Aşk ve nefret arasında sırat-ı müstakim?

Birol Kılıç

Türkiye’de vuku bulan 16 Nisan Anayasayı Değiştirme Referandumu, Avusturya’da yaşayan tüm Türkiye göçmenlerini kamplara bölmüştür.

Eskiden sağ-sol, Kürt-Türk, Alevi-Sünni, Atatürkçü-Atatürk düşmanı şeklinde bölünülse de sonrasında ahde veda ederek aziz vatanımız Türkiye’nin birliği ve beraberliği, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin dirliği ve bekası için, kol kırılır yen içinde kalır diyerek yeniden Avusturya`da bir araya gelinirdi. Bu, 16 Nisan’dan sonra niye bitti? Neden insanlar Erdoğan sevenler (Aşk) ve sevmeyenler ( Nefret ) olarak ikiye bölündü?

Burada Erdoğan ve Erdoğan sevenlerin bu Nefret duyulmasında payı ve hataları nedir?

16 Nisan’dan sonra, oturduğunuz bir Avusturya kafesinde garsonun, sizin Türk olduğunuzu anlaması halinde, siparişinizi almadan önce “Erdoğancı mısınız yoksa değil misiniz?” diye sorması muhtemeldir.  Evet deseniz ayrı Hayır deseniz ayrı  muamele. Sadece Viyana garsonları mı? Takside, otelde, iş yerinde, kamu kurumlarında kısacası havada-karada-suda size hep aynı soru size sorulacaktır.  

Peki, bunu soranlar mı yoksa bu soruyu sorduranlar mı haksız? Gelin hep beraber bunu tartışalım. Ortada özellikle  bu kadar sorunları olan Türklere bundan daha çok iyilik yada kötülük yapılabilir miydi? Milli Görüş  hareketinin devamı olan  iktidar Partisi AKP yurdışındaki vatandaşlarını nasıl böyle o ülkede azmış bir  şekilde suistimal ederek rezil kepaze edecek kadar esir alır ve toplumu param parça eder sorusuna ve detaylarına hiç girmiyoruz.

Referandum sonucunda ne Erdoğan ne taraftarları kazandı.

Ne Türkiye´de ne yurtdışında. Yüzde elli bu referandumu (toplamda ortalama) kabul etmedi.  Türkiye ve insanları aşk ve nefret arasında parçalandı. Her türlü kavga, bela, nefret ve kışkırtmaya ve özellikle bölünmelere açık yara haline geldi. Erdoğan bu Türkiye ve bu nefret ile mi 2019 da Cumhurbaşkanı seçilecek. Ortada bu kadar ölü, yaralı, hapis, haksızlık, tecavüz ve nefret var iken. Dost acı söyler. Yazık değil mi?  Asker, polis ile insanları sindirmek veya partizanlar tarafından farklı düşünenleri öldürmek, hapse atmak ve ezmek ile bir yere varılamıyor diye tarih kitapları. Hainlikler en başta Erdoğan’ın en yakınından başladı ve devam edecek. Türkiye eski Yugoslavya gibi olurken Erdoğan ve çevresi ne yapacak ?  Kimse artık  kimseye güvenmiyor. Sırat-ı müstakim´den çok uzağız. Hayır diyenler kazandı mı? Hayır. Ama Hayır diyenler niye hayır dediklerini çok iyi bilen bilinçli vatandaşlar değil mi? Ülke duygusal anlamda paramparça olmuş durumda.

Yeni Vatan Gazetesi, çok açık ve net olarak, genel kurumsal çizgisinde, hiçbir lidere karşı bel altı sözler sarf etmemiş, aşağılama, iftira ya da karalamada bulunmamıştır. Ama eleştirilerden sakınmamış ve sakınmayacaktır. Kurulduğu 1999 yılından bu yana tüm sayılarda ifade edilen ‘Türkiye’deki siyasetin ve siyasi partilerin Avusturya’ya getirilmemesi”, Yeni Vatan Gazetesi’nin genel mesajı olmuştur. Şu anda ev arayan, iş arayan, oturma izni almaya çalışan, vatandaşlığa müracaat eden ya da hâlihazırda çalışmakta olanlar Türkler aleyhine esen rüzgârın, önyargının, adeta nefretin farkında mı? Yeni Vatan Gazetesi neden yurt dışında ve konsolosluklarda siyasi partilerin propaganda yapmasının karşısındaydı? Çünkü Yeni Vatan Gazetesi, Türk toplumun en zayıf noktasını iyi tespit etmiş ve bu konudaki en büyük sorunların yurt dışında yaşanacağını yıllar önce öngörmüştü.

Türk toplumu, partizanlığı ve bir lideri sevmeyi, hangi parti olursa olsun, ister CHP ister MHP ister AKP ister HDP ister BBP, adeta bir sosyal kavim milliyetçiliği ve aidiyeti içinde görüyor. Sevdiğinde ya çok seviyor (aşk) ya da ölesiye nefret ediyor. Bu özellikler nedeniyle, 50 yıldan beridir bir türlü demokrasi, insan hakları, fikir özgürlüğü ve kuvvetler ayrılığı Türkiye’de oturamadı.

Türkiye’deki partilerin, Türk kanunları yasakladığı halde gelip burada seçim propagandası yapması, işte bu aşk ve nefret kutuplaşmasının çatışmasına neden oldu. Aklımızı başımıza alalım. Ne bir partiyi ne de bir parti liderini taparcasına, büyük bir aşkla sevmeyelim. ‘La İlahe İllallah’ı tam olarak idrak edelim. Bunun yanında da hiçbir partiyi ve bir parti liderini iblisleştirerek derin nefretler duymayalım.

“Sırat-ı Müstakim”i yani her türlü aşırılıktan uzak olan orta yolu, dosdoğru yolu, pürüzsüz yolu, adaletli yolu unutmayalım.

Parti temsilcileri ve partilere gönül vermiş olanlar, son 50 yılda Türkiye göçmenlerinin Avusturya’daki kazanımlarının, kendi şahsi maddi ve manevi kazanımları için kaş yapayım derken göz çıkararak, üzerine çökmüşlerdir. Uyaranları, eleştirenleri, ‘yapmayın-etmeyin’ diyenleri, ana avrat demeden bel altı küfürler, hakaretler, alçakça iftiralar ve pisliklerle karalamışlardır. Avusturya basını temsilcileri bile yaka silkmektedirler. Avusturya siyasetinin tamamı tiksinti duymaktadır. Avusturya ekonomisinin tüm ileri gelenlerinin temsilcileri kafa sallamaktadırlar. Avusturya asıllı vatandaşlar, büyük bir hayal kırıklığı yaşamakta ve Türkiye göçmenlerini anlamakta zorluk çekmektedirler. Tarihteki kadim savaş ve barış ortakları, Türklerin bu kadar düşmüş olmalarından sevinç duymamaktadır.

Aşk ve nefret: Yeni Vatan Gazetesi olarak herkesi, aklı başında her insanın aşırısından uzak durduğu bu iki terim arasındaki “Sırat-ı Müstakim”e davet ediyoruz.

Relevante Artikel

Back to top button
Close