
Atatürk’e 19 Ağustos 1919’da “Dersimli çete” tarafından suikast pususu iddiasının tarihsel belgesi neden yok?
31 Ağustos 1919’da Atatürk’e suikast iddiası ve ‘Dersimli çete’ içerikli, sosyal medyada dolaşan metin ve söylemler; tarihsel kaynaklarla desteklenmeyen, modern propagandanın ürünü, fabrikasyon bir Fake History (Sahte Tarih) kurgusu olarak değerlendirilmektedir. Peki neden? EinSpruch gegen Fake History – Sahte tarihe itiraz! Tarihsel kaynak eleştirisine dayalı dipnotlu bir analiz
Birol Kılıç, 09.12.2025, Viyana’dan gözlem ve analizler
31 Ağustos 1919 başlıklı, Atatürk’ün bir “Dersimli çete” tarafından pusuya düşürüldüğü iddiasını sosyal medyada okudum ve dikkatimi çeken bir nokta oldu. Almanca olarak kaleme aldığım EinSpruch gegen Fake History (Uydurma tarihe itiraz) eserimizde de vurguladığım üzere, tarihsel doğruluk yalnızca akademik titizlik değil, aynı zamanda kültürel ırkçılığa ve Türklere karşı üretilen düşmanlık söylemlerine karşı bir vicdan borcudur. Sadece Tüklere mi ? Hayır! İnsan olan herkese karşı geçerlidir. Dikkatli olmak zorundayız…
Retroaktiv suç inşası
Sonuç bölümünde belirteceğim gibi: Bu metin, tarihsel belgelerle doğrulanamayan bir olay üzerinden bölgesel aidiyetleri kriminalize etmeye çalışan, kurguya dayalı bir propaganda ürünüdür. “Dersimli çete pususu” ifadesi hiçbir birincil tarih kaynağında yer almaz. Bu iddia, modern politik ihtiyaçların geçmişe yapıştırılmasıyla üretilmiş bir “retroaktif suç inşası”dır.¹ Retroaktif suç inşası, geçmişte yaşanmış bir olaya veya döneme sonradan bugünün siyasi, ideolojik veya propagandaya dayalı ihtiyaçlarına göre suç isnadı yapılmasıdır; tarihsel belgelerde yer almayan bir fiil, geçmişe eklenerek belirli bir topluluk, bölge veya kişi suçlu gösterilmeye çalışılır.
Bu nedenle metni yalnızca içerik çözümlemesiyle değil, tarihsel kaynak eleştirisi yöntemleriyle de ele almak gerekir. Metin, Türkiye’deki bir bölgeyi “Dersim çetesi” ifadesiyle karalama amacı taşımakta, Atatürk’e haksızlık ederek onu yanlış bir kurgunun içine yerleştirmekte ve aciz göstermektedir. İlk bakışta dahi tarih disiplininin temel kurallarına uymayan bir kurgu niteliği taşımaktadır. Tıpkı “Karadeniz çetesi”, „Gürcü çetesi“, „Sivas çetesi“, „Diyarbakır çetesi“, “Ege çetesi” veya “Van çetesi” gibi, “Dersim çetesi” sıfatının da kaynağı yoktur ve hatta o bölgeden insanlar tarafından yapılmış gibi gösterilmesi “kültürel ırkçılık” (Neorasismus) anlamına gelir.
Kültürel ırkçılık -Neorasismus
Neorasismus (aynı zamanda kültürel ırkçılık olarak da adlandırılır), artık biyolojik farklılıklara değil, sözde aşılmaz kültürel farklılıklara dayalı bir ırkçılık biçimidir ve bu farklılıkları dışlamayı haklı çıkarmak için kullanır. Bu yaklaşım, “ırk” kavramını “kültür”, “etnisite” veya “milliyet” ile değiştirir ve kültürlerin, dinin, mezhebin i herkeste DNA gibi sabit, homojen ve değişmez olduğunu varsayar; bu nedenle kültürlerin karışmasını kendi kimliği açısından zararlı görür. Bu düşünce biçimi, genellikle sağcı aşırı ideolojiler için eski önyargıları yeni bir biçimde paketlemeye yarayan bir “entelektüel maske” işlevi görür.
İşte bu kültürel ırkçılık paketi, tüm Dersim bölgesi veya ismi adı altında, o yörenin ve bölgenin insanlarını Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı göstermek, ezelden beri “bölücü” ve “isyancı” imajını pekiştirmek amacıyla kullanılıyor. Özellikle Atatürk’e pusu kuran “Dersim çetesi” ifadesi, hiçbir tarihsel kaynağı olmayan ve tamamen propaganda amaçlı bir kurgu olarak öne sürülüyor. Dikkat!
Nereden biliyorum? 35 yıldır başta Avusturya ve Almanya’da Türklere karşı yapılan kültürel ırkçılığı takip ediyorum ve Almanca dilinde kalemimizle itiraz ediyoruz.
Söz konusu iddiaya göre Mustafa Kemal Paşa, Elazığ Valisi Ali Galip tarafından görevlendirilen “Dersimli bir çete” tarafından pusuya düşürülmüştür. Ancak tarihsel kaynaklar bu iddiayı desteklemez. Nutuk, Türk Tarih Kurumu belgeleri ve akademik eserler bu anlatının gerçeklikle örtüşmediğini açıkça göstermektedir.
Bazı sosyal medya paylaşımlarında Atatürk’ün 19 Ağustos 1919’da “Dersimli çete” tarafından pusuda yakalandığı öne sürülmektedir. Bu iddia tarihi belgelerle doğrulanmamıştır. Nutuk’ta, Ali Galip Olayı belgelerinde ve akademik kaynaklarda böyle bir ifade yer almaz. Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum-Sivas yolundaki güvenliği Ali Galip ve yerel aşiretlerle sağlanmıştır; “Dersimli çete” ifadesi kaynağa dayanmamaktadır. Ayrıca bazı yerlerde geçen “Çardaklı Boğazı’nda Dersimli çete pususu” iddiası coğrafi gerçeklerle de uyumlu değildir. Yani sadece tarihsel belgeler değil, coğrafya da bu anlatıyı çürütmektedir
Metinde öne çıkan kurgusal unsurlar şunlardır:
İstanbul Hükümeti’nin, Damat Ferit Paşa aracılığıyla Mustafa Kemal’i ortadan kaldırmak istediği; Ali Galip’in bu görev karşılığında makam ve para vaatleri aldığı
Mustafa Kemal’in yanında Erzincanlı milislerin bulunduğu ve Erzincan’dan ismi verilen bir aşiretten Mehmet Ağa’nın adamlarının Dersim’den gelen çeteyle Zazaca konuşarak pusuyu engellediği
Çete mensuplarının Mustafa Kemal ile konuştuğu, “hain” olmadığını anlatması üzerine saldırıdan vazgeçtikleri
Ardından Mustafa Kemal’in, 1920’de TBMM açıldığında Dersim’den milletvekilleri tayin ettiği; bunlar arasında Diyab Ağa ve Mustafa Zeki Saltık gibi isimlerin bulunduğu
Diyab Ağa’nın Sakarya Savaşı sırasında Meclis’in taşınmasına karşı çıkıp “Biz buraya kaçmaya değil, ölmeye geldik” dediği ve savaşın seyrini değiştiren kararlarda rol oynadığı
Metnin sonunda, Nutuk’ta bu pusunun kısmen geçtiği ama ayrıntıların açıklanmadığı, Erzincan halkının anlatılarında bu şekilde aktarıldığı iddia ediliyor
“Dersimli çete” ifadesi, Dersim adını ve o bölgenin farklı mezhepte olan insanlarını en başta toptan karalamaya yönelik bir söylem gibi görünmektedir.
1938’de yaşanan üzücü olaylar ve hâlâ devam eden sorunlar düşünüldüğünde, bu tür bir ifade sanki Tunceli bölgesindeki halkın “katliamları hak ettiği” algısını yaratmak için kullanılmış olabili mi?. Bugün dar anlamda yalnızca Tunceli’ye “Dersim” deniyor; oysa tarihsel olarak Dersim çok daha geniş bir coğrafyayı kapsıyordu. Metinde geçen Diyab Ağa (Yıldırım) örneğin Dersim kökenlidir. Yine Mehmet Ağa (Gülşen) ve Alevi Seyit ocağından olan Yüzbaşı (veya Albay) Mustafa Zeki (Saltık) gibi isimler Atatürk’ün yanında bulunmuş, Kurtuluş Savaşı’nda hem maddi hem manevi katkı sağlamış, TBMM’de milletvekili olarak görev yapmış şahsiyetlerdir. Ancak metin içinde bu kişilerin Dersim’den oldukları özellikle belirtilmemiştir. Bu eksiklik dikkat çekicidir.
Tarihsel gerçek: Ali Galip olayı
Nutuk: Mustafa Kemal Paşa, Ali Galip Olayı’nı detaylarıyla aktarır; hiçbir yerde “Dersimli çete” ifadesi geçmez.
Türk Tarih Kurumu belgeleri: Ali Galip’in yanında Malatya Mutasarrıfı Halil Bey, Hacı Bedir Ağa ve bazı aşiret mensupları bulunmaktaydı; Dersim adı geçmez.
Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam: Olay siyasi bir komplo girişimi olarak anlatılır; etnik veya bölgesel suçlama yoktur.
Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele: Girişim tamamen İstanbul merkezli siyasi bir operasyon olarak değerlendirilir; Dersim bağlantısı yoktur.
Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi: Ali Galip’in yerel güçlerle teması belirtilir, ancak “Dersimli çete pususu” konsepti yoktur.
Özetle, “Dersimli çete pususu” iddiası hiçbir birincil kaynakla doğrulanmamıştır ve modern politik ihtiyaçlarla geçmişe yapıştırılmış bir kurgudur.
Dersim’in tarihsel coğrafyası
Bugün yalnızca Tunceli ili ile sınırlı olarak bilinen Dersim, tarihsel olarak çok daha geniş bir bölgeyi kapsıyordu: Tunceli, Erzincan, Bingöl, Elazığ ve Malatya çevresi. Doğu Dersim (Mazgirt, Kiğı, Çarsancak/Peri, Nazımiye, Pülümür, Tercan) ve Batı Dersim (Hozat, Çemişgezek, Ovacık, Kemah, Erzincan Merkez, Kemaliye, Arapgir, Keban) olarak ikiye ayrılırdı. Bu nedenle bugünkü Tunceli ile sınırlı yorumlar tarihsel gerçeklikle uyumsuzdur.
Sahte tarih üretimi ve retorik
Bu tür metinler, tarihsel belgelerde yer almayan unsurları güncel siyasal tartışmalara malzeme üretmek için geçmişe yapıştırır. “Dersimli çete” ifadesi, özellikle Dersim kimliği üzerinden geriye dönük suç icat eden bir çerçeve kurmakta ve Cumhuriyet tarihinin en tartışmalı bölgesine bilinçli yük bindirmektedir.
Amaçlar arasında, geçmişin bugüne göre yeniden şekillendirilmesi, bölgesel aidiyetlerin kriminalize edilmesi, günümüzdeki kimliklerin hedef gösterilmesi ve pozitif tarihî figürlerin karartılması yer almaktadır.
Toplumsal ve siyasi etkiler
Bu iddia yalnızca Tunceli halkına ve tarihsel Dersim bölgesi insanlarına düşmanlık üretmekle kalmaz; aynı zamanda bölge halkının Atatürk’e karşı olumsuz duygular geliştirmesine yol açabilir. Tarihin araçsallaştırılması, toplumsal bölünme, kutuplaşma ve mezhepsel gerilim yaratır. Özellikle günümüzde PKK ve Ankara arasındaki süreçlerin tartışıldığı bir dönemde, Tunceli kökenli kişiler üzerinden önyargılar üretmek için “1919 pususu” anlatısı kullanılabilir. Bu, yaklaşık 30 milyon Alevi-Bektaşi yurttaşın kimliği üzerinden modern bir “kültürel ırkçılık” üretme çabası olarak değerlendirilebilir.
“Dersimli çete pususu” iddiası, tarihsel belgelerle desteklenmeyen, kimlik temelli bir suç üretme çabasıdır. Gerçek olay Ali Galip Olayı’dır ve aktörleri bellidir: İstanbul Hükümeti, Ali Galip, Malatya çevresinden bazı aşiret ileri gelenleri ve bu girişimi başarısız kılan Milli Mücadele kadroları. Bunun dışındaki her ekleme, tarihten değil hayal gücünden beslenmektedir.
Tarih, bugünün siyasi ihtiyaçlarına göre eğilip büküldüğünde akademik namus ve toplumsal barış zarar görür. Sosyal medya üzerinden yayılan bu tür iddialar, bilimsel tarihçiliğin değil propaganda tekniklerinin ürünüdür. Tek bir yanlış bile toplumsal hafızayı ve barışı olumsuz etkiler.
Bu nedenle sorulması gereken temel soru şudur: Neden 1919 gibi kritik bir tarihe, üstelik tüm ayrıntıları devlet arşivlerinde ve dönemin anı kitaplarında mevcut olan bir olaya, bugün “Dersimli çete pususu” şeklinde bir etiket yapıştırılmaktadır? Bunun tarih disiplinindeki adı açıktır: geriye dönük suç inşası. Yani bir bölgeye veya topluluğa güncel politik tartışmalar üzerinden tarihsel suç isnat ederek kimliksel gerilim yaratmak.
Burada dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus da Atatürk’ün Nutuk’ta olayı anlatırken herhangi bir topluluğu, aşireti veya bölgeyi suçlayacak bir dil kullanmamış olmasıdır. Eğer ortada gerçekten “Dersimli bir çete” tarafından sistemli bir saldırı girişimi olsaydı, bunu en açık şekilde anlatacak kişi Mustafa Kemal’in kendisi olurdu. Nutuk’taki anlatım sade, doğrudan ve siyasi merkezli bir okuma sunar: İstanbul Hükümeti’nin kongreyi dağıtma girişimi ve Ali Galip’in başarısızlığı. Bu sessizlik, bugün iddia edilen şeyin tarihte karşılığı olmadığını gösteren önemli bir işarettir.
Sonuç olarak; Atatürk’e bir bölgenin ismi kullanılarak “Dersimli çete pususu” iddiası, tarihsel belgelerle desteklenmeyen, kimlik temelli bir suç üretme çabası ve bir toplumu toptan karalama, şeytanlaştırma amaçlı “kültürel ırkçılık” (Neo Rassismus/Kulturalismus) niteliğindedir. Gerçek olan Ali Galip Olayı’dır ve aktörleri belgelerde bellidir. Bunun dışındaki her ekleme, tarihten değil hayal gücünden beslenmektedir. Bu tür iddialar, bilimsel tarihçiliğe değil, propaganda ve önyargıya hizmet eder; tarihi belge yoksa manipüle etmemek gerekir. İç barış için… Yaşasın yurtta barış, dünyada barış. Atatürk’ün dediği gibi.
Kaynaklar
Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, TTK Yay., s. 134–140 (Ali Galip Olayı bölümü)
https://www.ttk.gov.tr/karekod/nutuk-cilt-I-IV.pdf?utm_source=chatgpt.comTürk Tarih Kurumu Arşivi, Milli Mücadele Belgeleri Dizisi, Cilt 1–2, Ankara
TTK Belgeleri, “Ali Galip Olayı Belgeleri”, Klasör 1919/AG-1
Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Cilt 2, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1966
Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul
https://www.imge.com.tr/urun/istanbul-hukumetleri-ve-milli-mucadele-cilt-2-sina-aksin-9789754581249?utm_source=chatgpt.comMete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1918–1923, Cem Yayınları



