1970´li yıllarda Tunceli’de görev yapmış Edirneli bir kadın öğretmenden mektup

1970'li yıllarda Edirne'de doğmuş büyümüş 20 yaşındaki Naciye Akay doğuya öğretmen olarak giderek vatanına hizmet etmek istemisi ve Tunceli'de yaşadıklarını Ocak 2021'de İzmir Urla'dan yazdığı bir mektup ile dile getirdi. İşte o dikkat çekici mektup.

52 yıl sonra yazılan mektup

Yıl 1970 ve Ocak ayları….Edirne’de doğmuş 20 yaşında bir genç öğretmen hanım annesine illa doğuda öğretmenlik yapmak istediğini söylüyor…Yıl 2022 Ocak ayı. Tam 52 yıl sonra bir mektup yazmış..

 

Naciye Akay, Ocak 2021, İzmir Urla

Naciye Akay, 1976, Edirne’den bir öğretmen

„Boşuna uğraşmayın, ne derseniz deyin, ne yaparsanız yapın, beni vaz geçiremeyeceksiniz!”

„Ama sen çok güzelsin “ diyor annem. Edirneleyiz…

-Ne olmuş güzelsem!

-Seni orada rahat bırakmazlar!

Malum… Erkek egemen toplumda, güzel kadın olmak suç. Erkeklerse. Pürü pak… Kadın olmaktan kaynaklı bir olumsuzluk yaşandığında; eee, o da o kadar güzel olmasaydı gibi, saçma ifadeler dile getirilebiliyor.

Yıl 1976 Ağustos. 20 li yaşların başındayım. Yeni mezun genç ve güzel Matematik öğretmeniyim. Atamam Tunceli Endüstri Meslek Lisesi’ne yapılmış. Ailem gitme diye diretiyor. Edirne nere… Tunceli nere, diyorlar. Hem sen Edirne gibi çağdaş bir şehirde çok rahat yaşamaya alışmış bir genç kızsın, orada yapamazsın, hem rahat bırakmazlar seni!

– Kim bırakmaz?

– Erkekler.

Oysa ben, hiçbir mecburiyetim ve devlete hiçbir borcum olmamasına rağmen, idealist bir nefer olarak, ülkemi tanımak adına, bir köy okuluna bile hazırlamıştım kendimi. Her ne kadar şehirde doğup büyümüş olsam da… Ama zaten atamam şehir merkezine yapılmıştı.

Anneme göre, Trakya’dan ötesi ‘tu kaka’ şeklinde.

Hııııh!  Anadolu… Anneciğimin en uzak mesafesi, İstanbul.

Sanmayın ki; bu düşüncede olan sadece annem. Öğretmenlerim de aynı düşüncede, bir belge almak için gidiyorum okula.

„Gel bakalım, seninle biraz konuşalım, gideceğin okul, yetişkin erkek öğrencilerin eğitim aldığı bir okul, sen de çok dikkat çekicisin, şöyle giyin, böyle davran…“ gibilerden uyarılar.

Kimsenin uyarılarını dikkate almıyorum. Ben kendimden eminim. Gideceğim ve öngörülen hiçbir olumsuzluğu yaşamayacağım.

Kararlılığımı gören babam; Adliyeci olmanın getirdiği bağlantıları kullanarak. ‘HAMİLİ KART YAKINIMDIR… ‘ tarzında tüm yönetim kademelerinden ‘selamlar, mektuplar, kartlar topluyor.

Validen, vali yardımcısına, emniyet amirinden, başhekimden, savcıdan, hâkimden, hani kızıma, göz kulak olsunlar istiyor.

Ailecek çıkıyoruz yola. İstanbul’dan öte yolculuk yapmamış biri olarak, yolculuk çok yorucu gerçekten. İstanbul’dan 24 saat. Yolculukta gözümü kırpmadan iniyorum otobüsten. Sarhoşluğun ne demek olduğunu anlamış biçimde.

Çok iyi karşılanıyoruz. Tuncel’inin en güzel okulu, şehrin göbeğinde. Lojmanları da var. Ama şöyle bir sorun var. Lojmanda tek başıma kalmam gerekecek.

Çünkü okulda benden başka ‘DİŞİ SİNEK BİLE YOK!’

Bol öğretmenli, bol öğrencili, büyük ve yatılı bir okul. Eğitim binası, atölyeler, yatakhane, yemekhane, geniş yeşil alanlar, 40 dönümlük bir alana yayılmış, dört tarafı ana yollarla çevrili. Adeta bir kampüs. Ama dedim ya, dişi olarak benden başkası yok koca okulda.

Ana yola ve atölyelerin bahçesine cepheli lojmana yerleşiyorum. Bütün ev ihtiyaçları zaten yatılı olan okuldan karşılanıyor, yemeklerimi okulda yiyebileceğim söyleniyor. Okulun karşısında (.sonraki yıllarda koli tartıcısında kızımı da tartmak zorunda kalacağım.)

Şehir postanesi 200 metre mesafede. Devlet Hastanesi yani hayal ettiklerimin, çok çok ötesinde.

Annem biraz ikna olmuş gibi. Babam hamili kart görüşmelerini de yapınca, beni bırakıp dönüyorlar.

Okullar açılıyor, el bebek, gül bebek tarzındayım. Hani yaz gecelerinde, bir ışık kaynağının etrafında dönen pervane kelebekleri vardır ya, aynı o şekil, herkes etrafımda pervane, her şey çok güzel, hiçbir olumsuzluk yok. Evli olan öğretmen arkadaşlarımın, eşleriyle de arkadaş oluyorum, zaten hepsi lojmanlarda. Her gece, başka biri beni yemeğe alıyor. Ama halktan henüz uzağım.

Tunceli’de de düşünce değişmiyor, arkadaşlarımın eşleri; „Seni ilk gördüğümüzde, saçtığın ışıltıdan korkmuştuk, ayyy bu hoca hanım, bu kadar genç delikanlının içinde ne yapacak, bari derse girerken önlük giyse demiştik. Bir sabah evden beyaz bir önlükle çıktığını görünce rahatlamıştım ama aynı gün önlüklü halinle kapımı çaldığında, ışıltının daha da çoğaldığını gördüğümde, yapacak bir şey yok! Allah vergisi, dedim,“ diyordu. İşte, ister doğu, ister batı, her toplumdaki fikir; erkeği eğitmek yerine, hep kadının kendini kollaması üzerine kurulu.

Ama ben ne yaptım

„Hocam, voleybol turnuvamız var seyretmeye gelir misiniz ?” diye sorduklarında “ Ne demek seyretmek, beni de oyuna alın,“ dedim. Hepsinin gözleri faltaşı.

Hocam siz voleybol oynuyor musunuz?  “oynuyorum elbet,” deyip sınıf öğretmeni olduğum sınıfın takımında turnuvaya katılıp kazanıyoruz sınıfça. Hiçbir erkek öğretmen arkadaşımın ilgilenmediği turnuvalarla çok ilgiliyim.

Başka bir gün, öğle arası nöbetçiyim, bütün anahtarlar bende, bir öğrencim;

-Hocam, masa tenisi odasının anahtarını verin de oynayalım, diyor

– Bir şartla, beni de oynatırsanız!

– Ne diyorsunuz hocam? Siz Ping pong oynar mısınız?

-Oynuyorum elbet, hem de; derslerimi kırıp oynayacak kadar hastasıyım.

Gene şoktalar. Hepsini de kırıp geçirince, ‘ NAMIM’ alıp yürüyor, hem okulda, hem Tunceli’de.

Hem çok güzel. Hem de spordan anlıyor.

Artık neredeyse cinsiyetsizim gözlerinde.

Hepsinin sevgili öğretmeni, arkadaşlarımın kardeşi, neredeyse emeklilikleri gelmiş, muhasebecimiz Mahmut Amca’nın ve aşçıbaşımız Bekir Amca’nın kızıyım.

Bana onlardan zarar gelmesini bırakın, etrafımda görünmeyen ama hissettiğim koca bir koruma ordum var. Hatta erkeklerden çok kadınların ilgisini çekiyorum. Siyasi yanları ağır basan, başka okullardaki bayan arkadaşlarım, hafta sonları mahallelerde kadınlarla yapacakları toplantılara beni de götürmek istiyorlar.

-Senin de geleceğini duyan kadınlar, seni görmek için de olsa toplantıya katılıyor. Ne olur bu sefer de gel bizimle, sen olunca kolayca toplanıyorlar,“ diyorlar.

Öğrencilerimin anneleri okula gelip „Hoca hanım, bizim oğlan, sizi anlata anlata bitiremiyor, merakımdan sizi görmeye geldim,“ diyor.

Sonuçta; hakkımda yapılan öngörülerin hiçbiri gerçekleşmiyordu, en ufacık bir rahatsızlığım dahi yoktu, ne bir olay, ne de bir söz.

Hâkim tanıdığımız, Tunceli bambaşka bir şehir çünkü adi suç oranı SIFIR, sadece siyasi suçlar var, diyor.

Tunceli eğitim düzeyi en yüksek seviyedeki illerimizin başında geliyor. Ayrıca siyasi yanlarından kaynaklı Devrimci bir yüksek ahlâk seviyesine sahipler.

Tek başına yaşayan bekâr ve dikkat çekici ben, evlenip eşim 18 aylık askerlik görevini yaparken de, gene tek başına evli bir bayan olarak, en ufacık bile olsa beni rahatsız edecek bir olay asla yaşamadım.

Tunceli hakkındaki bütün önyargılar yıkılmıştı artık.

O, yüksek ahlâk sahibi Tuncelililer, halâ kalbimin en güzel yerindeler.

Haaa! Hamili kartlar ne oldu, diye merak ediyorsanız söyleyeyim, onların hemen hemen hepsi, EVLİLIK TEĶLİFİ OLARAK, dönüş yaptı. Vali muavininden başlayıp sırasıyla hâkimi, doktoru, mühendisi sıraya girdi. Sanırım yanlış anladılar. Babacığım. Hani göz kulak olun babında demişti; ama onlar işi tek başlarına sahiplenmeye kadar götürdüler.

Rahatsız ettiler mi? Asla.

Ret cevabı aldıklarında. YA BENİMSIN YA TOPRAĞIN DEMEDİLER… Hepsi de çok beyefendiydi de. Benim evlenmek gibi bir derdim yoktu.

Yıllarca evimizde espri konusu oldu, teklifler…

-Baba bak, kıymetini bil; annemi ne doktorlar, ne mühendisler, ne hâkimler, ne valiler istemiş te; o seni seçmiş.

Karşı saldırı gecikmiyor.

-Siz biliyor musunuz? Bana kaç tane kız aşk mektubu yazdı da. Ben Annenizi seçtim.

“Önyargıları yıkmak, atomu parçalamaktan zordur, “ denir ya, ben inanmıyorum. Yeter ki yıkmak isteyelim…

Selâm olsun Tunceli’ye ve yüksek ahlâklı Tuncelilere

Naciye Akay Ocak 2021 Urla

 

Relevante Artikel

Schaltfläche "Zurück zum Anfang"
Cookie Consent mit Real Cookie Banner