Lech am Arlberg: 13.Avrupa Medya Zirvesi’nde neler konuşuldu?

“ Parçalanmış dünyada güç odakları. Radikal gelişmeler. Yeni Avrupa’da eski düşman resimler”

Birol Kılıç Analiz, Lech Am Arlberg 

13. Avrupa Medya Zirvesi bu yıl 28 -30 Kasım tarihleri arasında Avrupa’nın sınırında 1800 metre yükseklikte doğal güzellikleri korunmuş bakir bir yer olan İsviçre sınırında bulunan Avusturya’nın Voralberg Eyaleti’nin dünyaca ünlü  kayak bölgesi Lech am Arlberg  yazılacak ve yazılmacak ilginç anılar ile sona erdi.

Soldan sağa Hans Peter Siebenhaar Handelsblatt Gazetesi Avusturya ve Balkanlar temsilcisi, Susanne Glas ARD İsrail Tel Aviv Masası temsilcisi, Birol Kılıç Neue Welt Verlag Yayın Grubu CEO’su. Arkada Kai Dieckman(Eski Bild GYY´ni) ve Florian Klenk (Falter).

Avusturya, Almanya ve İsviçre’den yüz elliye yakın önemli medya temsilcisinin, Avrupa Birliği siyasetcilerinin katıldığı zirvede “ Parçalanmış dünyada güç odakları. Radikal gelişmeler. Yeni Avrupa’da eski düşman resimler” başlıklı çok değişik konular işlendi. Yapılan zirvede “Avrupa artık dünyanın merkezi olmaktan çıkmıştır.” düşüncesi birçok konuşmacı tarafından ifade edilişleri dikkat çekti.

Yönetiminde bulunduğum Avusturya’nın prestijli “Foreign Press Association in Vienna”  adlı Viyana’da akredite olmuş Uluslararası Medya temsilcilerinin üye olduğu Yabancı Gazeteciler Cemiyet’inin bundan 13 yıl önce başlattığı ve Lech am Arlberg Belediyesi ev sahipliğinde, Avusturya Dışişleri Bakanlığı himayesinde ve Swarovski, BMW ve benzeri önemli kuruluşların sponsorluğunda düzenlenen Avrupa Medya Zirvesi büyüyerek gelişmeye devam etmesi bizim gibi başlangıcından itibaren fikir ve desteğini eksik etmemiş emeği olanları fazlasıyla mutlu ediyor.

Zirvede bu yıl inandırıcılığı ve yalan dolanın bol olduğu Facebook, Twitter gibi Sosyal Medya dünyasında ‘gazeteciliğin geleceği ve gazeteciliği yaşatmak’ konusu değişik boyutlarda tartışıldı.

Uzmanlar, “Avrupa’nın küresel olarak değeri eskisi kadar var mı?” konusunu kadar değişik panellerde tartıştı. Bu sorunun cevabının arandığı değişik sempozyumlarda Avrupa’nın aslında Amerika, Rusya ve Çin’in değirmentaşları arasında ezildiği açıkça dile getirildi. Küresel konularda Avrupa’nın artık söz sahibi olmadığı sanki ortak görüş olarak savunuldu. Uzman gözlemciler, Avrupa’nın geleceği için pek de iyimser açıklamalarda bulunmadılar.

Eski SPÖ lideri Başbakan Kern,”Siyasetin %99 sahneleme, tertipleme ve tiyatro” 

Eski Başbakan ve yeni yatırımcı İş Adamı Christian Kern ise Handelsblatt Avusturya temsilcisi Hans Peter Siebenhaar ile panelde görüşürken SPÖ açısından hiçte güzel bir gelecek çizmedi. Kern,“ Bana göre en iyisi şu anda SPÖ ve Yeşiller ortak hareket etsin. SPÖ muhalefette kendini düzeltsin” dedi.

Avusturya’da SPÖ Partisi’nin başına SPÖ lideri Fayman’ı içten istifa ettirip yerine geçerek gelen Christina Kern kendisine bağlanan ümitleri yer ile bir etmiş bir siyasi lider olarak Avusturya tarihine bir prenses kadar kompleksli siyasetçi olarak girmiş bulunuyor. Kern,“ Siyasetin %90 tiyatro oynamak olduğunu sanıyordum. Yanılmışım. Yüzde %99 tiyatroymuş‘‘ demesi dikkat çekti. SPÖ Partisine genç yaşta üye olup basın sözcülüğü gibi önemli görevlerden sonra devlete ait Verbund ve ÖBB gibi önemli kuruluşların Yönetim ve CEP’lunu SPÖ torpiliyle yapan Christian Kern’in ne siyasetten ne de yöneticilikten anlamadığı ve hayatının tamamen güzel ifade ve giyimler ve metroseksüel bir erkek olarak şov olduğunu Avrupa Medya Zirvesine katılan herkes bir daha görmüş oldu. Tüm kariyerini SPÖ Partisi´nin iktidarda olması başta partide basın sözcülüğü ile başlayan yükselişine rağmen ÖBB CEO’su iken eski SPÖ lieri ve Başbakan Werner Faymann’a entrikalar ile partiden istifa ettirilmesi yerine geçen Christian Kern çok kötü bir yönetici olduğunu kendisine verilen medya ve parti desteğine rağmen adeta SPÖ partisini felç ederek kaçar gibi gitmesi gösterdi. Şu anda Rusya, Çin Devletine yakın kamu kurumlarının yönetimlere yakın kuruluşlara danışmanlık yapan Kern ayrıca eski Siemens yönetici hanımının kurduğu bir Start Up’a ortak olarak özellikle İsrail’i yeni girişimcilerin projelerini inceliyor ve ortaklar arıyor. Panel’de Türkiye konusunda Suriye’de olaylar nedeni yazdığı eleştirel yazısı nedeni 300 Türk asıllı Facebook arkadaşından sert eleştiri aldığını yanına gidip konuştuğumuzda dile getiren Kern ile konuştuklarımızı burada dile getirmek ayıp olur. Başka bir “SPÖ bu bohemist (BOBO, burjuvazi bohem yaşam) ne oldum delisi olmuş kişiler ile neden batıyor?” başlıklı analizinin konusunda devam ederiz.

Rus Gazeteci Rose’den Rusya ve Avrupa Birliği’ne sert eleştiri

Rus Gazetesi Anna Rose’nın sahnede konuşurken şu sözleri dikkat çekti,
Rusya Anayasasını açıp okuduğumuzda insan hakları, kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti gibi maddelerin olduğunu görürsünüz. Ama icraatında bunları göremezsiniz. Rusya Başkanı Vladimir Putin, Avrupa’nın bu aralar  demokratik sistemi ile sorunlarının olmasından çok memnun. Öbür taraftan Avrupa’nın Rusya’ya karşı Kırım işgali ve Ukrayna’da bölücüleri desteklemesi ve işgale karşı yaptırım ve önlem alması ama sonuçta bu yaptırımı tutarlı ve kararlı bir şekilde takip etmemesi büyük bir zayıflık ve acizlik olarak görülüyor. Bu uygulamalar Avrupa’nın ya da Batının prestij kaybına yol açmaktadır. Fransızların Macron tarafından Rusya’ya verilen yakınlaşma mesajları, Ruslar tarafından güçsüzlük olarak kabul edilmektedir. Özellikle Fransa’nın Almanya ile birlikte yarı resmi Normadi -Format’ı ile Rusya ile görüşerek Rusya ve Ukrayna ile aynı masada çözüm aramasının perspektifi veya geleceği Rusya savaş taraftarı işgalci olarak aynı masada kabul edilmesinden dolayı yoktur. Rusya burada saldırgan ve işgalcidir. Bu nedenle aynı masada oturamaz. Rusya Kırım’ı resmen işgal ederek ilhak etmiştir. Bu kabul edilerek aynı masada oturmak nasıl açıklanabilir, hangi barıştan bahsediliyor anlamakta zorlanıyorum.”

Süddeutsche İsrail temsilcisi Föderl-Schmid: “İsrail’de Avrupa Birliği oyuncu olarak ciddiye alınmıyor”

Avusturya´nın ciddi gazetelerinden Der Standard’ın eski Genel Yayın Yönetmeni ve şu anda Süddeutsche Zeitung’un İsrail’in temsilcisi Alexandra Föderl-Schmid ise yeni geldiği Tel Aviv’den Avrupa için çok güzel mesajlar getirmedi.  Föderl-Schmid şunları ifade etti :
Avrupa Birliği Yakın Doğu’da kendini adeta küçültüyor. Olaylar karşında gösterdiği kararsızlığı ve tutarsızlığı yüzünden İsrail’de oyuncu olarak ciddiye alınmıyor.

Çinli Gazeteci: ” Annem AB´nin nerede olduğunu bilmez” 

Hongkong Phoenix TV’sinden Qian Sun, Avrupa Birliğinin Çin için öneminden bahsederken özellikle ABD ile ticari savaşta önemli bir ticari ortak olduğunun altını çizdikten sonra söylediği şu sözleri dikkat çekti:        “Samimiyetle ifade etmem gerekirse Çinliler için Avrupa Birliği pek tanıdık değil. Benim anneannem mesela Avrupa Birliği’nin ne olduğunu bilmez. Çok uzak onlar için Avrupa Birliği. Zaten kendisine ulaşan Çin Devleti emrindeki Çin medyası onlara bu bilgileri vermez.”AB Çin Devleti için teknolojik firma ve Dış ticaret için önemli. Gerisi için AB güzel bir müze”

Kneissl: “Avrupa Birliği son toplantısında tam bir acizlik göstermiştir.”

Avrupa Birliği’nin zayıflığının kendi içinden geldiğini ifade eden Avusturya Dışişleri Bakanı Karin Kneissl, yapılan son üst düzey zirve toplantısında Avrupa Birliği’nin doğal parçası olan Arnavutluk ve Kuzey Makedonya’nın son yıllarda yaptıkları tüm reformlara ve isim değişiklerine rağmen Avrupa Birliği’ne tam üyelik görüşmeleri başlaması için yapılan oylamada Fransa, Hollanda ve Danimarka’nın veto koymasını şu sözlerle eleştirdi:  “Avrupa Birliği bu ülkeleri veto ederek tam bir acizlik göstermiştir. Avrupa Birliği artık eski haritalarda kendilerinin çizdiği gibi dünyanın merkezinde değildir. Bu iki ülkeye veto etmek bu ülkeleri başka güç odaklarının kucağına atmak ile eşdeğerdir.”

 

Kendisini dünyanın merkezi zanneden Kai Dieckman şovları

Eski Bild Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kai Dieckman, Alman toplumunu özelde Türklere ama genelde tüm yabancılara karşı yıllarca sıkılmadan kışkırtan, radikalleştiren üstbenci bir yaklaşımla kendisini dünyanın merkezi zanneden konuşma ve tuhaf vücut dili ile ortalıkta hoplayıp zıplasa da bazı önemli konuşmacılardan sahnede ve daha sonra yemek veya kahve molalarında çok şey öğrenmek mümkündü.

Dieckman, Lech am Berg’de, önemli siyasi ve CEO’ların Twitter ve Facebook hesaplarını kısa hikâyelerle onlar adına yöneterek manipüle eden yeni kurduğu Storymachine-Firmasını ( Hikâye Makinası) ortakları olan eski Stern Internet Şefi Philipp Jessen ve PR firma sahibi Michael Moronz ile ciddi basın mensuplarına ve temsilcilerine anlatırken sıkılmadan gazeteciliğin suiistimali olan kendi firmasının reklam lobisini yapması beni şaşırtmadı.

Dieckman´ın Stroymachine’sı: Hikaye Makinası mı yoksa Yalan Makinası mı ?

Stroymachine adlı firma ile ikisi sözde gazeteci ve PR’ci bu güne kadar Stern ve Bild gibi gazeteler üzerinden elde ettikleri ilişkileri bir PR’ci olarak para sahibi büyük patronların Twitter, Facebook vs. gibi Sosyal Medya üzerinden; kişilerin kendileri tarafından değil, onlar tarafından yönetilmesi demek.

Bir CEO ve önemli bir siyasetçinin kısa ve öz mesajını ne kadar özgün ve otantik diye beğenen veya paylaşanların çoğu bu mesajların Berlin’de merkezi olan ‘Storymachine’nin’  yani ‘Hikâye Makinesi’ adlı firmanın çoğu çok ucuza çalışan elli kişilik gazeteci ve PR’ci ekibinden geldiğini bilmiyor. Çünkü Storymachine’nin internet sayfasında ne müşterileri ne de kendileri hakkında bilgi var. Sadece iki mesaj var. “Bizim için çalışmak mı istiyorsunuz? Bizden hizmet mi bekliyorsunuz?”  İki şık. Başka olanak yok. Bu iki şık arasında birini seçip bastığınızda elektronik posta, anlatın derdinizi, der gibi sayfa açılıyor. Firma ile ilgili künye dışında başka bir bilgi yok.

Bu kadar megalomon sözde gazetecilerin özde PR’cilerin sayfaları da ancak böyle olur. Çünkü onlar gizli, saklı bir şekilde aslında açık toplum için saydamlık birinci görevi olan gazeteciliği ve ilişkilerini abartı, manipülasyon veya gölgeleme metotlarını bir PR şirketi içinde ete kemiğe büründürerek suiistimal ediyorlar. Müşterileri, kendi ünlerinden toplantı ve arka kapılardan geliyor. Yeni Avrupa Başkanı Ursula Gertrud von der Leyen’in yanılmıyorsam Twitter hesabıni bu üçlü grup yönetiyor. Bunun gibi birçok önemli siyasetçi ve önemli şirketlerin verdiği özgün olmayan ve daha çok kamuoyunu kandırma, yanıltma ve manipüle etme mesajlarına dikkat etmek gerek. Gazeteciliğin birinci temel görevi saydamlık ve arkada olan karanlıkta kalanları Chek -Rechek-Doublechek ile ortaya çıkarmaktır.

Eski sözde gazetecilerin kalkıp bu zirvede böyle çok kapalı bir kuyu olan sistemi ballı ballı anlatması ve çalışanlarının çoğunun eski gazeteciler olduğunu anlatması; bana, eski bir sözde papazın kalkıp kilisenin karşısında bir genel ev açıp Cemaatin namuslu kadınlarını ayartması filmini hatırlattı. Medya zirvesinde Storzmachine’nin CEO’su ve Kai Dickman’ın ortağı eski Stern Internet Şefi  Philipp Jessen bize ballandıra ballandıra teknik olarak çok detaylı yaptıkları işi anlattı. Müşterilerinin adını vermedi. Orada oturan ayda 2 ile 8 bin Euro aylık para kazanan ciddi araştırmacı gazetecilere, “ Bu işten kazandığımız parayı rüyamızda göremezdik,” dedi. Doğru kendisi şu anda aylık ortalama herhalde gerçek gazetecilerin kazandığın on belki de yirmi katını kazanıyor. Mesleği suiistimal ederek tabii. Hedefi, karşısında oturan gerçek gazetecileri borsada kâğıtları dönen büyük Holding kuruluşlarının CEO’larının ve siyasilerin daha fazla para, oy veya yanlışlarını ve yalanlarını örtmek. Volkswagen’in son gaz ile ilgili CEO’ları ile birlikte kamuoyunu aldatması ve diğer rezilliklerini düşünürseniz, ne demek istediğimi anlarsınız. Kulağıma “Kai Dieckman ve onun gibiler nüfus casusluğu ve gazetecilik mesleğinin suiistimali demektir.” diyen ünlü bir Alman gazeteci beni şaşırtmadı.

Kai Dieckman ve Doktorası çakma ve çalma olduğu istifa eden eski Alman
eski Savunma Bakanı Karl-Theodar zu Guttenberg adeta dalga gectiler

Kai Dieckman’ın doktorasını intihal ettiği yani başka birisinden veya yerlerden kopyala yapıştır yaptığı ortaya çıkıncı derhal CDU tarafından tekme tokat istifa ettirilen ve Amerika´ya kaçarak kamuoyunun tepkisinden kurtulan eski Alman Savunma Bakanı Karl-Theodar zu Guttenberg , “ Amerikan seçimlerinden bir yıl önce” başlıklı iki sohbeti bunların nasıl ve küstahça bir çete ruhu ile çalıştığını göstermesi açısından bana göre önemliydi. Kai Dieckman Almanya’da kimsenin ciddiye almadığı Karl-Theodar zu Guttenberg’i yere göre sığdırmayarak,” Amerikan Devletine ve Başkanına çok yakın bir kişi. Şu anda bir yatırım şirketi ile Amerika’da yaşıyor. Kendisinin ayrıca Avusturya vatandaşı olduğunu yeni öğrendim. “Şimdi Almanya’nın Afganistan siyasetini etkileyen bu büyük siyasetçinin Amerikan seçimleri hakkında görüşlerini sıcağı sıcağına alacağız” deyince millet gülmeye başladı. Anlattıkları CNN’de duyduğu veya Alman Süddeutsche Zeitung’un internet sitesinde okudukları dışında başka bir şey olmayan Karl-Theodar zu Guttenberg aslında bir yandan şunu gösterdi. Amerikan Atlantikçi olan bu iki kafadar artık Amerika’nın Trump ile birlikte dünyada ağırlığının kaldığını ama öbür taraftan bu ikisine göre bu “Bu manyak ama kurnaz başkan Amerikan halkının duymak istediklerini söylüyor ve ikinci seçimi kazanacak”.  Kai Dieckman ve Karl-Theodar zu Guttenberg konuşma bitince millet ile dalga geçer gibi sanki çok önemli bilgiler verdiklerini sanarak elleri ile karşılıklı çak yapması bu ikisinin aslında ne orada oturan gazetecilerin ne de kamuoyunun umurumda olmadığını gösteriyordu. Bu örnek bile şunu gösteriyor. Bunların hayatları kazandıkları milyonlarca Euro veya babadan kalma servetleri ile ve ünlü olmaları kendilerini elit diye pazarlayarak kamuoyunu manipüle etmek.

Karl-Theodar zu Guttenberg toplantıdan sonra yemeğini yiyip kaçması ve hiçbir gazeteci ile konuşmaması dikkat çekti. Çünkü biliyordu. Sahnede yaptıkları şarlatanlığı sahne dışında kimse müsaade etmeyecekti.

2010 yılında Türklere ve Müslümanlara karşı Sarazin’ini yanına alarak açtığı nefret kampanyası nedeniyle başında olduğum “Einspruch” adlı Almanca dergide bir karikatür yayınlamıştık. Kendisine basılı gazeteyi posta ile yollamıştım. On yıl önce yayınladığımız bu  karikatür gördüklerimden sonra bayağı hafif kalıyor. Yeni bir karikatür hazırlatacağım. Fikir hazır….

2020’de yapılacak olan Medya Zirvesi İsrail’de yapılacak

“Foreign Press Association in Vienna”nın eski başkanı ARD Viyana ve Güney Doğu Avrupa Bürosu müdürü Susanna Glass bu zirvenin başlamasında en önemli kişilerinden biridir desek abartmış olmayız. Susanne Glass son üç yıldır 20 kişiden oluşan ARD’nin İsrail ve Yakın Doğu Müdürü olarak yeni bir fikirle Lech am Arlberg’e katıldı.

Fikir ilginç.  Mart 2020 Avrupa Medya Zirvesi İsrail’in Başkenti Tel Aviv’de belediyelerin desteğiyle 200 kişiyi misafir edecek. Mart 2019’da Avusturya, Almanya ve İsviçre’nin önemli medya temsilcileri Tel Aviv’de buluşacak. Susanne Glass bu işi Tel Aviv’de organize edecek.

Ukrayna asıllı Berlin’de büyümüş ve bir Alman Musevi asıllıyla evlenip ilk önce Kudüs’e daha sonra Tel Aviv’e yerleşmiş sempatik, oldukça açıkgöz daha çok bizim teyzemizin kızlarına benzeyen hanımla tanıştırıldık. Bu hanımı dinlerken ve sorularıma verdiği cevaplardan İsrail’in niye bir teknoloji devleti olduğunu anlamanın zor olmadığını gördüm. Kahvaltıda bizim yediğimiz ekmeklerden yemeyen bu cana yakın hanım pide şeklinde ekmeğini İsrail’den yanında getirmişti. Bu ekmek “Koşermiş” yani “ Helal” “Öbür ekmekleri yemek yasak,” dedi. Cumartesi günü iki yüz kişiye Tel Aviv Medya Zirvesi tanıtılırken “ Gelin siz de konuşun” denince, gülerek Almanca, “ Kusura bakmayın bugün Cumartesi ve bizim için özellikle modern Ortodokslar için de ‘Şabat’  “elektronik alet kullanmak yasak,” dedi. Millet bu konuda pek bilgili olmadığı için hafif sessizlik ve alkış geldi. Burası Avusturya hem Hitler’in hem de İsrail’in kurucusu siyasi Siyonist Babası Theoder Herzl’in yetiştiği ülke. İstersen alkışlama. Burada İsrail’in Almanya ve Avusturya karşısında ahlaksal olarak soykırımdan kalan inanılmaz baskısı olmasa bu kadar tolerans gösterilmesi acaba olur muydu?  Gittikçe Araplaşan Türkiye veya Arap ülkelerine karşı eksi sempati varken yükselen İsrail sempatisini ciddiye almak gerek. Özellikle Türkiye. Özensiz bir diplomasi ve çok bilmişlikle bu AB ülkelerinin kendini beğenmiş medya temsilcilerini kazanmak imkânsız. Ama insani olarak kazanılabilir. Bu zor değil. Neyse!

 

Bu akıllı İsrail vatandaşı hanımın “ Keşke Türkiye ve İsrail dost iki ülke olsaydı.” “ Kavga etmeselerdi,” sözlerini ve daha fazlasını başka bir yazımda resimlerle paylaşacağım. Aslında sabah akşam kahvaltı, yemek ve kokteyllerde daha sarsıcı bilgilere ulaştık. Konuşulanlar anlatılanlar az değil. Ama hepsini yazmak olmaz. Bizde kalsın. Lech in Arlberg’de gerçekleşen basın zirvesinde düzenlenen bir panelde Macar gazeteci, Avusturyalı ve Alman meslektaşları ile basın özgürlüğünün önündeki tehditleri tartıştı. Gergely’nin tasvirleri, bu özgürlüklerin ne kadar kırılgan bir zeminde yer aldığını göstermesi açısından kaygı vericiydi. Standard gazetesi genel yayın yönetmeni vekili Nana Siebert, Avusturya’da da reklam bütçeleri ile basın politikaları güdüldüğünü söyledi.

Macar Gazetesi Martón Gergely’ın Macaristan Basın özgürlüğü hakkında neler dedi ?

Macar Gazeteci Martón Gergely gazetecilik hayatının en dramatik gününü, “Son ana kadar, bizde bu kadar ileri gidilebileceğini düşünmedim”  aktarması dikkat çekti.

Macaristan’da en önde gelen muhalif günlük gazetelerden biri olan Népszabadság’ın genel yayın yönetmen vekili olan Gergely’nin 8 Ekim 2016 Cumartesi sabahının erken saatleriydi telefonum çaldı diyerek bir anısını anlatmaya devam etti. Gergely, arkadaşından gelen telefonda kendisine “İşine son verilmediğini, lakin e-postalara giremediğini” söylediğini anlatıyor. Gazetenin redaksiyonunun o hafta sonu yeni bir yere taşınması söz konusuydu. Bu nedenle gazeteciler söz konusu e mail arızasının sunucunun taşınmasına bağladı. Nitekim Gergely de Cumartesi sabahı aniden e-postalarına girememeye başlamıştı. Ancak kısa süre sonra haberlerde, Népszabadság gazetesinin kapatıldığı haberleri yer aldı. Bir günden diğerine, hiçbir uyarı yapılmaksızın… “Tüm araştırmalarımız, iletişim bilgilerimiz ve e-postalarımız kaybolmuştu. Daha Cuma günü her şeyi tertemiz bir şekilde taşınmak üzere kutulara doldurmuştuk” şeklinde aktarıyor o gün olanları.

Avusturyalı banker yardım etti

Gazetenin kapatılması için resmi gerekçe olarak, gazetenin mali başarısızlığı gösterildi. Ancak Gergely, kapatılmanın arkasında siyasi nedenlerin yattığını ifade ederek şunları söyledi: “Hükümet Başkanı Viktor Orbán’ın çevresinde vuku bulan skandallar ve israf hakkında yapılan haberler, otokrat damara sahip popülist sağ cenahta pek memnuniyet yaratmıyordu. Bu planın yürütülmesinde hükümete, o dönem gazetenin sahibi olan Avusturyalı yatırımcı ve ismi tuhaf ilişkiler dikkat çeken bankeri Heinrich Pecina çantacı olarak yardım etti.

Pecina 2014 yılından itibaren Macaristan’da, aralarında Népszabadság’ın da bulunduğu basın kuruluşlarını, Orban’da yakın zengin oligarşiye satmak üzere satın almaya başladı. Bunlar da aldıkları basın yayın kuruluşlarını hükümete yakın Kesma Vakfına bağışlıyorlardı. Bu strateji ile Orbán, bugüne kadar yaklaşık 500 basın markasını Macaristan’da kontrolü altına almayı başardı. Bugün basın yayın kuruluşlarının %78’i hükümete yakın olarak sınıflandırılıyor. Bu vakfın kurulmasıyla, aslında bu tarz bir tekelleşmeyi yasaklayan Macar hukuku bypass edildi. Bir zamanlar Macaristan’da 18 bağımsız gazete mevcutken, bugün bunların tamamı, muhalifler tarafından “ölüm yıldızı” olarak da adlandırılan Kesma’nın çatısı altında.”

Muhalif gazetecilere karşı Trol-TV

Bütün bunlar yetmezmiş gibi, muhalif gazetecilerin itibarsızlaştırılması yönünde kullanılan tonun giderek sertleştiğini söyleyen Gergely, hükümet yanlısı Hír TV kanalında “Trol” adlı bir yayın bulunduğunu ve burada muhalif gazetecilik ve gazetecilerin gülünç ve aşağılık gösterildiğini anlattı. Gergely durumu, “Nefretle bezeli atmosferin, halen gazetecilere yönelik fiili saldırıya dönüşmemiş olması açıkçası beni de hayrete düşürüyor” diyerek özetledi.

Asıl kaygı verici olayın, Orbán hükümetinin on yıldan uzun süredir siyasi başarılar sağlamasına rağmen yine de bu denli agresif tutum içinde olması olduğunu öne süren Gergely, “Peki işler artık o kadar iyi gitmediğinde ve yarattığı bunca vasıta elindeyken nasıl tepki verecek?” sorusunu yöneltti. Gergely, bir günlük gazetenin bir günden diğerine kapatılmasını asla hayal edemediği gibi bugün de, hükümetin gazetecilere karşı etkin şekilde harekete geçeceğini düşünmediğini, düşünmek istemediğini kaydetti.

Gazeteciler nefret kampanyalarının hedefinde

Ancak Gergely’nin belirttiğine göre alametler kaygı verici. Örneğin şu sıralar iki gazeteci, yeni yapılan  ulusal stadyumun açılışında çalınan bir sağcı Rock şarkıyı eleştirdikleri için en sert eleştiri ve düşmanca tavırların hedefi oldu. Onlara karşı yürütülen kampanya o kadar ileri gitti ki, resimleri Budapeşte’de afişler halinde sokaklara asıldı. Bu afişlerde gazeteciler, üzerinde Yahudi yıldızı bulunan bir kollukla tasvir ediliyor ve yabancı devletler adına algı operasyonu yapmakla itham ediliyorlar. Gergely , “Nefret hiç olmadığı kadar şiddetli. Gergely, Macaristan’da kötü uyanışın aniden gerçekleştiğini, bu bakımdan gazeteci ve tüketicilerin daima uyanık kalması ve basın özgürlüğüne karşı her türlü kısıtlamayla mücadele edilmeli.” dedi.

Avusturya’nın reklam bütçeleri ile yürüttüğü basın politikası

Nana Siebert Avusturya’da devlet ve şehir hükümetlerinin bulvar ve diğer gazetelere ilan politikasını eleştirerek , “ En büyük sorun burada milletin vergileri ile gazeteler arasında ayrımcılık yapılmasıdır. Ciddi ve kaliteli gazetecilik yapıldığında muhabirleri düzgün ödemek gerekiyor ki okuyuculara doğru ve dürüst habercilik yapabilsinler. Şu anda en büyük sorun bu gazetelerin eşit şartlarda finansmanı” dedi. Standard gazetesi genel yayın yönetmeni vekili Nana Siebert, Avusturya’da da reklam bütçeleri ile basın politikaları güdüldüğünü söyledikten şunları ifade etti:  “Rakamlar bu iddiayı etkileyici bir şekilde destekliyor. Alman Hükümeti 2018 yılında basın organlarındaki reklamlar için toplam 12,3 milyon Euro harcarken Avusturya’da bu rakam yaklaşık 24 milyon Euro idi. Bununla birlikte ÖVP-FPÖ koalisyonu, Kickl’ın muhalif basın organlarına bilgi aktarımının kısıtlanmasına yönelik talimatıyla, havanın ne çabuk değişebileceğini somut bir şekilde gösterdi. Ayrıca Sebastian Kurz yönetimindeki ÖVP’nin, muhalif gazetecileri dışlamayı ve önemli bilgileri öncelikle ÖVP lehine yayın yapan basın organlarına verilmesini hedefleyen mesaj kontrolü uygulaması bir ilk uyarı sinyaliydi.”

Geniş bilgi:

https://mediengipfel.at/de/themen/index.php

Program

https://mediengipfel.at/de/themen/programm/

 

Relevante Artikel

Back to top button
Close