Merak edildi: Nakşibendi Tarikatı’nın Halidiye kolununun kurucusu Haldi Bağdati El Kürdi kim?

Nakşibendi Tarikatı'nın Halidiye Kolu'nun lideri Mahmut Efendi ardından Halidiye tarikatını kim kurdu acaba sorusu gündeme geldi.

İstanbul.  Nakşibendi Tarikatı’nın Kuzey Irak çıkışlı Halidiye Kurdi Kolu’na bağlı İsmailağa Cemaati’nin lideri Trabzon Of´dan Mahmut Ustaosmanoğlu, İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede vefat etti. Mahmut Ustaosmanoğlu’nun vefat haberini torunu sosyal medyadan yaptığı açıklama ile duyurdu. Muhammed Fatih Ustaosmanoğlu yaptığı açıklamada „Mahmud efendi hazretleri dedem hazreti Allah’a vasıl oldular.“ dedi. .  Ustaosmanoğlu Fatih Camiisi’nde başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere birçok bakan, milletvekili, siyasetçinin ve  on binlerce insanın katılımı ile  birlikte kılınan cenaze namazı ardından defnedildi.

 

Nakşibendi Tarikatı’nın Halidiye Kolu’na bağlı hocalarından birinin cenaze merasiminde yaptığı konuşmada „mezhep ve meşrebi“  farklı olanlara oldukça sert çıkışı dikkat çekti. Merak edildi: Nakşibendi Tarikatı’nın Halidiye kolununun kurucusu Haldi Bağdati El Kürdi kim?

 

Trabzon Oflu olan Mahmut Ustaosmanoğlu’nun yerine kardeşi tarafından kendi istediği ile  yine Trabzon asıllı Hasan Efendi adlı doksan yaşında bir Nakşi Tarikatı’nın Halidiye Kolu mensubu geçici vekil olarak atandığı cenaze namazı sırasında ifade edildi.

Şu anda daha çok Trabzon doğumlu Nakşiler‘ in liderinde giden  Nakşibendi Tarikatı’nın Haliye kolunun bir Irak Süleymaniye’den künyesi Haldi Bağdati olan Ebü’l-Behâ Ziyâüddîn Hâlid b. Ahmed b. Hüseyn eş-Şehrezûrî el-Kürdî ‚ nin kurduğunu biliyor muydunuz?

Öbür tarafdan cenaze ile ilgili şu eleştirlerin geldiği görüldü:
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, modern Türkiye’nin yolunu, 1925’te Kastamonu’da yaptığı “Efendiler ve ey millet; iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır” konuşmayla çizdi. Ancak siyasetçilerin oy kaygısıyla tarikatlarla kurduğu ilişki, Ustaosmanoğlu’nun yaşamını yitirmesiyle yeniden gözler önüne serildi. Bürokratlar, eski bakanlar, milletvekilleri ve iktidarın üst kademesi, Ustaosmanoğlu’na “taziye sunmak” için sıraya girdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, taziye için gazetelere ilan verdi. Ancak tarikat-siyaset ilişkisi eleştiri konusu oldu Cumhuriyet’e konuşan ilahiyatçı İsrafil Balcı, devrim yasalarına işaret ederek “Buna rağmen tarikat, cemaat ve şeyhlik, dervişlik gibi ‘sanal’ otoritelere siyasiler hâlâ prim veriyor. Bunlar da siyasi rüzgarın etkisinden esinlenerek ve onları arkasına alarak palazlanıyor. Kimi siyasinin oy uğruna, kimi siyasinin de gönülden bu yapılara prim vermeleri, selam durmaları, iş tutmaları doğru değil. Bu, ülke çıkarlarına aykırı” dedi. Balcı, tarikat-siyaset ilişkisinden topluma ve ülkeye bir aydınlık çıkmayacağını aktararak “Burası karanlık bir kuyudur. Aydınlık yol, Cumhuriyet değerleriyle olur. Tarikatların amacı hiçbir zaman din değil. İstisnasız hepsi, kendi öğretilerini bir şekilde iktidara taşıyıp romantik yorumlarına göre devlet düzeni tesis etme amacı güder. Aydınlık yol; akıl, bilim, hukukun üstünlüğü, demokrasi, laikliktir” ifadelerini kullandı. 

  Emekli müftü Gani Aşık ise yaşanan durumun, “Türk devleti, toplumu ve siyaset hayatının tarikatlara tutsaklığının ve laik devletteki çürümüşlüğün turnusol kâğıdı olduğunu” vurguladı. “Üç günlük yas ilan edilmediği kaldı” diyen Aşık, “Tarikat, tekke ve zaviyeler yasal olarak kapalı, devrim yasaları ‘sözde’ yürürlükte” diye konuştu. Aşık, cenazeye kadınların katılmasının istenmediğine işaret ederek, “Bu bile kadının nasıl aşağılandığını göstermesi bakımından ibretliktir. Bir merhuma karşı son uhrevi görev olan cenaze namazının kadınlara yasaklanmasının dinde dayanağı yoktur. Peygamberimiz ailesinden başta Hazreti Fatma olmak üzere pek çok hanımın sosyal yaşamda farklı açılımları vardır” ifadelerini kullandı.“

 

Erdal Sarızeybek’in „Halidi Nakşi Tarikatını kim kurdu?“ başlıklı makalesi bu konuda dikkat çekti.

„Halidi Nakşi Tarikatını kim kurdu?

Erdal Sarızeybek

Tarikatın Kurucusu Şeyh Halid…

Şeyh Halid bugünkü Irak’tandır, Süleymaniye’den.

Asıl adı: Ebu’lBeha Ziyauddin Halid b. Ahmed b. Hüseyin eşŞehruzuri elKürdi .
Türkiye ise O’nu ‘Mevlana Halidi Bağdadi’, ‘Şeyh Halid’, ‘Mevlana Halid’, ‘Halidi Bağdadi’ isimleriyle tanıyor.
Doğum tarihi net değil…
1768 ila 1779 arasındaki bir tarihte dünyaya geldiği yazılmış.

‘Hangi yıl doğmuştur’ derseniz, 1777 söylenebilir çünkü aynı kaynaklar vefatı öncesinde “ömrümüz 50’ye ulaşmıştır” dediği rivayet edilerek bu tarihe referans veriyor.

Soy ağacı da net değil… Baba adı Hüseyin ama hepsi bu.
Soyu Hz. Osman’a dayanıyor.
Ameli açıdan Şafii, itikaden Eş’ari mezheplerine mensup, tarikaten Nakşbendi ve meşreben Müceddi olduğu biliniyor.
İşte soy geçmişiyle ilgili de tüm bilinenler bu.
Şeyh Halid’i bize anlatan kaynaklar oldukça sınırlı: Dr. Butrus Abu Manneh ’in bu konuda özel çalışmaları var. Manneh, Şeyh Halid’in biyografisinin ilk kez müridi Bağdatlı Muhammed İbn Süleyman tarafından yazılmış oluğunu ve bu biyografinin onun yaşamıyla ilgili diğer tüm eserlere kaynaklık ettiğini ileri sürüyor .

Bu tez doğruysa eğer, Şeyh Halid’in genel profili şu: ‘ Asıl adı Ebü’lBeha Diyaüddin Halid b. Ahmed b. Hüseyin eşŞehrezuri’dir. Soyu baba tarafından Hz. Osman’a dayandığı için kendisine ‘Osmani’ denilmiştir. ‘Efendimiz, büyüğümüz’ manasına gelen ‘Mevlana’ ismiyle tanınmıştır.

Babası ‘Şeşengüşt(altı parmak) lakabıyla tanınan Pir Mikail kamil bir velidir. Mevlana Halid’in yetişmesinde babasının büyük emeği geçmiştir. Annesi ise, hem hayatı hem de asaleti ile bu bölgede tanınan büyük veli Pir Hızır Fatımi’nin soyundadır, anne tarafından nesebi Ehli Beyt’e kadar uzanır.’
Şeyh Halid çok önemli bir zat tıpkı Mevlana Celaleddini Rumi gibi. Böylesi büyük bir zatın tek bir biyografi ile tanıtılışı insanı düşündürüyor.
Çünkü Şeyh Halid’in inanç dünyasında tam iki yüz yıllık mührü var. Siyaset dünyası ise tam yüzyıl… 

Onun halifeleri eliyle seçilmiş, ülkemiz siyasetine damga vurmuş onlarca büyük siyasetçi var, Özal gibi, Erbakan gibi, Cindoruk gibi…

İsterseniz bakalım şu anılara:
“Yıl 1955… Korkut Özal, mühendisti. Devlet Su İşleri’nde çalışıyordu.
1957’de, mesleki bilgi ve görgüsünü geliştirmesi için devlet eliyle ABD’ye gönderildi. Daha önce abisi Turgut Özal da gitmişti. Gittiği yer, ABD’nin Utah eyaleti.
Orada Mormonlarla tanıştı; Allah’a ve İsa’ya inanan, Hıristiyan, bir çeşit tarikat üyeleri. Mormonların bilinen kendilerine misyonerlik yapmak faaliyeti dışında, bir özelliği daha vardı; para.

 

Tarikatın güçlenmesinin paradan geçtiğine inanıyorlardı: ‘Bağlı olduğun dinsel hareketin güçlenmesi ve yayılması için, mutlaka paraya ve siyasal güce sahip olacaksın. Aksi halde başarılı olamazsın.’
Her Mormon’un temel görevlerinde biri de, gelirlerinin yüzde 10’nu tarikata vermek yanında, iki yıl süreyle Misyonerlik yapıp tarikata yeni Mormonlar kazandırabilmek. Milyonlarca Mormon, Amerika’da para gücü en yüksek düzeyde olan insanlar…
İşte Korkut Özal… ‘Türkiye’den din kitapları istetir. Bir ara yanına Fehim Adak gelir. Onu da devlet yollamıştır… Fehim Adak o günlerde dincidir… Ve Korkut, Amerika’da Müslümanlığı keşfetmeye başlar.’
Türkiye’ye döndüğü zaman, gerçek bir Müslüman olmuştur!
İlk iş olarak karısı Müjgan hanımı örter… Sonra da annesi Hafize hanımı.
Artık karşımızda bambaşka bir Korkut vardır. Gerçi o günlerde Özal biraderleri hiç kimse tanımaz ama olsun. Korkut değişmiştir. Kulaklarında her Mormonların bir öğüdü vardır ve bunu hiç unutmayacaktır:
‘Bağlı olduğun dinsel hareketin güçlenmesi ve yayılması için, mutlaka paraya ve siyasi güce sahip olacaksın. Aksi halde başarılı olamazsın’. 
Bu görüşü, bu sözü Turgut’a aktarır. Turgut ona hak verir. Korkut Amerika’ya gidinceye kadar, dincilikte Turgut daha ileridir. Dönüşte Korkut, Turgut’u geçmiştir…
Ve hidayete ermesinde Mormonların çok büyük rolü olmuştur.

1950’li yılların sonlarında Korkut Özal, Atatürkçü annesi Hafize hanımı örtmeyi başarmıştı. Örtmekle de kalmamış, Alevi kökenli annesini Sünni yapıp Nakşibendi tarikatına sokmuştu. Tarikata Korkut, karısı ve Hafize hanımla birlikte Turgut da girmişti. Daha sonra küçük birader Yusuf ortaya çıkacak ve tarikata o da girecektir’. 

Ve… İnanç dünyası işte böyle değişen Özal, inanılmaz bir şekilde kendisini tarikatın içinde buluveriyor… Düşünsenize Özal’ın annesi Alevi idi, ama oğlu bu Tarikata girince Nakşi olmuştu.

 

Devam edelim, Altın Silsile Şeyh Halid’in önemini şöyle vurguluyor:
‘Halid, Osmanlı yönetiminde, Musul vilayetine bağlı Baban Emirliği’nin bir köyü olan Karadağ’da doğdu. Mezhep olarak Şafii; tarikat ve meşrep olarak ise Nakşibendi’dir. Nakşibendi tarikatının Halidiyye kolunun kurucusudur.
Bu süreç, Hindistan’a gidip Nakşibendi Şeyhi Abdullah Dehlevi’den icazet almasıyla başlamış, önce Irak kuzeyine, ardından Anadolu ve bölge coğrafyasına yayılmıştır.

 

Nakşibendi alimlerinin yazdıkları silsilede ki ‘Altın Silsile’ olarak tanınır. Mevlana Halidi Bağdadi üçüncü silsilenin 30’ncu ve son sırasında yer alır.’
Halid’in çocukluk yıllarına bir gidelim…
İlk eğitimine Kuran kursunda başladı. Ardından… Zerdiva nahiyesinde Şeyh Abdüllatif Medresesi’nde eğitim aldı ve bunu Halepçe, Hurmal ve Biyare medreselerindeki eğitimi izledi.
Arapça ve Farsça biliyordu.
Kayda geçmiş en ünlü hocaları; Abdulkerim elBerzenci, Molla Muhammed Salih etTeremari, Şeyh Celaluddin Hurmali, Molla İbrahim elBiyari ve Şeyh Abdullah elHırpani’ydi.

 

Öğrenim gördüğü medreselerin bulunduğu yerler dikkate alındığında, Halid’in ilk gençlik yıllarının Karadağ, Süleymaniye, Köysancak, Harir ve Bağdat dolaylarında geçtiği görülüyor. Bu arada İran’ın Sine kentine gitti ve Şeyh Muhammed Kasım Senendeci’den ders aldı ama asıl itibariyle yaşam alanı hep bu gizemli coğrafya oldu.

Doğum yılı bir yana, Şeyh Halid’in yaşamında bilinen ilk tarih 1799.
Vebadan ölen Şeyh Abdulkerim Berzenci yerine Süleymaniye’deki Abdurrahman Paşa Medresesi başmüderrisliğine atandı .
Medreseye adını veren Abdurrahman Paşa’yı biz zaten Baban Beyliği’nden tanıyoruz; 1806’da, Kürt kimliği ile çıkarılan ayaklanmanın başındaki kişiydi.

 

Şeyh Halid’in 1777’de doğduğu ve 1799’da medrese başhocalığına atandığını kabul edilirse, 22 yaşında ‘Şeyh’ olduğu anlaşılıyor.
Gelelim aile yaşamına…
Üç eşi var ama isimlerini tam bilemiyoruz.
İlk eşi Kürt asıllı Mikaili aşiretinden Yusuf Ağa’nın kızı, adı Siti veya Hatice olabilir. Ondan dört oğlu dünyaya gelmiş; Abdurrahman, Bahauddin, Şihabuddin ve Necmuddin.
İkinci eşi hiç tanınmıyor ancak Halid’in Bağdat’ta olduğu sırada evlendiğine dair bir not düşülmüş ve bu eşinden çocuğu hiç olmamış.

Üçüncü eşi Aişe; halifesi İsmail Gazzi’nin kızı. Bundan ise bir kızı dünyaya gelmiş, adı Fatıma .

İşte Halid’in bilinen aile ağacı bu…

Peki, bu yaşam öyküsünde neler yaptı?

Abdurrahman Paşa Medresesi’nde başmüderris olduğunu biliyoruz, altı yıl bu medresede hocalık yapmıştı.

Ardından… 1805 yılında, MusulDiyarbakırUrfa üzerinden Hac’ca gitti…

Hac yolculuğu esnansında bir süre Şam’da konaklayan Halid, burada Muhammed elKüzberi’den ‘Hadis İcazeti’, Şeyh Mustafa elKürdi’den de ‘Kadiri Tarikatı İcazeti’ aldı.

Ve Mekke: Şeyh Halid Kabe’ye gitti…

Şeyh Halid çok önemli zat. Çünkü…Yakın gelecekte Osmanlı’nın resmi tarikatı olacak ve siyasete yön verecek olan bu Tarikatı; Orta Asya’dan gelen Türk Nakşibendi Tarikatının mirası üzerinde yükselecek ve üstelik günümüze kadar gelip Saray’daki varlığını sürdürecek olan bu Tarikatı her yönüyle tanıma ve anlamaya çalışmanın yolu Şeyh Halid’den geçiyor.

Hele ki… Turgut Özal da bu Tarikat müridi olunca, ister istemez dikkatler Şeyh Halid üzerinde toplanıyor.

Erdal Sarızeybek?

https://tr.wikipedia.org/wiki/H%C3%A2lid_Ba%C4%9Fd%C3%A2d%C3%AE

Relevante Artikel

Schaltfläche "Zurück zum Anfang"
Cookie Consent mit Real Cookie Banner