İslam’da Yahudi düşmanlığı konulu kitap tanıtımında beklenmeyen deprem

Avusturyalı siyaset bilimci Michael Ley’in İslami antisemitizm üzerine yazdığı kitap, Avusturya Başbakan Yardımcısı Heinz-Christian Strache tarafından düzenlenen bir panelde tanıtıldı. Panelin kitabı okuyan katılımcılarından Birol Kılıç, somut veri ve kanıtlarla sakince kitabı yerden yere vurarak gecenin anlam ve önemini artırdı.

Avusturyalı siyaset bilimci Michael Ley’in, Buhari’nin Yahudiler hakkındaki hadisini başlık yaptığı “Karşılaştığınız yerde onu öldürün. İslami antisemitizm/Yahudi düşmanlığı” (Tötet sie, wo ihr sie trefft. Islamischer Antisemitismus) adlı kitabı, ayrıntılı bir incelemeden ziyade yaklaşık yüz sayfalık bir deneme niteliğinde. Ley, kitabının tanıtıldığı ve 700’den fazla ilgilinin katıldığı Viyana’nın ünlü Kur Salonu’nda gerçekleştirilen 13 Şubat tarihli panelde sansasyonelliğinden bir şey kaybetmediğini gösterdi. Etkinliğin bir diğer çarpıcı yanı ise kısa adı FPÖ olan Avusturya Özgürlük Partisi’nin “Denkwerk Zukunftsreich” (Gelecek odaklı düşünce sanatı) adlı yeni düşünce kuruluşunun ilk etkinliği olmasıydı. Etkinliğin ev sahipliğini Avusturya Başbakan Yardımcısı, Spor Bakanı ve FPÖ lideri Heinz-Christian Strache yaptı.

Strache: “İslami antisemitizm( Yahudi  düşmanlığı) yükselişte”

Avusturya Başbakan Yardımcısı, Spor Bakanı ve FPÖ lideri Heinz-Christian Strache

Etkinlik, Die Presse Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rainer Nowak’ın moderatör olarak öncelikle İslami antisemitizmin, FPÖ Lideri Heinz-Christian Strache’nin bakanlığı olan Spor ve Kamu Hizmetleri Bakanlığı ile nasıl bir ilgisi olduğunu sormasıyla başladı. Başbakan Yardımcısı Strache, antisemitizmin her şekline kati bir şekilde karşı durulması gerekliliğini vurgulayarak ve İslami antisemitizmin yükselişinin altını çizerek bu konunun her yönden değerlendirilmesi gereken çok önemli bir konu olduğunu söyleyerek Nowak’ın sorusunu yanıtladı. Strache, Alman politikacı Heinrich Lummer’in “Her Müslüman terörist değildir ama son zamanlarda neredeyse her terörist Müslüman.” sözünü alıntılayarak son yıllarda yaşanan terör saldırılarına da atıfta bulundu.

Ley: “İslam reforme edilebilir bir din değil” – Hitler’in Nasyonal Sosyalist  ideolojisinden farkı yok

Kitabın yazarı Michael Ley

Kitabın yazarı Michael Ley, araştırmalardan hareketle tüm Müslümanların %69’unun antisemitist olduğunu ve yüzden 79’unun da “Yahudilere inanılmaz” cümlesini onayladığı yönündeki, Birol Kılıç’a göre kaynaksız veya ciddi olmayan kaynaklara dayandırdığı, verilere dikkat çektiği konuşmasında İslami antisemitizmin, çok kültürlülük ideolojisine aykırı olduğu için yıllarca ele alınmadığını belirtti. İslamlaşma nedeniyle 1920 ve 1930’lu yıllardaki Müslüman Kardeşler gibi antisemitist bir topluma dönüşmeye başladığımızı söyleyen Ley, İslami antisemitizmin kaynağının Yahudilerin öldürülmesini buyuran Kuran olduğunu ifade etti. Ley’e göre bu antisemitizmin üstesinden gelme imkânı neredeyse hiç yok, zira kutsal kitap Kuran reforme edilebilir değil ve öte yandan seküler İslam mesihçiliği, Yahudiliğin yok edilmesi gerekliliği ile kenetlenmiş durumda: “Avrupa, İslamlaşma ve Yahudiliğe nihai çözüm (Yahudilerin yok edilmesi anlamına gelen Nazi söylemi: Endlösung) ile karşı karşıya.” İslam’ın dönüştürülebilir ya da reforme edilebilir bir din olmadığını söyleyen Ley, Fransa’da on binlerce Yahudi’nin hâlihazırda ülkeyi terk ettiğine dikkat çekerek “21. yüzyıl Avrupası’nın 20. yüzyıl Avrupası olmaması için” her şeyin yapılması gerektiği konusunda uyardı.

Mirzo: İslam’ın İslamlaşması

Moderatörün, güncel rakamlara göre (Avusturya’daki Müslümanların %6,9’u ila %8’i) İslamlaşmanın olmadığı yönündeki itirazına, eskiden Müslüman bir kadın olan ve şimdi ise “Yalnızca kötü Müslüman iyi Müslümandır (Nur ein schlechter Muslim ist ein guter Muslim)” kitabıyla tanınan yazar Laila Mirzo, “İslam’ın İslamlaşması”na işaret ederek ve bunun Avrupa’daki apolitik ve entegrasyona hazır Müslümanların üzerinde köktendinci Müslümanların baskısına yol açacağını söyleyerek karşı çıktı.

Broder: Batı’nın sefaleti

Henryk Broder

“Tahammül etmek zorunda değilsiniz! Birçok şey tolere edilemez!” şeklindeki çağrısıyla seyircilerin onayını alan Henryk Broder, İslam’ın bir direniş geleneği değil, şiddet kültürü olduğunu söyledi.

Bu anlamda Broder, radikal İslam ile aralarına mesafe koymuş olan Müslümanlardan daha kararlı bir destek istedi. Broder kapanış konuşmasında, bu büyük çaresizliği, “Batı’nın sefaleti”ni şöyle özetledi: “Ne yapacağımızı bilseydik, uzun zaman önce yapardık.”

Nowak  ve “şeytanın avukatlığı”

Die Presse Gazetesi´nin Genel Yayın Yönetmeni Rainer Nowak

Avusturya’nın ünlü günlük Die Presse Gazetesi´nin Genel Yayın Yönetmeni Moderatör Rainer Nowak, payına düşen” şeytanın avukatlığı” rolünü oynamak için dürüstce çaba gösterdi ve İslam’a yönelik kaygı ve korkulara karşın Hristiyanlıktaki “cadı avı” ya da “engizisyon” gibi kavramları ortaya sürdü. Dikkat çekici bir şekilde FPÖ lideri ve Başbakan Yardımcısı Strache de bu terimleri alarak ve icraatta Hristiyanlığın aydınlanmadan geçtiğini ifade etti. Bu çerçevede; kamuoyu önündeki tartışmalarda, eleştirel olmayan, tepkisel bir şekilde, Hristiyanlığın, yalnızca bir kısmına işaret ederek sanki bütünüymüş gibi, negatif yanlarını göstermek amacıyla kullanılan “cadı avı” ya da “engizisyon” kavramlarıyla tartışma ilginç bir boyuta geldi. Hristiyanlıktan yakınma ve gönüllü olarak araya mesafe koyma şeklindeki semptomlarla kendini gösteren temel problemi, “Kimse toplum içerisinde o topluma ait değerlerden vazgeçtiğini itiraf edemez.” şeklindeki sözlerle özetleyen Alman gazeteci ve yazar Henryk M. Broder, yakın zamanda Hristiyan Batı uygarlığı kavramını kullanmaktan imtina eden Münihli Kardinal Marx’a da dikkat çekti. Nowak bir sorusunda Ley´dönerek,“Kılıç’in kitabınızı eleştirirken ifade ettiği korkutucu İncil’den alıntı Yahudi düşmanı  doğru mu” sorusuna Ley, ”Evet doğru. Yahudi düşmanı İncil ayetleri doğru ama resim konusunda ben İslam dininde resim yasak olduğu için bu resmi kullandım” demesi dinleyeciler arasında şaşkınlık yarattı. Kılıç bunun üzerine,” Kur’an’da resim yasağı yok ama Yahudi ve Hiristiyan dinlerinin teolojilerinde yüzyıllarca resim yasaktı. Kendinizde olan bir şeriatı niye müslümanlara yamalıyorsunuz. Bunu yapan gerici müslümanlar bu Yahudi ve Hiristiyan şeriatını kendine örnek alır. Kur’an’ i İslam’ı bağlamaz. Osmanlı döneminde veya daha önce resim sanatı pek ala saraylarda bile var. Rica ediyorum”  dedi.

Kılıç: “Bağlamdan koparılmış ve manipüle edilmiş Kuran ayetleriyle hilkat garibesi haline gelmiş bir kitap”

Proje ve girişimleri, fikirleri ve bağımsızlığı ile Avrupa çapında tanınmış bir düşünce kuruluşu olan Avusturya Türk Kültür Cemiyeti (TKG) Başkanı, yayımcı ve gazeteci Birol Kılıç, Michael Ley’in kitabına yönelik somut belgelerle sert eleştirilerde bulundu.

“Kitap içinde Kur’an’a karşı Hitler’in Nasyonal Sosyalist propaganda taktikleri kullanılmıştır”

Kılıç, Ley’in kitabında Nasyonal Sosyalistler gibi propaganda yöntemleri kullandığını söyledi ve ‘İslam terördür’ diyebilmek için 6000’den fazla Kuran ayeti içinden 40 seçme ayetin alındığını ve bunların da önü ve arkaları kesilerek manipüle edildiklerini ve tarihi bağlamdan çıkarılarak aktarıldıklarını ifade etti. Kılıç: “Bu eser, özünde barındırdığı korkunç iftiralar ve bizim gibi dikkatli ve konunun hâkimi okuyucuların hemen fark edebileceği yanlış ifadeleri ile Yahudi düşmanlığı çarpıtmasıyla bir hilkat garibesidir. Kullanılan metot, Hitler’in Nasyonal Sosyalist politikalarını yaymak için kullandığı metottur. Hitler zamanında Yahudilerin Talmud kitabına da aynı oyunlar yapılmıştır. Örneğin Stürmer dergisi gibi.”  dedi.

“Irkçı kaynaklar, mesafesiz, eleştirisiz ve sanki içselleştirilmiş gibi kullanılmış”

Kitabın kaynakları arasındaki Hitler’in “Kavgam” (Mein Kampf) kitabının Alman ve Avusturyalı yazarlar tarafından mesafesiz bir şekilde leblebi çekirdek gibi kullanılması garip. Ley, ırkçı kaynakları mesafesiz, eleştirisiz ve sanki içselleştirmiş gibi kullanmış. Kitabın içinde yalnızca Müslüman Kardeşler’e ait bir bölümün ayrılmış olması ancak Suudi Arabistan ve IŞİD terör örgütünden bahsedilmemiş olması tuhaf.

“5. İslam Halifesi Muaviye müthiş bir Hristiyan imiş!”

Kitabı baştan sona dikkatli bir şekilde okuduğunu ifade eden Kılıç, kitabın teknik hatalar ile dolu olduğunu belirtti. Kılıç örneğin kitapta yer alan; İslam’ın 5. Halifesi Muaviye’nin aslında müthiş bir Hristiyan olduğu, İspanya Endülüs Arap Devleti’nin aslında bir Hristiyan başarısı olduğu ancak Müslüman Faslı Arapların gelerek bu devleti yıktığı ve Yahudi katliamı yaptığı şeklindeki ifadelerin yanlış olduğunu söyledi ve dikkat çekici şu ifadelerde bulundu: “Mesela kitapta Muaviye’nin müthiş bir Hristiyan Arap olduğu yazıyor. Emevi Saltanatının kurucusu Muaviye, “siyasi İslam”ın babasıdır ve oğlu Yezid ise Peygamber torunlarını katlederek Emevi Saltanatının sonunu getirmesiyle şu anda İslam dünyasının sorunlarının müsebbiplerinden biridir. Ancak İspanya’da kurulan Endülüs Devleti ile doğrudan bir alakaları yoktur. Hristiyan Bizans’a Muaviye fetih akınları düzenlemiş, nasıl Hristiyan olsun!”

“Tarihte Müslümanlar tarafından yapılan organize bir Yahudi soykırımı yoktur”

Aksine Hristiyan katliamı tehdidi altındaki Yahudiler, İspanya’dan Osmanlı zamanında 1493’de Türkler tarafından kurtarılmış ve başta Balkanlar olmak üzere gemilerle İstanbul, İspanya, Edirne ve İsrail’e götürülmüşlerdir. Yahudiler bu nedenle Türkiye’de 1992 yılında 500. Yıl kutlamaları yapmıştır. Kısaca Türkiye’de, Avusturya ve Avrupa’daki gibi Yahudi soykırımı anıtları yoktur. Bunu not edelim. Tam tersine hayatları Müslüman Türkler tarafından kurtarıldığı için yapılan kutlamalar söz konusudur. İkinci Dünya Savaşı sırasında Türk Büyükelçileri ve Başkonsolosları, başta Fransa, Almanya ve Yunanistan’daki birçok Yahudi’ye yardım etmiştir ve Atatürk her alandaki Yahudi bilim adamlarına kapısını açmıştır. Arnavutluk’ta ise Alman Nazi işgaline rağmen BESA kanununa göre Yahudi sayısı on katına çıkmıştır. BESA, her Arnavut’un evinin tanrı misafirlerine açık olduğunu ve bu anlamda namusları gibi tanrı misafirlerini koruma geleneğini ifade eder.  Naziler, bu Arnavutlara dokunamamıştır, aynı şekilde Fas Kralı da 250 bin Yahudi’yi Nazilere teslim etmemiştir.

“Kapak resmi, Hristiyanlığın Yahudi düşmanlığını simgeleyen Averus tasviri. İslam ile alakası yok”

Ley, yanlış atıf iddiasını reddetti ancak kitap kapağında kullanılan antisemitik “Ebediyen gezmeye mahkûm edilmiş Yahudi” (Der wandernde ewige Jude) tasvirinin İslam’dan değil Hristiyanlıktan geldiğini de kabul etti. Kılıç, kapakla ilgili şunları söyledi: “Balık baştan kokar. Bakın şu kitabın kapak resmine, sanki Müslümanlıkla, İslam’la alakası var! Bu nasıl bir sorumsuzluk örneğidir ki Sayın Ley, hiç korkmadan Hristiyanlığın Yahudi düşmanlığını temsil eden 16. yüzyılda çizilmiş olan ve daha sonra da Nasyonal Sosyalistler tarafından değiştirilerek sokaklara asılan ve propaganda aracı olarak kullanılan ve soykırıma neden olan bu tasviri kullanabilecek kadar alçalmış. Bu resme iyi bakın. Başında kırmızı bir haç mevcut. Matta İncili 27. Sure 25. Ayette şu yazar: “Bütün halk şu karşılığı verdi: O’nun kanının sorumluluğu bizim ve çocuklarımızın üzerinde olsun!” Bunu kim diyor? İncil’e göre Hz. İsa’yı çarmıha germe kararının verildiği sırada Roma İmparatorluğu’nun Kudüs temsilcisi Pilatus’a karşılık olarak güya Yahudi halkı. Pilatus, Hz. İsa’yı affetmek istiyor ama Yahudi halkı, “Yeter ki bu İsa’yı çarmıha gerin. O’nun kanının sorumluluğu bizim ve çocuklarımızın üzerinde olsun!” diyor. Ley’in kitabındaki alnına kanlı haç çizilmiş Averus adlı Yahudi’nin tasviri de bu bağlamda oluşuyor. Nerede yazıyor? Matta İncil’inde. İşte Hristiyanlar bunun gibi birçok İncil ayeti vasıtasıyla tanrılarını öldüren Yahudileri sevmiyor ve bu resmi çizerek Hz. İsa’nın kendi haçını taşırken evinin önünde dinlenmesine izin vermeyen Averus adlı kunduracı Yahudi’ye beddua okuyorlar. “Ben tekrara gelene kadar sürüm sürüm dünyada gezesin. Ev bark sahibi olmayasın. İnsanlık senden nefret etsin.” İşte bu resim bu beddua ile Matta İncil’inden çıkmıştır. Nasıl oluyor da Sayın Ley, bunu alıp İslami Yahudi düşmanlığı bağlamında “Gördüğünüz yerde Yahudileri öldürün.”, ‘ İfadesiyle birlikte tüm Müslümanları Yahudi düşmanı olmakla suçlayabiliyor! Hiristiyanlığın babası sayılan  ve İncil’de kutsal olarak mektupları ile yer alan Türkiye Tarsus doğumlu hemşerimiz  Pavlus´un tanrılarının katili dediği Yahudi alehtarı  sert sözlerini herkes açıp İncil’den her dilde okuyabilir.  Naziler bunu alıp Viyana’da bile ” Der ewige Jude” diye karikatür olarak kullanmışlar hatta “Der ewige Jude” diye Yahudileri parazitleştiren ve insanlık çıkaran filmi Almanya’da çekip insanlara sinemalarda seyrettirmişler. Yazın google çıkar. Bedava izleyin rezilliği görün. Kusura bakmayın”

“Nefrete ve Yahudi düşmanlığına karşı hep birlikte hareket etmemiz gerekiyor”    

Kılıç konuşmasını şöyle bitirdi: “Avusturya bizim ülkemiz. Kin ve nefret istemiyoruz. Nefrete ve Yahudi düşmanlığına karşı hep birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Müslümanlar içindeki çürümüş, din bezirgânlığı yapan, dini siyasete alet eden kişilere karşı mücadele etmemiz gerekiyor. Ama genellemelerle tüm Müslümanlara, Kuran-ı Kerim’e ve Peygambere yönelik böyle mesnetsiz saldırılar sizlere şeref kazandırmaz. Biz Avusturya Cumhuriyeti kanunlarına, gelenek ve göreneklerine saygı gösteriyoruz. Bu ülke ve Cumhuriyet için çalışmak güzel. Bu ülkenin insanları güzel. Kendimize yapılmasını istemediğiniz şeyleri başkalarına yapmayalım. İç barışın kıymetini bilelim. Tekrar ediyorum: Nefret ve gerçek Yahudi düşmanlığına karşı birlikte dürüstçe mücadele edelim. Şu anda  müslüman arasında varsa eğer Yahudi düşmanlığı daha çok Orta Doğu sorunları üzerinden siyasidir. Kur’an’i değildir. Kur`an´da Peygamberin çoğu Yahudi asıllıdır. Eleştiler var ise bu Yahudi ırkına değil tam tersine o zamanda o coğrafyada bazı Yahudilerin yanlış duruş, hareket ve ifadeleridir. Buradan müslümanlara ders çıkaran diyen ayetler vardır. Bu ayetleri manupule edip yanlış meallendiren ve tefsir eden müslüman vardır. Aynı bu kitabı yazan sayın Ley gibi.  Bizim gerçeklerin yanında olmamız gerekiyor. Yani Kurani bir tabi ile küfrün karşısında olmamız gerekiyor. Bu vesile sayın Leyin işte Kur’an’da geçen Küfür ve Kafir sözlerinin Almanca diline “Ungläubige” yani farklı inançtan olan Hiristiyan, Yahudilerin veya ataistlerin kasıt edildiğinin yanlış olduğunun altını çizmek isterim. “Küfür” Kur’an’i Ker’im’de gerçegin üzerini örtmek ve  zülüm anlamındadır. Bu anlamda “Kafir” Küfrü yapan insan olarak gerçeğin üzerini örterek zülüm yaparak insanları  her türlü baskı ve işgence altına almak anlamındadır ve buna karşı Kur’an bir savunma hakkı tanımaktadır. Dolayısı sayın Ley haksızca aynı DEAŞ’cılar gibi bu kelimeyi yanlış meallendirerek tüm müslümanları başka dinden olanları  ve ataistleri öldürmeyi Kur’an’dan Allah’in emri olarak alan, öğrenen ve bu anlamda tehlikeli yaratıklar olarak  bu kitabında dile getirerek açıkca kışkırtma yapmakta ve tüm müslümanlara karşı adeta savaş yaparak yok edilmeleri gereken yaratıklar olarak lanse etmektedir. Bu çok tehlikeli bir metod olduğunu ve Orta Doğu siyasetinin buraya yansımasıdır. Doğru olan bir konuda çoğu müslüman ne yazık ki Kur’an’dan bir haber olmasıdır. Sayın Ley herhalde kendi bilgisizliğinin, nefretinin, önyargılarının ve tembelliğinin acab kurbanı mı olmuştur? Kur’an’ı Ker’im müslüman kılığında dinci teröristlerin bu Kur’an’ i ifadeleri yanlış meallendirilmesi ve araştırmadan uydurma hadisleri kendine  İslam’i yol haritası almasına kesin karşıdır.  Bu ama bu tüm dinlerin en büyük sorunudur. Bu yanlış meallendirmeleri  ve uydurma hadisleri bilerek yaptıran müslümanların içinde ve dışında güçler vardır. Bu yüzden akıl, mantık, sabır ve iyi niyetler gerçek nedir diye hep sormamız gerekiyor.  Bu anlamdan samimi iseniz gelin en başta nefrete, ırkçılığa ve gerçek Yahudi düşmanlığına karşı birlikte dürüstce mücadele edelim. Hepimiz iftira atmadan, öz eleştiri ile nefrete, ırkçılığa karşı ve Yahudi düşmanlığına karşı mücadele edelim. Bize ne demeyelim”

 

 

Relevante Artikel

Back to top button
Close