Hadislerin çoğu Kur’an’ı Kerim’e niye terstir?

Başta Avusturya ve Almanya olmak üzere İslam dinin nasıl bir "canavar", "katliamcı""insanlık dışı", "ilkel", "sakat", "akıl dışı", "aşağılık bir Arap " dini olduğunu iddia edenler en başta bak Peygamber Muhammed (sav) ne demiş, ne yapmış diye Hadis kitaplarından alıntıları kaynak olarak gösterdiklerini son 25 yıldan fazla Viyana`da yaşayan bir yayıncı, akademiker ve ciddi bir yatırımcı olarak defalarca nasıl tanık oldum?

Derleyen Birol Kılıç

“Benden Kuran dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kuran dışında bir şey yazmışsa imha etsin.”  (Müslim, Sahihi Müslim Kitabı Zühd, Hanbel, Müsned 3/12, 21, 33)

Lokman-6 : “İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız hadisleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.”

Başta Avusturya ve Almanya olmak üzere İslam dinin nasıl bir „canavar“, „katliamcı““insanlık dışı“, „ilkel“, „sakat“, „akıl dışı“, „aşağılık bir Arap “ dini olduğunu iddia edenler en başta bak Peygamber Muhammed (sav) ne demiş, ne yapmış diye Hadis kitaplarından alıntıları kaynak olarak gösterdiklerini son 25 yıldır Viyana`da yaşayan bir yayıncı olarak defalarca tanık oldum?

Bu Peygambere yakıştırılan çirkin ifadeler Kuran´dan onay alıyor  mu?

Ciddi bir karşılaştırma ile bu çirkin Peygamber dedi ki diye başlayan Hadislerin Kuranı Kerim süçgeçinden geçmediği diğer bir deyişle onay almadığı görülecektir.

Bunun alim olmaya gerek yoktur.

Bu bile bile kendi dinini karalayan ve şiddet teolojisinin baş kaynağı dokunulmaz yapılmış Hadisleri kendine kaynak yapmış DEAŞ benzeri terör örgütlerinden yaşamak zorunda değiliz. İslam dininde ruhban sınıƒı yok. Kuran ortadadır. Hadisler oradadır.

Artık Peygambere atılan iftiralara dur demenin zamanı çoktan gelmiş ve geçmemiş midir?

Burada iğneyi karşı tarafa  çuvaldızı kendimize ahlaki ve eleştirel temel duruşuna göre temel soru şu olması gerekmez mi:  Niye Sudi Arabistan, Katar, Mısır, Türkiye, Malezya veya Endenozya vs. gibi ülkeler kalkıp bu Peygambere adeta iftira niteliğinde Hadis adı altında kaynak gösterilen ifadelerin yalan ve uydurma olduğu bağıra bağıra dünyaya ilan edilmez?

Herkes üzerine düşen görevi yapmak zorundadır. Yaşadığımız ülke Avusturya’da veya Avrupa`da böyle şiddet teolojisinin kaynağı olan uydurma Hadis yani söz ve davranış protiplemesi ile yaşamak zorunda değiliz. Kimse kusura bakmasın.

Eski Diyanet İşleri Başkanı ve çeşitli gazete ve dergilerde makaleleri ile ünlü Prof. Dr. Süleyman Ateş 31. Temmuz. 2009 yılında kendisine Hadisler konusunda yaşadığımız sıkıntılar ile ilgili mektubumuza  Türkiye`de Vatan Gazetesi şöyle yer vermişti:

“Hadisle ilgili bir dizi yazım üzerine Avusturya’dan Birol Kılıç adlı okurum, hadis diye ortaya atılıp kitaplaştırılan Kur’ân’a ters, uydurma birçok rivayeti ele alıp İslâm’a ve İslâm Peygamberine saldırı delili olarak kullandıklarını ve bununla mücadele ettiğini belirten bir e-mail gönderdi. Bu mektubu ve verdiğim cevabı okurlarımla paylaşmak istiyorum. Önce mektup: “Sayın Ateş, hadisler konusundaki yazılarınızı Viyana’dan büyük bir hayranlıkla takip ediyorum. Allah sizden razı olsun. Bu konuda ben de elimden geldiği kadar www.yenivatan.at sayfalarında okuyucularımızı bilgilendireceğim. Allah’ın tertemiz, duru ve çağın ilerisinde kitabı olan Kur’an-ı Kerîm dururken Peygambere iftira olarak ifade edebileceğimiz birçok hadis, İslâm dininin en büyük sorunudur. Emevi fıkhı olan bu Arabizm ürünlerine en güzel cevabı yine Kur’an-ı Kerîm’in verdiğine tanık oldukça şükürler olsun diyorum.  Başta Avusturya olmak üzere dünyada İslâm dinini karalamak isteyen cahil veya düşman kişi, kurum ve kuruluşlar karşımıza hep bu palavra hadis rivayetleriyle çıkıyor. Düşmanlar, Kur’ân-ı Kerîm ile aynı değere çekilmek istenilen bu hadisleri öne atarak ’İslâm dinin kaynağı işte budur. Artık siz gerisini siz düşünün’diye yazılar yazıp kitaplar çıkarıyorlar. Hatta siyasiler bile bu yola başvuruyor. Buna Haziran 2009 tarihinde tanık olduk. FPÖ Milletvekili Suzanne Winter; oy almak uğruna İslâm dinine, Peygamberine ve mensuplarına hakaretlerde bulunmuştu. Ancak açılan dava sonunda mahkum oldu. Bu olay karşısında tabii ki Avusturya’da buna karşı çıkanlar oldu. Ama bu işi profesyonelce yapanlardan biri olarak, İslâm dünyasının başında adeta bir kara leke olarak duran ve Peygambere iftira atılan bu rivayetlere çözüm bulamalıyız. Eğer bulamazsak Yunus Süresi’ndeki ’Allah, aklını işletmeyenlerin üzerine pislik bırakır’ ayetine devamlı muhatap olacağız. Kısacası hadislerin çoğu Kur’an’dan onay almaz ve terstir.  ( Birol Kılıç, Viyana)” (Kaynak: Vatan Gazetesi, 31. Temmuz.2009)

Sayın Prof. Dr. Ateş’e 5.Ocak 2017 tarihinde tekrar teşekkür eder sağlıklı uzun ömürler dilerim.

 

Bu Hadis konusu  2018 yılının başında hala aktüel.

Tezimiz: Peygambere(sav), Hadis adı altında atılan iftiralara artık son verilmelidir. Çünkü Hadislerin çoğu Kur’an’ı Kerim’e terstir! Hatta bizzat Peygambere iftiradır. İslam dinini karalamak isteyen her kişi, kurum ve kuruluşlar, İslam dinine saldırırken, daha çok Hadis adı altında Peygambere adeta iftira atılan, sözde onun söylediği iddia edilen söz ve cümleleri kaynak olarak gösterip, buyurun hodri meydan diyerek şunları Avusturya`da direk veya indirek bize söylüyorlar:  “Buyrun İslam budur. Hadis kitaplarınız ortada.  Balık baştan kokar. Peygamber Hadislerinde bak ne yazıyor. Bak sizin Peygamber böyle kabul edilmez ifadelerde bulunmuş. Sen hala vıdı vıdı yapıp bize İslam dinini anlatıyorsun. Sen Peygamber sözlerini bu Hadis kitaplarına göre Sünnet diye bire bir uygulamak veya kendi yaşamına örnek almak zorunda değil misiniz”

Hadis olarak gösterilen kaynak Kütüb-i Sitte altı kitaptan oluşur!

Bu durumdan, en çok Müslüman olan ama dinini Kur’an’ı Kerim’den ana dili ile okuyarak öğrenmeyen veya öğretilmeyen genç neslin veya insanların, İslam dininden soğumalarına, bu dine karşı antipati hatta nefret duymalarına ve en sonunda aşağılık kompleksine girerek utanç duymalarına yol açmaktadır, çünkü aşağıda örneklerini vereceğimiz ve yanında hemen Kuran’ı Kerim ayetlerinden onay almayan Hadislerden kimsenin haberi var mı?

Bunu okuyan insanlar şaşkınlıkla, İslam dini Peygamberi, bunu diyorsa, bu dinden hayır beklenmez, diyerek yazılı ve sözlü saldırıya geçince, kendi dinini ne Kurandan ne Hadislerden bilen kişiler, kişisel olarak adeta psikolojik ve sosyal ekonomik baskı altında girmektedir.

Bir de Hoca, Pir, Şeyh, Şıh, Kutup, Dede ünvanlı bazı kişilerin, Peygambere iftira olan, bu sözde yalan dolan Hadisleri koruyunca ve itiraz eden Müslümanlara saldırınca ve hatta din dışına aforoz edince, yeryüzünde Cehennem günleri başlamış oluyor.
Dinini akıl yolu Kur`an`dan öğrenerek, yaşayan Müslümanların çektiği ıstırapları burada yazmaya kalkarsak, sayfalara sığmaz.

Cahil, çok bilmiş şekilde Müslüman tipine güya girmiş ama özde Kuranı Kerim`den habersiz cahil insanlarımızın saldırıları, aşağılamaları, arkadan fitne ve fesatlıkları Hadis adı altında Peygambere atılan iftiraların sonunu getirmemekte ve bu bataklık devam etmektedir.

Peygamberin gerçek Hadisleri Kuran’ı Kerimde mevcuttur. 114 Süre içinde 57 ayet Peygamberin Hadisleri  yani sözleri ile mevcuttur. Toplam 57 olan bu Allah’ın kitabındaki Ayetler muhkem ve kesin olan Hadislerdir. Çünkü Kuran`ı Kerim`de bizzat Ayet şeklinde nazil olmuştur.

Bu sorunun çözümü, ancak bu dini iyi bildiğini iddia edenlerin; şüpheci gözle ve akıllarını Kur’an’ı Kerim’in öğütlediği gibi (Yunus, 100) çalıştırarak, “Kütüb-i Sitte adlı 6 Kitaptan” oluşan adeta dokunulmazlık unvanı verilmeye çalışılan ve Allah’ın kulları tarafından, Peygamberin ölümünden en erken 200 yıl sonra, yazılmaya başlanan ‘Peygamber dedi ki’ diye başlayan ve çoğu Peygambere iftira olduğu çok açık ‘söz ve ifadeleri’, Kur’an’ı Kerim başta olmak akıl ve çağın Bilim süzgecinden geçirmesi ile olabilir.

İndirilen ve uydurulan din sitesinden bir kaç örnek verilmiş kaynaklardan örnekler:

 

Kur’an’da geçmeyen, hadis niteliğindeki uydurmalara örnek :

Özellikle Allah’ı insan tasvirinde sunan hadisler çoktur.

Bir örnek: Allah’ın baldırı olur mu?

Kur’an:’’…onun benzeri gibi hiç bir şey yoktur.’’ 42-Şura Süresi 11

Hadis: ‘’Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.’’ Müslim-İman 302, Buhari 97/24, 10/29, Hanbel 3/1

Müslim, Buhari ve Hanbel’in Hadis kitaplarında, yukarıda numaraları ile verdiğimiz örnekleri çok dikkatlice okuyun, Hadis kitaplarının sözde en doğrusu olarak gösterilen, tek hadisini inkâr edenin kâfir olacağı söylenen Müslim ve Buhari’de geçen sözleri güya Hz. Muhammed (sav) yani Peygamber Efendimiz söylemiş. Hadisçilerin mantığına göre bu hadisi inkâr eden kâfir, bu hadise inanan gerçek Müslüman olacaktır. Allah’a hiçbir şeyin benzemediğini söyleyen Kur’an’ı Kerim’deki Şura Süresi 11 ayetine karşın, hiçbir mecazi ifadeyi çağrıştırmadan, Allah’ın baldırı olduğunu ve ahirette baldırını açacağını söylemenin saçmalığını anlatmaya gerek var mı?
 Müslüman, “Hadisler, Kuran’ı Kerim ile çelişiyorsa ne yapacağız?” diye sorması gerekmez mi?

İkinci örnek: Peygamberi röntgenci yapan Hadis olur mu? Bu ifade doğru olabilir mi?

Cabir b. Abdullah demiştir ki: “Allah’ın Elçisi, ’Biriniz bir kadınla evlenmek istediği zaman, yapabilirse kadının kendisini, onunla evlenmeye yönelten organlarına baksın ’demiş. (Cabir) dedi ki: “Ben bir kızla evlenmek istedim, bir yere saklandım ve haberi olmadan onu gözetlemeye başladım. Nihayet, beni onunla evlenmeye yönelten organlarını gördüm ve onunla evlendim. (Ebu Davud, K.en- Nikâh 12; Beyhaki Marifetus-Suneni vel-Asar, et-Tergib fin-Nikâh 11/220)

Böyle bir şey olabilir mi? Peygamber, nasıl bir kadının en mahrem yerlerini, daha açık deyimle cinsel organını gözetlemeyi öğütler? Bir erkek, fırsat kollayacak ve gizlice bir kızın mahrem yerine bakacak. Gerçi Şafii, ancak kadının yüzüne ve avuçlarına bakabileceğini söylemiş, İbn Abbas’a da böyle bir yorum atfedilmiş ise de bu yorumlar tutarlı değildir, çünkü kadının yüzüne ve ellerine herkes bakabilir. Peygamber Efendimiz, böyle bir tavsiyede bulunabilir mi?

Oysa, Kur’ân, Nur Suresi’nin 31’inci ayetinde müminlere, kötü bakışlarını yummalarını, helali olmayan kadına şehvetle bakmamalarını emretmiştir.

Düşmanlık yapacak kurum ve kişiler, Kur’an’ı Kerim ile aynı değere çekilmek istenilen, sözde Peygamber sözlerinin içinden, hangi dinden veya hangi ahlaktan olursa olsun bir insanın akıl, ahlak, namus ve şeref anlayışına uymayan sözleri, “İslam dininin kaynağı işte budur” denilerek, hem de bu kaynaklar gösterilerek yazılar, siyasi söylemler ve kitaplar yayımlanmaktadır.

Biz, bunu en son Avusturya’da Haziran 2009 tarihinde son neticesi mahkûmiyet ile son bulan FPÖ adlı aşırı Türk ve İslam düşmanlığı yaparak oy kazanmaya çalışan Suzanne Winter adlı Avusturya Parlamentosu Milletvekilinin, İslam dinine ve o dinin Peygamberine artı mensuplarına hakaretten mahkûm olması ile tanık olduk.

Bu mahkemeleri başından bu yana izleyen insanlar olarak, suç duyurularında gördü ki, Avusturya Ceza Kanununun 301 maddesine göre ‘başka din, ırk ve milletleri aşağılayamazsın.’

Açık ve net şekilde Peygamberin 6 yaşındaki Ayşe ile evlendiğini, bakın Arapların ve Türklerin din diye kendilerine referans kabul ettiği Hadis kitaplarından öğreniyoruz, diyen FPÖ Milletvekili ve Avukat olan Dr. Susanne Winter, ‘İslam Peygamberi bir çocuk sübyancısı ve istismarcısıdır.Türk erkeklerine, Graz şehrinin Parklarında ‘Hayvan kerhanesi açılmasını istiyoruz.’ Orada Türk erkekleri, Avusturyalı kadınları tecavüz edeceğine veya saldıracağına hayvanlar ile cinsel istismar ederler, dedi. Yapılan bu hakarete karşı çıkanlar elbette oldu. Arap-Emevi kültürünün dışa vurumu olan ‘Çöl Fıkhı’ olarak da nitelendirebileceğimiz

Peygamber’e iftira atılan ve söylemediği halde, sanki söylemiş gibi iddia edilen ‘rivayetlere’ çözüm bulmazsak, başımızdan ‘Yunus Süresi 100.Ayetinin’ ifade ettiği gibi ‘Allah aklını işletmeyenlerin üzerine pislik bırakır’ ayetine devamlı muhatap olacağız.
Avusturya FPÖ Parti Başkanı Strache, Susanne Winter’e sahip çıkarken “Çocuklarımıza sahip çıkmalıyız. Bakın, bunların peygamberleri sübyancı. Hadis kitapları öyle diyor. Buyurun ispatı”demesi özellikle ırkçılık ve kışkırtıcı siyasilerin ne kadar aşağılık terminoloji ve siyaset yolu izleyebileceklerini göstermesi açısından sadece rezalet değil ama sonun başlangıcının göstergesidir, diyebilir miyiz?
Bu satırların yazarı, yıllardır Avusturya siyasetini ve basınını satır, satır izleyen biri olarak, şunu tarih önünde açık ve seçik itiraf etme zorunluğu duymaktadır. Burada en büyük suç kendisine Müslümanım diyen İslam dinine mensup kişi, toplum ve devletlerinindir. ‘Akıl işletme‘ (Tahakkuk) devre dışı bırakılıp, İslam dini, çağın çok ilerisinde olan Kur’an’ı Kerim, sözde ama özde ele alınıp anlaşılmaz ise, işte böyle ‘Arap-Emevi Çöl Fıkhını’ din diye zamanı gelince suratınıza çarparlar… Kısaca Hadislerin çoğu Kur’an’dan onay almaz ve terstir.

Bu konu özellikle son beş yıldır katıldığım ve çoğunlukla tek Müslüman olarak dikkat çektiğim ve daha çok ’siyasi’ ırkçı Muhafazakâr Hristiyanların İslam’a oldukça olumsuz olan bakışlarının temelini merak etmemden dolayı, Eski Ahit (Tavrat), Zebur ve Yeni Ahit (İncil)’in dikkatli bir şekilde okumam ile tepe noktaya çıkmıştır. Yaptığım okumalarımdan gördüm ki, önümüze Hadis diye atılan ifadelerin çoğu, Yahudi dininde var olan Mişna’dan alıntıdır, yani Yahudilerin Hadis kitaplarından. Bu bir Emevi oyunudur. Hadislerin çoğu uydurmadır, bu durum tüm Müslümanları ilgilendiren ortak sorundur. Acaba bu yalan ve uydurma hadisler, başta Peygamber Muhammed Mustafa’ya (sav) demediği sözleri söyleterek ve etmediği davranışları yapmış gibi gösteren ’’baş belası’’ iftiralardır diyebilir miyiz? Ama ilk önce Sayın Süleyman Ateş’in köşesinde geçen soru ve cevap kısmına yer vermek isterim:

Hadisler derleme ve kayıt bakımından kesinlik taşımaz. Zira bu rivayetler Hz. Peygamber’den ancak 1-2 asır sonra yazıya geçirilmeye başlanmıştır. Bu kadar zaman içinde ağızdan ağıza dolaşan rivayetlerin orijinalitesini koruması imkânsızdır. Peygamberimizin, risalet görevinden ayrı, bir insan olarak söylediği sözler kendi zamanında toplatılmadı, yazdırılmadı ve kitaplaştırılmadı. Böyle bir şeyin yapılmasına da müsaade edilmedi. Bugün bütün Müslümanların en büyük hadis kaynağı olan Kütüb-i Sitte (Altı Kitap) yazarlarının tamamı Peygamberimizin vefatından on yıllar sonra dünyaya geldi. Kütüb-i Sitte Altı kitap anlamına gelmektedir. Ehl-i Sünnet tarafından en sağlam hadis kaynakları olarak kabul edilmektedir. Bu Hadis kitaplarının yazarları şunlardır. Buhari, Müslim, Nesai, Tirmizi, Ebu Davud, İbn Mace

Miladi takvime göre Efendimiz (sav) Hazretleri’nin 632’de Medine’de vefat ettiği gündür. Buhari 810 yılında. Koskoca Buhari 810-632 =178 yıl sonra dünyaya gelmiştir. Peygamberimiz, 632 yılında vefat ettiğine göre en yaşlı hadisçi olan Buhari’yle Peygamberimizin vefatı arasında 178 yıl fark var. Üzerine diyelim 30 yaşlarında bu Hadis toplama işine başladı desek etti 200 yıl. Kısaca Peygamber vefat etmiş tam 200 yıl sonra Kütüb-i Sitte nin (Altı Kitap) en büyük temsilcisi 200 yıl yani 2 Asır sonra bu işe başlamış. Ebu Davud 818 yılında, Müslim, 821 yılında, Nesai 847 yılında, İbni Mace, 888 yılında, Tirmizi 1165 yılında dünyaya gelmiştir.

Hadis rivayetleri arasındaki çelişkilerden örnekler vereyim: Bir rivayette Peygamberimiz İslâm’da uğursuzluk olmadığını belirtirken diğer rivayette Peygamber’e ev ve kadında uğursuzluk olduğu söyletilmiştir. Kısacası burada Peygamber’e ‘iftira‘vardır. Olumlu veya olumsuz sözler olsun, siz hiç söylemediğiniz sözler ile anılmak ister misiniz? Hele ortada Allah’ın tek kaynak kitabı ‘Kur’an’ı Kerim’dir, Yahudiler gibi, ben öldükten sonra arkamdan Mışna’la (Yahudi Hadis kitapları) çıkarmayın, diyen vasiyeti var iken. Bu vasiyete, dört Halife ve değerli eşi Hz. Ayşe tarafından uyulmasına kesinlikle dikkat edilmiştir.

Bir yanda Peygamber’e ayakta idrar yapma yasağı söyletilirken, diğer rivayette Peygamber’in ayakta idrar yaptığı belirtilmiştir.

Huzeyfe: “Allah’ın Elçisi ile birlikte yürüyorduk. Bir kavmin bir duvar gerisindeki küllüğüne rastladık. Allah’ın Elçisi, tıpkı sizden biri gibi durup ayakta idrar yaptı. Ben, bu esnada kendilerinden uzaklaşmak istedim. Bana yakın durmamı işaret buyurdu. Geri gelip hemen arkasında dikilip abdestini bozuncaya kadar bekledim.” (Buhari, Vudu 62, 60, 61; Mezalim 27; Muslim, Taharet 73, 74, (273); Ebu Davud, Taharet 12, (23); Tirmizi, Taharet 9, (13); Nesai, Taharet 24, (3, 25). Hem Kur’ân’a, hem de bilimsel gerçeğe aykırı sözler de yine Peygamber’in ağzına konulmuştur: Güya Allah Resulü’nün Mevlası Sevban demiş ki: “Ben Allah Elçisi’nin yanında ayakta dururken, bir Yahudi geldi, bir şeyler soracağını söyledi. Peygamber de “Söyleyeceklerim sana yarar sağlayacak mı?” diye sordu. Adam da “Kulaklarımla dinlerim” deyince Peygamber sormasını emretti. Yahudi, “Yerin ve göklerin başka yer ve göklere değiştirileceği zaman, insanların nerede bulunacağını” sordu. Peygamber, “insanların köprünün altındaki karanlıkta bulunacaklarını” söyledi. Yahudi “köprüyü ilk geçenlerin kimler olduğunu”sordu. Peygamber “Köprüyü ilk geçenlerin; muhacirlerin, fakirlerin olduğunu” söyledi. Yahudi, “köprüyü ilk geçen bu insanlara ne ödül verileceğini” sordu. Peygamber, “Yunus’u yutmuş olan balığın karaciğerinin artığının verileceğini” söyledi. Yahudi bunlara, “balık ciğerinden sonra ne ikram edileceğini” sordu. Peygamber, “Ciğerin çevresinden yiyen cennet nurunun kesilip bunlara ikram edileceğini” söyledi. Yahudi, “içki olarak ne içeceklerini” sordu. Peygamber, “Selsebil denen bir gözeden su içeceklerini” söyledi. Sonra adam “Ben, sana yeryüzünde ancak bir peygamberin veya bir iki kişinin bilebileceği bir şey sormak istiyorum. Çocuğun (cinsiyetinin) nasıl oluştuğunu sormak istiyorum” dedi. Peygamber, “Erkeğin suyu beyazdır, kadının suyu sarıdır. Eğer erkeğin suyu kadınınkine baskın olursa çocuk erkek, kadının suyu erkeğinkine baskın olursa çocuk kız olur” dedi. Yahudi, “Doğru söyledin, sen peygambersin” deyip gitti. Allah’ın Elçisi, “Bu adam bana bunları sorduğu zaman ben bunların hiçbirini bilmiyordum. Nihayet Allah, onları bana bildirdi” buyurdu (Müslim, Hayz 34, (315). 1941).

İyi düşünülürse bu rivayetin her tarafının çürük olduğu görülür. Birincisi Kur`an’da geçen ayetler bu saçma sapan sözlere onay vermez. Önce Sırat Köprüsü, sağlam bir rivayete dayanmaz. Sonra yerin ve göklerin başka yer ve göğe değiştirilmesi, bunların tümden yok olacağı anlamında değil, biçimlerinin değiştirilmesi anlamındadır. Eğer yer ve gökler yani rivayette kastedildiği üzere tüm mekânlar kalkarsa, varlığı hayal edilen köprü nerede kalır? Köprünün altında karanlık ayrı bir mekân mıdır ki insanlar orada bulunsun? Karanlık mekân değil, haldir, durumdur. Ayrıca bu Yahudi, köprüyü önce muhacirlerin fakirlerinin geçeceğini nasıl doğruluyor? Bu bir Yahudi bilgini ise ve köprünün varlığına da inanıyorsa buradan ilk geçenlerin Yahudi seçkinleri değil de neden muhacirlerin fakirleri olduğunu onaylıyor? Bir Yahudi bilginin bunu onaylaması mantıksal değildir. Ayrıca nur, hayvan gibi boğazlanacak bir canlı mıdır ki boğazlanıp da köprüyü geçenlere yiyecek olarak servis yapılsın? Aslında yanıtı çok güç olan bu sorular bir yana, bizim asıl konumuz erkek ve kadının menileri hakkındaki tanımlama ve hangisi galip gelirse çocuğun o türden olacağı şeklindeki düşüncenin Peygamber’e söyletilmesidir.

Bugün bir lise öğrencisi bile biliyor ki, cinsiyeti erkek üreme hücresinde bulunan kromozomlar belirler. Bunun çoklukla ya da azlıkla hiçbir alakası yoktur. Bu bilimsel bir gerçektir. Ayrıca bu söz Kur’ân’ın açık beyanına da aykırıdır. Kur’ân, çocuğun cinsiyetinin meni sıvısındaki spermler tarafından belirlendiğini gayet açıkça belirtmiştir: “O yarattı iki çifti: Erkeği ve dişiyi. Atıldığı zaman nutfe(sperm)den” (Necm: 23/45-46). “İnsan, dökülen meniden bir nutfe (sperm) değil miydi? Sonra o, alaka (embriyo) oldu da (Rabbi onu) yarattı, ona şekil verdi. Ondan iki (cinsten oluşan) çift(i), erkeği ve dişiyi var etti” (Kıyamet: 31/37-39) ayetlerinde gerek erkeğin gerek dişinin, erkekten giden sperm tarafından belirlendiği bildirilmektedir. Çünkü Kıyamet Suresi 39’uncu ayetteki (hu: ondan) zamiri, nutfeye değil meniye gitmektedir. Eğer zamir nutfeye gitseydi dişil olması (ha) gerekirdi. Oysa (hu) zamiri erkildir. Bu ayetlerde geçen nutfe de sperm denilen meni hayvancığıdır. Demek ki erkek de dişi de babadan giden meni hayvancıklarından yaratılmaktadır. Meni hayvancığının türü, insanın cinsiyetini belirlemektedir.

Peygamberi, haşa ‘Kertenkele avcısı’ yapan Hadis

Kur’ân, bir nefsi yani nefes alan canlıyı haksız yere öldürmenin, bütün insanları öldürmek kadar büyük bir suç olduğunu belirtirken Hz. Peygamber’in tam tersine hayvanlardan bir tür olan kertenkeleyi öldürmeyi sevap saydığı rivayet edilmiştir: “Her kim kertenkeleyi ilk vuruşta öldürürse ona şu ve şu kadar sevap vardır. Ve her kim onu ikinci vuruşta öldürürse, birinciden az olmamak üzere ona şu ve şu kadar sevap vardır. Ve her kim onu üçüncü vuruşta öldürürse, ona da ikinciden az olmamak üzere şu ve şu kadar sevap vardır” (Müslim, 146/695). Hayvan öldürmek sevap olabilir mi? Oysa kara ve deniz avının helal kılındığını belirten Maide 96’ncı ayette, “Huzuruna toplanacağınız Allah’tan korkun” söylemi şu anlama gelir: “Nasıl sizin yanınıza hayvanlar toplanıyorsa, siz de bir gün Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. Eğer siz, yanınızda toplanan yakınlarınıza sokulan hayvanlara bir zarar vermez, onları incitmezseniz, huzurunda toplanacağınız Allah da sizi incitmez, size iyi işlem yapar.”

Peygambere büyük iftira: 6 yaşında Ayşe ile evlendi diyen Hadislere bak

Hazreti Ayşe’nin evlenme yaşıyla ilgili rivayetler tarihi bilgilere terstir. Hadis mecmualarındaki rivayetlere göre Hz. Ayşe, 6 veya 7 yaşında Resulullah ile nişanlanmış, nikâhlanmış, 9 yaşındayken de onunla gerdeğe verilmiştir. (Müslim, Nikâh 73, (1423); Tirmizi, Nikâh 9, (1093); Nesai, Nikâh 77, (6, 130). Bu rivayetlere göre Ayşe, fiilen evlenmeden 3 veya 2 yıl Allah’ın Resulü ile nikâhlı kalmıştır. Nikâhlı bir kız, dinen kocasını görmez mi ve onunla evleneceğini beklemez mi? Ama Ayşe’nin ifadesine göre kendisinin zifaf için hazırlanıp Allah Resul’üne teslim edilmesi kendisi için büyük bir sürpriz olmuştur: “Onlar, kılık-kıyafetime çeki düzen verdiler. Beni, (kuşluk vakti aniden) Resulullah aleyhissalatu vesselam(ın gelişinden) başka bir şey şaşırtmadı. Annem beni ona teslim etti. O gün ben dokuz yaşındaydım” (Buhari, Nikâh 38, 39, 57, 59, 61; Müslim, Nikâh 69, (1422); Ebu Davud, Nikâh 34, (2121); Edeb 63, (4933, 4934, 4935, 4936, 4937); Nesai, Nikâh 29, (6, 82). Nikâhı kıyılmış, gerdeğe girmek üzere makyaj yapılmış gelinin, damada teslim edileceğini herkes bilirken Ayşe bunu niçin sürpriz görmektedir? Ayşe Resulullah’a teslim edilmesini sürpriz görüyor da kadınların kendisini tebrik etmelerini, uğur bereket dileyip çok hayırlı bir kısmet sahibi olduğunu söylemelerini, kendisine gelin makyajı yapmalarını neden sürpriz görmüyor? Bu rivayetler, Ayşe’nin özgeçmişini yazan tarihçilerin verdiği bilgiye uymuyor. Tarihçilerin ve bibliyografların tespitine göre Hz. Ayşe, Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma’dan 5 yaş küçüktür. Hz. Fatma Peygamberlikten
5 yıl önce doğmuştur. Demek ki Hz. Ayşe, Peygamberliğin başlangıç yılında doğmuştur. Hz. Muhammed, Peygamber olduktan itibaren 13 yıl Mekke’de kaldı. Peygamber hicret ettiği zaman Ayşe 13 yaşında olmalıdır. Peygamber Medine’ye göçtükten 2 yıl sonra Ayşe ile evlendiğine göre (el- İsabe: 4/359) demek ki evlendiği zaman Hz. Ayşe en az 15 yaşındaydı. Bir başka rivayete göre Hz. Ayşe, Peygamberimizin kızı Fatma ile yaşıttır. Fatma’nın doğumunda babası 35 yaşındaydı. Bu durumda Ayşe evlendiğinde 20 yaşlarındadır.

 

Şimdi şu soruyu her Müslümanın tekrar sorması gerekmiyor mu?

Hadisler Kuran’ı Kerim ile direk çelişiyorsa ne yapacağız ?

Kimin hadisi (sözü) Allah’tan daha doğru olabilir? 4-Nisa Süresi 87 Meal

Bir elimizde bir tek Kur’an’ı Kerim’in Türkçe meali veya Arapça bilinen orijinal hali diğer elimizde Peygamberimizin 1400 yıl önce olaylar karşısında söylediği ‘’iddia edilen’’ sözlerin bulunduğu çeşitli kişilerin Hadis kitapları var. Hemen belirtelim, herkes şunu kabul ediyor: Hadisler Peygamberin vefatından 200 yıl sonra yazılmaya Emevi ve Abbasiler döneminde en parlak zamanına ulaşmış.

Tekrar ediyoruz, Hadisler Peygamberin ölümünden 200 yıl sonra yazılmaya başlanmış. Ne İnternet var, ne televizyon, ne ses kaydı aletleri ve ne otobüs veya uçak var. Peygamber zamanında bizzat Peygamber kendi sözlerinin yazılmasını yasaklamıştır. Peygamber, Kur’an’ı Kerim’ın aynı Yahudilerin Hz. Musa dedi kilerin toplandığı Mişna adlı Hadis kitaplarına ve Hristiyanların Hz. İsa dedi ki gibi destanımsı söz ve anlatımlarından doğan ve sonunda Tevrat ve İncil’in sulandırılmasına yol açan problemlerin aynısının Kur’an’ın başına gelmesini istemiyordu. Çünkü Kur’an’ı Kerim tek başına açık, net ve eksiksiz bir şekilde ortada Allah’ın sözleri olarak inmişti. Peygamberin bu isteğine ‘Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali’ yani ilk büyük dört Halife bu Peygamber isteğine çok dikkat ederek Peygamberin sözlerinin yazılmamasına çok dikkat etmiştir.

Özellikle Ömer halifeliği zamanında çok sert bir şekilde buna tepki göstermiştir. Doğrusu da budur. Ortada aşağıda verdiğimiz Kur’an Ayetlerinin çok açık, şüphesiz ve kesin bir şekilde Kur’an’ı Kerim İslam’ı anlamak için yeterli olduğunu ispatlamaktadır. İşte ortada var olan apaçık bir Kur’anı Kerim Ayeti ne diyor: Sana her şey için, ayrıntılı bir açıklayıcı, doğruyu ileten, rahmet olan ve Müslümanlara müjde olan kitabı indirdik. 16-Nahl Süresi 89 Meal

Peygamber, vefat ettikten 200 sene sonra, evet yanlış okumadınız neredeyse iki yüz yıl sonra; nifak, fesat, gıybet dönemi olarak anılan Emeviler ve Abbasiler zamanında, Bedevi Araplarının Milliyetçilik arzu ve istekleri, Peygamberin söylemediği sözler, adeta Hz. Muhammet’e iftira atarcasına Hadis adı altında açık bir şekilde yalan, yanlış yazılmıştır.

Okudukça, Kur’an’ı Kerim’in nasıl çağın ilerisinde ve Hadislerin nasıl çağın gerisinde olduğunu şaşkınlıkla görüyoruz. İsterseniz hiç uzağa gitmeden elimizde ki Hadis kitaplardan ve Kur’an’ı Kerim Ayetlerinden örnekler vererek bu duygu ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak isterim.

Kur’an’ı Kerim tek başına yeterliyim diyor? Peki, o zaman hadislere ne gerek var?

Kur’an’ı Kerim, bakın her konuda tek kaynak olduğunun nasıl altını çiziyor:

“Sana her şey için ayrıntılı bir açıklayıcı, doğruyu ileten, rahmet olan ve Müslümanlara müjde olan kitabı (Kur’an’ı Kerim’i) indirdik.” 16-Nahl Süresi 89 Meal

“Kimin hadisi (sözü) Allah’tan daha doğru olabilir? ” 4-Nisa Süresi 87 Meal
”Eğer doğru sözlüler iseler, onun benzeri bir hadis getirsinler” 52-Tur Süresi 34 Meal

“Öyle insanlar vardır ki, Allah yolundan bilgisizce saptırmak ve yolu oyalanma aracı için, hadis eğlencesi satın alırlar. İşte böylelerine rezil edici bir azap vardır. ” 31-Lokman Süresi 6

“Ey Rabbim! Benim toplumum bu Kur’an’ı devre dışı tuttular” 25-Furkan Süresi 30 “Kur’an, bana sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahiy olundu.” 6-Enam Süresi 19 “Sen de aralarında, Allah’ın indirdiğiyle hükmet.” 5-Maide Suresi 49
“Kitap’ta (Kur’an’ı Kerim) hiç bir şeyi eksik bırakmadık.” 6-Enaam Süresi 38

“Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? Hiç mi hatırınıza getirmiyorsunuz? Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var? Şayet doğru söylüyorsunuz kitabınızı getirin. ” 37-Saffet Süresi 154-157

“Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa okuyup, ders almakta olduğunuz bir kitabınız mı var? İçinde keyfinize uyanın sizin olduğu” 68-Kalem Süresi 36,37

“Sen de aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet” 5-Maide Süresi 49
“O yalnızca bir öğüt ve apaçık (Mubin) bir Kur’an’dır. ” 36-Yasin Süresi 69

“Hüküm yalnız Allah’ındır. O kendisinden başkasına kulluk etmememizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur. Ama insanların çoğu bilmiyorlar.” 12-Yusuf Süresi 40

“Kendi hükmünde hiç kimseye ortak kılmaz. Rabbinin kitabında sana vahiy edileni oku. Onun kelimelerini değiştirecek hiç bir kudret yoktur. ”18-Kehf Süresi 26,27

“Rabbinin sözü hem doğruluk, hem adalet bakımından tamamlanmamıştır. Onun sözlerini değiştirecek hiç bir kuvvet yoktur. ”6-Enam Süresi 115

Hadis- Kuran çelişkilerine örnekler!

Yukarıdaki Kur’an Ayetleri, Kur’an’ın dinin tek kaynağı olduğu, çok açık değil mi? Aşağıda verilen örneklerde, hadislerin dinin kaynağı kabul edilmesinin sonucunda uydurulan hadislerin dinin temel ve tek kaynağı olan Kur’an ile nasıl çeliştiklerini hayretle göreceğiz. Diğer bir değişle dinin tek kaynağı olan Kur’an’a dönmenin önemini göreceğiz. Burada en ünlü hadis kitaplarından hadisleri dikkatlere sunmak istiyorum.

Allah el sıkışır mı?

Kur’an: “Ve hiç bir şey O’nun dengi değildir.” 112-İhlas Süresi 4

Hadis: “Allah benimle görüştü ve el sıkıştı. Elini iki omuzum arasına koydu. Öyle ki parmaklarının soğukluğunu iki göğsüm arasında hissettim.’’ Hanbel 5/243

Yine bu hadis, hiçbir mecazi manayı çağrıştırmadan, Allah’a parmak, parmaklarına da soğukluk atfederek Allah şekillendirilmektedir. Buyurun Hadis yani Peygamber güya böyle demiş. Bu hadisi İhlas Süresi’nin Allah’ın hiç bir şeye denk olmadığını söyleyen ayeti gibi daha birçok ayetle de çelişir. Eğer hadiste ki “el” ifadesi mecazi bir manaya gelip insanı çağrıştırmasa kabul edilebilir olurdu. Örneğin “Her şey Allah’ın elindedir.” dediğimizde cümlenin akışından her şeyin Allah’ın kontrolünde olduğu anlaşılır. Fakat Allah’a parmak, parmaklara soğukluk atfeden bu hadis böyle mecazi bir manayı, kimse çıkaramamaktadır. Üstelik bu hadiste Allah ile Peygamber’in el sıkışması gibi kabul edilemez bir ifade yer almaktadır. Şimdi bu hadisleri din kabul eden hadisçiler, mezhepçiler mi gerçek, yoksa hadisteki yanlışlıkları görüp Kur’an’ı yukarıdaki açık Ayetlerin öğütlediği gibi yeterli gören Kur’an’ı Kerim Müslümanları mı?

Din değiştiren öldürülsün mü?

Kur’an: “Dinde zorlama yoktur.” 2-Bakara Süresi 256
Hadis: “Dinini değiştireni öldürün.’’ Nesei 7-8/14, Buhari 12/1883

Allah’ın hükmünü, Peygamberin sözü kabul edilen hadisler ile aşmaya, Allah’ın dinini kendi kafalarına uydurmaya çalışanların bu uydurması yüzünden çok kelleler gitmiştir. Batı dünyası, işte bu Hadisleri kendi dillerine tercüme ederek, işte İslam bu kadar kötü bir dindir propagandası yapıyorlar. Hâlbuki Kur’an’ı Kerim, çok açık ve ’Dinde zorlama yoktur’ Bakara Süresi 256 Ayetinde bunun tersini ifade ediyor. Radikal dinci örgütlerin yaptığı katliamları bu örgütlerin zihinlerinde meşrulaştıran bunun gibi hadislerdir. Evlerinin bodrumunu insan mezarına çevirenleri kınayanlar, diğer taraftan Nesei gibi hadis kitaplarını övmekte, dinin kaynağı olarak göstermektedir. Bu ne biçim bir çelişki ? Eğer bir mezhebi savunursanız bu katliamlara karşı çıkmanız boşuna değil midir? Çünkü bu katliamlara temel olacak delil, kitaplar aynı mezhep izahlarında ve hadis kitaplarında mevcut olduğunu görmek düşündürücü değil midir? Ortada Kur’an’ı Kerim apaçık var iken böyle Peygambere adeta iftira gibi sözlere yani hadislere nasıl inanabiliriz?

Ölünün suçu ne?

Kuran: “Doğrusu hiçbir günahkâr bir başkasının günah yükünü yüklenmez.’’ 53-Necm Süresi 38

Hadis: “Ölü ailesinin kendisi için ağlamasından dolayı azaba uğratılır.” Buhari-K.Cemiz 32, 33,34

Ne akla, ne de Kur’an’ın genel mantığına uymayan bu hadis de uydurmacaların Kuran ve akılla çelişkilerine sadece bir örnektir.

Nedir bu kadın düşmanlığı?

Kuran: “Ben, sizden erkek olsun, kadın olsun, hiçbir çalışanın ürettiğini boşa çıkarmayacağım. Hepiniz birbirinizdensiniz.’’ 2-Ali İmra Süresi 195

Hadis: “Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.” Buhari 9/1391

Kuran, hayır üreten erkeğin de kadının da önünü açık tutarken hadisler kadının önünü kapamaktadır. Bu sözleri Peygamberin söylediğine inanabilir misiniz? Kadın konusu, Peygamber’e iftira olarak uydurulan hadislerin en çok olduğu konulardan biridir.

Zalim kim? Söyleyin bakalım

Kuran: “Zulmedenler dedi ki:”Siz olsa olsa büyülenmiş adama uyuyorsunuz.’’ 25-Furkan Süresi 8

Hadis: “Peygamber Medine’de bir Yahudi tarafından büyülendi. Günlerce ne yaptığını bilmez durumda ortalıkta dolaştı.’’ Buhari 76/47, Hanbel 6/57, 4/367

Kur’an’a göre Peygamber’in büyülendiğini söyleyenler zalimlerdir. En güvenilir(!) hadisçilerin çoğuysa Peygamber’in büyülendiğini söylemektedir. Lütfen bu önermelerden mantık kuralları içerisinde sonuç önermesine çıkarın ve zalimin kim olduğunu söyleyin.

Depremlerin sebebi olan balığın cinsi ne?

Kuran: “Bundan sonra yeri yumurta biçimine soktu.’’ 79-Naziat Süresi 30

Hadis: “Dünya balığın üzerindedir. Balık başı sallayınca Dünya’da depremler olur.’’ İbn-Kesir Tefsiri 2/29 68/1’in açıklamaları.

Kur’an mucizevi bir şekilde dünyanın yumurta biçiminde elips olduğunu, ceninin oluşumunu, evrenin oluşumunu, rüzgârların aşılayıcı olması gibi birçok konuyu açıklarken, hadislerde yer alan yukarıdakilere benzer hurafeler hem Kuran’la, hem de mantıkla çelişir. Dünyayı balığa oturtan, depremleri balığın kuyruğunun sallanmasına bağlayan bu zihniyet, bir soralım: Bu balık palamut mudur, yunus mudur yoksa lüfer midir? Lütfen bir hadis daha bulup, bizi aydınlatın!

Altın Takılır mı, İpek giyilir mi?

Kuran: „De ki; ‘ Allah’ın kulları için çıkardığı süsü ve temiz rızıkları kim haram etmiş? De ki:’ Bunlar dünya hayatına iman edenler için, Kıyamet gününde ise yalnızca onlarındır. Bilen bir topluluk için biz ayetleri böyle detaylı anlatırız.’’ 7-Araf Süresi 32

Hadis: ‘’Altın ve ipek ümmetimin kadınlarına helal, erkeklerine ise haramdır.’’ Müslim 2/16

Altın ve ipek hem erkek için, hem de kadın için bir süs eşyasıdır. Kuran’da hiçbir ayette yasaklanmamıştır. Allah inananların dünyada bu süslerin yararlanabileceklerini söyler ve erkek kadın ayrımı yapmaz. Her hadisin doğru olduğunu iddia edilen Müslim’in bu hadisi Kuranın belirttiğimiz ayeti ile direk çelişir. Buyurun, Ayet yukarıda Hadis ortadadır.

En büyük azap ressamlara mı?

Kuran: “Gerçekten Allah kendisine ortak koşulanı bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise dilediğini bağışlar.’’ 4-Nia Süresi 48

Hadis: “Cehennemde en şiddetli azaba uğratılacak kişiler ressamlardır. ’’ Buhari-Tesavir, 89

Kuran’a göre en büyük günah Allah’a ortak koşmadır. Allah ortak koşmayı affetmeyeceğini söylemekte, bunun dışında her günahın affedileceğini belirtmektedir. Bu yüzden Allah’ın en şiddetli azabına uğrayacak olanlar da ortak koşanlardır. Oysa Buhari’nin yukarıda alıntıladığımız hadisine göre en şiddetli azaba ressamlar uğrayacaklardır. Bu hadis başta Kuran ile çelişmektedir. Ayrıca mantık ile çelişen bu hadisin çeliştiği başka hadislerde vardır. Örneğin diğer bir hadise göre cehennemde en şiddetli cezaya satranç oynayanlar çarptırılacaktır.

Miras da vasiyet var mı?

Kuran: “Ey iman edenler! Herhangi birinizi ölüm gelip çattığında vasiyet zamanı aranızda tanıklık şöyle olsun: Kendinizden adalet sahibi iki kişi yahut yolculuk etmekte iken ölüm musibeti başımıza geldiyse sizin dışınızda iki kişi’’ 5-Maide Süresi 106

Hadis: “Varis için vasiyet yoktur.” Hanbel 14/238

Kuran’da hem Maide süresinde bu ayette hem diğer ayetlerde vasiyet anlatılır. Vasiyetten arta kalanlar Kuran’da tavsiye edilen şekilde dağıtılır. Vasiyeti iptale yönelik bu hadis aslında Kuran’ın bir hükmünü iptale yönelik bir girişimdir.

Önümüzde ki sayılarda ‘’Hadis-Hadis çelişkileri’’, ‘’Hadis-Mantık çelişkilerine’’ iftira atmadan elimizde var olan Hadisler ve aklın yolu birdir diyerek aklımızı çalıştırarak örneklendireceğiz. Kur’an’ı korunmuş, tutarlı, tamamlanmış, çelişkisiz ve dinin tek kaynağı olan vasıflarına sahip olduğunu; buna karşın hadislerin korunmadığını, tutarsız, çelişkili olduklarını ve sadece ‘’zan olan hadislerin’’ dine kaynak olamayacaklarını, üstelik Kuran yeterli ve detaylı olduğu için buna gerek de olmadığını ortaya koyacağız. Kuran’a göre insanlar sürekli akıllarını çalıştırmalı, gerek evrende törelere, geleneklere, kabullere göre din oluşturanları, hatalı olduğunu Kuran’dan anlıyoruz. Kuran’a göre Allah’ın nimeti olan akıl, evrenle ve evrenli hayatı değerlendirmede rehberlik eden Allah’ın kitabıyla, mükemmel bir uyum içerisindedir. Bu uyumun bir parçası olan aklın dinle çeliştiğini söylemek, aklı bir kenara atıp dini anlamaya kalkmak, akıl çalıştırmada değil, aklı kullanmada erdem aramak, dini akılsızca uygulamalara sokanların veya din düşmanlarının tezidir. Akıl dinle nasıl çelişir? Akıl Allah’ın bizde hediyesi değil mi? Kuran defalarca bize Ayetler vasıtası ile bize aklınızı çalıştırın demiyor mu?

“Allah pisliği, uğursuzluğu akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır. ’’10-Yunus Süresi 100

Yukarıdaki ayet, İslam adına dine sokulan pisliklerin sebebini de göstermektedir. Mantıkla çelişen yüzlerce hadisi yazımıza sığdıramayacağımız için bazı örnekleri yukarıda verdik. Bu hadisleri incelememiz, aklını kullanmayanların üzerine yağan pisliği anlamamızı daha iyi sağlayacaktır. Yazdıklarımıza, geleneksel İslamcılar ‘’Bunlar Peygamber düşmanı, Peygamber’in sözlerini inkâr ediyorlar, Peygamberimizi kaale almıyorlar’’ sözleri ile iftira atabilirler. Örnek verdiğimiz her hadiste şunu bir kez daha iyice düşünün: Bu hadisleri inkâr, Peygamber’i iftiralardan kurtarmak mıdır, yoksa Peygamber’e iftira atmak mıdır? Hadisleri kabul Peygamber’e atılan iftiraları onaylamak

ve kabul olmuyor mu? “Hadisler dinin kaynağıdır” diyenler bu iftiraların ortağı değil midir? Lütfen hadislerin mantıkla ve kendi içlerinde çelişkilerine bu anlamda yazımızı okuyarak bir de bu soruları düşünerek okuyun.

Kaynak: Kur’an’i Kerim, Hadis kitapları olan Kütüb-i Sitte (Altı Kitap) “Gerçek Din ve Uydurulan Din”,  Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk kitapları, Prof. Dr. Süleyman Ateş kitapları, Eski Ahit (Tevrat), Yeni Ahit(İncil),

NOT:

ALINTI

Türkçe tercüme: M.Z

Altta İbranice demeç verenlerin hepsi yüksek haham (rav-rabi)dır. İslam’ın birçok şeyi kimlerden intihal ettiğinin kanıtıdır. İslam’daki geri kalmışlık, çoğunlukla Yahudi dinini 3 bin kusur yıl önce gibi yaşayan Haredi (Ultra Ortodoks Dindar) Yahudilerden Hadis ve Fıkıh adı altında  intihal edilmiştir. (aşırma, çalma yapılmıştır) Videoda bu kesimin rabilerinin (yüksek hahamların) görüşleri belirtilmiş. Kadını bir mal, eşek v.b. görüyorlar. İslam’daki kapanma ve şiddet vs. olayı da (rahibelere dahil) bu kafadaki insanlardan geçti. Yahudiler akıllı bir millet. Bugün Yahudiler’in çok azı Haredi (Ultra Ortodoks Dindar).  İsrail Devleti kendisine düşman olan bu Haredilere dokunmuyor. Ama millet onların siyasilerini ve düşüncede olanları İsrail’de demokratik seçimlerde seçmiyor. Yahudiler’in diğer kesim  çağa ve Hz. Musa’nın öz Tevhid mesajına uygun yeniden yapılanmış Yahudiliği  yorumu içinde yaşıyor. Diğer Yahudiler’in çoğu Ataist, Agnostik veya Deist ve kimseyi rahatsız etmiyor ama rahatsız edilmekte istemiyor.

 

https://youtu.be/2nBcmQMDmtc

Yukarıdaki Video’nun bire bir Türkçe tercümesi /Türkçe tercüme: M.Z

Moşe Vaaknin: (Beyni) tıkanmış kadınlar var. Erkeklerin neden kadınları katlettiğine şaşırmayın.

Eitan Bagdadi: Eskiden eşini aldatan kadını dışlayıp hemen yerinde yakarlardı. Zamanımız gibi değildi. Günümüz gibi bir sürü oyunlar oynamasına, istediğini yapmasına izin verilmezdi, zaman yoktu. Böyle birşey yok.

Yeoşua Weisman: Kadının doğal olarak buna ihtiyacı var. Doğal olarak parfüm sürebilir. Çünkü kendi kokusu daha az iyidir. Bilgelerin söylediği budur. Ve erkeğin doğal olarak buna ihtiyacı yoktur.

Ronen Shaulov: Hastanede ölen, hasta olan her çocuğun nedeni sen (kadın) saçınla oynadığın içindir. Sen (kadın) utanmıyor musun? Sen (K) hergün çocukların vefat ettiğini, öldüğünü, gömüldüğünü görüyorsun. Bilesin ki bekar (K) olarak saçını toplamadığın içindir.

Yitshak Phenger: (dini) Zohar kitabı, saçını örtmeyen kadın için şöyle der; Saçından emzirilen dış güçler ve içinden akan bolluk var. Bu nedenle kadın saçını örtmelidir. Hem de kutsallaştığı andan itibaren.

Breslav (dindarları) sohbetinden: Rav: Kadın mı, nedir kadın? Kadın akılsız, bilgisizdir. – Ne, ne? Karın olduğu için neden sevinçlisin? Nedir bu, ne kadar saçmalık. Yitshak Kohen: Orası gerçek dünyasıdır. Orada şehvet yoktur. Kadının dışkı dolu bir tabure, öfke v.s. olduğu görülür. Gerçekleri görürüz. (İslam’ın bu kısmı Yahudi dincilerden almadığı kesin)

Ravid Nagar:
Adeti olan kadın, bir bitkiyi sularsa bize zarar verebilir. Bana inanmayın, kadınlara sorun. Evet diyeceklerdir. „Ben bir demet çiçek aldım, suladım vallahi öldü“ diyecekler. Yapılan bir araştırmaya göre, Yahudi olmayan birine çiçek verdiler, o da sekreterine verdi. Sekreter vazoya koydu ve çiçekler öldü.

Yosef Mizrahi: Saf (temiz) bir kadının dokunduğu yapraklara hiçbir şey olmadı. Adeti olan kadının dokunduğu yapraklar birkaç saat sonra öldü. Şaşılacak birşey. İnanılmaz birşey.

Navid Nagar: Bunu kadın hala (örgü) ekmek yaptığı zaman da deneyebiliriz. Kirli olduğu veya olmadığı zaman. Ekmek tamamıyla değişik olur. Hamuru yoğururken bile… Bana inanmayın, araştırın.

Yosef Mizrahi: Kirli (adeti olan) kadın yemeğe dokunduğu zaman yemeğe safsızlığı geçirirler. Bazı rabiler kadınların yemeğini yemezler. Kadınların pişirdiği hiçbir şeyi. Erkek ahçıları vardır. Yalnız onlar yemeğine dokunabilir. Hatta Fransa’da bile anladılar ki, eğer iyi bir şarap hazırlamak istiyorsan, işin içine kadınları sokmayacaksın. Neden? Çünkü şaraba etki ediyor. Kadın şaraba dokunmasa bile, orda durması yeterli. Çünkü kadından dökülen kirlilik, şarabın kalitesini düşürür. Bu durumda kadının dokunmadan bile kirliliğini geçirebileceğini görüyoruz.

Navid Nagar: İyi dinleyin, adeti olan bir kadının kanını bir hayvanlara fırlattılar, hayvanlar öldü. Yanlız fırlatılan adet kanından.

Israel Meir Lao. İsrail Hahambaşısı: Kendini kontrol edemez. Üç kadeh şarap içse kontrolünü kaybeder. Dört kadeh? Çarşıdaki eşek gibi yalan söyler, saygı duymaz. O (kadın) herkesten herşeyi isteyebilir. Sokakta herkesin gözü önünde… Çünkü hiçbir kontrolü yok ve sarhoş. Hiçbir muhakeme, izlenimi yok.

Baruh Gizhai: Kadın mütevazi olmalı. Kabul edilen kitaplarda genellikle böyle yazar. Üst kısmını deşifre etmeye alışkın kadın, ineğin enkarnasyonuna dönüşür. Bu nedenle kadın kapalı olmalıdır. Bu arada kadının göğüs kanserine yakalanmasının nedeni budur. Neden? Çünkü herkesin gözü orda. Bu yalnız kem gözler yüzündendir. Bu nedenlerden biri. İkincisi, sizden, benden uzak çocukları düşük olur. Neden? Hamile kalıyor, facebook’ta göbeğinin fotoğrafını yayınlıyor. (kadına) Söyle bu normal birşey mi?

Yosef Mizrahi: Kutsal yaratan kadınları neden bakire yarattı? Sıradan güzellik için mi? Kadın kullanılmış duruma dönüştüğünde, değeri Tanrının gözünde mucizevi şekilde alçalıyor. Onun değeri bu, yarıya düşüyor. Neden? Örneğin sen şimdi bir koka kola alıyorsun, eğer açılmadıysa 2 dolar ödüyorsun. Eğer açılmışsa 10 sent bile etmez. Kimbilir bu şişenin içinde ne kirlilik var diye düşünürsün.

Eliezer Berland: Sonuçta bir eşek satın almış gibisin. Adam, kadının eşek olduğunu bilmeli. Erkek evlendiğinde bir eşekle evlendiğini bilmeli, insanla değil.

Yosef Mizrahi: Şişmanlamaya izni yoktur. Tutkularıyla savaşmalı. Çünkü evin barışını bozuyor. Gerekiyorsa perhiz yapmalı. Bunu gerçekten yapmalı, her saat ziyafetten ziyafete perhiz değil.

 

Relevante Artikel

Back to top button
Close