Danıştay’dan çıkacak Ayasofya kararı neden önemli?

Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesiyle ilgili 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle Danıştay 10’uncu Dairesi’nde açılan davanın duruşması 2 Temmuz tarihinde yapıldı.

Duruşmada, davacı derneğin ve savcının iddiaları dinlendi. Danıştay’ın kararı açıklamak için 15 gün süresi var. HaberTürk’te yer alan haberde, hakimin, „Duruşma bitti, kararı daha sonra açıklayacağız“ dediği belirtildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, üst düzey yetkililer bir süredir Ayasofya’nın yeniden Müslümanlar için ibadete açılması konusunda Danıştay’dan çıkacak kararın beklendiğini söylüyor.

Hıristiyanlık inancı tarafından kutsal yapılardan biri olarak görülen Ayasofya’nın Müslümanlar için ibadete açılacağına dair açıklamalar uluslararası alanda da bazı tepkilerin gelmesine neden oluyor. Son olarak davadan bir gün önce ABD de, Ayasofya’nın müze olarak korunması çağrısında bulundu.

Türkiye zaman zaman Ayasofya’da dini törenler düzenliyor. 29 Mayıs’ta İstanbul’un Fethi’nin yıldönümü nedeniyle Fetih Suresi okunmuş ve buna Yunanistan ile ABD başta olmak üzere uluslararası kamuoyundan tepki gelmişti. Türkiye ise Ayasofya konusunu kendi egemenlik hakkı çerçevesinde görüyor.

Davayı kim açtı ve dava konusu ne?

Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği, Ayasofya konusunda 2016 yılında Danıştay’a dava açtı.

Dernek, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine ilişkin 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptalini istiyor.

Dernek, kararın altında yer alan dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’e ait imzanın sahte olduğunu savunuyor.

İptali istenen kararda „eşsiz bir mimarlık sanat abidesi olan İstanbul’daki Ayasofya camiinin tarihi vaziyeti itibariyle müzeye çevrilmesi bütün Şark (doğu) alemini sevindireceği ve insanlığa yeni bir ilim müessesi kazandıracağı cihetle bunun müzeye çevrilmesinin“ onaylandığı ve kabul edildiği belirtiliyor.

ISMAIL KANDEMIRTelif hakkıDHA
Image captionSürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği Başkanı İsmail Kandemir

Söz konusu kararın iptali için dava açan derneğin başkanı İsmail Kandemir.

Yeni Şafak gazetesinde yer alan bir habere göre, Kandemir emekli bir matematik öğretmeni ve sadece Ayasofya değil, İstanbul’daki Kariye Camisi, Rumeli Hisarı, İlyas Bey Camisi ve Trabzon’daki Ayasofya ile İznik’teki Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi için de hukuk mücadelesi veriyor.

Haberde, Kandemir’in Ayasofya için 15 yılı aşkın bir süredir mücadele ettiği belirtiliyor.

Yeni Şafak’a konuşan Kandemir, „Bir yer hem müze, hem cami olamaz. Bazı insanlara ‚ayakkabılarını çıkar namaz kıl imamın hutbesini dinle‘ derken, bazılarına ise ‚şu kadar ücret ver müzeyi gez‘ diyorsunuz. Bu son derece saçma durumun düzeltilmesi için Danıştay’ın kararını bekliyoruz“ dedi.

Duruşmada neler yaşandı?

Derneğin avukatı Selami Karaman, Ayasofya’nın Fatih Sultan Mehmet’in şahsi mülkü olduğunu ve bu nedenle de müzeye çevrilme kararının iptal edilmesi gerektiğini belirtti.

Karaman ayrıca, kararın altında yer alan Atatürk imzasının da sahye olduğunu öne sürerek, incelenmesini talep ettiklerini vurguladı. Karaman, „Yetki ve şekil yönünden sakat bir Bakanlar Kurulu kararıyla karşı karşıyayız“ dedi.

Danıştay Savcısı, tarih itibarıyla işlemin hukuka uygun olduğu ve Ayasofya’nın Müslümanlar için ibadete açılmasına ilşikin kararın cumhurbaşkanlığı tarafından verilmesi gerektiği yönünde görüş bildirdi.

Savcı, „Ayasofya hakkındaki karar geçmişte Bakanlar Kurulu tarafından alınmıştır. Dolayısıyla şu anda Ayasofya’yı tekrardan açmak Bakanlar Kurulu’nun yani Cumhurbaşkanlığının kararını gerektirir. Bu nedenle davanın reddini talep ediyoruz“ dedi. Savcı, ayrıca Atatürk’ün başka kararlarda da sahte olduğu iddiasıyla bu davaya konu olan imzayı kullandığına dikkat çekti.

Cumhurbaşkanlığı avukatı da mahkemenin vereceği karara saygı duyacaklarını söyledi.

İmza konusunda hangi iddialar ortaya atılıyor, iddialarla ilgili kim, ne diyor?

Ayasofya konusunda başlatılmış yargı süreçlerinden birisi olan Danıştay’ın Perşembe günü göreceği davanın konusunu 1934 yılındaki kararın altındaki Atatürk imzasının gerçek olup olmadığı oluşturuyor.

İlk etapta Bursa’da İdare Mahkemesi’nde açılan dava, burada verilen ret kararının ardından 2016 yılında Danıştay’a götürüldü.

Davacı dernek ve başkanı Kandemir, Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesine dair Bakanlar Kurulu kararının sahte olduğunu öne sürüyor. Bu iddiaya dayanak olarak da bu kararın altında yer alan Atatürk imzasının diğerlerinden farklı olması gösteriliyor.

ATATURK IMZATelif hakkıDHA

Bir diğer dayanak noktası da kararın altında imzası bulunan bakanlardan birinin kararın Ankara’da alındığı tarihte İstanbul’da olması. Davacı, Danıştay’a bununla ilgili de belge sunduklarını söylüyor.

Kararın sahte olduğunu savunanlar, bunun Resmi Gazete’de yayınlanmamış olmasını da öne sürüyor. Kararla ilgili bir diğer iddia da numarasını kapsıyor. Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesine ilişkin kararın numarası 1589. Ancak bundan ikinci önce yayımlanan bir önceki kararnamenin numarası ise 1606.

Bakanlar Kurulu kararının sahte olduğuna dair iddiaları ortaya atan isimlerden birisi de Türk Tarih Kurumu’nun eski başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu.

DHA’ya konuşan Halaçoğlu, „Burada kullanılan imza gerçek değil. Bir el Ayasofya’yı müze haline getirmiş ve Atatürk’e mal etmişler. O tarih için Atatürk ismi geçince kimse itiraz edemez diye düşünmüşler. Böyle bir sahtekarlık var işin içinde“ dedi.

Tarihçi Murat Bardakçı da kararla ilgili belgede „tuhaflıklar“ olduğunu ancak yine de o dönem böyle bir kararın Atatürk’ün bilgisi dışında alınmasının mümkün olmadığını belirtti.

Eylül 2018’de HaberTürk’te yazdığı makalede bu konuyu inceleyen Bardakçı, bakanların imzasının üstünde yer alan „K. Atatürk“ imzasında „apaçık bir tuhaflık olduğunu ifade etti.

Ancak Bardakçı, „Atatürk’ün cumhurbaşkanlığının son senelerindeki Bakanlar Kurulu Kararnameleri’nden bazılarını bizzat imzalamadığı, imza yerine kaşesinin basıldığı bilinmekte ve kullanılan kaşeler Ankara’da muhafaza edilmektedir ama Ayasofya Kararnamesi’nin altındaki imzanın kaşesi, yani fizikî şekildeki mührü de elde değildir; üstelik söylediğim gibi bu imzaya yahut kaşeye başka bir evrakta da rastlayamazsınız“ diyor.

Bir başka tarihçi Sinan Meydan ise Ayasofya kararnamesinde yer alan imzanın yine aynı yıl içerisinde yayımlanmış beş ayrı kararnamede daha görüldüğünü ifade ediyor.

Meydan, 22 Haziran’da Sözcü’ye yazdığı makalede, Ayasofya kararnamesinin yayımlandığı gün, Mustafa Kemal’in Atatürk soyadını aldığı ve bu kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasını beklemeden yeni soyadıyla ilk imzaladığı kararnamelerden biri olduğunu belirtti.

Meydan, „Ayasofya Kararnamesi’nde görülen ‚K. Atatürk‘ imzasının klasik ‚K. Atatürk‘ imzasından farklı olmasının nedeni, bu imzanın, daha sonra göreceğimiz klasik ‚K.Atatürk‘ imzasının ilk şekli, ham hali olmasıdır. Atatürk birkaç gün bu imzayı kullanmış, daha sonra o bildiğimiz klasik ‚K. Atatürk‘ imzasını kullanmaya başlamıştır. Cumhuriyet Arşivi’ndeki bazı belgeler, Atatürk’ün 24 Kasım 1934 ile 27 Kasım 1934 tarihleri arasında bazı kararnameleri, Ayasofya Kararnamesi’nde gördüğümüz o ‚K. Atatürk‘ imzasıyla imzaladığını kanıtlıyor“ dedi.

Sinan Meydan'ın yazısında yer verdiği belgelerden birisi
Image captionSinan Meydan’ın yazısında yer verdiği belgelerden birisi

Danıştay kararı neden önem taşıyor?

Danıştay’ın imzanın sahte olup olmadığı, dolayısıyla da kararnamenin geçerli olup olmayacağına ilişkin kararının, Ayasofya’nın Müslümanlar için ibadete açılması konusunda önemli rol oynaması bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi konusunda Danıştay kararını işaret etti.

Haziran başında TRT’nin sorularını yanıtlayan Erdoğan, „Bu ülkenin dinamiklerinde tutuşan yanan bir şey var. Öyleyse şu anda biz hukuk devleti olarak Danıştay’ın kararını bekliyoruz. Karardan sonra atılması gereken adım neyse ona göre gereken adımlar atılır“ dedi.

Basında çıkan haberlerde, Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Merkez Yürütme Kurulu toplantısında da, Danıştay kararının ardından „Ayasofya’da inşallah namazımızı kılarız“ dediği yer aldı.

Cumhur İttifakı’nın diğer ortağı Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli de karar ne olursa olsun Ayasofya’nın ibadete açılması gerektiğini söyledi.

Bahçeli, „2 Temmuz 2020’de Danıştay 10.Dairesi’nin açıklayacağı karar ne olursa olsun, aziz milletimiz Ayasofya’yı kutlu fethimizin simgesi, minber ve mihrabından, duvarlarından çınlayan tekbir seslerine kadar tertemiz alınların secdeye geleceği bir cami olarak görmektedir. Ayasofya Camisi’nin tasarruf hakkı sadece Türkiye’ye aittir… Ayasofya Camisi Müslüman gönüllerle buluşmalı, kapısı ibadete mutlaka açılmalıdır. Kimin ne söylediğinin bir önemi yoktur“ dedi.

AyasofyaTelif hakkıDHA

Daha önceki yargı süreçlerinde neler yaşandı?

Bu dava, Ayasofya hakkında başlatılmış tek yargı süreci değil. Daha önce de benzer girişimler olmuş ancak yargıdan Ayasofya’nın ibadete açılması konusunda olumlu bir sonuç çıkmamıştı.

Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği, Ayasofya konusunda ilk davayı 2005 yılında açtı. Bu davada da yine 1934 tarihli kararnamenin iptali ve yürürlüğünün durdurulması talep edildi ancak Danıştay 10’uncu Dairesi bu istemi reddetti.

2008 yılında yapılan bir başka girişim de yine aynı daire tarafından Ayasofya Camisi’nin müze olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmişti. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Daire’nin bu kararını onamıştı.

Dernek, 2016’da tekrar Danıştay’a dava açmıştı. Dernek ayrıca, bu dönemde Anayasa Mahkemesi’ne „din ve vicdan hürriyetinin ihlal edildiği“ gerekçesiyle bireysel başvuru da yaptı.

2018 yılında Anayasa Mahkemesi ise Ayasofya’nın namaz kılınması için ibadete açılması talebini reddederek, başvuruyu „incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik“ nedeniyle kabul edilemez bulmuştu. (BBC Türk)

Relevante Artikel

Back to top button
Close