KAZIM BALABAN: KILIÇ ARTIĞI ANLAMI NERDEN GELİYOR?

Viyana`da yaşayan araştırmacı kitap yazarı Kazım Balaban, “ Kılıç artığı anlamı nereden geliyor“ başlıklı analizi ile dikkat çekti. MHP Başkanı Devlet Bahçeli AK Partisi sözcüsü olarak kabul edilen Hürriyet köşe yazarı Sunni Selvi`ye yönelik Alevi bir aileden gelmesine gönderme yaparak kabaca aşağılayarak kendisine “ Kılıç artığı“ demesi Alevi toplumunda ve aklı başında Türk vatandaşlarının tümünde üzüntü ile karşılandı.

Kazım Balaban`nın E -Posta ile geniş bir çevreye yayılan analizi şöyle :

 

KAZIM BALABAN: KILIÇ ARTIĞI ANLAMI NERDEN GELİYOR?

 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, iktidar yanlısı gazeteci Abdülkadir Selvi’ye dönük hakaret dolu sözleri arasında ‘’…Bu KILIÇ ARTIĞI şahsın…’’ açıklamasında bulundu. Özellikle son dönemlerde yaptığı politik çıkışları ile kendisini ve MHP üst yönetimi ciddi anlamda sorgulatan Bahçeli’nin ‘’Kılıç artığı’’ sözleri ile Selvi’nin Alevi kökenli oluşuna yönelik bu açıklaması Alevilik hakkında ne kadar yanlış kanaat ve bilgiye sahip olduğunu da gösterdi.

Ancak bu yanlış tanım sadece Bahçeli’nin değil, 2. Mart (2017) Sözcü Gazetesindeki köşesinde onu eleştirme adına yazı kaleme alan Emin Çölaşan’ın da yanlış bilgilere sahip olduğunu gösterdi.

 

Çölaşan, yazısında bu tanım için şöyle diyor ‘’Müslümanlar tarafından ele geçirilen bir ülkede yaşamları bağışlanmış olan kimseler’’.

 

Yani müslümanlar kendi dinlerinden olmayan bir bölgeyi ele geçirip halkı kılıçtan geçiriyorlar ve bir kısmı kesilmekten kurtuluyor. Ve bunlara da Alevi deniyor. Bunun için bunlara Kılıç artığı deniyormuş.

 

Yani Aleviler İslamın özü, İslamın kendi değil, sonradan, kılıç artıkları oluyorlar.

 

Bu yanlış bilgiye sahip olan sadece Devlet Bahçeli ve Emin Çölaşan değil şüphesiz. Çölaşan’ın arama yaptığı google de verilen bilgilere göre Kılıç artıkları Alevi olanlara deniyormuş.

 

Bir ülke düşünün ki bu ülkede 8 Bakanlığın bütçesinden daha büyük bir bütçeye sahip olan Diyanet İşleri Başkanlığı var ama maaliyeti çok küçük bir harcama ile bu yanlış söylemi düzeltmiyor.

 

Bu ülkede Üniversiteler var, İlahiyat Fakülteleri, İmam Hatipler var, Hocalar ve Müftüler ordusu var ama yanlış tanım devam ediyor.

 

Bu ülkede aydınlar, yazar ve çizerler, sanatçılar, sinemacılar var ama bu yanlış tanım devam ediyor.

 

Bu ülkede sivil toplum örgütleri, sendikalar, vakıflar, dernekler, spor klüpleri var, ve en önemlisi de bu ülkede basın var, siyasal partiler var, iktidar var ama yanlış tanım devam ediyor. Üstelik bu yanlışı bir siyasi partinin Genel Başkanı yapıyor ve ona cevap verme sorumluluğu hissedenler de gene yanlış deyim ile cevap veriyorlar.

 

Acınacak bir durum.

 

Peki bu Kılıç artığı deyimi nereden geliyor?

 

Bu deyim Emevilere söylenen ‘’Kılıç zoru ile müslüman oldular’’ sözünün intikam hırsı ile onların kendi karşıtları için söylediği sözden türemiştir. İçeriği, İslam dinine geçen Türk kavimlerinin katliam öyküleri ile doludur.

 

Kısaca izah edelim:

 

Mekke’li Hz. Muhammed, Peygamberliğini ilan ettikten sonra başta akrabaları Ümeyyeoğulları olmak üzere Mekke’lilerden büyük zulüm görür ve 622 yılında Mekke’den Medine’ye göç (hicret) eder.

 

Başlarında Ebu Süfyan denen bir melunun bulunduğu Mekke’liler, müslümanları kendileri için gelecekte tehdit olarak algıladıkları için Medine üzerine 3 defa savaş açarlar ama bir başarı elde edemezler. Buna rağmen Hz. Muhammed taraftarı olan Medine’liler giderek güçlenirler ve 630 başlarında Mekke’yi kuşatırlar. Bu durumda Mekke’liler ya teslim olacak, ya da savaşacaklardır.

 

Hz. Muhammed, Mekke’lilerin İslam dinine geçmeleri halinde onların hayatını bağışlayacağını beyan edince Mekke’liler topluca İslam dinine geçer ve hayatlarını kurtarırlar.

 

Tarihte insanların zaman zaman dinlerini değiştirdikleri, başka dine geçtikleri çok olmuştur. Ama bu değişkenlikler genellikle dinini değiştiren insanların özgür iradeleri ile yaptıkları tercih sonucu olmuştur.

 

Başka bir deyimle insanlar bir dini inceler ve benimser, sonra da o dinin mensubu olurlar.

 

Ama Mekke’lilerin durumu böyle değildir. Onlar kılıç korkusu ile müslüman olmuşlardır. Ya savaşacak, ya da İslamı kabul etmiş görüneceklerdi.

 

İslamı kabul etmiş gibi göründüler ve ilk fırsatta Hilafet makamını ele geçirip İslam dini mensuplarına olmadık zulümler yapmaya başladılar. İslamı ilk kabul eden Hz. Ali ve onun soyuna savaşlar açıp oluk oluk kan döktüler.

 

Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye, Sıffeyn savaşı ile Hz. Ali’ye karşı savaştı. Oğlu Hz. Hasan’ı zehirletti.

 

Muaviye oğlu Yezid, Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin’i Kerbelâ’da akrabaları ile beraber topluca katletti.

 

Emevilerin müslümanlara neden bu zulmü reva gördüğü tartışmaları başladı. Halk arasında onların gönüllü olarak İslam dinine geçmedikleri, ‘’Kılıç zoru ile oldukları’’ gerçeği dile getirilmeye başlandı.

Emeviler, Müslümanlara karşı akla hayale gelmeyen zulümler yapmaya başlayınca Hz. Ali taraftarları yeniden hicret edip çeşitli coğrafyalara dağıldılar. Türk kavimlerinin yaşadığı bölgelere hicret edenler burada Türkleri etkiledi ve onların İslam dinine geçmelerini sağladılar. Bu durum Emevileri çok rahatsız etti ve Türkler üzerine sefer düzenlemeye başladılar.

 

 

Bu savaşlarda Türklere dönük öyle katliamlar yaptılar ki tarih böyle katliamlar görmedi, tanık olmadı.

 

İçlerinde öyle bir kin vardı ki Emevi komutanlardan zalim Kutaybe işgal ettiği Türk bölgesine girerken kilometrelerce uzunlukta olan tören yolunun sağına ve soluna her 5- 10 metrede bir darağaçları kurup yolları cesetlerle süsledi.

 

İçlerinde öyle bir kin vardı ki bir değirmenin su kanalında aynı anda kesilen onbinlerce Türkün kanları ile değirmen taşını dönderip öğüttüğü buğdaydan ekmek yaptı ve bununla övündüler.

 

DİN’dar ve KİN’dar sözü size bir şeyler anımsatıyor mu?

 

Emeviler bu zulümden kaçıp kurtulan Türkler için de ‘’Bunlar Kılıç artığı’’ dediler.

 

‘’Neden kılıç artığı diyorsunuz’’ sözlerine de ‘’Onlar da bizim için – Onlar Kılıç zoru ile İslam oldu – diyorlardı’’ diye beyanlarda bulundular.

 

Daha sonraki süreçlerde Selçuklu veya Osmanlı dönemlerinde bu deyim şu anlamda kullanılır oldu. Selçuklu veya Osmanlılar bir coğrafyayı işgal ettiklerinde onların içinden kendilerine vergi ve asker verecek bir Vali bulup kendilerine bağlıyorlardı. Halkın büyük çoğunluğu da buna uymak zorunda kalıyordu. Bazı kabileler ise vergi ve asker yükünü ağır buluyor ve isyan ediyorlardı. İsyan edenlerin üzerine asker yollanıp sindiriliyor ve mevcut düzene itaati sağlanıyordu. Buna rağmen isyanı devam ettirenler de kılıçtan geçiriliyordu. Bunların içinden kurtulanlara da ‘’Kılıç artığı’’ deniyordu.

 

Emevilerden kalan ve müslüman Türkler için söylenen bu deyimi, ‘’Kılıç artığı Aleviler için kullanılan bir söz’’ demek için bir insanın hem dini, hem de tarih bilgisinden mahrum olması demektir.

 

Ancak bunu bir siyasetçi söylüyorsa bilinç altında İslam değil bunun karşıtı Emevi tercihi yatıyor demektir. Zaten ülkemizde siyasete ve dini kurumlara yön verenler de genelde Emevilerin uyduruk İslamını kendilerine rehber edinerek güzelim İslam dinine en büyük kötülüğü yapmaktadırlar. Din üzerinden siyaset yapanların icraatlarına baktığımızda bilinç altında İslam değil İslama düşman olan Emevi tercihlerini rahatlıkla görebiliyoruz.

 

Alevilere ‘’Kılıç artığı’’ denilmesinin altında İslam değil Emevi hayranlığı yatmaktadır.

 

Ebu Süfyan, Yezid, Kutaybe, Haccac ve benzerleri olan İslam düşmanlarının icraatları yatmaktadır.

 

‘’Din’inizi ve Kin’inizi akıldan çıkarmayın’’ sözü ile ‘’Kılıç artığı’’ sözü aynı anlamda söylenen, aynı amaca hizmet eden sözlerdir. Zaten bu sözleri sarf eden siyasetçilerin aynı anlayışta buluşmalarının anlamı da budur.

 

Muhabbetlerimle

Kazım Balaban / Viyana

Relevante Artikel

Back to top button
Close