Osmanlı’dan kalma devşirme eğemenliğie bir örnek: Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa

BİZİM TARİHÇİLERİMİZ SOKULLU MEHMET PAŞA’DAN DEV BİR ŞAHSİYET OLARAK BAHSEDER. ÖZELLİKLE KIBRIS, İRAN, RUS VD TÜM ZAFERLERİN KAZANILMASINI SOKULLU’YA MAL EDERLER. ONUN ÖLÜMÜYLE BİRLİKTE OSMANLI DEVLETİNİN DURAKLAMA DÖNEMİNE GEÇTİĞİ UZUN UZUN ANLATILIR. ACABA ÖYLEMİDİR! BU GÜN TÜRK TARİHİNİN GİZEMLİ SAYFALARINDAN BİRİSİYLE İLGİLİ YALANLARI DAHA BİTİRİYOR 18 YAŞINDA BİR RAHİP İKEN DEVŞİRİLEN SOKOLOVİÇLİ BAYO’NUN BU GÜNKÜ DEVŞİRMELER İLE BİREBİR AYNI OLAN GERÇEK YAŞAM HİKAYESİNİ ANLATIYORUZ..

Sonuna kadar okumanması tavsiye edilir…

TANER ÜNAL’dan…

Sevgili Okurlar,

Cumhuriyeti yıkıp yerine Osmanlıyı ihya etme düşüncesiyle “Osmanlıcılık” güdenlerin, Büyük Önder Atatürk’ün resimleri yerine tarihi ters yüz ederek kendi kafalarına göre oluşturdukları bir Sultan II. Abdülhamit tasviri ve resmi koyanların tamamı devşirme veya devşirme zihniyetine mensup içimizdeki sorulu kişi, kurum ve kuruluşlardır.
Onların özledikleri geçmişteki şanlı mazi değil, devşirmelerin son 470 yıl boyunca yaptıkları hırsızlıkları, soysuzlukları ve ihanetleri daha rahat bir şekilde sürdürecekleri saltanat sevdasından başka bir şey değildir.

Tarih en güzel aynadır. Tarih vizyondur, gelecektir. Geleceği iyi bilmenin yolu geçmişi doğru bir biçimde öğrenmektir. Bu gün yine zaman tüneline giriyor ve 500 yıl geriye Sokullu Mehmet Paşa’nın Devşirildiği günlere gidiyoruz.

DEVŞİRME EGEMENLİĞİ

Sevgili Okurlar,

Fatih tarafından Çandarlı Halil Paşa’nın idam edilmesiyle birlikte yönetici kadrolar Devşirmeler ve eski Bizans saray erkanından seçilmeye başlayacak, devletin yönetimi Devşirmelerin okutulduğu Enderun dan(1) seçilmeye başlanacaktır. Bu durum kısa sürede ön şart haline gelecek devlet hizmetlerinde görev almak için bir saray okulu olan Enderun’dan mezun olmak bir ayrıcalık görülmeye başlanmıştır.
Enderun’da yetişen devşirmeler, sultanın yakınlarıyla evlenme ve Saray çevresi ile ilişkiler kurmaları suretiyle devlet hizmetinde  Sadrazamlık dahil diğer üst mevkilere gelecekler, devletin yönetimi devşirmelerin egemenliği altına geçecektir. (2)
Devşirmeler, nedense sadece hiristiyan Arnavut, Boşnak, Rum, Bulgar ve Ermeni taifesine mahsus olup, bunlardan başkaları olamazdı (3)
Prof. Dr. Gökbilgin’e göre, “Devşirmelerin hepsi Hıristiyanlardan mürekkepti. Müslüman evladından olamaz idi. Hatta sünnetli doğan çocuklar şüphelidir diye alınmazdı.“ (4)
Devşirme Kanunu ile Hıristiyan çocuklarının en çok alındığı yerler Üsküp, İştip, Köstendil, Pirizren, Gorici, Samokov, Prepol, Taşlıca, Yanya, Pirlepe, İskenderiye, Ohri, İpek, Dukakin, Kırçova, Foça, Novesin, Manastır, Mostar, İmoçka, İzvornik, Böğürdelen, Göli, Kesniye, Horpişte, Bihlişte, Niğbolu, Selanik, Vize, Azak, Ozi ve Akçakale’dir. (5)
Karaman’dan Erzurum’a kadar olan kısımda oğlan devşirmek  Osmanlı’da yasaktır. Aynı şekilde Kanuni Sultan Süleyman Rus, Acem, Çingene, Türk, Harputlu, Diyarbakırlı ve Malatyalı oğlanların devşirilmesi yasaklanmıştır (6).
Aynı şekilde, Balkanlardaki Tımarlı Sipahiler de Türk değildi. (7) Bunlar Saray kültürüne, hizmetin ötesinde imparatorluğun diğer yerleşik alanlarına kayıtsız kalıyorlardı.
OSMANLI KİME DENİR?
Sevgili Okurlar,
“Osmanlı” tanımlaması Prof. Dr. Bernard Lewis’in de isabetle belirttiği gibi, bir millet anlamına değil, Emeviler, Abbasiler ve Selçuklular gibi hanedan anlamına geliyor ve Osmanlı devleti geçmişin büyük İslam İmparatorluklarının doğrudan doğruya varisi ve halefi olarak kabul ediliyordu.
Prof. Dr. Fuat Köprülü Osmanlı Devletinin Kuruluşu adlı eserinde “Osmanlı” kavramı için : “Etnik değil sadece politik bir tabir olan Osmanlı kelimesi eski vak’anüsvislerde daima „devlet hizmetinde bulunan ve devlet bütçesinden geçinen hakim ve müdür sanıf“ manasını ifade eder.” (Osmanlı Devletinin Kuruluşu sayfa 5) demiştir ki bu tanımlama Osmanlı kavramı için en gerçekçi tanımlamadır.
Osmanlı devleti idareciliğin önemini kavramış ve ona gereken değeri vermiştir. Saray Mekteplerinden yetişenlerin büyük bir kısmı devletin en büyük makamlarına kadar yükselmişlerdir. (8)
Veziriâzamlara gelince, Fatih Sultan Mehmet döneminde XVI. Yüzyıl ortasına kadar olan dönemde işbaşına gelen 48 veziriâzamdan yalnızca 4’ü Türktür. Fatih’e kadar Türklerin elinde olan bu göreve Çandarlı Halil Paşa nın öldürülüp yerine Rum (bazılarına göre Hırvat) Mahmut Paşanın getirilmesiyle veziriâzamlığın Türklerin eline geçmesi ender olarak görülmeye başlamıştır. Fatih’e kadar sadrazam olanla, son dönem hesaba katılsa bile toplam 214 veziriâzamdan yalnızca 79’u Türk, 135’i başka uluslardandır. (9)
Bu arada, Türk olarak nitelendirilen bu veziriâzamların da büyük çoğunluğunun kendi kökenine yabancılaştığı ve kozmopolit hale gelmiş Osmanlı kültürünün etkisiyle kendi özüne yabancılaştığı da unutulmamalıdır.
Fatih döneminde XVI. Yüzyıl ortasına kadar olan dönemde Türk veziriâzamlar, Kahramani Mehmet Paşa, Çandarlızâde Ibrahim Paşa, Piri Mehmet Paşa ve Manisalı Lala Mehmet Paşa’dır.
BİZANS’I MAĞLUP EDEN TÜRKLER MAĞDUR, SAVAŞI KAYBEDEN BİZANSLILAR MAĞRUR HALE GELMİŞLERDİR.
Sevgili Okurlar,
Mahmut Paşa’nın babasının adı Mihail’dir, annesi Sırptır ve Krusevaç’da doğmuştur. Rum Mehmet Paşa Bizans’ın seçkin ailelerine mensup Türk düşmanlığıyla maruf bir Rumdur. Istanbul’a Türklerin yerleştirilmesine engel olmak ve Karamanoğulları ülkesini ele geçirmeye gönderildiğinde Türk halkına çok büyük zulümler yapmıştır. Aynı dönemde yaşamış Aşıkpaşazade yazdığı tarihte Rum Mehmet Paşa’nın ve imtiyazlı hale gelmiş Bizanslıların Türklerin İstanbul’da yer yurt sahibi olmamaları ve İstanbul’u terketmek zorunda kalmaları için sürdürdükleri oyunları ve Türklerin maruz kaldıkları alçakça zulümleri ayrıntılarıyla anlatmaktadır.
Mahmut Paşa da Anadolu Türklerine karşı vahşi mücadeleleriyle tanınan Bizans’ın Filantroponis ailesine mensuptur. George Schreiber, „Mesih Paşa’ nın da Bizans İmparatorluk hanedanı Paleologlar soyundan olduğunu“ yazar (10)
Fatih’in başa gelmesiyle eski Bizans hükümdar aileleri ve seçkin zümresi isim değiştirerek Osmanlı Devletinin yönetiminde yer almışlar böylece savaş kaybetmiş mağdur bir aile değil daha büyük bir imparatorluğun yönetiminin tepesine çıkmış mağrur ve seçkin bir topluluk haline gelmişlerdir.
Davut Paşa, Aranavut’tur. Adına okullar yapılan Gedik Ahmet Paşa Sırptır, Fatih’in veziri azamı ünlü Gedik Ahmet Paşa’nın vezirlik ve vezir-i azamlık makamlarını işgal ettiği yıllar, devşirmelerin Osmanlı İmparatorluğu’nda çok güçlü bir cunta oluşturdukları bu cuntayı delip zirveye çıkarak Vazir-i azam olabilen Karaman-i Mehmet Paşa gibi değerli şahsiyetlerin devşirmelerce katlettirildiği yıllara rastlar.
TÜRKLERİN KURDUĞU DEVLETİN TEPESİNE ÇÖKEN DEVŞİRMELER GÜRUHU
Sevgili Okurlar,
Devam edersek Hersek-zâde Ahmet Paşa, Sente Saba dukası Istefan Vorkşiş Kosaviç’in oğlu Hersek Dukası Ulriç’in kardeşidir.
Devşirme olan Hadım Ali Paşa, Saray-Bosna’nın Drozgemetva köyünde doğmuştur. Babasının adı Dobreşin’dir. Enderun’dan yetişen Koca Mustafa Paşa, Frenktir, Dukakinoğlu Ahmet Paşa, Arnavut hanedanındandır. Hadım Sinan Paşa, Rumdur, ilginçtir ki, bu paşa Anadoludaki Kalender ayaklanmasını bastırmakla görevlendirilmiştir. Ayas Paşa ve Lütfi Paşa Arnavut, Hadım Süleyman Paşa, Akhadım Ağası, Rüstem Paşa, Hırvattır. Semiz Ali Paşa, Bosna’daki Brazzo kasabasının Bragçiç soyundandır.
Yabancı devletler ile ilişkilerde ise doğrudan doğruya Hıristiyanların ve Yahudilerin görevlendirildikleri görülür. Örneğin; 1580’de Ingiltere Kraliçesi I. Elizabeth’e padişahın bir namesi ile birlikte Garabit adlı bir ermeni gönderilmiştir. Bu ülkeye yollanan ilk temsilci ise, Marsilyalı dönme Barthelemy de Coeurs adlı biriydi. (11)
SOKULLU ADI YÜCELTİLİRKEN..
Sevgili Okurlar,
Bizim tarihçilerimiz – sadece bir elin parmakları kadarı hariç diğerleri- Sokullu Mehmet Paşa’dan dev bir şahsiyet olarak bahseder. Özellikle II. Selim (Sarı Selim) dönemindeki tüm başarıları Sokullu’ya mal ederler. Son yüzyılların en büyük devlet adamı olduğu, büyük zaferlerin kazanılmasının tek sebebinin Sokullu olduğu, onun ölümüyle birlikte Osmanlı devletinin duraklama dönemine geçtiği uzun uzun anlatılır. İnternete “Sokullu” yazın bunları anlatan tarihçilerimizin kimler olduğunu ve neler yazdıklarını okuyun.
Acaba böyle midir?
Bu gün size yine tepki çekecek muarızlarımızın, “ O ne biliyormuş” diyecekleri bir konuyu anlatacağız.
Biz anlatalım hükmü okurlarımız ve tarih versin.
Sevgili Okurlarım,
Sokullu Mehmet Paşa’nın Hıristiyan adı Bayo (Bayiça) olup 1505’te Bosna’nın Vişegrad kazasının Rudo nahiyesinin Sokoloviç köyünde dünyaya geldi. (12) Zinkeisen, İtalyan kaynaklarından naklen Ragusa yakınlarında Trebinye’de doğduğunu yazar. Babasının adı Dimitriye olarak kaydedilir Bazı Sırp kaynaklarına göre aynı ailenin Ravanci köyünde yaşayan koluna mensuptur.(13) Sadrazamlığı döneminde paşa ile konuşan İtalyan elçileri kendisinin Sırp despotlarının soyundan geldiğini söylediğini ifade ederler. Ayrıca Boşnak asıllı olduğu da belirtilir. Boyunun uzunluğu sebebiyle Osmanlı tarihlerinde “Tavîl” veya “Uzun” lakaplarıyla anılır. (14)
Tarihi kaynaklara göre Sokullu ilk eğitimini Bosna manastırları arasında edebî bir merkez olan Mileşeva Manastırı’nda rahip olan dayısından almış, Burada iken papaz yardımcısı olarak çalışmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın hükümdarlığının ilk yıllarında Bosna’dan devşirme toplamakla görevlendirilen Yaya başı Yeşilce Mehmet Bey tarafından beğenilip saraya alınmak üzere devşirme yazılmıştır.(15)
Sokoloviç ailesinden daha önce de devşirme alındığı bilinmektedir. Bunlardan en önemlisi yirmi yıl önce saraya getirilen Deli Hüsrev Paşa’dır. Kaynaklara göre ailesi oğullarını devşirme olarak vermek istememiş, ancak Mehmet Bey oğullarının istikbalinin çok parlak olduğunu ve devlet kuşunun başlarına konduğunu söyleyip onları ikna etmiştir. (16)
Sokullu Mehmet Paşa ise 1576’da Venedik elçisi Marc Antonio Tiepolo’ya, devşirildiğinde manastırda yemek esnasında yüksek sesle ilâhi okumakla görevli on sekiz yaşında bir genç olduğunu söylemiştir (17)
Sokullu Edirne’ye getirildiğinde, Sadrazam Damat İbrâhim Paşa’yı Mısır’a uğurladıktan sonra buraya gelen ve on ay kadar kalan Kanuni Sultan Süleyman’a Bosna’nın tanınmış ailelerinden toplanan kırk çocukla birlikte takdim edilerek Edirne sarayında eğitimine başlatılmış ve Mehmet adını alarak Edirne Sarayının iç oğlanları zümresine dâhil edilmiştir. Edirne Sarayındaki eğitiminin ardından muhtemelen dönemin önde gelen devlet adamlarından Defterdar İskender Paşa’nın maiyetine verilmiştir.  Defterdarın Irakeyn Seferi sırasında Pargalı İbrahim Paşa’nın komplosu ile idam edilmesinden sonra Enderuna alınmıştır. (18)
Sokullu önce küçük odada hizmet görmüş, oradan iç hazine kısmına geçmiş, Ardından sırasıyla rikâbdar, çuhadar, silâhdar, çaşnigîrbaşı ve büyük kapıcıbaşı görevlerine tayin edilmiştir. (19)
Sokullu Mehmet Paşa daha sarayda «Mehmet Ağa» ismiyle Süâhdar olduğu zamandan itibaren memleketinden anasını, babasını, kardeşlerini ve akrabalarını İstanbul’a getirterek muhtelif hizmetlere tâyin ettirmeye başlamış, bunlar ihtidâ edip Müslüman isimleri almış ve hatta babasına «Cemâiüddin Sinan Bey» ‚ismi takılmıştır. (20)Sokullu Mehmet Paşa diğer öz kardeşi olan Rahip Makriye ile ilgisini hiç bir zaman kesmemiş, hatta onu İpek Ortodoks Patrikliği’ne getirmiştir. (21)
Barbaros Hayrettin Paşa’nın ölümü üzerine onun yerine Kapdan-ı-Deryâ olup “Taşraya çıkmış”, yâni saray hizmetinden hükümet hizmetine geçmiştir
Deryâ-Kapdanlığında tarihe aksedecek hiç bir muvaffakiyet gösterememiş olduktan başka, denizden karaya geçerek Rumeli beylerbeyi olduktan sonra Avusturya’ya karşı tayin edilmiş olduğu Macaristan serdarlığında ise aynı başarısızlığı sebebiyle Kanuni’nin gazabına uğrayarak azledilmiş, hatta kendi yerine tayin edilmiş olan birinci vezir Ahmed Paşa’nın maiyetine verilmiştir.
SOKULLU ŞEHZADE BAYEZİD VE EVLATLARINI KATLEDEREK KANUNİ VE II. SELİM’İN GÖZÜNE GİRMİŞ BU KANLI EYLEMİ SEBEBİYLE İKBALİ AÇILMIŞTIR.
Sevgili Okurlar,
Şehzade Selim ile Şehzade Bayezid’in mücadelesi Sokullu Mehmet Paşa’nın kariyerinde bir dönüm noktası oldu. İki oğlu arasında günden güne artan gerilimi sona erdirmek isteyen Kanuni Sultan Süleyman birer hatt-ı hümâyunla Sokullu Mehmet Paşa’yı Şehzade Selim’e, dördüncü vezir Pertev Paşa’yı Şehzade Bayezid’e nasihat için gönderdi. Şehzade Bayezid’in Nisan 1559’da ordusuyla birlikte Amasya’dan ayrılarak Ankara’ya gelmesi üzerine Kanuni Sultan Süleyman Sokulluyu bir miktar kuvvetle Konya’ya Şehzade Selim’e yardım için yolladı. Mehmet Paşa, 21 Şâban 966’da (29 Mayıs 1559) şehzadeler arasında Konya ovasında yapılan savaştan Şehzade Selim’in galip çıkmasında önemli rol oynadı. Mağlup şehzadeyi ele geçirmek için Şehzade Selim’le birlikte Sivas’a kadar ilerlediği sırada Şehzade Bayezid’in İran’a iltica ettiği haberini aldı ve padişahın emriyle 1559-1560 kışını Halep’te geçirdi.
Sokullu Mehmet Paşa’nın yıldızı parlayarak Kanuni’nin gözüne girmesi askeri muvaffakıyetleri nedeniyle değil, Şehzade Selim’le kardeşi Bayezid arasındaki saltanat mücadeleleri sebebiyle olmuştur.Hatta kendisine şehzade Selim’in kızı Esma-Han Sultan’ın verilmesi de Şehzade Bayezid ve oğullarının Safevi Sultanı tarafından esir alınarak katledilmesi sırasında II. Selim’e etmiş olduğu hizmetin mükafatıdır. (22)
Kanuni’nin damadı, Mihrimah Sultan’ın kocası Hırvat Rüstem Paşa’nın 12 Temmuz 1561 vefat etmesi ve yerine Semiz Ali Paşa’nın getirilmesiyle Sokullu Mehmet Paşa ikinci vezir olmuş, 1562’de Şehzade Selim’in kızı İsmihan (Esmâhan) Sultan ile evlenmesi ise Sokullu’nun mevkini sağlamlaştırmış, Sadrazam Semiz Ali Paşa’nın (29 Haziran 1565) ölümü üzerine sadrazamlığa yükselmiştir.
SOKULLU DEVLETİ NASIL SOYDU
Sevgili Okurlar,
Hırvat devşirmesi Rüstem Paşa bir çulsuz devşirme olarak başladıığı hayatı sırasında “Sultanların bile sahip olamayacağı“ kadar mal ve mülke sahip olmuştur.(23) Rüstem Paşa’nın konağında 1700 kölesi bulunmaktadır. (24) Ancak Sokullu Mehmet Paşa zenginlik olarak onu geçmiştir. Çünkü sokullu “Devlet katında mevkilere aday olanların sunduğu devamlı armağanlardan meydana gelen hadsiz hesapsız bir gelire sahiptir.
Sokullu Mehmet Paşa sırf bu sayede altından ve değerli taşlardan müteşekkil akıl almayacak bir servet edinmiştir.(25) Sokullu Mehmet Paşa’nın Serveti bu günkü ederiyle 900 milyar (900 katrilyon) Türk lirasının üzerindedir. (26)
Hammer’e göre „Sokullu, ecnebi devletlerle aktolunan ticaret muahedelerinde rüşvet almak(27) suretiyle, memleket menfaatlerini bir tarafa fırlatıp atıvermiş muazzam servetini bu şekilde yapmıştır.” (28) Bir yabancı tarihçinin bile kabullenemediği ve Osmanlı Devletini savunmak zorunda kaldığı bu durum ne yazık ki bizim tarihçilerimiz tarafından dikkate bile alınmamış devleti soyarken güçsüz duruma düşüren halkı açlık derecesinde yoksul hale getiren bu devşirme göklere çıkarılmaya devam edilmiştir.
Türk İmparatorluğunda güçlü bir cunta kuran Sokullu Mehmet Paşa’nın kendi kesesi, Türk ticaretinden üstündür.” (29) Kim yüksek bir mevkiye konmak isterse, ona (Sokullu’ya) yüzlerce, binlerce duka altınlık armağanlar sunmak ya da ayağına atlar, oğlanlar taşımak zorundadır.(30)
Sokullu ve taifesinin aldığı rüşvet devlet gelirlerine mislisiyle yansımakta bu sebeple hazine suyunu çekmektedir. Bu devşirme yöneticiler servetlerini artırmak için büyük siyasal ve ekonomik teşebbüslere, uzun vadede siyasal ve ekonomik bakımdan tehlikeli sonuçlar getirecek bile olsa bir çok kirli ancak kendilerine kar ve rüşvet getirecek savaş harekâtlarına girişmekten bile çekinmeyeceklerdir.
Aynı şekilde hasımlara büyük zarar verecek savaşlardan aldıkları rüşvetler sebebiyle vaz geçeceklerdir. Aynı şekilde mensubu oldukları Osmanlı Devletine büyük zararlar getirecek ancak karşı devletlere büyük ticari haklar kazandıracak kapitülasyonlara ve benzeri ticari hadiselere yeşil ışık yakmaktan çekinmeyeceklerdir.
Bir alışveriş haline dönen devletin geleceğinin satılması
Bu sebepledir ki üç sultana Sadrazamlık yapan ve on altıncı yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun en göze çarpan. Şahsiyetlerinden biri olan Sokullu Mehmet Paşa devlet katında mevkilere aday olanların sunduğu devamlı armağanlardan meydana gelen hadsiz hesapsız bir gelire sahip olmaya devam etmiştir.
Gerlach şöyle yazar , “Mehmet Paşa altından ve değerli taşlardan müteşekkil akıl almayacak bir servete sahiptir. Kim yüksek bir mevkie konmak isterse, ona yüzlerce, binlerce duka altınlık armağanlar sunmak ya da ayağına otlar, oğlanlar taşımak zorundadır” Böyle olunca insan bazen “bir kadırganın yıllık masrafının inşaat masrafı kadar, yani 1560’1arda 6 bin duka altını tuttuğunu” bildiği zaman, 100 ya da 200 kadırgayla, bin bir tantana kopararak Akdeniz’e açılmanın amacı nedir diye sorar. “Bu amac olsa olsa basit bir yağma hareketi değil midir? Herkes sandığını doldurur. Sandıklar dolunca da tekrar Doğu’nun yolu tutulur.
Dönüşten hemen sonra ısrarla yayılan ama doğru olup olmadığının araştırılması imkânsız rivayetlerde de belirtildiği gibi, İspanyollardan ya da Cenovalılardan alınan büyük rüşvetler sonucu seferler yarıda kesilir” (31)
Bir alışveriş haline dönen devletin geleceğinin satılması yönünde ecnebi devletlerle ilişkiler arttıkça soygun daha açık seçik hale gelmiştir. Mesela İspanyollardan ve Cenovalılardan alınan rüşvet karşılığı olarak seferler yarıda kesilmiş (32) Türk devletinin kazanmakta olduğu bir savaş sebebiyle sürekli vergi ve yüklü miktarda tazminatlar alması mümkün olamamıştır.
SOKULLU VE CUNTASININ ALDIĞI RÜŞVETLER DEVLETLERİN EN ÖNEMLİ YAZIŞMALARINA KONU OLMAKTADIR
Sevgili Okurlar,
1580’de Fransa’nın İstanbul Büyükelçisi olan De Germingy, Kral III. Henri’ye Sokullu’nun aldığı rüşvetle ilgili olarak şöyle yazıyordu:´“Müteveffa Mehmet Paşa bendeniz büyükelçi olarak bu saraya gelmeden önce mösyö Mariglian’ın (İspanya’nın Türkiye Büyükelçisi) barışı ve İspanya Kralı’nın işlerini kolaylaştırması amacıyla kendisine vadetmiş olduğu elli bin duka altın liralık armağan karşısında yelkenleri suya indirmişti. Daha sonra elçi bu işe, kendi sultanına gördüğü hizmetten daha büyük bir hırsla sarılan Ahmet Paşa’ya da ayrıca otuz bin duka altın vadedildiği anlaşımaktadır” (33)
De Germingy şöyle devam etmektedir: “Mümkünse Barthier, Kral, Yeniçeri Ağası İbrahim Paşa’yla, padişahın donanma komutanı Kaptan-ı Derya İbrahim Paşa’ya Paris kumaşlarından pay ayırmayı unutmamalarını krallık meclisi üyeleriyle, hazine bakanına buyurmalıdır.” (34)
Öyle görülüyor ki İmparatorluğun ileri gelenleri bir yandan nüfuzlarını en çok pey sürene satmakta, öte yandan da kendilerini ve devletin geleceğini uluslararası ticarete pazarlamaktaydı. Hazinenin tek avuntusu, ecelleriyle öldükten ya da boyunları vurulduktan sonra büyük devlet görevlilerinin mallarına el konulabilmesiydi. “Böylece Türk devleti kendi memurlarının mallarının yağmasına iştirak etmekten çekinmemektedir.”(35)
Devletin gücü sebebiyle devlet namı hesabına çok önemli gelirler elde etmek mümkünken, tıpkı bu gün olduğu gibi devletin tepesine çökmüş yöneticilerin servet biriktirme hırsları ve açgözlülükleri sebebiyle devletin kasasına girecek kalıcı ve büyük meblağlar yerine bunun bir kısmı peşin rüşvet olarak alınarak bu gelirlerden vaz geçilmekte devlet gittikçe fakirleşmektedir.
İngiltere adına ticarî imtiyazlar koparmak için İstanbul’a gelen Harborne ve Barton, raporlarında Türk devlete adamlarının rüşvete düşkün olduklarını belirtmişlerdir. Harborne’in, 1578 yılında İstanbul’a geldikten sonra ticarî imtiyazlar elde etmek için Sokullu’ya 30.000 florin rüşvet verdiği iddia edilmektedir. (36)
Tercüman Mustafa Çavuş’un, Kraliçe Elizabeth’e yazdığı mektupta, Harborne’un ticaret müsaadesi almak için “Çokça masraf ettiğinin görüldüğüne ve bu izin alındığına“ göre yukarıdaki iddia doğru olabilir. Kaldı ki Harborne’in “dispatch”larında vezir-i âzamların ve diğer yüksek memurların rüşvet aldıklarına ait birçok kayıt bulmak mümkündür.
BİZANSIN GEÇMİŞTEKİ SOYLU AİLELERİ DE BU SOYGUNUN İÇİNDEYDİ
Sevgili okurlar,
aynı günlerde “Bizans hükümdar ailelerinin birisinin soyundan geldiği söylenen Mihail Kantakuzenos, Sokullu Mehmet Paşa’nın sâdık bir adamıydı. Kendisine başvuran iş sahiplerinden rüşveti alır ve vezir-i azama çıkarak meseleyi çözüm yoluna koyardı. Tayinleri yapılacak patrikler rüşveti ona verirlerdi. (37)
1558’de İstanbul’a gelen Erdel Heyeti’nin aldığı eşyaları atlarla değil, beygirlerle yurttan çıkarmaları lâzım geldiği, güzergâh üzerindeki bütün kadılara bildirilmişti. (38)
Yurda kaçak mal sokulmaması için Türk boğazlarında giren gemilerin kontrol edilmesi kanun emriydi. (39) Çanakkale Boğazı’dan giren gemiler, Gelibolu Harc-ı Emini’nce kontrol edilir, kaptan, gemisinin arandığına dair bir belge almadan İstanbul’a hareket edemezdi. (40)
Fakat bütün bu tedbirlere rağmen, yurda girmesi yasaklanan mallar girebiliyor, yurttan çıkarılması yasaklananlar da hudutlarımızın ötesine gidebiliyordu. Sokullu Mehmet Paşa’nın vezir-i âzam olduğu devirde, özellikle Fransızların, balmumu, pamuk ipliği, mazı, zamk, deri ve sahtiyan aldıklarını kaynaklardan öğreniyoruz. (41)
Türk ekonomisinin nasıl bir krize girdiğini, bazı hammaddelerin vesikaya bağlanmasından da anlamak mümkündür. 1568’de 500’e yakın İran’lı tüccarın bol para ödeyerek Küre Bakır Madenleri’nden çok miktarda bakır almaları sebebiyle bakırcılar işleyecek mal bulamaz olmuşlardır. (42)
Mühimme defterlerindeki kayıtlardan anlaşıldığına göre hükumet bakırı karneye bağlamak zorunda kalmış, bu işle de kadıları görevlendirmiştir. Halbuki bu gün en temel ihtiyaç kaynaklarımız dahi dışarı verildiği gibi memleketin Bakırı Sokullu’nun aldığı rüşvet karşılığı, yurt dışına kaçırılmış halkın ve ülkedeki işletmecilerin ihtiyacı olan Bakır bulunamadığı için evlerde kullanılan her türlü kap kacak ve mutfak malzemesinin Bakırdan yapıldığı bir çağda tüm Anadolu halkı büyük bir müşkülatla karşı karşıya kalmıştır.
Aynı şekilde ticarî hayattaki Türk etkinliği de toprak düzeninin sarsılmasına bağlı olarak azalmaya başlamış, Sokullu Mehmet Paşa zamanında darphânelerde Yahudi eminler kullanılarak devletin para politikası Yahudiler’in inisiyatifen bırakılırken, önemli bir ticaret metaı olan balmumu iltizamı da Yahudi Yasif Nassi’ye verilmişti. (43)
“Yahudiler, iltizam gelirlerini arttıracak mali oyunları çok iyi bildiklerinden, arttırmada en yüksek sayıyı ileri sürmek suretiyle rakiplerini geride bıraktıktan sonra, kazançlarını sağlayacak şartları da pek iyi tertipliyorlardı.(44)
Devşirmeler, yabancılar ve azınlıklar, tıpkı bu gün olduğu gibi yalnız Türk toprakları gasp etmekle kalmamış, yeraltı servetlerini de sömürmeye başlamışlardır. Bir örnek olarak belirtmek isteriz ki, Balye maden mukataası 1541’de 240 bin akçe karşılığında Sebayir adında bir Yahudi’ye verilmiş, daha sonra 360 bin akçeye Aslanoğlu İsmail adındaki bir başka Yahudi’ye devredilmiştir.
Kuruçeşme mahallesinden İsmail veled-i Aslan nam Yahudi, meclis-i şer’e gelip, hâliya kaza-i Balye’de hadis olan maden mukataasını üç yılda 240 bin akçeye iltizam eden Sebayir veled-i Kabril nam Yahudi’nin üzerine 120 bin akçe ziyade edip, cem’an 360 bin akçeye kabul eylemiştir. (45)
Gerçekte, başkentte Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler arasında ekonomik ve ticari alanda bir rekabet sürüp gitmekteydi. Yahudilerin Hıristiyanları geride bıraktığı bir dönem de yaşanmış bulunuyor. Bu dönem, Yasef Nassi’nin Kanuni zamanında Osmanlı Devletine sığınması ile başlar. Nassi, saraydaki etkinliği sayesinde neredeyse bir Yahudi tekeli kurmuştu. Yahudilerin kilit noktalara getirilmesini sağlayan Nassi, onların öteki Müslüman olmayan Osmanlı uyrukları karşısındaki durumunu perçinlemeyi de başarmıştı. (46)
YASEF NASSİ ADLI BİR YAHUDİSİN OSMANLI DEVLETİ ÜZERİNDE KURDUĞU HEGOMONYA
Sevgili Okurlar,
Yasef Nassi üzerinde biraz daha durursak Osmanlıyı da biraz daha yakından tanımış oluruz. Gerçek adı Don Joao (Juan) Mifuez Olan Yasef Nassi, Portekiz doğumluydu. Ailesi engisizyonun baskısı yüzünden Hıristiyanlığa geçmek zorunda kalmıştı. Kanuni’nin hekimi Yahudi Moşe Hamon aracılığı ile 15544’te Osmanlı Devletine sığındı ve eski dini olan Yahudiliğe dönerek Yasef Nassi adını aldı. Nassi, Osmanlı topraklarına girerken onu karşılamak üzere bir Yeniçeri birliği gönderilmişti.
Nassi’nin Kanuni üzerinde o denli bir etkinliği vardı ki, Venedik, Nassi’nin halası Dona Grasya’yı tutuklayıp mallarına el koyduğunda, araya Kanuni girdi, hem Dona Grasya’yı özgürlüğüne kavuşturdu, Hem de mallarının geri verilmesini sağladı.
Fransa’nın Nassi’nin 150.000 dukasına el koyması üzerine de 1565’de Kanuni bu paranın iadesini Fransa Karalına mektup göndererek resmen istedi. Bundan bir sonuç alınamayınca bu defa Eşi Yahudi olan II. Selim, 1568’de misilleme olarak Fransız bayrağı taşıyan gemilerin yüklerinin üçte birine el konulmasını bir fermanla buyurdu.
1556’da Papalığın Ankona’da diri diri yakılmak üzere tutukladığı Yahudilerin bir bölümü, Nassi’nin kanuni’den bunların kurtulmasını istemesi üzerine, Osmanlı Devletinin verdiği ultimatom neticesinde kurtarılmaları mümkün olmuştur. Daha sonra, padişah olan II. Selim, Nassi’yi , Naksos (Nakşe) Adası dukalığına getirmiş, Nassi, 1570’te de Eflak Voyvodalığına atanmıştır. Lehistan ile Osmanlı Devleti arasında yapılan balmumu ticaretini tümüyle ele geçirmek isteyen Nassi için II.Selim Lehistan Kralına bir de nâme-i hümayun yazmıştır. (47)
İlginç olan, Nassi’nin rakibinin devşirme Sokullu Mehmet Paşa olmasıdır. Başka bir deyişle, Osmanlı Devletinde iktidar kavgası artık devşirmeler ve Yahudiler arasındadır!
Şunu da ekleyeyim ki, 1574’te II. selim’in ölmesi üzerine III: Murat döneminde Nassi etkinliğini yitirmeye başlamış ve 1579’da ölünce de Sokullu’nun isteği üzerine padişah onun mal varlığına el koymuştur. (48)
Nassi’nin Istanbuldaki görkemli sarayında dillere destan bir yaşam sürdüğü, (Nassi konusunu Osmanlı Sarayında kadınlar hakimiyeti ile birlikte ayrıca anlatacağız) Osmanlı Devletinin Dona Grasya’nın parasının peşine düştüğü, Papalığın elinden Yahudileri diri diri yakılmaktan kurtardığı bu yıllar Anadolu’da açlık nedeniyle drenişlerin başladığı yıllardır.
Yahudilere karşı gösterilen bu koruyuculuk için, kuşkusuz, Osmanlı Devleti övülmelidir. Ancak aynı anda Anadolu Türk insanına karşı aynı devletin reva gördüğü zulüm, bu devletin iç yüzünü daha belirgin bir duruma getirmekte ancak soykırım halini alan bu vahşetten hiç bahsedilmemektedir.
Sevgili Okurlar,
Osmanlı İmparatorluğunun dünyanın bir numaralı devleti olduğu günlerde Hırvat Rüstem Paşa, Sokullu Mehmet Paşa gibi kanı bozuk devşirme güruhu yüzünden, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Frenkler vb. başkentte safa sürerken Anadolu, yokluk ve yoksulluk içinde kıvranmakta çaresizlik içerisinde direnerek hak isteyenlere ise eşkiya muamelesi yapılarak ağır cezalar verilmektedir.
Bu günde aynı şekilde devşirme hırsızlar ve soysuzlar bir eli balda diğer eli kaymakta zevk-ü sefada yaşarken, eğriye doğru demeyen onur sahibi Türk halkının hangi acıları yaşadıklarını burada anlatmamız için cilt cilt kitaplar yazmamız gerek.. Halkımız böylesine ağır bir şekilde mağduriyet yaşamakta, açlık ve sefaletle boğuşmaktayken Yönetenlerimiz yedi dev yolcu uçağıyla piknik yapmaya gitmekte, ziyafetler düzenlemekte, Türk Milletinin şehit olarak elde ettiği topraklarımız hatta sularımız bile satılmaktadır.
Değerli Arkadaşlarım,
Tarihin şan ve şeref sayfası gösterilen ve bir devşirmenin şan ve şöhret sayfası olarak anlatılan Türk tarihinin kırılma noktası olarak gördüğümüz Sokullu’nun Sadrazamlık dönemine ait gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz. Bir sonraki paylaşımlarımızda İnebahtı bozgununun asıl sebeplerini, Don – Volga kanalındaki başarısızlığın asıl sebeplerini ve tarihimizin ibret vesikası olacak önemli hadiseleri anlatmaya devam edeceğiz.
Beğeni, paylaşım ve yorumlarınız için çok teşekkür eder , Tüm Değerli Arkadaşlarımıza Sevgi ve Saygılar sunar, mutlu, başarılı, sağlıklı güzel günler dilerim.
07.12.2020 SAAT 23.50
TANER ÜNAL
DİPNOTLAR
1. Prof. Dr. Mustafa Akdağ Türkiye’nin iktisadi..; C.II,s.86.
2. Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Age Sayfa: 268-269
3. Prof. Dr. Tayyip Gökbilgin, Osmanlı Müesseseleri Teşkilatı ve Medeniyeti Tarihine genel Bakış, s. 144, 1977.
4. Prof.Dr.Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu, s. 68, 1993
5. Prof. Dr. Ülker Akkutay, Osmanlı Eğitim Sisteminde Enderûn Mektebi, Yeni Türkiye Yayınları, Osmanlı, Cilt 5, Sayfa 187
6.. Prof. Dr. İ. Hakkı uzunçarşılıOsmanlı Devleti Teşkilatından Kapıkulu Ocakları, c. 1-2, Ankara 1943, s. 20.
7. Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Age, Sayfa: 254-255.
8. Prof. Dr. Ülker Akkutay, Osmanlı Eğitim Sisteminde Enderûn Mektebi, Yeni Türkiye Yayınları, Osmanlı, Cilt 5, Sayfa 190.
9. Prof. Dr. İsmail Hami DANIŞMEND: Türklük..; s. 49.
10. Georg Schreiber, Turklerden Kalan, İst. 1982 s: 254.
11. Prof.Dr.Akdes NimetKURAT s. 162-164
12.Prof. Dr. I. Hakkı UZUNÇARŞILI; Osmanlı Tarihi; C.II,s, 529-552
13. İslam Ansiklopedisi, VII, 595
14. TDVA Sokullu Maddesi
15. Şefik Efendi, Cevâhirü’l-menâkıb, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2583 sayfa 16
16. Şefik Efendi 16-17
17. Radovan Samarćić, Dünyayı Avuçlarında Tutan Adam: Sokollu Mehmed Paşa (trc. Meral Gaspıralı, İstanbul 1995 sayfa-8-9
18. Sokullu’nun Irâkayn seferinde idâm edilen Baş Defterdar Iskender Çelebinin 600 kölesinin er seçkinlerinden olduğu hakkında rivayetler vardır.
19. Şefik Efendi 18-19, TDVA Sokullu Maddesi
20. Prof. Dr. İsmail Hami Danişmend – İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi Cilt 3 s 336
21. Samiha Ayverdi, Türk Tarihinde Osmanlı Asırları, c: 1. İst. 1975. sayfa 401.
22. Prof. Dr. İsmail Hamdi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Cilt: 3, sf.46, Türkiye Yayınevi 1950, İstanbul
23. Müneccimbaşı Tarihi, c 2. s 595.
24. Paul Coles, age, s: 40.
25. Braudel F. La Meditterranee et le Monde, zik: Stefanos Yerasimos, c I s 408.
26. Mustafa Müftüoğlu, Yalan Söyleyen Tarih Utansın, c: I. s: 46.
27. Prof. Dr. İsmail Hamdi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Cilt: 3, sf.47, Türkiye Yayınevi 1950, İstanbul
28. Mustafa Müftüoğlu, age, c: I, s: 45, 46.
29.Prof. Dr. İsmail Hami Danişmend, c: 3, İst. 1972, s: 39.
30. Braudel F. La Mediterrane et la Monde, zik: Stefanos Yerasimos. age, c: I, s: 408.
31. Prof. Dr. Stefanos Yerasimos Az gelişmişlik Sürecinde Türkiye Sayfa 408
32. Braudel, age, zik: Stefanos Yerasimos, age, c: I, s: 40.
33. Saraya iletilmek üzere M. De Germingy tarafından 5 Eylül 1580’de Kâtip Berthier’e verilen talimat. Akt .Prof. Dr. Stefanos Yerasimos, age, c: I, s: 409.
34. Prof. Dr. Yerasimos, c: I, s: 409.
35. BRAUDEL F, «La Medlterran et le monde’den akt Prof. Dr. Stefanos Yerasimos 1.cilt sayfa 408
36. Prof.Dr.Akdes Nimet Kurat. Türk-İngiliz Münasebetlerinin Başlangıcı ve Gelişmesi, 1553-1610 Ankara 1953, s: 95.
37. Prof.Dr.Ahmet Mumcu, s: 115, 116.
38. Mühimme Defteri, Nr: 3, s: 71.Akt Necdet Sevinç Necdet Sevinç Osmanlı’nın Yükselişi ve Çöküşü
39. Mühimme Defteri, Nr: 27, s: 277.
40. Mühimme Defteri, Nr: 33, s: 184.
41. Hariciye Vesikaları. İbrül Emin Tasnifi, 1. Karton, nr: 3, sene: 1007.
42. Prof.Dr. Mustafa Akdağ, Türk Halkının… s: 34.
43. Necdet Sevinç Osmanlı’nın Yükselişi ve Çöküşü
44. Mustafa Akdağ, Türkiye’nin İktisadî ve İçtimaî Tarihi, c: 2, s: 351.
45. Bursa Şer’i Mahkeme Sicilleri. A/42/48, vr: 249.
46. Yasef Nassi için bkz. ABRAHAM GALANTIE; Don Yoseph Nassi-Duc de Naxos d’apres de nouveaux documents, Istanbul, 1913 (ISIS C.VIII, s. 293-326) FAZIL MURAT: Yasef Nassi Kimdir; R.T.M., sayı 55, Temmuz 1954, s. 3239-3240
47. Prof. Dr. Çetin YETKIN:…Yahudiler; s. 79-89
48. M.FRANCO: Essai sur L’Histoire des ısraelites de L’Empire Ottoman depuis les origines jusgu nos jours; Centre D’etudes Don Isaac Abravanel, Paris, 1980, s.66. Akt Prof. Dr. Çetin Yetkin Türk Halk Eylemleri
67
10 Kommentare
32 Mal geteilt
Gefällt mir

 

Kommentieren
Teilen

Relevante Artikel

Schaltfläche "Zurück zum Anfang"