LINZA.at’de şu haber başlığına dikkat:“Linz’de sorunlu gerici İslami dernekler çok iyi bir ağa sahip- özellikle siyasette.“

Avusturya´nın Yukarı Avusturya Eyaleti ( Oberösterreich ) başkenti Linz şehrinde LINZA.at adlı haber sitesinde 24 Şubat 2021 tarihinde, "Linz'de sorunlu gerici İslami dernekler çok iyi bir ağa sahip- özellikle siyasette." başlığıyla yayınlanan ve daha çok Müslüman Kardeşler, Milli Görüş ve MHP'li Ülkücüler'den bahseden bu haber Türkiye göçmenleri ve Türkiye'yi direkt ilgilendiriyor. Okuyucularımızı bu mülakattan haberdar etmek habercilik görevimizdir.

YUKARI AVUSTURYA-LİNZ

Neue Heimat Zeitung-Yeni Vatan Gazetesi

NEOS tarafından Linz Entegrasyon Komitesi’ne siyasal İslam konusunda uzman olarak gönderilen Heiko Heinisch, LINZA’ya verdiği özel röportajda, Müslüman Kardeşler(IHVAN) ve onların Türkiye bağlantılı kardeşleri olduğunu ileri sürdüğü Milli Görüş ve Ülkücülere dair tehlikelerden ve Linz şehir siyasetindeki bağlantılarından bahsediyor.

“Hepsi Allah için: Siyasal İslam toplumumuzu nasıl değiştiriyor?” kitabının da yazarı olan Heinisch, Nina Scholz ile beraber yazdığı bu kitabında da “İslam’ın bir sorunu var: İslamcı akımlar sessizce ana akım haline geldi. Büyüyen Müslüman topluluklarla birlikte Avrupa şimdi de etkileniyor.” argümanını öne sürüyor.

LINZA.at yayınlanan haberin birebir tercümesi şöyle:

Viyanalı Tarihçi ve Yazar Heiko Heinisch, anti-Semitizm, Entegrasyon ve İslam alanlarında çok başarılı bir şekilde yayın yapıyor. 54 yaşındaki yazar, Avusturya hükümet çevreleri ve medya için „Entegrasyon sürecinde Caminin rolü“ konulu araştırma raporuyla adından söz ettirdi.

NEOS tarafından Linz Entegrasyon Komitesi’ne siyasal İslam konusunda uzman olarak gönderilen Heinisch, LINZA’ya verdiği özel röportajda Müslüman Kardeşler’in tehlikelerinden ve Linz şehir siyasetindeki bağlantılarından bahsetti.

LINZA.at : „Müslüman Kardeşler( İhvan) “ terimi tam olarak neyi içeriyor?

Heinisch: Müslüman Kardeşler (Ihvan), bir yandan Müslümanların yaşadığı hemen hemen tüm ülkelerde faal olan bir kadro örgütü, diğer yandan da siyasi bir kitle hareketidir. Avrupa’da Müslüman Kardeşler şiddete başvurmuyor ve cihatçılardan, şiddetten ve terörden uzak duruyor, ancak küresel olarak bakıldığında şiddet içermeyen bir hareket değil, şiddetle taktiksel bir ilişkisi var. Mısır ve Suriye’de tekrarlanan yenilgilerden öğrendikleri bir şey var, eğer ezici bir rakip tarafından zulüm ve yıkım riski varsa, şiddet bir araç olarak reddedilir. Bunun yerine, kademeli sızma yolu seçilir. Bununla birlikte, şiddetin etkili bir yol olduğu düşünüldüğünde, silahlı örgütleri desteklerler veya Hamas gibi kendi örgütlerini kurarlar.

LINZA.at : Eyalet başkentlerindeki Müslüman Kardeşler veya benzeri hareketler ne kadar iyi organize edilmiş?

Heinisch:  Bu kuruluşlar genellikle orada iyi konumlanmıştır. Örneğin Graz, İslamcı bir sıcak nokta; 16 caminin sekizini oldukça sorunlu olarak sınıflandırıyorum. Politikacılar ve güvenlik yetkilileri de orada çok dikkatli ve çok bilgilidir. Sorunlu İslami dernekler genellikle Linz veya Viyana’da bulunuyor ayrıca siyasette de çok iyi bir ağa sahipler.

 

www.linza.at

LINZA.at : Müslüman Kardeşler’e nasıl üye olunur?

Heinisch: Bir yandan, Avrupa’da da sıkı yönetim yapıları var, ancak kimse onlara katılamaz. Daha ziyade, uygun görülen kişiler, uzun bir kabul sürecinde bu yapılara sunulur ve tanıtılır, sonuçta uzun bir deneme süresinden sonra yöneticiye yemin eder. Öte yandan Müslüman Kardeşler aynı zamanda küresel bir ideolojik kitle hareketi, bir tür taban hareketi. Bu, geleneksel anlamda üye olmayan ancak ideolojileri paylaşan ve onları çeşitli şekillerde destekleyen birçok aktivist olduğu anlamına gelir.

LINZA.at : Ortak bir hedefleri var mı?

Heinisch: Evet, ütopik ve küresel uzun vadeli hedef, bir halifenin yönetiminde düzgün bir şekilde yönetilen İslam dünyasıdır. Kişi, dini görmezden gelirse, her şey komünist dünya devrimi kavramına ait bir şeye sahiptir. Kardeşliğin kurucusu Hasan el-Benna, 1936’da ağırlıklı olarak İslami ülkelerin kardeşlik anlamında İslamlaştırılması ve nihayetinde İslami olmayan ülkelerin teslimiyetine yol açan İspanya veya Sicilya gibi bir zamanlar İslami bölge olan yerlerin yeniden ele geçirilmesi ve bu ülkelerin birleşmesiyle İslam’ın tüm dünyayı yöneteceği yedi aşamalı bir plan geliştirdi.

LINZA.at :Ilımlı Müslümanları da uzaklaştıracak ve bu radikal fikirler için savaşacak hale getirecek bir kartopu etkisi tehlikesi var mı?

Heinisch: En azından Müslüman Kardeşler’in amacı budur. Mısır’da, 2011 / 12’de Kardeşler’in seçim zaferine yol açan büyük kitleleri harekete geçirebildi. Ancak İslam’ın dünya üzerindeki egemenliği veya Avrupa’da bir devlet, elbette bir ütopyadır ve günümüzün gerçekçi bir hedefi değildir.

LINZA.at :Müslüman Kardeşler ne kadar büyük?


Heinisch: Avrupa’da, ülkeye bağlı olarak, birkaç düzine ile birkaç yüz arasında üye ve miktarı belirlenemeyen bir dizi destekçiden bahsediyoruz. Asıl sorun büyüklükleri değil, çalıştıkları pozisyonlardır. Pek çok ülkede Müslüman Kardeşler veya Türk kardeşleri Milli Görüş Hareketi (Almanca: Nationale Sicht), İslami derneklerin ön saflarında yer almakta ve siyasetçiler tarafından burada yaşayan tüm Müslümanların temsilcileri olarak görülmektedir.

LINZA.at : Örneğin SPÖ’de siyasi-İslami grupların çevresinden bazı insanlar var, aşırı gruplar yoğun bir şekilde finanse ediliyor ve tuzağa düşürülüyor. Bu sorunlu grupları „entegrasyon“ başlığı altında işe almanın doğru yolu mu?


Heinisch:  Siyasi olarak İslamcı aktivistler sol partilerle bağlantı arayışında olsalar bile, sorunu sadece SPÖ ile ilgili görmüyoruz. Bence, hem Milli Görüş, Müslüman Kardeşler veya aşırı sağcı Türk Bozkurtları gibi Türk milliyetçisi, İslamcı bir grubun üyesi hem de aynı zamanda bir parti üyesi ve hatta SPÖ’nün bir milletvekili aslında tartışmasız olunmaması gerekir. Çünkü ne Milli Görüş taraftarları (İslam Federasyonu) ne de Bozkurtlar (Türkiye Federasyonu) sosyal demokrat hedefler peşinde koşuyorlar. Ancak ırkçılık karşıtı, mülteci bakımı veya entegrasyon gibi bireysel konu alanlarında sol örgütlerle her zaman temasa geçmeyi başarıyorlar. Dolayısıyla bu durum, Bozkurtların insanları Alevilere, Kürtlere ve Ermenilere karşı kışkırtmasına ve 1970’lerde Türkiye’de yüzlerce kişiyi ırkçı nedenlerle öldürmesine rağmen, Bozkurtlar gibi bir grubun SPÖ ile birlikte ırkçılıkla mücadele etmeye kararlı olduğu saçma bir duruma yol açıyor.

LINZA.at : Bu gruplarla ilişki kurmak saf bir iyi niyet mi yoksa daha ziyade kötü (seçim) bir hesaplama mı, bu topluluktan gelen binlerce oyla da ilgili değil mi?


Heinisch:  Bazı parti üyeleri için saflık olabilir ama aynı zamanda bir yandan da hesaplıdır. Nihayetinde mesele, bireysel Müslüman derneklerindeki kanaat önderleri aracılığıyla olabildiğince çok kulüp üyesinin oylarını elde etme meselesidir.

LINZA.at : Ve seçmenler Milli Görüş’ün, Müslüman Kardeşler’in veya Bozkurtların ‚tavsiyelerine‘ de uyuyor mu?


Heinisch:  Bazen kesinlikle başarıya ulaşabilirler. Örneğin Milli Görüş’ün adamı Ekrem Gönültaş, Viyana’daki 2013 Ulusal Konsey seçiminde 12.000’in üzerinde tercihli oy aldı. Ama elbette bu seçmenlerden kaçının SPÖ’ye oy verdiğini bilmiyoruz. Ama bu tür iş birlikleriyle partiler değerlerini satarlar. Örneğin Bozkurtlar, Avusturya’daki aşırı sağcı gruplardan temelde farklı değildir. Onlar ve Milli Görüş, Müslüman kimlikler olarak tanımlanabilir. Ve boşuna dolaşıp da bir parti için oy kullanmazlar. Karşılığında, kendi grupları için, örneğin projeler için fon sağlama ve siyaseti etkileme gibi avantajlar vaat ediyorlar.

LINZA.at :Bu aşırı gruplara parti içinde neden yer verildiğine dair popüler bir argüman: Bunlar siyasetin dışında bırakılırsa, kendi partilerini oluşturabilirler.


Heinisch:   Bu uzun zamandır Avrupa çapında oluyor. Bir örnek, Brüksel’de ilçe düzeyinde birkaç sandalye elde edebilen ve diğer şeylerin yanı sıra, toplu taşıma araçlarında cinsiyet ayrımı çağrısında bulunan Belçika’daki sözde İslam partisi. Viyana’da, eski bir Erdoğan lobicisinin kurduğu bir parti olan SÖZ var – çok az başarılı olsa da (not: 2020’deki Viyana eyalet seçimlerinde yüzde 1,20 elde edildi). Gelecekte, bu tür partilerin şu veya bu düzeyde daha başarılı olacağı kesindir. Bu aslında SPÖ ve Yeşillerin oylarına mal olabilir.

LINZA.at : Şimdi Linz Entegrasyon Stratejisi adı verilen bu yeni makale var.


Heinisch:   Linz Entegrasyon Stratejisi genellikle „desteklemek ve talep etmek“ anlamına gelir, ancak talep söz konusu olduğunda, pek bir şey keşfedemedim. Temel haklar demokrasisinde entegrasyon, tüm grupları veya toplulukları değil, bireysel insanların bütünleşmesi anlamına gelir. Ve sözde ortakların amacı entegrasyon değilse, çoğu zaman tam tersi ise bu daha zor hale gelir.

LINZA.at : Ve tam olarak ne?


Heinisch:  Siyasal İslam spektrumundaki kuruluşlar, üyelerinin eşit derecede katılımcı, bütünleşmiş (entegre) vatandaşlar olmasını istemiyor. Müslüman veya Türk kimliğinde ısrar ediyorlar. Tahmini olarak sadece % 10-20’yi temsil etmelerine ve üyelik sayılarını şeffaf bir şekilde açıklamamalarına rağmen, özellikle bu grupların maddi destek alması ve Müslümanlar adına konuşmalarına izin verilmesi halinde entegrasyonun başarılı olacağına inanmak saflıktır. Devlet kurumları, fonlarını taleplere ve belirli hedeflere bağlamalıdır.

LINZA.at :SPÖ bu aşırı gruplarla yakınlaşma stratejisini ne kadar iyi veya ne kadar kötü uyguladı?

Heinisch:  Gerçek şu ki, parti son on yılda çekirdek seçmenlerinin büyük bir bölümünü kaybetti. Birçoğu FPÖ’ye akın ettiğinden, göçmenlikle ilgili sorunların ve İslam’a ilişkin muhafazakâr fikirlerin bunda rol oynadığı varsayılabilir. Ancak, nüfusun diğer kesimlerinin sorunlarını gözden kaçıran partinin „sarsılması“ konusunda hayal kırıklığı da var.

LINZA.at :SPÖ’nün her zaman yoldaşlarına yönelik argümanı, göçün hayatı daha renkli ve çeşitli hale getirdiğiydi.

Heinisch:  Evet, ancak bu Viyana mahallelerinde onlarca yıldır yaşamış olan birçok insanın gerçekliğini görmezden geliyor. Bu birkaç yıl içinde değişti. Eski fırın yerini bir Türk seyahat acentesine, eski kafe erkekler için bir çay salonuna, banka bir berbere bırakıyor ve gittikçe daha fazla komşuyla iletişim kurmak zorlaşıyor. Sonra bir politikacı geliyor ve onlara yeni çeşitliliği bir varlık olarak görmeleri gerektiğini söylüyor. Bununla birlikte, birçok insan için, başka yollara sahip olmaları ve sevdiklerini kaybetmeleri bir kazanç değildir. Bu sadece bir kayıptır. Sonra FPÖ geldi, insanların omzunu okşadı ve ‚Seni anlıyorum‘ dedi. Bu çoğu zaman yeterliydi, öyle ki SPÖ’den FPÖ’ye bir oy daha geçmesi için bir çözüm sunmasına bile gerek yoktu.

Kaynak

https://www.linza.at/heinisch/?fbclid=IwAR2ZrrXhYebVzW0mfxDjA8JC8uxnKYdZ87EXqckJxlnVXzXXT9Y5BHffq7o

 

Analiz /Yeni Vatan Gazetesi, 28.02.2021, Viyana

Buz dağının su üzerinde görünen kısmı Kral çıplak diyor 

Avusturya’da  Türkiye göçmenlerinin  çoğunluğunun  bu Almanca mülakatını veya benzeri haberleri okumadığı, okusa bile anlamakta güçlük çektiği, dikkate almadığı, aman sende dediği aşikar ama aslında özünde gerek Avusturya’da gerek Almanya’da gerek ise AB ülkesi derin devletlerinin kendi Milli Güvenlik Kurulları’nın bir numaralı konusu bu mülakat içinde ifade edilen konulardır.

DEAŞ ve  Al Nusra  gibi vahabi selefi şiddete başvuran örgütler ve Nazi aşırı ırkçı yer altı ve yer üstü organizasyonlar yanında İhvan diye bilinen Mısır’da da kurulan ve İslam dinin siyasallaşmasının, demokrasi düşmanlığı ve terör ile anılmasının nedeni olarak görülen Müslüman Kardeşler ve başka ülkelerde türevleri olarak görülen Milli Görüş ve son yıllarda gittikçe yükselen MHP Partisinin teşkilatı sayılan Ülkücüler’in bu mülakatın konusu olması tesadüf değildir. Yeni Vatan Gazetesi 22 yıldır bu konuda sade haberleri, analizleri ile uyarmakta ve aydınlatmaktadır.

Bize dokunmayan yılan bin yaşasın dönemi bitti 

Bu haber ve çıkışlarda şunu okuyoruz;  Başta Almanya olmak üzere Avusturya, Fransa, Hollanda ve diğer AB ülkeleri Amerikan CIA etkisi ile Rusya Komünizmine karşı 1950’li yıllardan sonra hem Müslüman ülkelerde desteklediği hem de kendi ülkelerinde mülteci olarak kabul ettiği İhvan, Milli Görüş ve Ülkücü akımları kendi ülkelerinin demokrasi ve çoğulcu yaşamının bir numaralı düşmanı olarak görüyor.

Bunu duyurduğumuz için bize kızmaya hakkınız yok.

Bu haberler Kombassan, Yimpaş vs. gibi Allah rızası için kâr ortaklığı yaparak holdinglerimize ortak olun diyerek vatandaşın milyarlarca avrosunun camii dedikleri yerlerde bavullara konulup sonra iç edilmesine ve yüzlerce vatandaşın intiharına yol açanların kemik kırılsın yen içinde kalsın haberlerine benzemiyor.

O zaman bu tür pisliklere Avrupa aile içi ensest ilişkiler denilerek, „Bana dokunmayan yılan bin yaşasın“ diyerek üzerine tam gidilmedi. Daha sonra ortaya çıkan Deniz Feneri skandalı olayında Alman mahkemesi,
“ Yüzyılın yolsuzluğu“ diyerek Almanya ayağına konu olan kişileri hapse attı ama Türkiye ayaklarına Türkiye mahkemeleri nedense beraat verdi. Avrupa şu anda bu bahsedilen başta İhvan ve türevlerini, kendi anayasa ve demokrasinin „baş düşmanı dokunan yılan“ olarak görüyor. Bizim bu haber ve bilgileri analizlerimiz dile getirmemize kimse kızmasın.

Bu manada başta Almanya, Avusturya ve AB üyesi Nato ülkelerinin, Amerika’nın isteği ile 1980’den sonra sarılarak bugüne kadar göz yumduğu, ortaklık ettiği ve bazen beslediği özellikle Müslüman Kardeşler diye bilinen İhvan başta olmak ona yakın siyasi türevi gruplarına karşı artık bir kırmızı kart gösterme haberinin duyurulması gerekmektedir.

Almanya, Avusturya ve AB’nin özellikle altını çizdiği bu demokrasi düşmanı sözde demokrat ve STK olarak kurulmuş ve geldikleri ülkedeki demokrasi ve seküler anayasal düzene karşı mücadele etmiş parti uzantıları ile Avrupa’da yaşayan samimi Müslüman vatandaşlarını ve İslam dinini ayırdıklarını ve konunun aslında din bezirganlığı ve suistimalı olduğunu AB’de üst düzeyde görev yapan Avusturyalı bir uzmanın mealen şöyle ifade etmesi dikkat çekiyor: „Demokrasi ve anayasalarımızı koruma mücadelemiz, Müslümanlara ve İslam dinine karşı değil bilakis İslam dinini suistimal ederek ülkemizdeki demokrasimizi, çoğulluğu, seküler yaşamı ve liberalliğe dayanan anayasamızı sulandırmaya ve yıkmaya çalışan bizim kendi Hiristiyan dinimizden de tanıdığımız klerikal faşist din bezirganlarına karşıdır. Bunlar yakında amaçlarına ulaşmak için direk ve indirek teröre başvuracaklar. Avusturya Devleti demokratik, çoğulcu ve ülkesinde yaşayan Müslümanları 5. kol olarak görüp suistimal etmeyen Türkiye Cumhuriyeti ve milletinin dostudur.“

Kendi ülkelerinin liberal, seküler, çoğulcu demokrasine karşı tehlikesini, „Kral çıplak“  diyerek anlatan binlerce Almanca haberlerden sadece bir tanesi ama en önemlilerinden biri olan 24 Şubat  2021 tarihinde LINZA.at ‚de yayınlanan mülakat, özellikle bahsi geçen başta Müslüman Kardeşler ve benzerleri ile alakası olmadığı halde ya da tehlikenin farkında olmadan onlar ile dayanışma içinde olan Türkiye göçmenlerinin Avusturya Devleti, medyası ve demokratik kuruluşlar tarafından nasıl görüldüğünü göstermesi açısından önem arz ediyor ve haber değeri taşıyor.

Avusturya’da yaşayan sayıları 400 binden fazla nüfusu ile başları ve imajları devamlı Türkiye orjinli  bazı siyasi parti ve onlara bağlı kurulmuş aslında gerçek bir STK yani NGO olmayan kurumların yol açtığı sorunlar ile devamlı bir önyargı ve belalar silsilesinden kurtulmamasının altında yatan nedenlerinin cevabının bir kısmı bu mülakatın içindedir. Hepsi değil. Bir kısmı…

Avusturya Cumhuriyeti ve milleti her türlü ırkçı faşist diktatör heveslisi Nazilere, gerici ve irticacı faşist dinci katolik kilise odaklarına karşı gözyaşlarları, açlık ve iç savaşlar ile kazandığı seküler, liberal ve çoğulcu demokratik anayasal düzenini korumak için kendi demokrasisini kullanarak iç barışını ve entegrasyonu engelleyen tüm iç ve dış düşman diye tanımladığı kişi, kurum ve kuruluşlara, başta Almanya, Fransa ve AB’ye karşı savaş açtığının izleri, bu mülakat içinde buz dağının su üzerinde görünen kısmı olarak okunması gerekmektedir.

Relevante Artikel

Schaltfläche "Zurück zum Anfang"