacak’ deyip yolladılar ama mahkemelik olduk. Türk her yerde Türk’tür, sıkıntı yok. Cezadan korkacak değiliz. ‘50 bin Euro ceza yersiniz’ diye korkutmuşlar, damat da hepimizin ismini vermiş. 18 kişiden istenen toplam 40 bin Euro’yu geçmiş. Bazılarından kişi başı 4 bin Euro’ya yakın istiyorlar. Pişman değilim, bir daha düğün olsa, bayrakları asar yine drift yaparız, yine oynarız.”

DAMAT HASAN A.: ‘GELİNİ 2 SAAT GEÇ ALDIK’

Hakkında dava açılan damat Hasan A. ise, 11 Şubat 2017’de yaşanan olayı şöyle anlattı: “Konvoyla yola çıktık. Kız evi 50 kilometre uzaktaydı. Konvoydan 2-3 kişi trafikte ters hareket yaptığı için otobanda trafik durdu. Halay çekildi, misket oynandı. Gelenek de olsa buranın kurallarına uymamız gerekirdi. Yolda Belçikalılar bizi kameraya almış. Polisler geldi. Gelini almaya 2 saat geç gidebildik. Düğünden 3 hafta sonra eve mektup geldi. Bu yıl nisan ayında da 250 Euro para cezası istendi. Mahkemede, görüntüleri izlettiler. İki araç kesin suçlu görülüyor. Hâkim, ‘Sizin bu davranışınız ırkçılığa davetiye çıkarıyor, ırkçıları çoğaltıyorsunuz’ dedi. Düğünüm mahvoldu. Bunu yapanlar yanlış yaptı. Hatalarını sonradan kabul ettiler ama neye yarar. Babam, abim, arkadaşlarım arasında suçsuz olanlar da mağdur duruma düştü. Parayı suçlu olanlar ödesin.”

Deutsch-Österreichisches Verhältnis: Wie Weiter?

Vom 7.-9. Juni findet zum fünften Mal das Diskussionsformat Medien.Mittelpunkt.Ausseerland statt. Thema ist das neue Verhältnis zwischen Österreich und Deutschland.

Ausseerland. Die Veranstaltung bietet in unterschiedlichen Konstellationen Raum für Diskussion auf der Schnittstelle zwischen Politik, Wirtschaft, Medien und Kultur. Im Zuge des Regierungswechsels in Österreich und der Bildung einer neuen großen Koalition in Deutschland stellen die Veranstalter hochaktuelle Fragen bezüglich der weiteren Zusammenarbeit dieser historisch und wirtschaftlich eng verbundenen Länder: „Fährt das Tandem noch in eine Richtung?“ „Wie sehen die Zukunftsmodelle beider Länder aus?“ Bundeskanzler Kurz und Bundeskanzlerin Merkel könnten unterschiedlicher nicht sein. Genau aus diesem Grund ist das Gespräch über zukünftige Zusammenarbeit und Reibungspunkte sowohl im Wirtschaftlichen als auch im Politischen, Medialen und Kulturellen, wie es Ende dieser Woche im Ausseerland geführt wird, von großer Wichtigkeit.

Das Verhältnis zwischen Österreich und Deutschland ist vielschichtig. Diese Vielschichtigkeit spiegelt sich beim Medien.Mittelpunkt.Ausseerland in einer Vielfalt an Gästen wieder. Inhaltlich wird Medien. Mittelpunkt. Ausseerland vom Verband der Auslandspresse Wien, dem Presseclub Concordia, Heidi Glück – Presse & Support sowie ProMedia Kommunikation gestaltet. In vier Diskussionsrunden werden Aspekte deutsch-österreichischer Beziehungen erläutert.

Am Abend des 7. Juni wird konkret die Frage nach dem neuen Verhältnis der beiden Länder gestellt. Auf dem Podium sitzen Univ. Prof. Dr. Martin Kocher, wissenschaftlicher Direktor des Instituts für Höhere Studien in Wien, Dr. Jürgen Michels von der Bayrischen Landesbank, Dr. Thomas Birtel, CEO von Strabag, Rechtsanwältin Huberta Gheneff sowie Ökonom und Berater der österreichischen und deutschen Bundesregierung Bert Rürup. Moderiert wird die Veranstaltung von Hans-Peter Siebenhaar vom Handelsblatt. Am 8. Juni wird zunächst die Frage nach der Zusammenarbeit in Europa gestellt. Diskutiert wird sie von den österreichischen Europaabgeordneten Lukas Mandl (ÖVP), Dr. Angelika Mlinar (Neos) und Michel Reimon (Grüne). Darauf folgt eine Debatte unter Medienvertretern und Wissenschaftlern über die Chancen und Risiken der Medienbranche im digitalen Zeitalter.

Darüber hinaus wird zum Abschluss des Medien.Mittelpunkt.Ausseerland am Morgen des 9. Juni über die bleibenden Effekte der Medienenquete der Bundesregierung debattiert. Eröffnet wird die Tagung im Ausseerland am 7. Juni um 18 Uhr vom designierten WKO-Präsidenten Mag. Dr. Harald Mahrer. Die unterschiedlichen Standpunkte der Gäste versprechen vielfältige Perspektiven und fruchtbare Auseinandersetzungen.

Der Tourismusverband Ausseerland Salzkammergut bietet, wie schon in den vergangenen Jahren, den malerischen Rahmen für die Begegnung. Anmeldung findet unter promedia.ziller@pressezone.at statt, und die Teilnahme an allen Programmpunkten inklusive zwei Übernachtungen kostet 250 Euro.

Avusturya’dan AB’ye Tasarruf Çağrısı

VİYANA  – Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Avrupa Birliği’nin (AB) yönetim kadrolarında tasarrufa gidilmesi önerisinde bulunarak, “Komiserlerin sayısının dönüşüm prensibi ile 28’den 18’e düşürülmesi AB Komisyonunu yalnız tasarruflu kılmaz aynı zamanda komisyonun daha konsantre ve etkili olmasını sağlar.” dedi.

Alman Die Welt gazetesine konuşan Kurz, Avrupa’da tasarruf yapılacaksa Brüksel’in bu noktada öncü rolü üstlenmesinin önemine işaret etti.

AB idari bürokrasisinin, vergilerden elde edilen gelirlere karşı daha tasarruflu ve dikkatli olması, AB’nin idari giderlerinin kısılması gerektiğini belirten Kurz, “Komiserlerin sayısının dönüşüm prensibi ile 28’den 18’e düşürülmesi, AB Komisyonunu yalnız tasarruflu kılmaz, aynı zamanda komisyonun daha konsantre ve etkili olmasını sağlar.” ifadelerini kullandı.

Kurz, Avrupa Parlamentosunun (AP) Strazburg ve Brüksel’de faaliyet göstermesine de tepki göstererek, “Aynı faaliyetleri yürüten AP’nin iki farklı yerde olması mantıksız. Bence AP ileriye dönük yalnız bir yerde çalışmalarını sürdürmeli.” değerlendirmesinde bulundu. (AA)

Ezber bozan bir isim: Alexander Hakan Karakaş

VİYANAAvusturyalı bir anne ve Türk bir babanın oğlu olarak Alexander Hakan Karakaş İstanbul’da dünyaya geldi. Annesi İstanbul’da babasını tanıdı. Evlendiler. Alexander üç yaşına kadar İstanbul’da yaşadı.  Annesi ve babası ayrıldılar.  Alexander annesi ile Viyana’da çok zor şartlar ve ekonomik zorluklar ile büyüdü. Yaşıtları kayak başta olmak üzere tatile giderken o hep çalışmak zorunda kaldı. Okudu. Adam olmak istiyordu. Büyük bir adam. Okurken hobi olarak sihirbazlık sanatına ilgi duydu. Okuluna gitti. Bundan sonra okurken harçlığını oteller başta olmak her yerde sihirbazlık yaparak kazandı. Annesi onu işe giderken bir üç çocuklu Türk ailesinin yanına Türkçe öğrensin diye verdi. Türk ailesinin maddi durumu iyi değildi. Bir oda mutfak içinde anne, baba ve üç çocukla hatırladığı öğle yemeklerinde “semmel (beyaz küçük sandiviç) “arasına ketçap” sürerek karınlarını doyurdular. Evin babası bir kulağıyla  Türk radyosu haberleri dinlerken ezan sesini geldiğine herkesin sustuğunu hatırlıyor Alexander.  Bu günlerden biraz Türkçesi var ama babası ile hemen hemen hiç görüşmemiş. Bir kere 12 yaşında iken babası onu Amerika’da açtığı çicekçi dükkanına iki haftalığına o kadar yıldan sonra 12 yaşında iken birden “Oğlumu görmek istiyorum ben” diye çağırmış.  Babası kendisine çocukluğundan itibaren hiç bir maddi yardımda bulunmamış ama  Avusturyalı annesi müsade etmiş. Babası  Amerika’da çiçekçi dükkanında para biriktiyormuş  o zamanlar ve o yüzden dükkanın arkasında yatmışlar. Babası ile Alexander’ın arası hep babasının inişli çıkışlı yaşamı bir tuhaf kalmış. Kızmıyor  ama samimice üzüntü duyarak anlatıyor bunları Alexander.  Alexander ben hem Türk hem Avusturyalı hissettim kendimi diyor ama ben hristiyan kilisesine giderek katolik oldum diyor. Alexander Hakan Karakaş modern inançlı katolik bir insan.  Daha sonra mı neler yaptı. Çok şeyler. Ama kısa keselim ve hemen lise ve üniversiteden sonra kendini nereye doğru yönlendirdi diye soralım.

Kişisel yaşam yolculuğu kendisini girişimci bir entegrasyon uzmanı olmaya yönlendirdi. Eylemleri ve fikirleriyle egemen görüşleri değiştiren, yanlış ideolojileri sarsan bu isim; Dr. Alexander Hakan Karakaş…

Gazetemiz Yeni Vatan’a konuşan Karakaş, kendisi ve çalışmaları hakkında bilgi verirken, Türk toplumuna da önerilerde bulundu.

Toplumu yakından ilgilendiren birçok çalışmaya imza atan Karakaş, problemleri dile getiriyor ve çözüm olarak kendi fikirlerini ortaya koyuyor. Ezber bozan çalışmalarıyla dikkatleri üzerine çeken Karakaş, birçok Avrupa ülkesinden de davetler alıyor.

Avusturyalı bir anne ve Türk bir babanın oğlu olarak İstanbul’da doğan Karakaş, Viyana’nın 2. bölgesinde Mexikoplatz çevresinde büyüdü. Çok kültürlü baba ocağı, kültürlerarası diyalog ve entegrasyona karşı Karakaş’ta büyük bir ilgi uyandırdı.

Alexander Hakan Karakaş, “Özellikle Eğitim Bakımından Türk Kökenli Göçmenlerin Entegrasyonu Önündeki Engeller ve Çözüm Önerileri” isimli doktora çalışmasıyla Viyana Üniversitesi’nden doktor unvanı aldı. (http://othes.univie.ac.at/3772/1/2008-10-22_0002312.pdf)

Seri girişimci, Start-Up kurucusu ve ezber bozan entegrasyon uzmanı kişiliğine sahip Karakaş, Not in god’s name (Tanrı adına değil) ve TRIALOG-Respect Now (TRIALOG-Saygı, şimdi) gibi dikkat çeken çalışmalara imza attı.

Tanrı adına değil – radikalizme karşı “savaşmak”

Mizah dergisi Charlie Hebdo’ya karşı düzenlenen terör saldırısından tam iki gün sonra Karakaş, Müslüman gençlerin radikalleşmeye yönelimini önlemek için şu anda Avrupa çapında talep gören “Not in god’s name” (Tanrı adına değil) yaklaşımının temelini attı. Dövüş sporlarıyla uğraşan ve “Avusturya camiasında en yüksek klasmanlara kadar yükselmiş” olan Müslüman rol modellerine yönelik yaklaşımının çalıştığı kanıtlanmış durumda.

Okul ziyaretleri ve ortak spor etkinlikleri Dövüş sporları değil, yalnızca dayanıklılık ve eşli alıştırmalar) aracılığı ile doğru rol modeller ortaya konuluyor – yanlış örneklerden önce. Bu proje ile Alexander Karakaş, yılın Avusturyalısı seçilerek “Austria16” ödülünün de sahibi oldu.

Proje, başta Başbakan Sebastian Kurz, eski Spor ve Savunma Bakanı Hans-Peter Doskozil, o zamanki Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı Ulrike Lunacek ve Avrupa Parlamentosu Üyesi Josef Weidenholzer olmak üzere, çok sayıda kişi ve kurum tarafından desteklendi. Bu büyük başarısından ötürü proje, ABD Büyükelçiliği tarafından Facebook ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı’nın anti-radikalizm projesi için önerildi.

STK – TRIALOG – Saygı! Şimdi

Alexander Karakaş, 2008 yılında Michael Galibov ile birlikte “TRIALOG-Respect Now” (TRIALOG-Saygı, şimdi) adıyla bir sivil toplum örgütü kurdu. Dernek; Yahudi, Müslüman ve Hristiyan gençler arasındaki kültürlerarası diyalogda başı çekiyor. Diğer bir yandan “TRIALOG-Respect Now”; Yahudi, Müslüman ve Hristiyan gençler arasındaki kültürlerarası diyalog alanında Avusturya’nın en büyük futbol projesi.

Dernek takımı, yılda bir kez Genarali Arena’da Wiener Austria takımı ile karşı karşıya geliyor. Önyargıları yıkmak için karşılaşmalar düzenleniyor ve FK Austria, Borussia Dortmund ve Avusturya Futbol Federasyonu (ÖFB) ile işbirliği yapılıyor.

2017 sonbaharında Alexander Karakaş, bir başka hayalini daha gerçekleştirdi: Doğup büyüdüğü şehir olan Viyana’da ilk “Kültürlerarası Diyaloğun En Uzun Gecesi” (Die lange Nacht des interkulturellen Dialogs) etkinliğini düzenledi. Bu etkinlik insanlara, kültürlerarası karşılaşmalar üzerine herkesin faydalanabileceği seviyede diyaloglar oluşturma ve kültürlerarası üzerine odaklanma imkânı sundu.

Hikâye bitmedi devam ediyor

Ezber bozan ve vizyon sahibi biri olan Karakaş, StartUp girişimi Feelsafe.at ile InsurTech (sigorta teknolojileri) alanındaki ilklerden biriydi. Girişiminin bir UNIQA ajansına satışını takiben Karakaş, ICONZ İletişim Ajansı ile Etiyopya Havayolları, “Der Mann” Fırıncılık, Horvath’s Spezereyen Kontor gibi tanınmış yerli-yabancı müşterilere yönelik iletişim alanında projeler ortaya koyuyor.

Oldukça dikkat çekici örnek çalışmalara imza atan Karakaş, Avusturya’daki Türk toplumunu oluşturan kesimlere de tavsiyelerde bulundu.

Türk gençlerine Karakaş ne  tavsiye ediyor?

Kendinize yüksek hedefler belirleyin! Hedefler olmadığında hayaller, rüyadan başka bir şey değildir. Ne zaman, ne olmak istediğiniz sizin ellerinizde. Başarısızlıklar karşısında suçu başkalarında aramayın, her sabah başarınıza odaklanın, çoğu insan hala uyurken siz kalkın. Güneş parladığında, her şey yolunda gittiğinde kazanmak kolaydır. Gerçek kazanan ise durum umutsuz görünse dahi her şeyini ortaya koyandır. Pek çok kimse bunu yapamaz ama kazanan zihniyeti ayırt eden şey de budur. Eğer zafere giden yoldaysanız ve başardıysanız, işte o zaman, bir maçta 3:0 gerideymişsiniz gibi tüm gücünüzü ortaya koyun, başarılarınıza güvenerek rehavete kapılmayın.

Ebeveynlere tavsiye

Entegrasyon, asimilasyon demek değildir. Çocuklarınız, Türkiye’yi anavatanları, Avusturya’yı ise yuvaları olarak görebilirler. Almanca, başarılı entegrasyon için ilk ve en önemli adımdır.

Türk girişimcilere tavsiye

Etnik köşenizden çıkmalısınız. Sadece başka kimsenin yapmadığını yaptığınızda başarılı olursunuz, 100. kuaför ya da kebap dükkânı ile değil. Projenizi yenilikçi bir şekilde tesis edin. Eğer bu doğrultuda ilerlerseniz -döner dondurma/çikolata döner gibi- bu başka ve yeni bir şey olur. Ama en iyisi; dijital dünyayı yakalayın, bir StartUp kurun. Türk olmayan şirketlerle işbirliği yapın, ofisleriniz için “klasik göçmen bölgeleri dışında” yer arayın.

Alman Focus dergisinden ÖVP – FPÖ hükümetine sert eleştiri

Alman Focus Dergisi, “Almanya için ihtar – Avusturya, sağcı politikadan korkmamız gerektiğini kanıtladı” başlığıyla yayınladığı haber ile ÖVP-FPÖ hükümetine yönelik sert eleştirilerde bulundu.

Almanya’nın önde gelen politika dergilerinden biri olan Focus’un, kısa adı ÖVP olan muhafazakâr Avusturya Halk Partisi ve kısa adı FPÖ olan aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi’nden oluşan koalisyon hükümetine yönelik sert eleştirileri ile dikkat çeken “Almanya için ihtar – Avusturya, sağcı politikadan korkmamız gerektiğini kanıtladı” başlıklı haberinin Türkçe tercümesi şöyle:

Almanya için ihtar – Avusturya, sağcı politikadan korkmamız gerektiğini kanıtladı

Avusturya’da burjuva-muhafazakâr bir parti olan ÖVP ile sağcı popülist bir parti olan FPÖ’nün bir araya gelmesi, yurt dışında büyük bir kuşkuyla karşılandı. Bu, Aralık ayındaydı. Altı ay sonra kuşkuların haklı olduğu ve sağ popülist bir koalisyon ortağının ne tür zararlar verebileceği ortaya çıktı. Avusturya’da olanlar, Almanya için de bir ihtar.

Avusturya, Avrupa Birliği’nin bir zamanlar Viyana tarafından da desteklenen temel değerlerinden ve kurallarından büyük bir hızla uzaklaşıyor. Merkez sağ hükümetinin ana projesi, yabancılar için hayatı olabildiğince zorlaştırmak gibi görünüyor. Alınan bir dizi tedbir bunu gösteriyor.

Bulgaristan ve Romanya için çocuk parası ödemeleri azaltılırken İsviçre için artırıldı

Hükümet Ocak ayı başında, yurt dışında yaşayan çocuklar için aile ödeneklerini (Familienbeihilfe) kısma kararı aldı. Bu özellikle, Avusturya’da çalışan fakat aileleri eski vatanlarında yaşamaya devam eden doğu Avrupalılar için geçerli. 2019 yılının başlamasıyla birlikte bu kategorideki aileler, anavatanlarının fiyat seviyesine ayarlanmış tutarda çocuk parası (Kindergeld)  alacaklar.

Tuhaf: Bu kesintilerden özellikle Macaristan, Romanya ve Bulgaristan’dan gelen işçiler etkilenecek, refah içindeki İsviçre ya da Belçika’da yaşayan çocuklar için ise daha fazla ödeme yapılacak. AB Komisyonu, söz konusu düzenlemenin AB hukukuyla uygunluğunu incelemek istediğini zaten açıkladı. Brüksel’e göre çalışanlar, uyrukları nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakılamazlar.

Almanca yoksa asgari geçim yardımı da kısılıyor

Bir sonraki darbe ise Pazartesi günü geldi: Viyana, asgari geçim yardımının (Mindestsicherung) bir kısmını, gelecekte bazı şartlara bağlamaya karar verdi. Bu daha çok yabancıları etkiliyor. Örneğin; ileri düzeyde Almanca dilbilgisini kanıtlayamayan yabancılar için asgari geçim yardımı, 300 Euro kadar azaltılacak. Hukuk uzmanları için bu da oldukça uygunsuz. AB hukukuna göre sığınmacılar da, vatandaşlarla aynı sosyal yardımı alma hakkına sahipler.

Avusturya, sığınma haklarını katılaştırıyor: Mültecilere verilen ödenekler 840 Euro’ya kadar kısılıyor

Sığınmacıların Almanca öğrenmesi gerektiği düşüncesi, entegrasyon gerekçesi ile anlaşılabilir bir durum. Fakat başka türlü bir tedbir, bu düşüncenin Avusturya hükümeti için belirleyici bir faktör olmadığını aksine bunun daha ziyade sembolik sağcı politika ile ilgili olduğunu gösterir.

Dil kursu kontenjanları da düşürülüyor

Caritas Başkanı Michael Landau’nun da eleştirdiği üzere, Avusturya dil kurslarında kontenjanlar düşürülüyor. Alman Gazetesi “Tagesspiegel”in hesapları, geçen yıl sığınma başvurusu kabul edilmiş olan 22.000 sığınmacı için dil kurslarında yalnızca 7000 kişilik kontenjan olduğunu gösteriyor. Bir problem daha var: Viyana İşçi Odası Sözcüsü’nün Avusturya Gazetesi “Kurier”e söylediği gibi, “Talep edilen B1 seviyesine ulaşılması için ideal olarak belirlenen süre 45 hafta, yani bir yıldan az.”

Aslında bir yıl da son derece iddialı: İlk yabancı dillerinde -ki bu genellikle İngilizce- B1 seviyesine ulaşabilmeleri için Avusturyalı öğrencilere, beş ila sekiz yıl arasında bir süre tanınıyor. Almanca kursları için hâlihazırda zaten uzun olan bekleme süreleri de cabası.

Avusturya, AB’nin temellerini de sarsıyor

Sağ muhafazakâr hükümetin potasında, yalnızca yabancılar değil AB de bulunuyor. Başbakan Yardımcısı Heinz-Christian Strache, kişilerin serbest dolaşımının modasının geçmiş olduğunu açıkladı.  FPÖ lideri, AB vatandaşlarının seçtikleri bir üye ülkede yaşama ve çalışma haklarının olmasını modası geçmiş olarak görüyor. Bu suretle Strache, AB’nin köşe taşlarından birini yerinden kaldırmak istiyor.

Avusturya, “aşırı durumlara” hazırlanıyor. “Yeni Balkan rotası” ile neyin peşinde?

Bu liste uzayıp gider. Varış sayılarının düşüklüğü endişe verici olan mülteci beyanlarından (“Yeni Balkan rotası”, “Aşırı durumlar için hazırlanıyoruz.”), Avrupa Sınır ve Sahil Koruma Ajansı Frontex’in “römorkör organizasyon” (Strache) olarak tahkir edilmesine, uzun zamandan beridir talep edilen AB’deki mültecilerin yeniden dağılımına yönelik payların reddine ve İçişleri Bakanlığı’nın kararları karşısında şikâyette bulunmak isteyen mültecilerin hukuk danışmanlığını yine aynı bakanlığın bir biriminin üstleneceği gerçeğine kadar.

Sosyal hasarları olan bir kısır döngü – Almanya için bir ihtar

FPÖ, bu koalisyonda ideolojik yönünü ortaya koyuyor. Başbakan Kurz, buna karşı durmak bir yana daha sert atılımlarla kendi kurallarını koymaya çalışıyor. Bu da yine FPÖ’nün yüksek performansla çalışmasını sağlıyor. Bir kısır döngü.

Sosyal hasarlar, daha şimdiden oluşmuş olmalı. Siyasi aktörlerin gittikçe daha fazla sağa yönelmesiyle Avusturya, hükümetle birlikte sağa doğru hareket edenler ve bu gidişatı korkuyla izleyenler, hükümete ve devlete olan inancını yavaş yavaş kaybedenler olarak bölünüyor. Yeni düzenlemelerden etkilenenler konusunda da tamamen sessizlik söz konusu.

Eylül ayından beri sağcı popülist bir partinin de içinde yer aldığı parlamentosuyla Almanya, Avusturya’daki gelişmeleri yakından takip etmeli ve kuşkuyla izlemeli. Avusturya her zaman, sağcı popülizm için öncü bir ülke olmuştur. FPÖ, uzun zamandan beridir güçlü ve sağcı popülistler şimdi üçüncü kez yönetimde. Güncel gelişmeler, bunun Almanya için söz konusu dahi olmaması gerektiğini gösteriyor.

 

Şaka değil gerçek: FPÖ’den “göçmen köpek” açılımı

VİYANA –  Aşırı sağcı FPÖ partisinin Aşağı Avusturya Parlamentosu Milletvekili Gottfried Waldhäusl’un yaptığı ‘göçmen köpekler yerli köpeklerin yerini çalıyor’ ifadeleri alay konusu oldu.

Aşağı Avusturya Eyalet Meclisi üyesi olan Waldhäusl, bu düşüncesini kuzeydoğudaki Melk kentinde düzenlenen bir kampanya esnasında meslektaşı Peter Huber ile güvenlik politikalarını tartıştığı esnada duyurdu.

‘ÜLKEYİ HAYVAN GÖÇMENLERDEN KORUMA’ İDDİASI

Waldhausl, FPÖ’nün ‘hayvan refahını’ çok ciddiye aldığını iddia etti ve partisinin güvenlik ve göçmen politikalarının yalnızca ülkeyi insan göçmenlerden değil, aynı zamanda “göçmen” hayvanlardan da korumayı kapsadığını söyledi. Waldhäusl, “Göç geçmişi olan hayvanlar, şehirlerimizdeki hayvanların yerini alıyorlar” ifadelerini kullandı.

ALAY KONUSU OLDU

FPÖ’nün hayvanlara da değer verdiğini göstermek isterken konuyu oldukça yanlış bir noktadan ele alan Waldhäusl, sosyal medyada alay konusu oldu.

“KÖPEK ROTASI”

Bir Twitter kullanıcısı Waldhäusl’ın bu çıkışını şu sözlerle hicvetti: “FPÖ nihayet ana yetkinlik alanını bulduğu için mutluyum: Tehlikeli köpek rotasını kapatmak“.

Başka bir Twitter kullanıcısı ise Aşağı Avusturya‘da iltica başvurusu reddedilen mülteciler için Waldhäusl’ın önerisi olan toplama merkezlerini ima ederek: “Belki de köpek kabul merkezlerine ihtiyacımız var“ ifadeleri ile Waldhausl’un açıklamalarıyla dalga geçti.

Avusturya Özgürlük Partisi, son dönemde göçlerin sınırlandırılması ve Avrupa’ya göç yollarının kapatılması yönünde yürüttüğü kampanyalarla tanınıyor.

İşte o paylaşım:

 

Viyana’da sığınmacılara destek

VİYANA  – Avusturya’nın başkenti Viyana’da düzenlenen açık hava iftarında, iltica başvuruları reddedilen sığınmacıların iç savaşın sürdüğü Afganistan’a iade edilmesine tepki gösterildi.

Sığınmacı yanlısı, ırkçılık karşıtı 12 sivil toplum kuruluşu tarafından oluşturulan “Güvende Ol” inisiyatifince düzenlenen iftar programına çok sayıda Avusturyalı katıldı.

Avusturya İltica Koordinasyon Merkezi Sözcüsü Herbert Langthaler, iftar öncesi yaptığı konuşmada, 2017’de Avusturya mahkemelerinin Afganistan’da güvende yaşanabilecek bölgelerin olduğunu ileri sürerek, bu ülkeden gele sığınmacının ülkelerine geri dönebilecekleri yönünde karar aldığını, bu tarihten itibaren Avusturya’dan çok sayıda Afganın sınır dışı edildiğini anlattı.

“Güvende Ol” oluşumunun sığınmacıların gerçek dışı gerekçelerle sınır dışı edilmelerini durdurmak için bir yıl önce kurulduğunu aktaran Langthaler, bugüne kadar çeşitli eylemler yaptıklarını, ramazan nedeniyle Afgan sığınmacıları desteklemek amacıyla açık hava iftarı düzenleyerek, “bu yanlış uygulamaya dikkati çekmek istediklerini” dile getirdi.

Langthaler, Afganistan’ın hiçbir şekilde güvenli olmadığını vurguladı, hükümetin sınır dışı sürecini biran evvel durdurması çağrısında bulundu.

İftar programına katılan Afganistanlı Esan Baturi de yaklaşık 7 yıldır Avusturya’da yaşamasına rağmen henüz mülteci statüsü elde edemediğini söyledi.

Esan Baturi, ülkesinin güvenli olmadığı için Avusturya’ya geldiğini, güvenli bir ülkede normal insanlar gibi yaşamak istediğini, bu nedenle Afganistan’a geri dönmek istemediğini ifade etti. (AA)