Suver: “Hocalı’da yaşananlar insanlık ayıbı ve suçudur”

Hocalı Faciası'nın 27. Yılında  Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. Akkan Suver, insanlığın büyük ayıbını kınayarak, " Bizlere düşen de Azerbaycan’ı bu haklı mücadelesinde yalnız bırakmamak ve faillerinin cezalandırılmasını, işgal edilmiş toprakların kurtarılmasını uluslararası platformlarda özenle, ısrarla gündeme getirmektir.27 yıl önce şehit olan kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum" '' dedi.

İstanbul –Hocalı’da yaşanan büyük insanlık dramının 27. yıl dönümünde Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Akkan Suver basına yaptığı açıklamasında “Hocalı’da yaşananlar insanlık ayıbıdır. Zira orada yaşanan dram yalnız vahşi bir milletin ayıbı ve suçu olduğu kadar, vurdumduymaz milletlerin de ayıbıdır ve suçudur. Bu büyük katliama ve vahşete sessiz ve duyarsız kalmak en azından bu insanlık suçuna ortak olmaktır. Dolayısıyla Hocalı’nın faillerinden hesap sormak,  uygar dünyanın sorumluluğunun bir gereğidir. Azerbaycan Hocalı Soykırımının, Dağlık Karabağ sorunun uluslararası hukuk normlarına uygun adilane bir şekilde çözüme kavuşmasını sağlamaya çalışmaktadır.Türk dünyası, Hocalı Soykırımı’nın unutulmaması ve dünya kamuoyunda uluslararası hukuk açısından hakkaniyetiyle değerlendirilmesi gerektiğini-her platformda gündeme getirmelidir.” dedi.

Aynı zamanda kısa adı TKG olan Avusturya Türk Kültür Cemiyeti Danışma Kurulu üyesi olan Dr. Suver’in açıklamasında dikkat çeken noktalar şöyle:

“26 Şubat 1992, Azerbaycan’ın Hocalı Kenti’nde Ermeni askeri birlikleri tarafından yüzlerce sivilin görülmemiş işkencelerle öldürülmesinin ve cesetlerinin sergilenmesinin tarihidir. Geçen yüzyılın son yıllarında, uygar dünyanın gözü önünde gerçekleştirilen bu soykırım; Birleşmiş Milletler’in 9 Aralık 1948 tarihinde aldığı ”Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması”na ilişkin 260 sayılı kararına göre, insanlığa karşı işlenmiş suçların en büyüklerinden biridir.

Hocalı Kenti’nin haritadan silinmesi ve halkının toplu olarak katledilmesi planı; bugün anlaşılmaktadır ki, çok önceden hazırlanmıştır. Ermeni şovenistlerin, kitle iletişim araçları ve göstericiler aracılığıyla, Azerbaycanlıların toplu şekilde katledilmesi gerektiği propagandası günlerce yapılmış, ortam hazırlanmış ve plan acımasızca uygulanmıştır

Önceden planlanan bu toplu kırım eylemi, insanlık dışı cinayetlerle tarihin ender gördüğü büyük katliamlardan biri olarak, utanç sayfalarında yer almış bulunmaktadır.

YEDİ BİN KİŞİ YAŞIYORDU

Hocalı Soykırımı’ndan önce; Azerbaycanlıların yaşadığı İmaret, Garvent, Tuğ, Selaketin, Ahulu, Hocavent, Cemilli, Nebiler, Meşeli, Hasanabat, Kerkicehan, Gabyalı, Malıbeyli, Yukarıkuşcular, Aşağıkuşcular, Karadağlı köylerinin işgali sırasında da bu yerleşim birimlerinde, halkın bir bölümü şehit edilmişti

Dağlık Karabağ Bölgesi’nde Şuşa’dan sonra Azerbaycanlıların yaşadığı ikinci büyük yerleşim alanı olan Hocalı, Ermenistan silahlı kuvvetlerinin hedeflerinden biriydi ve bu şehirde yaklaşık yedi bin kişi yaşıyordu.

Ermenistan Cumhuriyeti sınırları içinde kalan ve ata yurtlarından zorla çıkarılan Azerbaycanlıların bir kısmı ile 1989 yılında Fergana’dan sürülen elli dört Meshet Türk ailesi de aynı kente yerleşmişti.

Hocalı, 1991 yılının Kasım ayından itibaren abluka altında tutuluyordu. Şubat ayının ikinci yarısından itibaren ise Hocalı Ermenistan silahlı kuvvetlerince tamamen kuşatılmıştı. Sivil halkın gruplar halinde veya birey olarak kuşatma bölgesinden çıkmak için giriştiği bütün çabalar ise önlenmekteydi. 25 Şubat 1992 akşamı kuşatılan sivil halk, büyük çapta bir kıyıma uğradı. Bu vahşet uluslararası Human Rights Watch raporunun kayıtlarında aynen şöyle yer almaktadır:

1992 yılının Şubat ayının 25’ni 26’sına bağlayan gece Ermeni terörist grupları, Ermenistan silahlı kuvvetleri ve eski SSCB Ordusu’nun 366 numaralı motorize alayının katılımıyla şehir birkaç saat içinde yerle bir edildi.

Hocalı da o gece yüzaltısı kadın, altıyüzondört Azerbaycan Türk’ü vahşice katledildi. Bunlardan altmışikisi çocuk, yetmişi yaşlıydı. Özellikle ellidokuz kişinin canlı canlı yakıldığı, kafa derisinin yüzüldüğü, başının kesildiği, gözlerinin oyulduğu ve hamile kadınların karınlarının süngülendiği gözlemlenmiştir.

Binikiyüz yetmişbeş kişinin tutsak edildiği, yüzeli kadının kaybolduğu, kalan sakat sayısının ise dörtyüzseksenyedi kişi olduğu tespit edilmiştir.”

 

AKLANMAYA YÖNELİK PROPOGANDA

Bütün bu gerçekler ortadayken, Hocalı Kenti’nde sivil halka vahşice zulmeden Ermeni askerlerinin ve onların yardakçılarının aklanmasına yönelik propagandalar bugün gündeme gelmektedir. Hocalı’ya saldırının şehirdeki sözde “ateş noktalarının” yok edilmesi amacıyla gerçekleştirildiği ve saldırı sırasında sivil halka hiçbir şiddet uygulanmadığı iddia edilmektedir. Bu propagandacıların sözlerine göre, Hocalı’da Azerbaycanlılar (Azerbaycan Türkleri) önce birbirlerini, sonra da kendilerini işkenceyle öldürmüşlerdir. Onlar bazen yalancılıklarını, Hocalı’da yapılan kayıtlarda görünen cinayet sahnelerini uluslararası kamuoyuna, Azerbaycanlıların (Azerbaycan Türklerinin) Ermenilere karşı uyguladıkları bir kırım olarak sunma düzeyine vardırabilmektedirler.

Ermenilerin gerçek dışı propagandalarının çapı her yıl daha da genişlemektedir. 1915 yılında Ermenilere karşı soykırım uygulandığı uydurmasını uluslararası düzeyde kabul ettirdikleri gibi Ermeni şovenistler, Azerbaycan Cumhuriyeti’ne karşı toprak iddialarını haklı göstermek ve bu iddiaları hayata geçirmek için işgal, soykırım ve devlet terörü politikasını perdelemek amacıyla her yola başvurmaktadırlar.

SİYASİ KAZANÇ SAĞLAMA

Üstelik bu girişimler pek çok zaman, girişimi yapanların siyasi kazanç sağlamalarına da neden olmaktadır. Hocalı faciası gibi gerçek bir soykırım eylemine göz yuman birtakım devlet parlamentolarının, etki altında kalarak ya da siyasi konjonktüre dayanarak “Ermeni Soykırımı” uydurmasını tartışmaya açması, hatta buna ilişkin asılsız ve haksız bildirileri kabul etmesi esefle ile karşılanacak bir durumdur.

Türk dünyası, Hocalı Soykırımı’nın unutulmaması ve dünya kamuoyunda uluslararası hukuk açısından hakkaniyetiyle değerlendirilmesi gerektiğini her platformda gündeme getirmelidir. Bu facianın ideologlarının, tertipçilerinin ve tetikçilerinin hak ettikleri cezaları almaları yarının barışı açısından şarttır.

Ben bir Barış Adamı olarak altını çizerek söylemek istiyorum ki, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi; Birleşmiş Milletler’e, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’na, Avrupa Konseyi’ne, İslam Konferansı Örgütüne, Bağımsız Devletler Topluluğuna diğer uluslararası örgütlere, dünya ülkeleri parlamentolarına ve hükümetlerine Azerbaycan halkına karşı yapılan Hocalı Soykırımı’nı tanımaları ve kınamaları, gelecekte benzeri suçların işlenmesini önlemek için etkili önlemler almaları, Ermenistan-Azerbaycan arasında Dağlık Karabağ sorununun uluslararası hukukun herkesçe kabul edilen norm ve ilkeleri açısından, özellikle devletlerin toprak bütünlüğü temel ilkesi doğrultusunda barışçı yollardan çözümüne yardım etmeleri çağrısında bulunmaktadır.

Bugün hür dünya, Azerbaycan’ın işgal edilmiş arazilerinin derhal ve kayıtsız şartsız olarak boşaltılmasına ilişkin BM Güvenlik Konseyi’nin 1993 yılında çıkardığı 822,853, 874 ve 884 sayılı kararlarının uygulanmasını talep etmektedir. AGİT’in Budapeşte, Lizbon ve İstanbul Zirve Toplantılarının kararları ve sonuç belgeleri ise, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin 1416 sayılı kararı doğrultusunda Dağlık Karabağ sorununun çözüme kavuşturulmasını istemektedir.

Azerbaycan yönetimi ise, 21. yüzyılda insanlığın şiddetten, savaştan ve silahtan arındırılmış; ortak değerlere, dayanışmaya, hoşgörüye ve insan haklarına dayalı, saygılı ve sabırlı yeni bir kültüre geçmesi gerekliliğine içtenlikle inandığını her platformda ifade etmektedir. Bu önemli sorunun masa başında sağlıklı bir biçimde çözüme kavuşması için elinden geleni ortaya koyan Azerbaycan; Ermenistan’ın kirli oyununa gelmemekte ve bu meseleyi bir takım politik, mali ve diğer çıkarlar elde etmek amacıyla kullanmamaktadır

Özetlemek gerekirse; Azerbaycan Hocalı Soykırımının, Dağlık Karabağ sorunun uluslararası hukuk normlarına uygun adilane bir şekilde çözüme kavuşmasını sağlamaya çalışmaktadır.

Bizlere düşen de Azerbaycan’ı bu haklı mücadelesinde yalnız bırakmamak ve faillerinin cezalandırılmasını, işgal edilmiş toprakların kurtarılmasını uluslararası platformlarda özenle, ısrarla gündeme getirmektir.

27 yıl önce şehit olan kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.”

 

Relevante Artikel

Back to top button
Close