SPÖ, Erdoğan taraftarları ile arasına mesafe koyuyor

Başbakanlık Müsteşarı Muna Duzdar (SPÖ), Erdoğan’a yakın derneklere karşı sert bir tavır aldı. Oy kaybına mal olabilecek olsa dahi…

Kısa adı SPÖ olan Avusturya Sosyal Demokrat Partisi, Ankara’daki gelişmeler bağlamında, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Avusturya’daki sempatizanlarına, artık açıkça Erdoğan taraftarlarından daha fazla yakınlık gösteriyor.

Kurier Gazetesi’nin haberine göre; geçtiğimiz Pazar akşamı, Başbakanlık Müsteşarı Muna Duzdar (SPÖ), CHP Avusturya temsilciliğinin daveti üzerine, Viyana Sendikalar Birliği (ÖGB) merkezindeydi. Duzdar, Türkiye’nin sosyal demokratlarından çok fazla eleştiri aldı: SPÖ’nün, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) temsilcileri ile bugüne kadarki cilveleşmelerinden şikâyet eden yaşlı bir adam: “Sayın müsteşar, saflarınızda kesinlikle sosyal demokrat olarak tanımlanamayacak insanlar yer alıyor.” derken, yaşlı adamın bu serzenişini, “Şu anda bildiğim böyle bir aday yok.” diyerek yanıtlayan Duzdar şunları söyledi: “Ama haklısınız. Geçmişte bu kadar incelikli olunmadı.”

SPÖ, uzun bir süre boyunca seçimlere, Resul Ekrem Gönültaş gibi Milli Görüş temsilcileri ile birlikte katıldı. Erdoğan’ın eski siyasi yuvası olan Milli Görüş, Türkiye’deki siyasi İslam’ın temsilcisi olarak görülüyor. Gönültaş, son parlamento seçimlerinde, 12.000’den fazla tercihli oy almış ve bununla SPÖ’nün federal düzeydeki tercihli oylar sırasında sansasyonel bir şekilde 2. sıraya yerleşmişti.

Şimdi SPÖ, oy kaybına mal olabilecek olsa dahi, yönünü değiştirmek mi istiyor? Kurier Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Muna Duzdar şunları söyledi: “SPÖ, sosyal demokrat bir partidir ve burada konu, özgürlük, adalet ve demokrasidir. Konu insan hakları ihlali olduğunda ise iş ciddiye biner. Sosyal demokrat bir parti, bunu açıkça dile getirmekten hiçbir zaman çekinmeyecektir.”

SPÖ’nün seçim kampanyası yardımcısı Tahsin Tekin

Hem SPÖ’de hem de CHP’de rolü bulunan ve aynı düşünce yapısına sahip partilerin işbirliğini savunan genç siyasetçi Tahsin Tekin: “CHP Avusturya kolunun genç lideri olarak şu an, SPÖ’nün gönüllü seçim kampanyası yardımcısıyım. Ve SPÖ tarafından, Erdoğan ve Türkiye’deki AKP rejimine karşı daha sert bir söylem ve daha katı bir tutum sergilenmesini temenni ediyorum.” dedi ve Avusturya’daki AKP’ye yakın derneklerin, daha katı bir şekilde denetlenmesi gerektiğinin altı çizildi. Duzdar ise bir kez daha, CHP’nin “SPÖ’nün kardeş partisi” olduğunu vurguladı ve gelecekte daha yakın bir işbirliği içerisinde olunacağını söyledi.

Elbette ki ÖGB merkezinde konuşulan tek konu, Avusturya siyaseti değildi. Görüşmeden bir gün öncesi yani Cumartesi günü, 9 Eylül 1923’te Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde, siyasi faaliyetlerine başlayan CHP’nin 94. kuruluş yıldönümü idi. Yani emperyalizme karşı savaşmış olan Atatürk’ün anısına bir dakikalık saygı duruşu için yeterince öneme sahip bir gündü.

Davet üzerine Türkiye’den Avusturya’ya gelen ve Türkiye’de yaşananlar hakkında bir sunum yapan CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel ise şunları söyledi: “Erdoğan, darbe girişimini hiçbir kayıp vermeden durdurabilirdi, çünkü bunu önceden biliyordu. Ama o, muhaliflerin üzerine gidebilmek için bunu bir fırsat olarak değerlendirdi.”

Die Presse Gazetesi Yurtdışı Haber Müdürü Christian Ultsch ise “Viyana’daki Türkler için karar vermek kolay olmayacak” başlığı ile kaleme aldığı yazısında şunları ifade etti:

Partilerin, Türk kökenli seçmenlere hitap edebilmeleri ve onları siyasette söz sahibi yapabilmeleri için yeni yollar bulması gerekiyor.

Türkiye’deki bölünme, zaten yeterince derin. Bu bölünmüşlüğün, illaki Avrupa’daki Türk toplumlarına ihraç edilmesi gerekmiyor. Bu bağlamda; CHP dış temsilciliği tarafından Viyana’da gerçekleştirilen toplantının, Türkiye’nin ana muhalefet partisi CHP’nin Grup Başkan Vekili ve Avusturya Başbakanlık Müsteşarı Muna Duzdar’ın katılımıyla SPÖ’nün bir seçim kampanyası etkinliğine dönüşmesi, olumlu bir katkı sağlamıyor. Erdoğan taraftarları elbette haklı olarak, kendileri için engellenen toplantıların, neden muhalifler için serbest olduğunu soracaklardır. Yani CHP meşru, AKP değil mi?

Buna karşın; temel demokratik haklar için savaşan CHP gibi bir parti ile otokratik keyfiliği meşrulaştıran AKP gibi bir partinin temsilcisinin Viyana’ya gelmesi arasında bir fark var. İlaveten; Türkiye’deki bir seçim adına yürütülen kampanya için bir Türk siyasetçinin Avusturya’ya gelmesi ile Avusturya’daki seçime destek olmak için bir Türk siyasetçinin Avusturya’ya gelmesi arasında da bir fark var. Uluslararası ölçekte partiler arası böyle bir dayanışma olağandır: Liberaller ve Demokratlar İttifakı’nın Avrupa Parlamentosu grup başkanlığını yürütmekte olan Guy Verhofstadt da, NEOS Partisi’nin Viyana’da konuğu olmuş ve kimse bu konu hakkında ortalığı velveleye vermemiştir.  Ancak Erdoğan, Almanya’da olduğu gibi Avusturya’da da, kendi seçim kampanyasına destek olabilecek böyle bir parti bulamayacaktır.

Yani Avusturya artık, Erdoğan’ın isteklerine cevap verebilecek nitelikte bir ülke değil. Erdoğan şu an, vatandaşlarını tutukladığı Almanya ile ilişkilerini mahvetmekle meşgul. Erdoğan, Almanya’da olduğu gibi Avusturya’da da ciddi bir sorun yaratıyor: Türk kökenli seçmenleri, yaşadıkları ülkeye yabancılaştırıyor. Partilerin, Türk kökenli seçmenlere hitap edebilmeleri ve onları siyasette söz sahibi yapabilmeleri için yeni yollar bulması gerekiyor. Aksi halde hiçbir zaman kendilerini yaşadıkları ülkeye ait hissetmeyeceklerdir. Ki Erdoğan’ın tam olarak istediği de bu.

 

Relevante Artikel

Back to top button
Close