Notbremse: “İmdat frenini çekelim!”

Pazara günleri üç milyona yakın okuyucusu olan KRONE Gazetesi  haftalık köşe yazarlarından Avukat ve kitap yazarı Tasillo Wallentin, ” İmdat frenini (Notbremse) çekelim!” başlıklı analizinde sert eleştirilerde bulundu.

“Akdeniz’de Libya açıklarında, batma tehlikesi bulunan botlardan, 48 saat içerisinde 6000 mülteci kurtarıldı ve AB deniz taksileriyle İtalya’ya geçirildi. 1 milyon göçmen ise Libya limanlarında seyir için bekliyor. 400 milyon Arap ve Afrikalı, bir an evvel Avrupa’ya geçmek istiyor. Anayasaya göre hükümetimiz, imdat frenini çekmekle yükümlüdür.” diye yazan Walletinin analizinde şunları ifade etti:

Avrupa Birliği Sınır Koruma Ajansı Frontex ve özel yardım organizasyonları, aylardır yüzbinlerce Afrikalı ve Arap mülteciyi, deniz taksileriyle Avrupa’ya sevk ediyor.

Nisan ayının en yoğun günlerinden birinde, denizde seyir halindeki 8500 mülteci, AB gemileriyle İtalya’ya geçirildi. En son, 48 saat içerisinde 6000 mülteci kurtarılarak İtalya’ya götürüldü.

KRONE-BUND, 14.05.2015

Hatta İtalya savcılığı, bazı yardım organizasyonlarını insan kaçakçıları ile işbirliği içerisinde olmakla suçluyor. Şu an 1 milyon Arap ve Afrikalı mülteci, Avrupa’ya geçmek için Libya limanlarında bekliyor. 400 milyon kişi daha Avrupa’ya ulaşmak istiyor.

Bu kitlesel göç hareketinin en ağır yükünü, İtalya, İspanya ya da Yunanistan gibi Akdeniz ülkeleri değil, aksine kuzey AB ülkeleri taşıyor. Zira hedef ülkeler Avusturya, Almanya ve İsveç olarak görünüyor. Çünkü Avusturya’ya gelmeyi başaran herkes, sadece sığınma başvurusunda bulunmalarıyla birlikte, tüm aile fertlerinin hemen temel ihtiyaçlarının karşılanacağını, harçlık, seyahat, giyim ve boş zaman etkinlikleri için destek alacaklarını ya da katkı payı ödemeden ücretsiz sağlık hizmetlerinden faydalanabileceklerini çok iyi biliyor.

Pasaportunu yok edenler ve Avusturya makamlarına sahte kimlik ibraz edenler, sınır dışı edilemiyor. İltica başvurusu reddedilen katilleri, tecavüzcüleri ya da uyuşturucu satıcılarını, anavatanlarında aşağılayıcı muameleye maruz kalma tehdidi bulunması durumunda (ki aslında tüm Afrika ve Arap ülkelerindeki durum bu), sınır dışı edemiyoruz. Bunların haricinde bir de Tunus gibi eski vatandaşlarını tekrar vatandaşlığa almayan ülkeler var. Bu durumdaki kişiler ise, hoşumuza gitsin ya da gitmesin, ülke sınırları içerisinde “tolere edilen” kişiler olarak kalmaya devam ediyorlar.

Kısacası, Avusturya kendi iradesini kaybetmek üzere. Eğer bir ülke, kendi topraklarına yasa dışı kitlesel girişi daha fazla kontrol edemiyorsa, demokrasi, güvenlik ve sosyal hukuk devleti özelliği büyük tehlikede demektir.

Bu kitlesel göçlerin devam edeceği aşikâr. Akdeniz’deki sınırlar açık. AB gemileri, insan kaçakçılığı organizasyonları için deniz taksisi rolünü oynuyor. Açık sınırlarımız, aptalca mülteci yasalarımız ve üst düzey sosyal hizmetlerimiz, dünyadaki yoksul mülteciler için bir mıknatıs etkisi yaratıyor. Bu, Avrupa’nın geri kalanının da istikrarını zedeleyecek bir izdihama doğru gidiyor.

Ne uluslararası hukukta ne de Avrupa hukukunda Avusturya’nın, dünya çapındaki tüm insanlara ülkeye giriş izni vermesi gibi bir yükümlülüğü var. Hatta Cenevre Mülteci Sözleşmesi, mültecilere, sığınak ülkelerini kendilerinin seçmesini yasaklıyor (Mülteci alışverişi). Avusturya Hükümeti, anayasaya göre bir an önce kapsamlı sınır kontrolünü uygulamaya sokmakla yükümlüdür.

Eylemsizlik (Başbakan Kern) ya da icraata dönüşmeyen güzel sözler (Dışişleri Bakanı Kurz), çözüm değil.  İmdat freni çekilmezse, birkaç ay içerisinde geri dönüşsüz sonuçları olan bir kaosla karşı karşıya kalacağız. Ya da Michail Gorbatschow’un dediği gibi, “Hayat, geç kalanı cezalandırır.”

Dr. Tasillo Wallentin

Yazar ve avukat

Kaynak/Quelle

Relevante Artikel

Back to top button
Close