Emekli Büyükelçi Pulat Tacar: “Ayasofya tüm insanlığın ortak mirasıdır. Müze olarak kalmalıdır”

Viyana. “Viyana merkezli bir düşünce kuruluşu ( Think Tank) olan TKG geçtiğimiz günlerde, Türkiye’de belirli aralıklarla gündeme getirilen ve dolayısıyla da dünya basınının gündeminde de yer alan, Ayasofya’nın müze yerine cami statüsüne geçirilmesi konusunda bir Video Konferans gerçekleştirdi. Video Konferans yoluyla Türkiye’den katılan Emekli Büyükelçi Pulat Tacar, Ayasofya’nın, müze yerine cami statüsüne geçirilmesi hakkında bir sunum yaptı ve Avrupa’nın önemli medya kuruluşlarından davet edilen Türkçe bilen medya temsilcilerinin konuya ilişkin yönelttikleri çeşitli soruları video konferansta cevaplandırdı. Geçtiğimiz ay da TKG’nın ve Avusturya Adalet Bakanı Alma Sadic’in katılımı ile ‘Korona ve Aile İçi Şiddet’ konusu Video konferans yolu konuşulmuş ve Avusturya basınında geniş yer almıştı.

Pulat Tacar kimdir?

1931 yılında İstanbul’da doğan Pulat Tacar, Kabataş Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunudur. Cakarta’da, Avrupa Topluluğu  ve UNESCO nezdinde Büyükelçilik ve Daimi Temsilcilik. Ankara merkezde ise, T.C Dışişleri Bakanlığında Kültür İşleri Genel Müdürlüğü görevleri yaparken; özellikle Ayasofya konusunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürk dönemi siyasal ve politik uygulamalarını, dünyaya anlatmıştır. Tacar, 1995’de emekli olmuş ve 2006 yılına kadar bağımsız ve gönüllü bir görev olan UNESCO-Türkiye Milli Komisyonu Başkan vekili olarak çalışmıştır. “Kültürel Haklar”, “Dünyadaki Uygulamalar” ve “Türkiye için Bir Model Önerisi”, “Siyasetin Finansmanı yılında UNESCO”, “Mozart Gibi Beyhude mi?”  Yunus Nadir ödülünü alan,” Terör ve Demokrasi”  başlıklı kitapları yanında, Türkiye ve yurt dışında yayımlanmış, “İslam’ da  Hoşgörü” ”Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri” ve çeşitli incelemeleri ve uzun makaleleri bulunan ve Türkiye’nin yetiştirdiği önemli diplomatlarından biri olan Pulat Tacar, Viyana asıllı Sylvia Hanım   ile  evlidir ve  elli küsur  yıldır  mutlu bir hayatları var.

Emekli Büyükelçi Pulat Tacar Viyana merkezli TKG Think Tank kuruluşunun davetlisi olarak Video konferans yolu Ayasofya konusunda bir sunum yaptı.

Bir düşünce kuruluşu olan ‘TKG’ Avusturya Türk Kültür Cemiyeti Başkanı ve yayınevi sahibi Birol Kılıç’ın yaptığı Videolu konferansı, Yeni Vatan Gazetesi olarak, Emekli Büyükelçi’nin sunumu ve kendisine yöneltilen soru ve cevaplar şeklinde toparladık.

Soru: Video konferansımıza hoş geldiniz Sayın Büyükelçi, Türkiye Cumhuriyeti’nin UNESCO nezdinde Büyükelçisi ve Daimi Temsilcilik. Ankara merkezde ise, T.C Dışişleri Bakanlığında Kültür İşleri Genel Müdürlüğü yaparken, Ayasofya konusu görevleriniz icabı masanızdan geçti ve çeşitli dillerde Türkiye’nin bu konulardaki pozisyonunu Türkiye Cumhuriyet kuruluş ilkeleri doğrultusunda anlatan raporlar hazırlandınız, dünyaya anlattınız. Bize, mümkün ise,   anlayabileceğimiz şekilde,  İstanbul’un fethinden sonra  Cami ve Cumhuriyet kurulduktan  sonra 1934 yılında Müze  yapılan, takriben 90 yıldır Müze olan Ayasofya’nın, hem  ulusal  egemenlik açısından yeniden cami  haline dönüştürülmesi konusundaki tartışmalar hakkındaki  görüşlerinizi açıklar mısınız?  İnsanlar orada rahat rahat namazlarını kılmasınlar mı? Ayasofya neden müze olarak kalsın?

 

Pulat Tacar: Nazik davetiniz için teşekkür ederim. Bu sorunuza şöyle cevap vereceğim.  Ayasofya’nın adı   “Ayasofya Kilise Camii Müzesidir”.  O yapı önce Kilise olarak yapıldı, sonra Fatih Sultan Mehmet’in Konstantiniye’yi  (İstanbul’u) fethetmesi ile cami haline dönüştürüldü ve 1934 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde de Bakanlar Kurulu kararı ile müze yapıldı. 1985 yılında Türkiye’nin talebi üzerine İstanbul’un tarihi yarımadasındaki yapılarla birlikte UNESCO’nun Dünya Miras Listesine alındı. Bu yapı tüm insanlığın ve çeşitli dinlerin bir çatı altında bir araya getirilebileceğini simgeleyen bir kutsal mekân olarak düşünüldü.  Atatürk daha o zaman uygarlıklar arası diyalogun öncülüğünü başlatan bir hamle yapmış olduğu anlaşılıyor.

Soru:  UNESCO listesine kabul edilen yapı Ayasofya mı? Tarihi Yarımada mı?

Tacar:  UNESCO Dünya Miras Listesine alınan yapılar şunlar:  Hipodrom, Ayasofya, Aya İrini, Küçük Ayasofya Camii ve Topkapı Sarayı’nı içine alan Arkeolojik Park; Süleymaniye Camii ve çevresini içine alan Süleymaniye Koruma Alanı; Zeyrek Camii ve çevresini içine alan Zeyrek Koruma Alanı ve Tarihi Surlardır.

Soru:  Bir tarihi eserin, yapının ya da doğa mirasının UNESCO Dünya Miras Listesine alınması sonucunda, o eserin bulunduğu ülkenin o yapı üzerindeki egemenlik hakları azalıyor mu?  Yani o ülkenin bu yapılar üzerindeki hakları zedeleniyor mu?

Tacar:  Çok yerinde ve güncel bir soru sordunuz. Bu sorunun cevabı şu sırada yapılmakta olan tartışmalara ışık tutabilir. Hayır. Dünya Miras Listesine kabul edilen yapılar veya arkeolojik alanları üzerinde o ülkenin egemenlik hakları kaybolmaz. Sadece o eserler Dünya Miras Listesine kaydedilerek tüm insanlığın mirası kategorisine alınınca,  yapının bulunduğu ülkenin sorumlulukları ve mükellefiyetleri artar. Yani o ülke bu yapılar dolayısı ile sadece kendi ulusuna karşı sorumlu değildir artık;  UNESCO aracılığı ile tüm dünyaya karşı sorumludur. Bunun yanında anılan yapıların, orada bulunması ülkenin uluslararası alandaki prestijini arttırır. O ülkeye turist akımının çok artması sonucunu da verir. Ayrıca uluslararası camia da Dünya Mirasına dahil edilmiş o yapılar konusunda bazı sorumluluklar altına girmiş olur. UNESCO prosedürleri yerine getirilerek; o sitelere, yardım için uluslararası kampanyalar açılır, o eserlerin korunması, onarılması, kurtarılması için uluslararası yardım toplanır.

Soru:  Bu uluslararası kampanyaların örneği var mı?

Tacar:  Çok var. Örneğin Nil vadisinde Assuan Barajı yapımı başladığında, orada bulunan kadim Mısır tarihine ait tapınakların baraj suları altında kalacağı ortaya çıktı. UNESCO da uluslararası bir kampanya açtı ve Abu Simbel tapınağı dahil pek çok tarihi eser baraj sularının altında kalmaktan kurtarıldı,  daha yukarı rakımlara taşındı. Benzer şekilde UNESCO, o bölgeye bir Nubya müzesi yaptı. Müzenin yönetim kurulunda bir dönem ben de görev yaptım. Bir başka örnek te Endonezya’daki Borubodur tapınağıdır. UNESCO gene uluslararası bir kampanya açarak o tapınağı, yağmur ve  saldırgan sarmaşıkların tahrip etmesinden kurtardı.  Bir örnek daha vereyim. Kampuçya’daki   Angkor  Budist tapınakları da  gene UNESCO  Kampanyaları tarafından yok  olmaktan kurtarıldı.  Sözünü ettiğim bütün bu kadim tapınak sitelerinin hepsi şimdi müze statüsündedir.

Soru: Deprem uzmanları İstanbul depreminin yakın zamanda olabileceği konusunda uyarılarda bulunuyorlar. Böyle bir depremden Ayasofya zarar görürse, UNESCO, Türkiye’nin gücünü aşabilecek hallerde yardımda bulunabilir mi?

Tacar:  Ayasofya ve biraz önce saydığım diğer yapılar İstanbul’da vuku bulacak bir depremde büyük zarar görürse ve bunların onarımı Türkiye’nin ulusal imkanlarını aşarsa, UNESCO’nun bir  yardım  kampanyası düzenlemesi  sağlanabilir.

Soru: Yani yardım UNESCO bütçesinden yapılmayacak ve bir yardım kampanyası mı açılacak?

Tacar:  Evet aynen öyle olacak.

Soru:   Ayasofya’nın müzeden camiye dönüştürülmesi Türkiye’nin egemenlik hakkına dahil mi?

Tacar: Dahildir. Örneğin somut bir örnek vermek gerekirse; Danıştay, Ayasofya caminin  Müzeye dönüştürülmesine  ilişkin  1934  yılında çıkarılmış  Kararnameyi iptal ederse ve bu konuda Cumhurbaşkanının  iradesi oluşursa, yapının  müze  statüsü iptal edilir ve bir önceki statü  olan cami statüsüne  avdet edilmiş olur.

Soru;   Bu konuda UNESCO’nun veya başka ülkelerin bir itiraz hakkı var mıdır? Yani ne olur?

Tacar:  Hukuken kimsenin itiraz hakkı yoktur Ayasofya’nın statüsü camiye dönüştürülürse ve orası bir ibadethane olarak müminlerin beş vakit ibadetine açılırsa, insan resimleri teşhir eden mozaik ve fresk, o bulunan mahallerde namaz kılınması dinen caiz olmadığından, bu resimlerin üstünün sıva ile örtü ile veya teknik karartma ile kapatılması gerekir. Hemen ilave edeyim, bazı camilerde bulunan doğa resimlerinden söz etmedim. Türkiye’de (genel olarak Anadolu İslam anlayışında) ve Makedonya’da, Arnavutluk’ta pek çok camide doğa resmi vardır. Müminler açısından orada namaz kılmak yasak sayılmaz.  Dünya Miras Listesinde bulunan Ayasofya’daki resimlerin üstü sıva ile veya örtü ile kapatılırsa, UNESCO’ya yapılan şikayet üzerine veya Dünya Miras Komitesinin resen başlatacağı bir prosedürle,  bu yapının Dünya Miras Listesine alındığı dönemdeki duruma iadesi talep olunur. Bu reddedilirse UNESCO’nun Dünya Miras Komitesi ya Tehlike altındaki miras listesine alır ya da daha ileri giderek Ayasofya’yı Dünya Miras Listesinden ihraç ettiğini ilan eder.  Bu karar da o ülke için uluslararası camiada ciddi bir prestij kaybı sayılır.

Soru: Başka ne olabilir? Türkiye UNESCO’dan ihraç mı edilir?

Tacar:  Hayır efendim. Türkiye bu nedenle UNESCO üyeliğinden ihraç edilmez. Ama bu adımı atacak olan bir ülke sonuçların ne olacağını önceden bilerek yani Dünya Miras Listesinden ihraç edileceğini tahmin ederek bu yola girmiştir. Bu siyasal bir tercihtir.  UNESCO’nun benzer bazı kararlarından hoşlanmayan ABD, Singapur, Birleşik Krallık, İsrail gibi ülkeler zaman zaman UNESCO üyeliğinden ayrılmışlardır. Bazıları geri dönmüştür.  Sonra tekrar ayrılmıştır. Demek istediğim şudur; Dünya Miras listesinden ihraç edilmeyi göze alan ülkeler, kendilerince makbul olan gerekçelerle, bakım-onarım ve kullanım değişikliği yaparken, geçerli kurallarını bilerek    çiğnerken, sonuçlarını da göze almışlardır. Bunu yapmakla iyi ederler demiyorum.  Kınanacaklardır. Ama o zaman kınanmayı göze almışlardır.

Soru: Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra kentte bulunan çeşitli dinlere mensup insanlara ve yöneticilerine son derecede hoşgörülü davranmıştır. 1453 yılında İstanbul’u ele geçiren Yunanca, İtalyanca, Farsça, Arapça başta olmak 6 dil bilen Fatih Sultan Mehmet, o dönemde kentte Cami olmadığı için ve Allah’ın evi olarak saygı duyduğu Ayasofya’yı, o zamanın şartları gereği Cami’ye dönüştürmüştür. Hiçbir yıkım yapmamıştır. Osmanlı döneminde yapının korunması için çeşitli güçlendirme ve onarım tedbirleri alınmıştır.  Aradan geçen 500 yıl zarfında elbette Osmanlılar İstanbul’da çok sayıda cami inşa etmişlerdir. Halen,  İstanbul’da ve özellikle Ayasofya’nın çevresinde birçok Cami vardır. Ayasofya Müzesini bulunduğu bölgede ek ibadet alanı olduğu için mi müze camiye dönüştürülüyor?

Tacar: Ben Ayasofya Müzesinin camiye dönüştürülmesi yolunda yıllar önce yapılan ve yargı tarafından ret olunan talebin yenilenmesini, Türkiye dahilinde bazı çevreleri ve dış dünyadan gelecek protestoları tetikleyecek, harekete geçirecek bir taktik adım olarak değerlendiriyorum, protestolar şimdiden başladı. Hem Hıristiyanlık kurumları, hem de bunların siyasal arenadaki temsilcileri, Türkiye’ye yönelik olumsuz kampanyalarına şiddetlendirerek devam edeceklerdir. Bu adımlar medeniyetler, dinler arası bir çekişmeyi ve hasımlığı tetiklemek isteyenlerin bir adımı olarak kendini göstermektedir.   İçte ve dışta  hasım  yaratma  açısından kimilerinin  kurguladığı bir taktik gelişmedir. Böylece dikkatleri bu konuya yoğunlaştırılması isteniyor. Zira uygulamada, halen Ayasofya site alanı içinde ana binanın hemen bitişiğinde bulunan bir yapıda ezan da okunmaktadır, namaz da kılınmaktadır. Müslümanların ibadetini engelleyen bir durum yoktur. O halde gerçeği başka alanlarda aramamız gerekiyor.

Soru: Sayın Büyükelçi, sizce Ayasofya kime aittir?

Tacar: Tekrar pahasına yineleyeyim Ayasofya Türkiye’nin talebi ile UNESCO Dünya Miras Listesine Müze olarak kaydettirilmiştir. Bu açıdan bakıldığında Ayasofya, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında bulunan Türkiye’ye ait olan bir “Kilise Camii Müzesidir, Türkiye’ye ait bir yapıdır. Ama aynı zamanda tüm insanlığın ortak mirası sayılan bir yanı vardır. Yani Türkiye yanında, tüm insanlığa da aittir.

Türkiye Cumhuriyeti bu tarihsel-dinsel yapıyı 1985 yılında Dünya Miras Listesine bizzat kaydettirerek, gönüllü olarak uluslararası camiaya karşı da bazı mükellefiyetleri isteyerek ve bilerek  resen kabul etmiştir. Örneğin Türk makamları oraya istedikleri boyayı atamazlar;  oradaki mozaiklerin yerlerini değiştiremezler, inanın yapısını etkileyecek azaltacak değişiklikler yapamazlar. Örneğin; o site alanının içine kafeterya veya restoran yapamazlar. Mozaiklerin üstünü alçı veya badana ile kapatamazlar. Bunları peşinen kabul etmeyecek olsaydı, UNESCO Miras Listesine kabul edilmek için talepte bulunmazdı Türkiye.

Ayasofya bin beş yüzü aşkın yaşıyla sürekli konservasyon ve yenileme ihtiyacı olan bir yapıdır. Türkiye Ayasofya’yı korumak ve bakımını yapmak zorundadır. Dünya uygarlık tarihinin en önemli anıt yapılarından biri olan bu eserin, değiştirilmeden gelecek kuşaklara aktarılması için, bir emanet gibi sahip çıkmak zorundayız. Yapılmazsa ne olur?  Bunu yapmayan siyaseten hem dünyada hem içerde dışlanır.

Soru.   Camiye dönüştürme kararı alınır ama yapıda değişiklik yapılmazsa ne olur?

Tacar: Güç bir soru sordunuz.  Camiye dönüştürme kararı alınır da binada hiç bir değişiklik yapılmazsa ve koruma ile onarım aksatılmaz ise ve Dünya Miras Komitesi toplanıp Türkiye’ye camiye dönüştürme kararının ne anlama geldiğini sorarsa, Türkiye atılan hukuksal adımın sembolik olduğunu söyleyebilir. Yapıda hiç bir değişiklik yapmadığını bakım ve koruma yapmaya devam ettiğini belirtir. UNESCO, olsa olsa, bu ifadenin doğru olup olmadığını tahkik için bir heyetin Türkiye’ye gelmesi ve rapor vermesi isteyebilir. Bu konu uzun zamana yayılabilir

Soru: Ayasofya’nın cami yapılmasını talep edenlerin Cumhuriyetin laiklik ilkesi ile ve Atatürk ile hesaplaşmak istedikleri söyleniyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Tacar: Öyle gözüküyor. Kesin Danıştay kararına rağmen tekrar yargıya başvurmanın başka bir izahı yok. Bunlar, Cumhuriyetin seküler/laik devlet anlayışıyla hesaplaşmak, Atatürk’ün aldığı kararı iptal ettirmek isteyen bazı gerici aktivistlerdir. Bunlar, Ayasofya’yı kendileri açılarından  bir Hristiyanlık  sembolü ve siyasi şov  malzemesi   olarak görüyorlar.. Bu önemli yapıyı tekrar cami yaparak ‘laik’ cumhuriyete karşı bir zafer “daha” kazanmak istiyorlar. Ben Ayasofya’nın müze olarak korunmasını Türkiye’nin menfaatine olduğunu düşünüyorum

Soru: Atatürk`ün  ve o dönem siyasilerin, Ayasofya´nın müze  yapılmasındaki amacı neydi?

Tacar: Atatürk’ün ve o dönemin ilgili yöneticilerinin amacı, Ayasofya’yı evrensel bir kültür değeri olarak uluslararası camianın hizmetine sunmaktı.  Böylece yüzyıllardır süren dinler arası çağrışmanın, çekişmenin durması ve farklı dinlerin – dinsel ayin tekliği olmasa bile –  tarihsel uzlaşma açısından  aynı çatı altında  birlikte  yaşamasını ve  öyle  tanınmasını  sağlamaktı. Bu kararı alanlar müzede herhangi bir dine ödün vermek istememişlerdir.

Soru:  Bazı yazarlar veya tarihçiler Ayasofya’nın Müze yapılma kararnamesinde yer alan Atatürk imzasının sahte olduğunu iddia etmişlerdir. Örneğin eski dönemde MHP Milletvekili olan,  eski Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu TBMM’ye verdiği, ancak gündeme alınmayan 07 Kasım 2013 tarihli kanun teklifinde, Atatürk’ün Kararnamedeki imzasının sahte olduğunu  ve bu nedenle Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesinin kanunsuz olduğu vurgulamıştır. Bu iddiaya göre, Resmi Gazete ’de 1934 yılı Kasım ayına ait olan altmış yedi  adet numarasız ve on dokuz adet numaralı kararname vardır. Bunlar, 2/1589 ve 24.11.1934 tarihli Ayasofya Kararnamesi’nin numarasız olduğu ve Resmi Gazete ‘de yayınlanmadığı belirterek kararnamenin geçerli olmadığı savunmaktadırlar.

Tacar:   Bu iddia doğru ise, Mustafa Kemal Atatürk, kendi imzasının sahte olduğunu, başkalarınca kendine haber vermeden atıldığını kabul mü etmiştir? Yani Atatürk kendileri Cumhurbaşkanı iken birileri onun imzası ile sahte Kararname mi çıkarmışlar?   Böyle bir şey 1934 yıllarında olabilir mi? Atatürk, sonradan Ayasofya müzesini ziyaret ederek, kendisinin sahte imzası ile Kararname yayımlanmasına göz mü yummuştur? Vallahi   kimse başkalarının aklı ile  böylesine alay etmesin, derim . Ayıp oluyor. Gerçek şuydu: Ayasofya bütün dünyanın ve Türkiye’nin bilgisi dâhilinde müzeye çevrilmiştir. Yerli ve yabancı basında Ayasofya’nın müze olması için yapılan hazırlıklar, açık seçik bir şekilde haftalar öncesinden haberleştirilmiştir. Dolayısıyla Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesinin sahte imzalarla gizlenecek bir yanı yoktur.

Soru: Ayasofya’nın müze yapılmasına İtiraz edenler, caminin müzeye çevrilmesinin hukuki olmadığını savunmaktadırlar. Konunun hukuksal ayrıntılarını herhalde biliyorsunuz.

Tacar:  Elbette biliyorum. Ancak ileri sürülen hukuksal bahaneleri, bu uzun sunum ve söyleşide tartışmaya açmak bize zaman kaybettirir.  Bu sorunuza kısaca cevap vereceğim.  Bugün ileri sürülen hukuksal gerekçeler daha önce de Danıştay nezdinde açılan davada gündeme getirilmişti. Mahkeme, Vakıflar, Tarihi Eserler ve Çevresi Hizmet Derneği’nin Ayasofya’nın müzeye çevrilmesiyle ilgili 24.11.1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali için açtığı davayı: “Davanın durumu ve uyuşmazlığın idare yasasında görülen şartların durumu ve uyuşmazlığın oluşmadığı “gerekçesiyle ret etmiştir. Şimdi, aynı gerekçelerle dava açılmak isteniyor. Danıştay kararı kesinleştiği için  mahkeme aynı konuda farklı bir karar veremeyeceği görüşündeyim. Umarım, Danıştay, Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuda alacağı siyasi kararı kolaylaştırır ve “Kaziye-i mahkeme” kuralını uygulayarak bu davayı da reddeder. “Kaziye-i mahkeme”  ( Yeni Vatan Gazetesi notu: “Kaziye-i mahkeme tam, sağlam hüküm demektir. Temyizin tasdikinden geçmiş, değişmez hâle gelmiş mahkeme kararı ki, böyle bir karara mazhar olan herhangi bir şey hakkında tekrar dava açılamaz; dâva mevzuu yapılamaz. Aksi takdirde kanun namına kanunsuzluk yapılmış olur.)

Soru: Ayasofya konusunda yıllarını vermiş tecrübeli eski bir Türkiye Cumhuriyeti diplomatı olarak öneriniz nedir, Sayın Büyükelçi?

Tacar:   Bu hem iç politika, hem de uluslararası ilişkiler açısından son derecede hassas bir konu. Türkiye medeniyetler çatışmasının engellenmesi, dinler ve insanlar arası diyaloğun özendirilmesi alanında uzun yıllar gayret gösteren bir ülkeydi. Huntington’un uygarlıklar arası çatışma tezini destekleyecek adımlar tarafımızdan atılmamalıdır. “Ayasofya Kilise Camii Müze”  statüsünün Müzeden camiye değiştirilmesi tartışmaları olmak üzere, Ayasofya üzerindeki tüm siyasi ve kışkırtıcı söylemlere derhal son verilmelidir. Ayasofya kültürel emanetlere yönelik evrensel konservasyon ve restorasyon uygulamalarıyla birlikte müze olarak korunmalıdır. Ayasofya’da çağdaş ve yaşayan bir müzecilik anlayışının tesis edilmesi gereklidir. Kültür varlıkları envanterinin tamamlanması, alan yönetim planlarının uygulanması, arkeolojik alanların ve onları  çevreleyen kültürel peyzajın izlenmesi dikkate alınması gereken önemli konu  başlıklarıdır.

Ayasofya’nın müze haline dönüştürülmesine itirazların tamamı ilk günden itibaren siyasidir. Bugüne kadar yapılan siyasi eleştirilerin tutarlı yanı olmadığı görüşündeyim.. Politik çıkarlar üzerinden yapılan eleştirilerin neredeyse tamamının şovenist, hamasi ve mürteci nitelikleriyle ön plana çıktığı kanısındayım.   İslami ve etnik duyarlılıkları kaşıyarak, Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasını savunmak evrensel ilkeleri yok sayan, modernleşme ve modern Türkiye Cumhuriyet’inin kuruluş esaslarına karşıdır

Ayasofya’da çağdaş ve yaşayan bir müzecilik anlayışının tesis edilmesi gerekmektedir. Kültür varlıkları envanterinin tamamlanması, alan yönetim planlarının uygulanması, arkeolojik alanların ve onları çevreleyen kültürel peyzajın izlenmesi dikkate alınması gereken önemli konu başlıklardır. Ayasofya’nın uzun vadeli  bir gelecek planlaması henüz yapılmamıştır. Bu planın  ivedilikle gündeme alınması gerekmektedir. Dünya Mirası olan Ayasofya’nın henüz bir yönetim planı bulunmaması kabul edilemeyecek bir eksikliktir

Yaklaşık 15 yüzyıldır ayakta duran Ayasofya çok sayıda depreme maruz kalmıştır. Bu süre zarfında kubbe bir defa tamamen, iki defa da kısmen yıkılmış ve yeniden inşa edilmiştir. Son yıllarda Türk, Amerikalı, Japon bilim insanlarının bu alanda yaptıkları çalışmalar var. Ayasofya’nın beklenen İstanbul depremine yönelik iç mekândaki değerli yüzeylerinin, kubbesinin, cephe duvarlarının ve taşıyıcı sistemlerinin kontrollerinin hızlandırılması ve gerekli koruyucu önlemlerin alınması gerekmektedir. Ayasofya sürekli konservasyon ve restorasyon ihtiyacı olan bir yapıdır. Sadece deprem değil, çevresel etkenlerden kaynaklanan tahribatın önlenmesi için mühendislik çalışmalarına hız verilmelidir.

Başlangıçta eski eserleri toplama ve sergileme amacı taşıyan müzeler günümüzde politik, sosyolojik, psikolojik, pedagojik vb. içerikler edinmiş, hatta “Müzeoloji” adıyla üniversitelerde, eğitimi ayrı alınan, bağımsız bir bilim alanı kimliğine kavuşmuştur. Koleksiyonlarını ya da yapılarını koruyup sergileyen müzeler, giderek çağdaş müzecilik anlayışıyla yeniden yapılanmış, yaygın eğitim kurumlarına dönüşmüşlerdir. Ayasofya gibi dünyanın sayılı kültürel değerlerinden biri olan bu yapı için hem toplumsal hem de bilimsel çalışmaların gerçekleştirileceği bir Ayasofya Enstitüsü kurulması konusunda ileri sürülen önerileri içtenlikle desteklemekteyim. Günümüz müzeciliğinde temel amaç eserleri depolamak ve sergilemek değil, aynı zamanda eğitimdir.  Bu anlayış deneyimli  bir uluslararası akademisyen ve uzman ekibin ve  disiplinli bir bilim kurulunun sürekli çalışmasını icap ettirir.

Çok teşekkür ederiz Sayın Büyükelçi Pulat Tacar, Umarız sizi çok yormadık.

Tacar: Rica ederim. Benim için büyük bir keyifti. Umarım biraz da olsa sizleri aydınlatabilmişimdir. Ben teşekkür ederim.

Relevante Artikel

Back to top button
Close