“Osman mı, Odman mı”

Murtaza Demir iddialı bir çıkışla, "Ümmet, Osmanlı kurucularının Kızılbaş olduğunu bilse. Ve "Osman mı, Odman mı" diye baksa...*" diye başlayan analizine tez ve kaynakları dikkat çekti.

Murtaza Demir’in Sosyal Medya’da paylaştığı analizin bir kısmı şöyle :

Eyy kapımıza “defol Alevi” yazan ahmaklar takımı; Osmanlı’ya sahip çıkıp Cumhuriyete ve Atatürk’e kin kusan ümmetçiler; Osmanlı Beyliğin kurucusunun adı Osman değil, Odman veya Ataman’dır. Üstelik hakiki-orijinal bir Kızılbaştır… Odman’ın kayın pederi Ede Balı, Hace Bektaş Dergahından el alan bir Horasan Ereni ve Odman’ın eşiti (eşi) olan Malhun hatunun babasıdır. Beyliğin gülbangını vermiş, Odman’a beylik kuşağı kuşatmıştır…

“Alevi” diyerek kin kustuğunuz yurttaşlar, mülkün sahibi olanlardır, bunu münasip bir yerinize yazın ki, unutmayasınız!
Bizim resmi tarihçilerimiz bunların alasını bilir ama saklar, lanet olasıca pislikler!

Şeyh Ede Balı dedenin bir Alevi dedesi olduğunu, biraz araştırma yapan herkes görür. Ede Balı dede, Odman’a şöyle nasihat eder:

“Ey Oğul!
Ne zaman ki bu Ahi kuşağını belinden çözdün, gazi kılıcını elinden düşürdün, o zaman ilin, tören elinden gider, zevalin yakın olur.

Ey Oğul!
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, gün eğilirken ölür. Güçlüsün kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgârında savrulur gidersin, öfken ve nefesin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın, dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır.

Bu dünyada inancını kaybedersen yeşilken çorak olur, çöllere dönersin…

Ey Oğul!
Keklik öten, keklik biten yerde oturma, ördek öten, çayır biten yerde otur. Açık sözlü ol. Her sözün üstüne atılma. Gördün söyleme, bildin, bilme… Üç kişiye acı; cahiller arasındaki âlime, zengin iken fakir düşene, hatırlıyken itibarını kaybedene…

Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğunda mücadeleden korkma. Bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler…”

Bütün dünya milletleri imparatorluğa “Ottoman” derken, bizimkiler neden “Osmanlı” der? Alevi-Kızılbaşın ismini sansürlemek, hak ve hukukunu gasp etmek, yabancı yerine koymak, ahaliyi Arap’ın dini ve kültür dairesine çekmek ve mülkü sahiplenmek için…

Şimdi tarihe birlikte bakalım:
“Sungur Tekin, Gündoğdu, Dündar, Ertuğrul, Gündüzalp, Savcı… Buram buram Türk ismi… Peki, onca Türk ismi arasında Osman diye bir Arap adının olması garip değil mi? Üstelik Osman’ın daha sonra oğluna Orhan, onun daha sonra oğluna Murat gibi Türk adları koymaları, garipliği pekiştirmiyor mu?

İki ay kadar önce bir ‘Antika’ araştırma ilgimi çekti: Paris’teki Bizans Araştırmaları Enstitüsü ile Bizans Araştırmaları Dergisi’nin yöneticisi Albert Failler’in “14’üncü yüzyılın başında Anadolu’yu fetheden Türk beyleri” adlı geniş bir incelemesiydi bu…

Bizans Araştırmaları Dergisi’ni yabana atmayın; 1897’den beri yayınlanıyor.

Failler’in araştırması derginin 1994 tarihli 52’nci cildinde yer aldı. Failler de çalışmasını 1242-1310 yılları arasında yaşamış Bizanslı tarihçi Georgios Pachymere’in yapıtına dayandırdı. Pachymere günümüze kadar gelen 13 ciltlik Bizans tarihinin yazarı. Pachymere, Bizans’ı fetheden Türk beylerini sayarken, sıra Osmanlı’ya geldiğinde şöyle bir ifade kullanıyor: “Bu beyliği kuran Atman, gözü pek bir savaşçıdır.” Failler ise, bu adın sanki eksik olduğunu, araya bir “Alfa” daha konulması gerektiğini belirtiyor. Haydi, koyalım o “Alfa”yı. Ne oldu? Cevap: Ataman! Evet, Osman’ın adı aslında Ataman’dı. Ve öz be öz Türk adıydı. Babasının, amcalarının, kardeşlerinin adları gibi…”

Şimdi düşünün ve sorgulayın; ilk Osmanlı’da (Ottoman) neden hiç Ömer, Osman, Bekir, Hasan, Hüseyin, Muhammed, Tayip, Recep adları yoktur…

Erdoğan Aydın; “Osmanlılara değin bilgilerin, gerçekte nasıl İslamlık süzgecinden geçtiği göstermek açısından, Osman Bey’in adı üzerindeki değişmeler de çarpıcıdır: Moravscık, Deguignes, Gibbons, Giese ve Babinger, Osman Bey’in asıl adının Atman veya Taman olabileceğini bazı kanıtlara dayanarak öne sürmüşlerdir.” Diyerek, savımızı desteklemektedir.

Hiçbir Avrupa ülkesinin orijinal belleğinde, kitap, harita vb. belgelerinde Osmanlı ismine rastlamıyoruz. Bunun içindir ki, İtalyan (Venedik-Ceneviz) kaynaklarında da (…) “Kızılbörk Othman” yani Kızılbaş Odman diye bahsedilir. Birçok yazar, aynı kaynaklardan yararlandıkları halde, Otman Bey’in başlığından söz ederken hep “beyaz sarıklı” diyerek, kızıl veya kırmızı kısmından “Kızılbaşlığı” çağrıştırdığı için söz etmez.’
Selçuklu devleti çökerken babalar, şeyh ve dervişler uç bölgelerde toplanarak, bağımsız Türkmen beyliklerini kurdular. Hace Bektaş Veli’nin Hakka yürümesinden sonra, Onun vasiyetine uyarak beyliklerin toparlanmasında büyük emek verdiler ve başardılar.

Osmanlının kurulmasında önemli görevler alan; Ede Balı, Abdal Musa, Kumral Abdal, Geyikli Baba, Abdal Murad gibi birçok Horasan Ereni, ülkeden bozulan düzeni yeniden tesis etmek amacıyla, himayesiz ve boş topraklara tekke ve zaviyeler kurarak, korumasız kalan halkın canını malını korumayı düstur edinmiştir.

Nitekim Osmanlı’nın ilk iktidar dönemlerinde de, alabildiğine gevşek ve kurallardan uzak dinsel anlayışı görüyoruz. Örneğin “Orhan Gazi’ye ait Vakfiyyede, Bursa’nın zaptında büyük himmeti ve askeri coşturarak zaferde katkısı olan heteredoks derviş Geyikli Baba’ya bir kısım arazi ile iki yük şarap ve iki yük rakı verilmesi kaydı (…) son derece dikkati çekicidir.” Söz konusu Geyikli Baba, kendisini; “Baba İlyas müridiyim, Seyyid Ebu’l Vefa tarikatindenim.” diye tanımlar. Ebul Vefa yolağının aradaki temsilcisi olan Baba İlyas ise, bilindiği gibi Selçuklu İmparatorluğu’na karşı gelişen büyük ayaklanmanın önderidir.

Mustafa Akdağ ise bugün içinde olduğumuz dini-sosyal gerçekliğe denk düşen bir analizle; “Babaların (…) Kuzey Anadolu, Çorum-Ankara-Bursa etrafında yuvalandıkları ve tekkelerini kolayca kurdukları yerler olmasına karşılık, Konya’nın başşehir olduğu Kayseri-Konya-Kütahya-Aydın hattı ve etrafı da Mevlevilerin nüfuzundaydı. Yani, (…) bu iki siyasi-idari bölgenin birinde Mevleviler, diğerinde Bektaşiler hâkim tarikat oldular. Osmanlıların kuruluşu sırasında kendilerini destekleyenler hep babalar olup, Mevlevilerden bahsolunmuyor.” Demektedir.

Ertuğrul Bey’in Vefai/Babai inancına bağlılığı kuşkusuzdur. Oğul Osman’ın, bey olur olmaz Ede Balı gibi bir Vefai halifesinin duasını alması, hemen sonra kızıyla evlenmesi, bu dinsel bağlılığın bir sonucu olsa gerektir. Onun gerçek adının Osman değil Utman veya Udman olduğu anımsanırsa, kuruluştaki Osmanlı’nın resmi tarihçiliğin kurguladığı Osmanlı’dan tümüyle farklı olduğu daha net anlaşılır. Bu realitenin değişimi ise, sadece tarih yazımındaki çarpıtmalarla değil, aynı zamanda korkunç katliamlarla gerçekleştirilecektir.

Özetle Osmanlı, “resmi tarih ezberinden farklı bir dinsel ortamda şekillenmiştir. Örneğin bu bölgede onca hareketliliğe rağmen Müslüman ve Hristiyan unsurlar arasında dini sebeplerden çıkmış herhangi bir mücadeleye tesadüf etmiyoruz. Çünkü Hristiyanlığı dinsel nedenle düşmanlaştıran bir anlayış Türkmenler arasında “hiçbir zaman kuvvetli bir tesir icra edememiştir. Öyle ki, umumiyetle Müslüman olmakla beraber, her türlü taassuptan azade, dinin kendileri için çok muğlâk (…) eski kavmi ananelerinin zahiri Müslümanlık cilasına boyanmış basit bir şekline salik, eski Türk Şamanlarının haricen İslamlaşmış devamından başka bir şey olmayan müfrit Alevi ve heteredoks Türkmen babalarının manevi nüfuzu altında idiler.”

“Yunus Emre, Taptuk Emre, Hacı Bektaş Veli, (…) Baba İshak gibi büyük Türkmen erenlerinin anladığı ve telkin ettiği İslamiyet, Türk Şamanizmi vesair menşilerden gelen inanışların, halka kadar inmiş, geniş tasavvufi fikirlerle imtizacından mürekkep olup, medrese mensuplarının dar Şeriat kaidelerine karşı lakayt bir mahiyette idi.

Bu sebeple kendilerine mensup olan cemaatlerin, inanış ve yaşayışları İslamiyete aykırı olsa dahi buna pek ehemmiyet vermiyorlardı. Anadolu gibi birçok akidelerin kaynaştığı bir içtimai muhitte yaşayan bu Türkmen şeyhlerinin bir kısmı, yalnız doğrudan doğruya kendilerine mensup Şii-Şamanî hayat ve akidelerine bağlı Türkmenlerin değil, Sünni Türklerin ve hatta Hristiyanların bile, bilhassa ölümlerinden sonra, velileri haline gelmişlerdi.”

Birçok belgede de görüldüğü gibi devletin temelini atan Süleyman, Ertuğrul ve Otman beyleri, dini tutuculuk içinde cihad peşinde koşan İslam gazileri olarak göstermek objektif tarihi gerçeklerle bağdaşmıyor. Bir yurt tutmak ve orada kalıcı olmak ereğiyle yurt arayan bu insanlar, Anadolu’yu bir baştan bir başa geçmiş, onlarca ırk ve inançla tanışmış, kişisel olarak heteredoks halk İslam’ı anlayışının devamında karar kılmışlardı.

Bu inancın günümüzdeki izdüşümü ise, kuşkuya yer vermeyecek kadar açıktır ve halen Alevi /Bektaşilik olarak yaşamaktadır. Nitekim bu ‘sathi’ olarak nitelenen heteredoks İslam inancının bir sonucudur ki, Osmanlı kurucuları, Selçuklu Devleti’nden daha çok, özellikle ve bilinçli bir biçimde Bizans İmparatorluğu ve İslam dışı çevrelerle ilişki kuruyor, gerektiğinde ittifak yaparak Bizans’a yapılan saldırıları bertaraf ediyorlardı. Bununla birlikte, Anadolu Selçuklu Devletinin tepkisini almamaya da özen gösteriyor, Sultan II. Alâeddin Keyhüsrev yönetimine saygıda kusur etmiyorlardı.

Bâtıni inancının doğal hoşgörü ve toleransı, Otman’ın insan ilişkilerine zenginlik, çeşitlilik katıyor, farklı kesim ve mensubiyetlerle kolaylıkla dostluk kurmasına ve başarısına büyük katkılar sağlıyordu. Harmankaya Tekfuru Bizanslı Köse Mihal, Otman’ın yoldaşı ve müttefiki idi. Köse Mihal ve Otman Gazi’nin yakın adamları ve hizmetçilerinin bir kısmı Harmankaya’nın Bizanslı yerli halkı arasından seçilirdi ki, o derece güvenilir adamlardı.

Biraz okuyun e mi? Hakka, hukuka, insanlığa, barışa ve kardeşliğe hizmet edin lütfen…

16.12.2019
Murtaza DEMİR

*Makalede, Murtaza DEMİR’in “Kuşatılmış Bir İnancın Tarihi, Alevilik” adlı kitabından yararlanılmıştır. II. baskı, s. 98
1 Şafak, Erdal, http://www.sabah.com.tr/…/…/09/17/ilk-padisahin-adi-osman-mi
2 Aydın, Erdoğan; Osmanlı Gerçeği, s. 81. (2000)
3 Çetinkaya, Nihat, Kızılbaş Türkler, Tarihi, Oluşumu ve Gelişimi, s. 338. (İstanbul, 2004)
4 Gölpınarlı, Abdulbaki, a.g.e. s. 170. 2003, ayrıca Tayyib Gökbilgin’in İslam Ansiklopedisinde bulunan makalesine bakınız: C. IX, S. 432
5 H. Z. Ülken, Akt, T. Akpınar, Tarih-Toplum Dergisi, Sayı 82, s.16.
6 F. Köprülü’den Akt. Erdoğan AYDIN, http://esevcanca.blogcu.com/ilk-osmanlilarda-inanc-e…/461707
7 Eskişehir’e bağlı Mihalıçcık ilçesinin adı buradan gelmektedir.

Relevante Artikel

Back to top button
Close