Türkiye’de yapılacak seçimlerin Avrupa’da yaşayan Türklere etkileri niye olumsuz olacaktır?

Birol Kılıç, Analiz, Viyana. 22.05.2021

Türkiye’de 2023 yılına kadar yapılacak olan baskın veya normal seçimin Avrupa’da yaşayan Türkiye göçmenlerini yarardan çok zararları olacaktır! Duygusal olmayan bu duruşumun nedeni, bugüne kadar yaşadıklarım ve geniş tecrübelerimden edindiğim izlenim ve gözlemlerimdir.

Neden Türkiye seçimlerine, yurtdışında “oy kullanma hakkı” diye kazanılmış bir hak olarak reklamı yapılan bu seçime karşı çıkmalıyız? “Oy kullanma hakkı” bir kazanım gibi görünse de özünde Türkiye göçmenlerinin hepsine, yaşadığı ülkelerin derin devleti, partileri, STK’ları ve medyası ve yerli halkı tarafından “zamanla haksızlık, ayrımcılık ve kültürel ırkçılık”“ şeklinde dönecektir.

Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları, eğer hayatlarının merkezi yaşadıkları ülke ve şehir ise, mümkünse Türkiye seçimlerine aday gösterilmesinler!

Duygusal olmayan bu yaklaşımımın nedeni bugüne kadar yaşadıklarım ve geniş tecrübelerimden sonra edindiğim bakışımdır.

Sisli Baltık denizi kıyısında rahmetli babamdan kalan anılar

Rahmetli babamın işi gereği 6-11 yaşlarım arasında yaşadığımız kıyı şehri olan güzel Kiel’de soğuk, derin, dalgalı ve karanlık Baltık denizi kıyısında, babam, benimle uzun yürüyüşlere çıkar ve bu yürüyüşlerimizde bana, sanki ergin bir insan gibi kısa ve özlü cümlelerle nasihatte bulunurdu.

Manalarını anlamasam da babam tarafından büyük bir adam gibi ciddiye alınmak hoşuma giderdi. Kolay değil, sezaryenle dünyaya gelen üç kız çocuğundan sonra, rahmetli annemle babamın, yıllar sonra, bir erkek çocuklarının olması büyük bir mutluluktu. Normalde 16-18 yaşları arasında yetişmiş bir gencin anlayacağı bu sözleri, ben tam anlamazdım ama hep dinlerdim. Okuma yazma öğrendikten sonra anı defterime bu sözleri yazardım. Bu sisli Baltık denizi, bizim İstanbul’daki akrabalarımızın yaşadığı Büyük ve Burgaz adalarına hiç ama hiç benzemezdi…

İşte rahmetli babamın, o küçük yaşlarda tam anlamadığım birkaç sözü şuydu: “Oğlum, her gün evden çıkarken insan olduğunu hiç unutma. Sen dışarda hem aileni hem de milletini temsil ediyorsun. Oğlum, arkadaşlarına yararın yoksa sorun değil. Bir gün olur. Ama zararın olursa bana dert olur. O yüzden yararın yoksa sorun yok ama zararın  hiç olmasın. Akıllı ol…”

Eğer dostsanız; yararınız yoksa bari zararınız olmasın

Tekrar Kiel’den İstanbul’a döndük, Çapa Tıp, oradan Zürich ETH Üniversitesi oradan Viyana Teknik Üniversitesi derken rahmetli babamdan kalan bu sözleri hala minnetle okurum.

Aslında babamın bana anlatmak istediği, Türkiye dışında Türk milletinin ve vatanının, bir fahri Büyükelçisi gibi davran. Türkiye’nin Ulusal çıkarlarını parti, mezhep, meşrep, sol sağın üstünde, her yerde koru. Çevrene ve topluma yararın yoksa kendi çıkarların için Türk toplumunun başını belaya sokacak ifade ve duruşlardan uzak dur! Bu sözde kolay gibi görünen ama özünde zor olan “doğru yolda ayrılmamak” nasihatini, elimden geldiği kadar yerine getirmeye çalışıyorum.

Gelelim 2023 seçim konusuna, Türkiye’nin dışında seçimlerde Konsolosluklarda oy kullanılarak başta Avusturya, Almanya, Hollanda, Belçika ve diğer AB ülkelerine açılmasını hem Türkiye’nin Ulusal çıkarlarına,  hem de yaşadıkları başta Viyana, Berlin, Frankfurt, Köln, Amsterdam vd.  şehirlerde insanlarımızın yaşamlarını zora sokacağına düşünüyorum.

Burada zaten var olan bölünmüşlük daha da büyüyecek, bu kararın yangının üzerine benzin dökmekle eşdeğer olduğuna inanıyorum, bunun böyle olduğunu son Türkiye’de vuku bulan ve Avrupa’ya da ihraç edilen referandum ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşayarak gördük..

Evet, “eğer dostsanız yararınız yoksa bari zararınız olmasın“ diyerek bu konuda birkaç tezimi yazmak isterim:

1- Aday gösterilecek adayların ya parti başkanı ya da bir siyasinin torpili ile yurtdışında toplumu tam tanımadan, bölgesinde başarılı olmadan torpille üst sıralara gelmesi muhtemel. Böyle bir kişinin, Ankara‘da yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarına yararı değil, zararı olacaktır. Kendi ve dar çevresinin “ne oldum delisi modunda” iş takipçisi olarak nitelikli dolandırıcılık” pisliğine bulaşma ihtimali muhtemeldir! Çoğunun zaten yurtdışında bir baltaya sahip olamadıkları için üç beş şiir ve Ankara‘da yetkili siyasilerle yakınlık kurarak onlara, yakın durarak kısaca göz boyayarak kendini, “saçlarımı yıllarca yurtdışında  gurbetçilere süpürge ettim“ diyerek aldatma ihtimali yüksektir.

2-Yurtdışında yaşayan akıllı Türk vatandaşları, o ülkenin vatandaşlığına geçer ve en başta “kendi çöplüğünde” hizmet ederek hem Türkiye´nin gerçek büyükelçisi olarak kendini ispatlar. En başta o ülkenin çoğunluk toplumuna bilgisi, eğitimi ve icraları ile kendini kabul ettirir. O ülkede istiyorsa siyasete girer ve Türkiye göçmenlerinin sorunlarını en başta yaşadığı ülkeye medenice anlatır ve onların sesi olur.  Bunun için ilk başta kişinin kendisi örnek, ahlaklı bir insan olması gerekir. Bu kolay değildir. Bu kişiler, Türkiye‘de hiç bir partinin yaşadığı yabancı ülkedeki temsilcisi olmak için çabalamaz, kendini olduğundan fazla çiğ fotoğraflarla sosyal medyada göstermeye kalkmaz.  Türkiye partilerinin hepsine eşit mesafede durur ve tüm Türkiye göçmenlerinin özel çıkarlarını ve yaşadığı ülkenin çıkarlarını eşit tutarak uyarılarda bulunur ve kırıcı olmadan yapıcı eleştiriler getirir ve taraftarları ayırmadan toparlayarak orta yolda buluşturmaya çalışır. Bunun için çok okumak ve çok tecrübe sahibi ve erdemli bir insan olmak gerekir. Erdem (Tugend) nedir dendiğinde sözlüğe bakmayacak temsilcilere ihtiyaç vardır.

3-Yurtdışı milletvekili kontenjanları yıllardır konuşuluyor. Bu kontenjanlar yurtdışında ister Türk vatandaşı ister o ülkenin vatandaşlığına geçmiş olsun tüm insanları zor durumda bırakacak ve 5. kolon gibi görülmesine neden olacaktır. Görünen köy kılavuz istemez.

4-Yurtdışında yaşayan Türkiye göçmenleri, başta Avusturya, Almanya, Hollanda ve Fransa‘da olmak üzere son yıllardaki tüm partilerin yanlış siyasetleri nedeniyle çok zor durumdalar. En başta kuvvetler ayrılığının, fikir ve basın özgürlüğünün tam işlediği güçlü refah seviyesi yüksek, bir hukuk devleti olmasını istediğimiz Türkiye Cumhuriyeti ve milletine artı değerlerimizle destekleyelim. TBMM’ye yurt dışından kontenjandan milletvekili seçilme işi artı değer değildir. Eksidir.  Tüm enerjimizi ticarette, siyasette, sanat, sosyal ve bilim alanında yaşadığımız ülkelerin içinde erdemli insanlar olarak olumlu anlamda esenlik, barış ve üretim için kullanalım.  Hep tüketmeyelim. Üretelim. Üretmek kolay değildir. Tüketenlerin yolu kontenjanlardan, üretenlerin yolu kendi çöplüğü en başta temizleyip güzel bir alana çevirmekten geçer. Bari insanlarımıza, Mevla (dost) oluyorum diye bela olmayalım. Hem Türkiye hem de Türk toplumuna yapabileceğimiz en büyük iyilik budur.

Kant’ın Sisli Bulutlar Üzerinde Yolculuğu-Ahlaksal akılcılığın ve aklın yolu birdir!

Yıllar sonra Viyana’da, rahmetli babam ile 6-11 yaşlarında Kiel Baltık denizi kıyısında yürüyüşlerimizde babamdan aldığım nefes ile yine akli, erdemli ve ahlaklı insan Immanuel Kant’ın kitabını yayımladık. Kant, Kiel gibi bir kıyı şehri olan Königsberg’de doğup orada vefat etmiş (1724-1804).  “Saf aklın eleştirisi“, „Ahlak Metafiziği“ ve „Pratik Aklın Eleştirisi“ gibi eserleriyle dünyada ahlaksal akılcılık felsefesinin temellerini ortaya koyduğu sade ve basit KI formülüyle anlatan Immanuel Kant’ın Müslümanlara yumuşak bakışını da içeren “Kants Wanderung über das Nebelmeer“ (Kant’ın Sisli Bulutlar Üzerinde Yolculuğu) eserini ciddi bir filozof olan Avusturya asıllı bilim insanı ile yayımlarken de babamı düşünmüştüm.

Babamı, 18 yaşında Çapa Tıp Fakültesi’nin dördüncü sömestrinde kaybettim.

Babamın benimle ilgili çok planları vardı. Ondan bana kalan en büyük yadigâr, işte bu küçük yaşlarda  ve daha sonra bana anlattığı hayatıma yön veren anlamlı sözler kaldı.

Demek ki içine doğmuş… Erkenden anlatmış.

Birol Kılıç, Viyana, 22.05.2021

 

Relevante Artikel

Schaltfläche "Zurück zum Anfang"